BALIK YETİŞTİRİCİLİĞİ

 

BALIKLARIN GENEL MORFOLOJİK VE ANATOMİK ÖZELLİKLERİ

çenesiz balıklar (Myxinimorphi ve Petromyzontomorpha üstsınıfları); 970 türü kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes); geri kalan türler ise kemikli balıklardır (Actinopterygii).

  1. Balıklarda yüzmeyi en iyi sağlayan, ideal vücut şekli fuziform (füze veya torpil şeklinde olan)’dur. Bu şekle sahip olan balıklara örnek olarak kemikli balıklardan sardalya, uskumru ve ton-orkinos; kı­kırdaklı balıklardan birçok köpek balığı türü veri­lebilir.

  2. Çeşitli derecelerde olmak üzere, lateral yassılaş­ma daha çok kıyıya yakın kayalık, otluk zeminler­de sakin bir hayat süren balıklarda görülen vücut biçimidir. Ancak bu balıklar da düşmanlarından kaçacak veya avına saldıracak kadar ani hızlanma sağlayabilir. Bu vücut tipi birçok kıyısal türde gö­rülür: karagöz, mercan ve dil balığı gibi.

  3. Günümüzde yaşayan balıklarda 4 tip pul bulunur: Plakoit, Kosmoit, Ganoit ve Elasmoit.

  4. Balıklarda renkler birinci derecede pigmentler­ce oluşturulur. Fakat zemin rengi ve genel görünüş alttaki dokulara hatta vücut sıvılarına bağlı olarak değişir. Deride bulunan pigment hücreleri balık­ların çeşitli renklerde olmalarını, böylece ortama uyumlarını sağlar. Pigmentler genellikle kromatofor adı verilen renk hücresi içinde bulunur. Su kolonu içinde (pelajik) yaşayan balıklarda renk daima sırt­ta mavimsi-yeşil, karında ise beyaz veya gümüşidir. Buna karşın dip balıklarında sırt taraf kahverengi tonları, siyah ya da kum renginde, karın ise sırttan daha açık tondadır. Mercan resiflerinde yaşayanlar­da ise renk parlak, göz alıcı ve çeşitli tonlardadır. Derin deniz balıklarında ise renk siyah ya da mor olur. Orta derinliklerde yaşayan balıklarda kırmızı veya tonlarıdır.

  5. Hava kesesi: Balıkların su içerisinde aşağı yukarı yöndeki hareketlerini ayarlamada ve denge sağlamalarında rol oynayan önemli bir organdır.

  6. Beynin alt bölümünde bulunan ve yumurtlamayı da kontrol eden cinsiyet hormonlarının salgılanmasını düzenleyen bir bezdir. Yetiştiricilik koşullarında balıklardan yumurta alımını kolaylaştırmak için çok uzun yıllardır doğal hormon olarak kullanılmaktadır. HİPOFİZ

Balıklarda çene oluşumu nasıldır?

  1. Çenelerin oluşumu balıkların evriminde çok önemli bir basamaktır. Çenelerin oluşması ile balıklar aktif avcılar durumuna geçmişler ve çok çeşitli besinlerle beslenme şansını elde etmişlerdir. Ağzı oluşturan çenelerin ileriye doğru uzaması sonucu bazı modifikasyonlar meydana gelmiştir. Örneğin her iki çene de uzamış, gaga şeklini almış olabilir; zarganada olduğu gibi.Bazı türlerde ise üst çene uzayıp alt çene kısa kalmıştır. Örn., kılıç balığı gibi. Bazı balıklarda ise alt çene uzayıp üst çene kısa kalmıştır. Örn., çomak balığı gibi. Bazı gruplarda ise çeneler ileriye doğru uzatılabilir. Bu çene tipine protraktil çene tipi denir. Örneğin; İzmarit balığı gibi. Bazı gruplarda ise balıkların çeneleri değil de çenelerin gerisinde yer alan hyomandibular kemik fazla uzamıştır. Böyle durumlarda ağız bölgesi bir hortum şeklini almıştır (pipet ağız). Örn., deniziğnesi ve denizatı gibi.


Balıklarda gözler nasıldır?

  1. Gözler, genellikle başın her iki yanında ve göz çukurları içinde bulunur. Balıkların çoğunda göz kapağı yoktur fakat köpek balıklarının birçoğunda göz kapağı bulunur. Carcharhinidae ailesi üyelerinde ayrıca alt göz kapağının altında ya da gözün iç kenarında açılıp kapanabilen membrana niktikans denilen bir zar daha vardır. Bir de kimi kemikli balıklarda, örneğin has kefal, gözlerin üzerini örten deri, merkezdeki küçük bir kısmı dışında, kalınlaşmış ve sarımsı bir renk almıştır fakat saydamdır. Bu oluşuma, adipöz (yağlı) göz kapağı denir. Gözler, kolayca görmeye elverişli olacak şekilde, su kolonunda yaşayan türlerde genellikle başın her iki yanında; dip balıklarında ise çoğunlukla başın üst kısmında bulunur.

Balıklarda solungaç açıklıkları nasıldır?

  1. Kemikli balıklarda solungaçlar, başın her iki tarafında, birer operkulum (solungaç kapağı) ile örtülü olarak tek bir boşlukta bulunur. Bu boşluk, her iki yanda birer açıklık (solungaç açıklığı) ile dışarı açılır. Bu açıklıklar, tipik olarak göğüs yüzgeci kaidesinin önünde bulunurlarsa da kimi türlerde örneğin fener balığında olduğu gibi, gerisinde de bulunabilir. Vücudun her iki yanında bulunan solungaçlar çenesiz balıklarda yan yana açılan (5-16 çift) delikler şeklinde iken, kıkırdaklı balıklarda ayrı ayrı (5-7 adet) yarıklar şeklindedir.


Balıklarda deri duyu organları nelerdir?

  1. Balıklarda dıştan görülebilen deri duyu organları başlıca yanal çizgi (ya da yan çizgi) sistemine aittir. Yanal çizgi sistemi vücudun her iki yanında, genellikle başın arkasından kuyruk yüzgeç kaidesine kadar uzanan ve baş bölgesinde de birtakım kollara ayrılan bir sistemdir. Bazı balıklarda yapı bakımından yanal çizgi sistemine benzeyen ancak işlevleri farklı olan duyu organları da mevcuttur. Örn., köpek balıklarındaki Lorenzini ampulleri (elektroreseptör olarak görev yapar) ve vatozlardaki Savi vezikülleri gibi yapılar böyledir.

  2. Adipöz Yüzgeci (Yağ Yüzgeci) nedir ?Salmonidae (Alabalıkgiller) familyası üyelerinde ışınsız, etsi küçük bir yüzgeç vardır. Buna Adipöz Yüzgeç (Yağ Yüzgeci) denir.

  3. Pinnul yüzgeç çiği nedir?Cevap: Scombridae (Uskumrugiller) familyasında gerek dorsal, gerekse anal yüzgecin gerisinde sayıları türlere göre değişen ve tek bir ışının çatallaşmasından oluşan küçük yüzgeççikler bulunur. Bunlara Pinnül yüzgeçÇiği adı verilir.

  4. Balıklarda derinin görevleri nelerdir?Cevap: Balıkların vücudu oldukça dayanıklı bir deri ile kaplıdır. Diğer omurgalılarda olduğu gibi deri balıkları dış etkenlere karşı koruyan bir örtü görevini üstlenmiştir. Ayrıca derinin solunum, boş altım ozmoregülasyonda (su-tuz dengesinin ayarlanması) da işlevleri vardır. Deride bulunan mukus bezleri balığın karakteristik kokusunu ve kayganlığını verir. Deride bulunan reseptörler balığı olumsuz etkenlerden korur. Bu da ortama uyumunu sağlar. Bazı türlerde bulunan zehir bezleri ya da parlama organları balıklara saldırma, besin sağlama ya da eşlerin birbirini bulmasında yardımcı olur.

  5. Balıklarda yüzgeçler nasıldır?Cevap: Yüzgeçler gövdenin en karakteristik kısımlarını oluşturur. Tek ve çift yüzgeçler olmak üzere 2 çeşittir. Tek yüzgeçler vücudun orta çizgisinin üst kısmında yer alan dorsal yüzgeç ya da sırt yüzgeci, vücudun son ucunda yer alan kaudal yüzgeç ya da kuyruk yüzgeci ve ventralde anüsün arkasında yer alan anal yüzgeç ya da anüs yüzgeci olarak adlandırılırlar. Literatürde bu yüzgeçler Dorsal (D), Kaudal (C) ve Anal (A) ile sembolize edilir. Dorsal ve anal yüzgeçler sayı bakımından bazen birden fazla olabilir. Böyle durumlarda baştan itibaren sırasıyla D1, D2, D3 ya da A1, A2 şeklinde ifade edilirler. Çift yüzgeçler Tetrapoda’nın (dört ayaklılar) ön ekstre‐ mitelerine karşılık gelen Pektoral Yüzgeç ya da göğüs yüzgecidir. Diğeri ise arka ekstremitelere karşılık gelen Pelvik Yüzgeç ya da Karın Yüzgecidir. Pektoral ve Pelvik yüzgecin karışmaması için pektoral yüzgeç P, pelvik yüzgeç ise V ile ifade edilir.

Balıklarda Beslenme, Solunum Ozmoregülasyon, Davranış ve Göç Biyolojisi

  1. Balıklarda sindirim sistemi nasıldır? Cevap: Balıklarda da sindirim sistemi bir sindirim borusu ile sindirim ve metabolizmada etkili olan ek bezler, yani karaciğer ve

  2. pankreastan oluşur. Balıkların sindirim borusu 4 alt bölümde incelenebilir: 1) Baş bağırsak (Buca faringial), 2) Ön bağırsak (Özafagus+Mide), 3) Orta bağırsak (İnce bağırsak) ve 4) Son bağırsak (Rektum).

Balıkların Genel Morfolojik ve Anatomik Özellikleri

  1. Balıklarda hareket ve işlevsel uyum nasıldır? Cevap: Yüzme, balıkların hayatının başlıca kısmını oluşturmaktadır. Balıklar beslenmek, avcılarından kaçmak ve eş bulmak için yüzer. Kıkırdaklı balıkların çoğu ise bunların dışında, solunumu gerçekleştirebilmek amacıyla suyu solungaçlarına itmek için yüzmek zorundadır. Balığın vücut şekli ve hareketini etkileyen en önemli faktör suyun yoğunluğu ve vizkozitesidir. Balığın itici mekanizması onun gövde ve kuyruk kaslarıdır. Vücut kasları, başın arkasından kuyruk yüzgecine kadar segmentleşmiş olarak bulunur. Bu kas segmentlerinin her birine miyomer, miyomerleri birbirinden ayıran bağ dokusundan yapılmış zarlara ise miyoseptum adı verilir. Miyomerler ergin balıklarda yan dönmüş “W” harfi görünümündedir. Bu durum baştan kuyruğa doğru gittikçe keskinleşir. Balıklarda yüzmeyi sağlayan vücut hareketleri, ilk olarak başın gerisinde, vücudun bir tarafındaki birkaç miyomerin kasılması sonucu, vücudun o yana doğru bükülmesiyle başlar. Daha sonra vücudun diğer yanındaki, onlardan sonra gelen bir seri miyomer kasılarak vücudun o kısmını, o yana doğru büker. Böylece, vücudun her iki yanındaki bir seri miyomerin birbiri ardından ardışık olarak kasılması ve gevşemesiyle bükülme, bir dalga hâlinde kuyruk ucuna doğru ilerler. Birinci dalga arkaya geçer geçmez, aksi yönde bir ikincisi onu izler ve böylece devam eder. Kaslar bir balığın vücut ağırlığının büyük bir kısmını oluşturur. Örneğin ton balıkları ve diğer aktif yüzücülerde vücuttaki kas oranı %75’e kadar çıkabilir.

Balıklarda Beslenme, Solunum Ozmoregülasyon, Davranış ve Göç Biyolojisi

  1. Balıklarda besin, besin çeşitleri ve beslenme alışkanlıkları nasıldır? Cevap: Balıklar besin olarak ortamda bulunan çeşitli kaynaklardan faydalanır. Tükettikleri besinler açısından balıklar 3 ana grupta toplanır. Yalnız hayvansal besinlerle beslenenlere karnivor (etçil), yalnız bitkisel besinlerle beslenenlere herbivor (otçul), hem hayvansal hem de bitkisel besin tüketenlere de omnivor adı verilir. Deniz ortamındaki balıkların oldukça az bir bölümü mutlak karnivor veya herbivordur. Belli bir tür, beslenme alışkanlığını ortama göre değiştirebilir, genellikle ortamda o sıralar hangi besin yaygınsa o tüketilir. Balıklar, besinlerinin çeşitliliğine göre de üçe ayrılır. Çok çeşitli besinlerle beslenenlere öyrifag; belli tip besinlerle beslenenlere stenofag; tek bir çeşit besinle beslenenlere de monofag denir. Balıkların çoğu öyrifagdır

  2. Balıkların besin alış biçimleri nasıldır? Cevap: Balıkların besin alış biçimleri çeşitlilik gösterir. Bununla birlikte temel olarak predatörler (yırtıcılar, avcılar), otlayıcılar, süzücüler, emiciler ve parazitler şeklinde sınıflandırılabilirler. Predatör (Yırtıcı, Avcı) balıklar gözle görülebilecek büyüklükteki hayvanlarla beslenir. Bu grupta yer alan balıkların büyük çoğunluğunda dişler kavrayıcı ve tutucu bir yapıya sahiptir. Çene kemikleri (mandibula) çok iyi gelişmiş olan bu balıkların, midelerinde kuvvetli asit salgısı mevcuttur. Bağırsakları ot yiyerek beslenen herbivor balıklara göre oldukça kısadır. Yırtıcı balıklar yaşadıkları ortamda aktif olarak avlanır. Bunların besinlerini arayıp bulmalarında, görme,işitme, koku alma, tat alma, dokunma, yanal çizgi ve elektro duyu organlarının önemli rolü vardır. Örneğin lüfer (Pomatomus saltatrix),ton balıkları, orkinos ve uskumrular (Scombridae) ve köpek balıkları (Elasmobranchii) gibi.

  3. Otlayıcı balıkların özellikleri nelerdir? Cevap: Otlayıcı balıklar besinlerini lokmalar hâlinde, organizmaları kimi kez tek tek, kimi kez de küçük gruplar hâlinde, tıpkı koyun,inek vb.nin çayırda otlayışına benzer biçimde ağızlarına alır. Bunlara, otlayıcılar denmesinin nedeni de budur. Sürüler halinde dolaşan sokar balıkları (Siganidae), algleri otlayarak tüketen türlere Iskarmoz balıkları (Scaridae) mercan kayalıklarından kopardıkları polip veya algler ile beslenen türlere örnektir.

  4. Süzücü balıkların özellikleri nelerdir? Cevap: Süzücü balıklar besinlerini süzerek alırlar; bu gruptaki türlerin büyük bölümü plankton türü organizmalarla beslenir. Gıdalarını süzerek beslenen balıklarda görülen başlıca ortak uyarlanma, çok sayıda, birbirine yakın olarak dizilmiş, ince ve uzun solungaç dikenlerinin bulunuşudur. Sardalya balıkları (Clupeidae), Cetorhinus maximus (büyük camgöz) ve Rhincodon typus (balina köpek balığı) gibi.

  5. Emici balıkların özellikleri nelerdir?

Cevap: Genellikle kumlu ve çamurlu diplerde yaşayan türlerde, besinlerini emerek alma davranışına rastlanır. Emici balıkların bir bölümü, örneğin mırmır balığı (Sparidae), besinleri içinde bulundukları çamurla birlikte yutar, kimileriyse besinlerini yutmadan önce yabancı maddelerden ayırır. Gıdalarını emerek beslenen balıklara örnek olarak mersin balıkları (Acipenseridae) ve sazan balıkları (Cyprinidae) verilebilir.

  1. Parazit balıkların özellikleri nelerdir?

Cevap: Parazit beslenme diğer hayvanlarda olduğu gibi, balıklar arasında da az rastlanan bir beslenme biçimidir. Bu grupta yer alan balıklara en güzel örnek parazit olarak yaşayan Myxini (Kaygan yuvarlak ağızlılar) ve Petromyzontida (Dokuz gözlüler) grubu gösterilebilir. Örneğin Petromyzon marinus, genellikle bir balık olan konağı üzerinde bir delik açarak onun kanıyla beslenir. Bunların vantuzlu olan ağız ve dudakları, hem konakçıya tutunmak hem de emmek için gelişmiştir

  1. Balıklarda besin ile uyarlanmalar nelerdir?

  2. Cevap: Balıkların besinlerinde ve besin alış biçimlerinde görülen çeşitlilik, evrim sırasında sindirim sistemiyle ilgili çeşitli organlarda çeşitli biçimde uyarlanmalara neden olmuştur. Balıklarda besin ve besin alış biçimiyle ilgili uyarlanmaların en göze çarpanı dişlerde gözlenir. Besin alımında ve sindirimde rolü olan dişler bulundukları yerlere göre 3 gruptur. Bunlar; çene, ağız ve farinks (yutak) dişleridir. Balıklarda çene dişleri biçimlerine göre insisör, molar, kanin, kardiform ve villiform olmak üzere başlıca 5 tiptir. Kesici(İnsisör) dişlerin uçları kesme işlemi için düzgün şekillidir. Mercan balıklarının (Sparidae) ön dişleri genelde bu kesici dişlerdir. Azı (Molar) dişlerin kesme uçları küt olup öğütme işleminde görev alır. İnsanlardaki azı dişlerine benzeyen molar dişler, özellikle besinini ezen ve öğüten balık türlerinde yaygındır. Örneğin mercan balıklarında (Sparidae) çenelerde 1 -3 sıra molar diş yer alır. Köpek (Kanin) dişleri parçalamaya yardımcı olur. Uçları sivri ve içe doğru hafifçe kıvrık olan köpek dişler, canlı ve hareketli avları etkin şekilde yakalamaya yardımcı olur. Dolayısıyla köpek dişi adı verilen dişlere predatör balıklarda sıkça rastlanır. Köpek balığı ya da sinarit gibi türlerde çoğunlukla kanin dişler bulunur. Balıkların çenelerinde bu 3 ana diş dışında çoğunlukla çok sıra üzerine dizilmiş, testereye benzer dişler de bulunur. Kısa ve uzun bu dişlere “kadife dişler” denir ve iki tiptir. Kısa olanlara kardiform, uzun olanlara villiform adı verilir. Kardiform dişler levrek balıkları (Moronidae) ve kılıç balıkları (Xiphiidae) gibi türlerde görülmektedir. Villiform dişler, küçük, iğne şeklinde dişler olup bunlara uzun vücutlu, yüzeye yakın yaşayan predatörlerde (zargana balıkları gibi) rastlanabildiği gibi bentik predatörlerde de (zurna balıkları gibi) rastlanır. Ağız dişleri ağzın tavanını oluşturan kemikler üzerinde ve bazen de dil üzerinde yer alır. Bu kemikler vomer ve palatin kemikleridir. Vomer kemiği üzerinde yer alan dişlere vomer dişler adı verilir. Palatin kemik üzerindeyse kardiform ve villiform dişler bulunabilir. Farinks (yutak) dişleri daha çok tatlı su balıklarında görülür. Yutağa aittir. Farinks dişleri balığın beslenmesine bağlı olarak değişik tipte olabilir. Eğer balık karnivorsa sivri, omnivorsa genellikle sivri-düz arası, herbivor ise düz olup öğütücü tiptedir.

  3. Balıklarda solunum sistemi nasıldır?

  4. Cevap: Balıklarda çözünmüş oksijenin sudan alınması ve karbondioksitin dışarı atılması, yani gaz değişimi (solunum) başlıca solungaçlarda olur. Ancak birçok türde deri de solunumda rol oynar. Kimi kemikli balıklarda havayla kan arasında doğrudan gaz değişimi yapabilen; solungaçlar, ağız boşluğu, bağırsak veya gaz kesesinin değişikliğe uğraması sonucu oluşmuş hava solunum organları gelişmiştir. Solungaçlar, yutak bölgesinde, her iki yanda (vatozlarda ventralde), içten dışa doğru uzanan bir seri cep ya da yarık biçiminde bulunur.

  5. Solungaç solunumu nedir?

  6. Cevap: Gaz değişiminin yapılabilmesi için, suyun solungaçlara tek yönlü pompalanması olayına solungaç solunumu denir. Kıkırdaklı ve kemikli balıklarda solungaç solunum döngüsü birbirine benzer. Her ne kadar solungaçlara su, spirakulumlu türlerde spirakulumdan da girerse de genellikle ağız yoluyla girer ve solungaç açıklıklarından çıkar. Solungaca gönderilen suyun akış yönü kan akışının tam tersidir (ters akıntı). Bu şekilde sudan alınabilecek maksimum oranda oksijen alınabilir.

  7. Balıklarda ozmoregülasyon nasıldır?

  8. Cevap: Ozmoregülasyon, organizma içerisindeki belirli, uygun bir tuz- su dengesinin korunmasını sağlayan biyolojik bir olaydır. Canlı hücrelerin, iyonlar dâhil olmak üzere, kimi maddeleri suda çözünmüş olarak ve belli yoğunluklarda içeren bir ortama gereksinimleri vardır. Balıkların hücrelerinin gereksinimleri olan iç ortamları, yani vücut sıvıları, çözünmüş tuzlar ve organik bileşikler içerir. Bu maddelerin miktarları, vücut sıvılarının ozmotik yoğunluğunu belirler. Ozmotik yoğunluk, mili-ozmol/kilogram, kısaca mOsm/kg olaraK ifade edilir. Su kaybı veya fazla su alımı, vücut iyon konsantrasyonlarının değişmesi gibi normal durumdan olan sapmalar fizyolojik açıdan tehlikeli durumlara yol açabilir. Böbrekler, metabolizma artıklarının bir kısmıyla fazla suyun dışarı atılmasında rol oynamasının yanı sıra, kimi madensel tuzların dışarı atılmasını ya da vücutta tutulmasını da sağlar. Öte yandan birinci derecede solunum organı olarak işlev yapan solungaçların da metabolizma sonucu oluşan azotlu atıkların büyük bir kısmının dışarı atılmasıyla kimi iyonların dışarı atılması ya da ortamdan alınmasında önemli rolleri vardır. Ayrıca diğer omurgalılarda olduğu gibi, balıklarda da bağırsak ve deri de ozmoregülasyonda rol oynar.

  9. Stenohalin balık nedir?

  10. Cevap: Çevredeki tuzluluk değişimlerine uyum sağlayamayan yani dar bir tuzluluk değişimini tolere edebilen balıklara stenohalin balıklar denir.

  11. Öyrihalin balık nedir?

  12. Cevap: Geniş bir tuzluluk dağılımına ozmoregülasyon ile uyum sağlayabilen balıklara öyrihalin balıklar denir.

  13. Balıklarda sürü oluşturma nasıl olur?

  14. Cevap: Balıkların çoğu sürü olarak adlandırılan gözle görülür gruplar oluşturmaktadır. Hamsi, sardalya, kefal ve bazı uskumru türleri gibi bazı balıklar hayatları boyunca sürü oluşturmaktadır. Diğerleri ise özellikle jüvenil dönemde veya beslenme süresince sürü oluşturan yarı zamanlı sürü oluşturan türlerdir. Peki balıklar neden sürü oluşturmaktadırlar? Açıklamalardan biri, sürü oluşturmanın predasyona karşı bir koruma sağladığıdır. Ayrıca sürü oluşturmanın yüzme verimliliğini artırdığı söylenmektedir. Bu şekilde sürünün önündeki balıkların girdaplar oluşturarak suyun sürtünmesini azaltmakta ve arkadakiler daha az sürtünme kuvveti ile karşılaşmaktadır. Bazı balıklarda sürü oluşturma beslenme ve çiftleşmede avantaj sağlamaktadır. Sonuçta balıkların sürü oluşturmasında belli bir tek neden yoktur ve nedenler muhtemelen türden türe değişmektedir. Genelde göç eden balıkların sürüler oluşturduğu bilinmektedir. Tarih öncesi çağlardan beri insanlar akarsu akıntısına ters göç eden, belli balık türlerinin (anadrom ve katadrom türler) kolayca yakalandığını görerek onları yakalamışlardır. Bazı büyük, pelajik ve ticari değeri yüksek deniz balığı türleri (ton balığı, orkinos, palamut vb.) denizlerdeki sıcaklık değişimlerini takip ederek göç etmektedir. Yılların getirdiği birikim ile balıkçılar bu tip balıkların göç zaman ve yolunu bilmekte ve o zamanlarda avcılık yapmaktadırlar. Bu şekilde oseanodrom göç yapan büyük pelajik türler balıkçılık açısından oldukça değerlidir. Benzer şekilde mevsimsel göç yapan türler de balıkçılık için önemlidir. Karadeniz hamsisi kuzey-güney yönünde kışlama, beslenme ve üreme göçü yapar. Hamsi Tuna Nehri’nin ağzında üremekte ve orada beslenip büyümektedir. Ancak kışın sular soğuyunca daha sıcak olan güneye yani bizim sularımıza sürüler hâlinde göç etmekte ve batıdan doğuya doğru av vere vere göçünü sürdürmekte, oradan da kuzeye yönelerek tekrar Tuna Nehri ağzına dönmektedir. Özellikle levrek, kefal gibi türlerin beslenme amacıyla dalyanlara ve acı sulara girmesi (ilkbahar ve yaz ayları) ve üremek için tekrar denize çıkmaları (sonbahar ve kış ayları) davranışı dalyan balıkçılığı için oldukça önemlidir.

  15. Balıklarda potamodrom göç nedir?

  16. Cevap: Yalnızca tatlı sular içinde yapılan göçlere potamodrom (ya da limnodrom) göç adı verilir.

  17. Balıklarda oseanodrom göç nedir?

  18. Cevap: Yalnızca deniz içinde gerçekleştirilen göçlere oseanodrom (ton balığı, palamut gibi) göç adı verilir.

  19. Balıklarda diyadrom göç nedir?

  20. Cevap: Tatlı su ile deniz arasında gerçekleştiirlen göçlere diyadrom göçler denir.

  21. Yaşamlarının çoğunu tatlı sularda geçirip üremek için denizlere göç edenlere katadrom denmektedir.


Balıklarda Yaşam Evreleri, Büyüme ve Üreme Biyolojisi

  1. Balıklarda üreme biyolojisi nasıldır?

  2. Cevap: Balıklarda üreme oldukça karmaşık bir yaşamsal faaliyettir. Türlerin devamlılığı bireylerin genlerini bir sonraki nesle aktarma yeteneği ile belirlenmektedir. Genlerini iletilebilmek için bireyler türdeşleri ile çiftleşmek zorundadırlar. Ancak, çoğu türün yetişkinleri yalnız yaşamayı tercih etmekte ve bu da türlerin eş bulmasında bir problem oluşturmaktadır. Bunu aşmak için, üreme dönemi boyunca balığın bireysel alışkanlıklarından vazgeçerek potansiyel çiftleşme eşini aramaya başladığı görülür. Sadece eş bulmak da yetmeyebilir; çiftleşme isteğinde olan bir birey uygun üreme habitatını bulmak ve hatta onu bir yuvaya çevirmek zorunda kalabilir. Erkek ve dişiler aktivitelerini eş zamanlı olarak gerçekleştirmelidir. Bunun yanında, hibridizasyonu (melezleşme) engelleyici taktikler (tür-izolasyon mekanizmaları) uygulanmak zorundadır. Üreme açısından aktif bireylerin bir araya gelmesi ile yumurtlama alanları ve eşler için bir rekabet doğarken bölge savunması ve eş seçme davranışları da ortaya çıkmaktadır. Kur yapma ve yumurtlama eşlerin dikkatini sadece bu olaylara topladığından onları predatörlerine karşı hassas bir duruma getirebilir. Yumurtlamayı ve döllenmeyi takiben birçok tür değişik derecelerde ailesel ilgi gösterir. Tüm bu aktiviteler ve özellikler balıkların üreme sistemindeki çeşitliliği oluşturmaktadır. Bir balık, bir su kaynağında veya bulunduğu ortamda büyüyüp gelişebilmesine karşın, eğer üreme özelliğine sahip değilse o ortama adapte olmuş sayılmamaktadır. Bu nedenle balıklarda üreme, evrimsel süreç içinde, türün devamlılığını sağlayabilecek, geliştirilmiş olan strateji ve taktikler bütünüdür. Bu bütünlük içerisinde; eşeysel olgunluk yaşı, üreme yeri seçimi, üreme zamanı, üretilen gamet miktarı ve üreme şekli gibi pek çok çevresel adaptasyon vardır. Balıklarda üreme, su ortamında yaşayan hayvanlara özel birçok karaktere sahiptir. Tüm hayvanlar gibi balıklar da üremek için programlanmışlardır. Bununla birlikte, herhangi bir türün üreme başarısı, ekolojik koşullara bağlı olarak genetik kapasiteleri tarafından belirlenmektedir. Diğer bir deyişle, her tür, yaşadığı bölgeye bağlı olarak genetik yapıları tarafından tespit edilen kendine özgü üreme stratejisine sahiptir. Bu nedenlerden dolayı, balıkçılık yönetiminin gerçekleştirilmesi ve aynı zamanda balık yetiştiriciliği açısından türlerin üreme biyolojilerinin belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

  3. Balıklarda yaşam evreleri nelerdir?

  4. Cevap: Balıklarda büyüme ve gelişme, geniş anlamda dölden döle süregelen sonsuz bir olaydır. Bir birey içinse normal olarak yumurtanın döllenmesiyle başlar ve ölümle son bulur. Bu ikisi arasında geçen süre, yani yaşam, balıklarda genellikle yumurta, larva, jüvenil (gençlik), yetişkinlik (ergenlik) ve yaşlılık (ihtiyarlık) olmak üzere, başlıca 5 evreye ayrılmaktadır. Çoğu balık tarafından paylaşılan iki genel özellik onları diğer omurgalılardan ayırmakta ve onların birçok ilginç uyarlamalarının temelini oluşturmaktadır. Bu iki özellik sürekli büyüme ve larval evredir.

  5. Balıklarda üreme stratejileri nelerdir?

  6. Cevap: Balıklarda türlere göre çeşitli üreme stratejileri görülür. Bazı türler çok sayıda yumurta bırakarak hayatta kalma şansı az olan yumurtalarının hayatta kalma şansını artırmaya yönelik bir üreme stratejisi güder. Bu olayın tersine hayatta kalma şansı fazla olan türlerin yumurta sayısı az olur. Balıklar üreme stratejilerine göre genel olarak ovipar, ovovivipar ve vivipar olmak üzere 3 grupta incelenir. Bu üreme stratejileri içinde ovipar üreme en önemli yeri tutmakta olup yaşayan balıkların yaklaşık %96’sını kapsamaktadır. Ovipar balıklarda yumurtaların döllenme olayı dış ortamda olur. Yani dişiler yumurtalarını suya bırakır. Erkek bireyler bu yumurtaların yumurtlandığı ortama aynı anda spermlerini bırakırlar. Bu balıkların bir kısmı çift oluşturmaksızın, kitle yumurtası yaparlar ve bunun için belli bir ortam bulmak amacıyla çoğu kez göç eder. Ovovivipar ve vivipar balıkların ortak özellikleri iç döllenme olması ve embriyonun dişi vücudunda gelişerek yumurtadan çıkması ve dış ortama yavru olarak bırakılmasıdır. Ancak arada çok önemli bir fark vardır. Ovovivipar balıklarda inkübasyon periyodu anne vücudunda meydana gelirken embriyonun gelişmesi için gerekli olan besin anneden değil vitellüsten sağlanmaktadır. Vivipar balıklarda ise yine embriyonun inkübasyon periyodu anne vücudunda olmakta ancak embriyo vitellüs kesesini tükettikten sonra besinini çeşitli yollar ile (döllenmemiş yumurtaların uterusa gönderilmesi, uterus sütü salgılanması gibi) besinini anneden almaktadır.

  7. Balıklarda yumurta evresi nedir?

  8. Cevap: İnkübasyon periyodu da denilen yumurta evresi, döllenmeden embriyonun yumurtadan çıkışına kadar sürer. Çoğu balıkta döllenme dişinin dışında, dış ortamda olmaktadır (dış döllenme). Döllenme spermin yumurtaya girmesi ile olur. Spermin yumurtaya girişini, yumurta zarında tünel şeklinde bir delik olan mikrofil sağlar. Mikrofil yumurtanın animal kutbunda olup sadece bir spermin gireceği kadar geniştir. Normal bir döllenmede balıkların çoğunda yumurtaya yalnızca bir sperm girer. Böylece polispermi, yani yumurtaya 1’den fazla sperm girişi önlenmiş olur. Spermin girmesinden sonra mikrofil kapanır ve koryon kalınlaşır. Mikrofilin bulunuşu ve çapı türe özgüdür. Sperm ve yumurtanın pronükleusları birleştiğinde bir zigot oluşur. İç döllenme sadece birkaç kemikli balıkta görülürken köpek balıklarının tümünde görülür. İç döllenmenin olması için erkekte spermi dişiye iletecek bir kopulasyon organı olmalıdır. Bu yapı farklı sınıflarda farklı yapılardan oluşmuş olabilir ve farklı isimlendirilir. Elasmobranşların pelvik yüzgeçleri klasper (miksopterigiyum) denen bir çift organa dönüşmüştür. Phallostethoidae familyasında pektoral kemer, postkleitrum ve pektoral elemanlar priapiyum’a dönüşmüştür. Sivrisinek balıklarında (Gambussia affinis) anal yüzgeç gonopodyum’a dönüşmüştür. Döllenme ile yumurtadan çıkış arasında geçen süre, inkübasyon, türlere göre değişir. Örneğin, bazı mercan resifi balıklarında 12 saat, çizgili levrekte birkaç gün; uskumru ve yassı balıklarda 1 -2 hafta, somonlarda ve köpek balıklarında birkaç hafta, ay ve hatta yıllar sürebilir. Genel olarak sıcaklık arttıkça inkübasyon süresi kısalmaktadır. “Yumurtadan çıkış” erken gelişimin en belirgin noktasıdır. Ancak yumurtadan çıkan serbest embriyonun tam gelişimi türler hatta türün kendi içinde bile sıcaklık ve oksijene göre değişmektedir. Döllenmemiş veya yeni döllenmiş yumurtalardan tür tayini çok zor iken ileri gelişim evrelerindeki embriyoların tayini daha kolaydır. Özellikle deniz balıklarında (mezgitler ve yassı balıklar gibi) türe özgü pigmentasyon vücut ve yüzgeç kıvrımları üzerinde görülebilmektedir. Tür tayininde kullanılan diğer özellikler: baş morfolojisi, sindirim sistemi ve kuyruk morfolojisi, miyomer sayısı, gelişmiş yüzgeç ışınları sayısıdır.

  9. Balıklarda larva evresi nedir?

  10. Cevap: Yumurtadan çıkıştan, tüm yüzgeç ışınlarının oluşumuna ya da pulların oluşmaya başlamasına kadar geçen evredir. Larval evre balıkların erken hayatında en iyi bilinen kısımdır. Yumurtadan çıkışı takiben dışarıdan beslenmeye geçiş ile larval evre başlar. Bu evre de biri vitellüs kesesinin bulunduğu prelarva evresi (serbest embriyo), diğeri vitellüsün tümüyle absorbe edilmiş olduğu fakat görünümün ergininkinden olduğu postlarva evresi olmak üzere 2’ye ayrılır. Prelarval evrenin ortak özelliği vitellüs kesesinin bulunmasıdır. Larvalar vitellüs kesesinden kan damarları aracılığı ile besin alarak beslenir. Bu sürede ağız, sindirim organları, yüzgeçler vardır ancak tam olarak gelişmemiştir. Bu dönemin sonunda, larvanın ağzı ve anüsü açılır, vitellüs kesesi tükenmiştir ve larva dışarıdan beslenmeye hazırdır. Böylece, postlarva evresi başlar. Vitellüsün tüketilip balığın dışarıdan beslenmeye başlaması larvanın hayatında önemli bir olaydır. Dışarıdan beslenme planktonik organizmalar ile olmaktadır. Yetişkin ve jüvenilken herbivor olan balıklar bile larva evrede karnivordur. Dışarıdan beslenmeye başlanıldığında, larva mortalitesi üzerindeki en önemli etken çevrede var olan besinin bolluğudur. Larva mortalitesinin incelenmesi oldukça önemli bir konudur. Çünkü hayatta kalan larvaların bilinmesi, onlardan oluşacak populasyonun büyüklüğünü tahmin etmede yararlı olur. Deniz balıklarının yılda ürettiği milyarlarca larvanın %90’ından fazlası açlık ve predasyon nedeniyle hayatlarının ilk yılında ölmektedir.

  11. Balıklarda jüvenil evre nedir?

  12. Cevap: Birçok türün larval evresi ve bu evreyi etkileyen faktörlerin incelenmesi ihtiyolojik çalışmaların esas konusudur. Ancak büyüme ve değişim balığın yaşamı boyunca sürmektedir. Ticari açıdan önemli balıklar yetişkin olarak avlandığından, jüvenil büyüme ve olgunlaşma yoğun olarak çalışılmaktadır. Yumurtadan çıkış (veya doğum) ile dışarıdan serbest beslenmeye başlama, balığın erken yaşam evresindeki iki önemli olaydır. Birçok tür için diğer bir önemli olay da larval evreden jüvenil evreye geçerken olan değişimlerdir ve bu değişim daha çok habitat ile ilgilidir. Geleneksel olarak, larval özelliklerin kaybolması, eksen iskeletinin, organ sistemlerinin, pigmentasyonun, pulların ve yüzgeçlerin tamamen oluşup balığın yetişkinin minyatür bir kopyası hâlini alması ile larval evrenin bittiği ve jüvenil evrenin başladığı kabul edilmektedir. Bu değişim kısa ve nispeten basit olabilir. Pomacentridae (Papaz balıkları) familyası üyelerinde birkaç dakika veya saat sürebildiği gibi, alabalıklarda, kaya balıklarında ve yassı balıklarda olduğu gibi birkaç hafta sürebilir. Köpek balıklarında bu evre 25-30 arasındaki yaşlara kadar sürer. Ancak çoğu türde bu yaş 1-3 arasındadır.

  13. Balıklarda yetişkin evresi nedir?

  14. Cevap: Erginlik evresi ise balıkların eşeysel olgunluğa ulaştıkları dönemi ifade eder. Eşeysel olgunluğa ulaşma, birçok canlıda olduğu gibi, balıklarda da gelişme sürecinde belli bir fizyolojik aşamadır. Bu aşamada balıklar, yine diğer canlılar gibi, neslini sürdürecek biyolojik yetenek kazanır. Gonadlar gelişmiş, yumurta ve sperm üretebilecek yetenek kazanmıştır. Alınan besinler, daha önce tümüyle vücudun gelişmesine harcanırken bu evrede protein ve enerji olarak bir bölümü, gonadlar ile eşey hücrelerinin oluşumuna harcanır. Bu durumda, özellikle jüvenil evrede, uygun koşullarda, nispeten hızlı seyreden büyüme, yerini nispeten yavaş büyümeye bırakır. Olgunlaşma yaşı, türden türe ve özellikle beslenme koşullarına göre değişir. Hızlı büyüyen tür veya bireyler, diğerlerine göre daha erken yaşlarda eşeysel olgunluğa ulaşır. Hatta farklı yaşam alanlarında bulunan aynı türe ait populasyonlar arasında dahi, beslenmeye ve dolayısıyla büyüme hızına bağlı olarak eşeysel olgunluğa ulaşma yaşı bakımından farklılıklar görülür. Ancak bir genelleme yapılırsa sıcaklığın da etkisiyle, subtropik ve tropik bölgelerde yaşayan türler eşeysel olgunluğa erken yaşlarda ulaşırken yüksek enlemlerdeki türlerin eşeysel olgunluğa ulaşması ise daha uzun bir zaman almaktadır. İstisnalar bulunmakla birlikte, genelde daha büyük balıklar, küçük olanlara oranla daha uzun yaşar. Bilinen en uzun yaşayan kemikli balıklar Sebastes aleutianus (140 yıl), S. borealis (120 yıl) ve S. alutus (90 yıl) türleridir. Genel olarak köpek balıkları uzun yıllar yaşayabilir (ort. 70-100 yıl kadar). Birçok balık 1 yıl veya daha az bir ömre sahiptir, bunlara yıllık balık denir. Kaya Balıkları ise genelde kısa bir hayata sahiptir (5 yıl). Bilinen en kısa ömürlü balık bir tatlı su balığı olan Nothobranchius furzeri olup ömrü birkaç haftadır.

  15. Balıklarda yaşlılık evresi nedir?

  16. Cevap: Gelişme hızının ikinci ve önemli ölçüde düşüş gösterdiği diğer bir evre de yaşlılık dönemidir. Bu evreyi kesin bir yaş sınırı ile ayırt etmek olası değilse de genellikle kabul edilen ölçü, birçok canlıda görüldüğü gibi, büyüme hızının ve alınan besinden yararlanma oranının düşüş gösterdiği yaşlardır. Bu yaşlarda, bilinen deyimiyle ihtiyarlık, yani yaşlılık dönemi başlar. Balıklarda ölüm genellikle predasyon, kaza, balıkçılık, fırsatçı patojenler veya çevrede meydana gelen olumsuz değişimlerin bir sonucudur. Bununla birlikte, yaşlılık bir organizmayı ölüme götüren değişimlerin olduğu bir süreçtir. Yaşlılık, olgunlaşma ve üremeyi takiben yaşlı bireylerde ortaya çıkan metabolik ve anatomik arızalardır.

  17. Balıklarda boy-ağırlık ilişkisi nasıldır?

  18. Cevap: Ağırlık, balık boyunun bir fonksiyonu olarak artmaktadır. Büyüme oranları bulunurken boy veya ağırlık değerlerinden biri kullanılabilir. Ancak ölçümü daha kolay olan ve daha az varyasyon gösterdiği için büyümenin ifadesinde en çok boy değeri kullanılır. Boy ile ağırlık arasındaki ilişkiden yararlanılarak boyu ağırlığa ya da ağırlığı boya çevirmek mümkün olduğundan, boy-ağırlık ilişkisi pratik bir değere sahiptir.

  19. Doğal olarak oluşan büyüme bantlarının sayılarak yaş tayininin yapıldığı yapılar: pullar, otolitler, omur, yüzgeç dikenleri, göz lensleri, çene dişleri veya kemikleri, pektoral kemer ve operkul kemikleri.


Adezyon-kohezyon nedir?

Sıvı hâlde bulunan suda hidrojen bağları ol­dukça kırılgan olup güçleri kovalent bağın yaklaşık 20’de 1’i kadardır. Her bir hidrojen bağının ömrü ise yaklaşık saniyenin trilyonda biri kadardır. An­cak komşu su molekülleri arasında aynı hızda yeni bağlar kurulmaktadır. Yani herhangi bir anda su moleküllerinin büyük çoğunluğu komşu su mo­lekülleri ile bağlı hâldedir. Kohezyon teriminin tanımı ise hidrojen bağları ile su moleküllerini bir arada tutan kuvvettir.


Hidrojen bağları sonucu oluşan kohezyon özel­likle bitkilerde suyun yerçekimine zıt yönde ta­şınmasında çok büyük bir öneme sahiptir. Ksilem kanallarındaki su, bitkinin yapraklarından buharlaşınca moleküller arası kohezyon kuvvetinin etkisi ile, yer çekimine zıt olarak yükselir. Su molekülü damarı terk ederken hidrojen bağı ile kanaldaki suya tutun­mak suretiyle alttaki suyu yukarı çeker. Kohezyon kuvveti, mikroskobik ksilem kanalları içerisindeki suyu bir arada tutar. Adezyon, farklı cins molekül­lerin birbirine tutunmasına verilen isimdir ve su ile ksilem kanal duvarları arasındaki adezyon kuvveti yani suyun kanal duvarlarına tutunması da yer çeki­mine önemli ölçüde direnç sağlamaktadır.


Bu iki biyolojik terimi su ve cıva açısından kıyaslayarak açıklayacak olursak; su molekülleri­nin kohezyonu yani moleküllerin birbirlerine tu­tunması cıvadan daha düşük, cıva moleküllerinin adezyonu yani moleküllerin başka moleküllere tu­tunması ise sudan daha düşüktür.


Su gibi bir sıvının, yüzey katmanının esnek bir tabakaya benzer özellikler göstermesinden kay­naklanan etkiye, yüzey gerilimi denir. Kohezyon kuvvetine bağlı olan bu yüzey gerilimi, bir sıvının yüzeyini esnetmenin ya da kırmanın ne derece zor olduğunu belirtir. Kısaca sıvıların en üst tabakasın­daki moleküllerin, kohezyon kuvvetleri neticesinde oluşturdukları, çok ince ve zarımsı tabakaya yüzey filmi, bu tabakayı kırmak için gerekli kuvvete ise yüzey gerilimi denilmektedir.


Fitoplankton nedir?

Fotosentezle kendi besinini sentezleyebilme yeteneğine sahip olan, suda serbest olarak yaşayan ve su hareketlerinin etkisiyle pasif şekilde yer değiştiren organizmalardır.

  • Işık, sıcaklık, tuzluluk, elektriksel iletkenlik, bulanıklık suyun fiziksel özelliklerini oluşturur.

Sıcaklık, sucul canlıların büyüme ve gelişme süreçlerini etkileyen en önemli çevresel faktör­lerden biridir. Özellikle su ürünleri yetiştiricili­ğinde sıcaklık, balıkların hassasiyetini etkileyerek sucul sistemdeki kimyasallara karşı duyarlılığını etkilemektedir. Doğal ortamdaki sularda günlük sıcaklık 5°C’ye kadar değişim gösterebilir. Balık­lar soğukkanlı hayvanlardır ve vücut sıcaklıkları yaşadıkları suyun sıcaklığıyla aynıdır. Sıcaklık de­ğiştikçe balığın fizyolojik aktiviteleri de değişir.


Sıcaklık değişimiyle vücut sıcaklığının da değiş­mesi ve balığın bu şartlarda yaşantısını sürdür­mesi temel olarak enzim aktiviteleriyle ilgilidir. Belli bir sıcaklıkta optimum etki yapan enzim, sıcaklık değiştikçe bu değişime uygun optimum etki yapacak enzimle yer değiştirir. Yani sıcaklık değişimlerine paralel olarak fizyolojik olaylarla il­gili enzimler de değişmektedir. Bu değişim zaman alır. Bundan dolayı balık sıcaklığı farklı olan suya transfer edileceği zaman mutlaka aklimasyona (alıştırma) tabi tutulmalıdır. Kabul edilebilir mak­simum sıcaklık değişim oranları türler arasında farklılık göstermektedir. Örneğin bir ılık su balı­ğı, düşük sıcaklıklara soğuk su balıklarından daha uzun zamanda alışabilir. Dolayısıyla aklimasyon periyotlarının belirlenmesinde su ürünleri yetiş­tiricilik uygulamalarında balığın doğal ortamda tercih ettiği sıcaklığın bilinmesi önemlidir. Genel bir kural olarak sıcaklık değişimi günlük 5°C’yi geçmemelidir. Çünkü doğal ortamda balığın ka­labileceği maksimum sıcaklık değişikliği yaklaşık 5°C’dir. Balıklar için, kabul edilebilir sıcaklıklar aklimasyonda günlük 3°C’yi geçmemelidir.


Su sıcaklığı başta, çözünmüş oksijen ihtiyacı olmak üzere diğer su kalite parametrelerinin bir­birleriyle olan etkileşimini etkiler. Sıcaklık arttıkça sudaki çözünmüş oksijen miktarı azalmaktadır. Bu durum balıkların daha fazla hareket hâlinde olarak solungaçlarından daha fazla çözünmüş oksijeni ge­çirmek için hızlı hareket etmelerini sağlar. Böyle bir durum balıkların sudaki toksik maddelere daha fazla maruz kalmasına sebep olmaktadır.


Suyun tuzluluk özelliği nedir?

Tatlı sular için tuzluluk kavramı, 1 litre su içe­risinde bulunan anyon ve katyonların toplam yo­ğunluğunun mg veya miliekivalent olarak değeridir. Tatlı sular, içerdikleri tuz konsantrasyonları 0,5 gr/ L’den az olan sulardır. Tuzlu sular için ise tuzluluk kavramı, 1 litre deniz suyunda bulunan çözünmüş katı cisimlerin tümünün gr cinsinden değeridir. Litrede 35 gr çözünmüş madde bulunduran sular, deniz suyu olarak adlandırılır. Sularda tuzluluğu oluşturan en önemli iyonlar karbonatlar, sülfat, fos­fat, klorür, kalsiyum, magnezyum, sodyum ve po­tasyumdur. Tuzluluk binde (‰) olarak ifade edilir. Deniz suyunda yapılan araştırmalarda 80’den fazla çözünmüş elementin olduğu saptanmıştır. Denizler arasında tuzluluk değerleri oldukça farklılık göstermektedir. Örneğin Karadeniz’de tuzluluk ‰17’lere kadar düşmesine rağmen, Kızıldeniz’de ‰47’lere kadar yükselmektedir. Bu durum konum, yağış du­rumu, akarsularla beslenme gibi faktörlere bağlı ola­rak değişebilmektedir. Acı sular ise tuzluluk derecesi ‰ 34’den aşağı olan sulardır ve bu tip sulara lagün veya nehir ağızları, Baltık Denizi ve Karadeniz ör­nek verilebilir. Tuzluluk sucul canlıların yaşamına direkt etkide bulunabilmektedir. Bazı canlılar belirli tuzluluk şartlarında yaşayabilmektedir. Organizma­lar tuzluluğa olan toleranslarına göre eurihalin ve stenohalin canlılar olmak üzere iki grupta incelenir. Eurihalin canlılar geniş tuzluluk aralıklarında yaşa­yabilir, stenohalin canlılar ise belli tuzluluk derece­lerinde yaşayabilmektedir.


Doğal sularda iyonlaşan maddelerin toplam derişimlerini belirlemek amacıyla ölçülür. İlet­kenlik veya konduktivite 1 cm2’lik alanda, 1 cm aralıklarla duran iki platin elektrot arasındaki direncin ölçümü ile tespit edilir ve her cm için 25°C’de microohms veya megaohms olarak be­lirlenir. Doğal sularda iletkenlik yaklaşık olarak katı maddelerin toplamı olarak ifade edilebilir. Genellikle sucul sistemlerde tuzluluk ile birlikte değerlendirilir, suyun tuzluluğu arttıkça elekt­riksel iletkenliği de artar.


Bulanıklık (turbidity), suyun içinde askıda kalan parçacıklardan meydana gelen ve suyun rengine de etki eden bir parametredir. Askıda katı maddeler suyun geçtiği arazilerden sürük­lenerek suya karışır. Bulanıklık, arazi yapısı ve mevsimlere göre değişkenlik gösterebilen fizik­sel bir parametredir. Bitki ve hayvansal artıklar, evsel ve endüstriyel kökenli artıklar bulanıklılığa neden olarak atmosferik oksijenin sucul sisteme geçişini engeller ve bu durum sistemde oksijensiz bir ortamın oluşmasına neden olur. Sucul sistem­lerde bazı canlıların besinini oluşturan plankton da bulanıklılığı meydana getiren faktörler ara­sında yer almaktadır. Yetiştiriciliği yapılan türler açısından ise bulanıklık parametresi yaşam or­tamlarında dışkı ile atılan atıklar ve yenmemiş besin atıklarından da kaynaklanabilir.


Su ürünle­ri yetiştiriciliğinde suda asılı hâlde olan parçacıklar yumurtaların üzerinde birikerek embriyonun ölü­müne neden olmakla birlikte, görmeye mani olur ve beslenmeyi engeller. Fizyolojik bakımdan ise balıkların solungaçlarını kaplar ve aşındırır. Strese neden olarak sucul ekosistemde canlıların hasta­lıklara olan direncini azaltır. Bulanıklılığı önlemek amacıyla ultraviyole ile su arıtma sistemleri olan tesislerde yeterli ultraviyole ışığının nüfuz etmesini sağlamak için biyolojik filtreden önce kum filtreler kullanılması önerilmektedir.


Bulanıklık ve askıda katı madde, ışığın havuza girişini azalttığından dolayı verimliliğin azalması ve oksidasyon riskinin artmasına sebep olduğu için önemlidir.Sulardaki ışık geçirgenliği seki-diski ile ölçülebilir.


Tartılamayan, beş duyu organımızla belirleye­mediğimiz ancak laboratuvar şartlarında tespit edi­lebilen özelliklere kimyasal özellikler denir. Sucul ekosistemler için önemli bazı kimyasal özellikler çözünmüş gazlar (çözünmüş oksijen ve karbon­dioksit vb.), pH, biyokimyasal oksijen ihtiyacı, kimyasal oksijen ihtiyacı, sertlik, azotlu bileşikler, sülfat, fosfor ve metallerdir.

Asidik özellikli sularda pH değerleri 0-7 aralığındadır ve H+ iyonları derişimi hidroksil (OH-) iyonları derişiminden daha fazladır. Bazik karakterli sularda ise pH 7-14 aralığındadır ve OH- iyonları H+ iyonlarından daha fazladır.



Entansif yetiştiricilik, kontrollü yetiştiriciliktir. Tamamen dıştan yemlemeye dayalı yoğun yetiştiriciliktir.

Sıcaklığın yanı sıra tuzlu­luk, çözünmüş veya askıda katı maddeler, sucul sis­temdeki organizmaların cinsi ve yoğunluğu, iklim ve deniz seviyesinden yükseklik gibi faktörler de sudaki çözünmüş oksijen miktarını etkilemektedir.

Doğal suların pH değerleri 4<pH<9 arasın­da değişir. Genellikle balık yetiştiriciliği için pH değerlerinin 7-8 arasında olması istenir. Doğal sulardaki pH değişimleri fotosentez, so­lunum, sucul sistemdeki kalker içeren canlılar, asit yağmurları, buharlaşma, atık sular gibi olaylar so­nucunda değişiklik göstermektedir.

Aerob bakteri oksijenli ortamda üreyebilen bakteridir.


Kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ)

organik mad­delerin kimyasal madde ile ayrıştırılması (oksidas­yon) esnasında tüketilen oksijen miktarıdır. Biyo­kimyasal oksijen ihtiyacında organik maddelerin ayrıştırılması bakteriler tarafından yani biyokimya­sal reaksiyonla sağlanırken, KOİ’de kimyasal mad­de kullanılarak ölçülmektedir. Özellikle kıyılarda ve karasal deşarj noktalarında organik kirlenmenin bir göstergesidir.


Biyokimyasal oksijen ihtiyacı, aerobik bakteri ve diğer mikroorganizmaların organik maddeleri kararlı son ürünlerine dönüştürmek için gereksi­nim duydukları oksijen miktarının bir ölçüsüdür. Su kalitesi izleme çalışmalarında biyokimyasal ok­sijen ihtiyacı; suyun kirlilik yükünün belirlenmesi, arıtım tesislerinde suyun temizlenme derecesinin tespit edilmesi ve arıtılmış suların çevre kaynak­larına deşarjı durumunda yönetmeliklerde verilen limit değerlere uygun olup olmadığının bir ölçü­tü olarak belirlenir. Biyokimyasal oksijen ihtiyacı organik kirliliğin bir göstergesidir ve kısaca 1 litre suda, 5 günlük süreçte, 20 °C’de, sudaki aerobik bakterilerce tüketilen oksijen miktarını ifade et­mektedir. Kâğıt fabrikaları, besin üretim ve işleme fabrikaları gibi sanayi kuruluşları, atık su arıtma tesislerinden akarsu ve göllere atılan organik mad­deler ile tarımsal alanlarda kullanılan gübrelerdeki azot ve fosfor gibi nutrientlerin ayrışması sonucun­da BOİ artar. BOİ’nin artması ile birlikte sudaki mevcut çözünmüş oksijen aerobik bakteriler tara­fından tüketileceği için çözünmüş oksijen seviye­si düşecektir ve sudaki canlılar yeterince oksijen alamayacaktır. Böylece, su kaynaklarındaki biyo­lojik çeşitlilik azalacaktır. Sulardaki canlı sağlığı açısından BOİ seviyesinin 1-2 mg/L olması iyi bir durumdur, BOİ seviyesinin 3-5 mg/L olması su­yun kısmen temiz olduğunun göstergesidir ve BOİ değerinin 6-9 mg/L olması ise suyun kirlendiğinin bir göstergesidir.


Su sertliği nedir?


Suların toplam sertliği (1 litrede mg olarak CaCO3 olarak ifade edilir) kalsiyum ve magnezyum tuzlarının miktarı şeklinde tanımlanır. Demir, ba­kır, alüminyum ve mangan gibi diğer metaller de toplam sertliğe katkı yapar. Ancak balık yetiştiri­ciliği yapılan doğal sularda bu metaller az miktar­larda bulunduğundan toplam sertliğe katkıları da ihmal edilecek kadar azdır. Sularda sertlik iki türlü­dür; kalsiyum ve magnezyumun bikarbonatlarının oluşturduğu sertlik karbonat sertliğini oluşturur ve kaynatılmakla giderilebildiği için bu sertlik geçici sertlik olarak tanımlanır. Kalsiyumun ve magnezyu­mun bikarbonat dışındaki sülfat gibi diğer anyon­ları ile oluşturdukları tuzların sertliği karbonat ol­mayan sertliği oluşturur ve bu sertlik kaynatılmakla giderilemeyeceğinden dolayı kalıcı sertlik olarak ifade edilir. Karbonat ve karbonat olmayan sertlik toplam sertliği verir. Doğal sular toplam sertlik de­recelerine göre yumuşak, orta sert, sert ve çok sert şeklinde sınıflandırılabilir:


Hem ılık hem de soğuk su balıklarının entan­sif yetiştiriciliği için en uygun sular pH’ın 6.5-9.0, sertliğin 5-200 mg/L ve alkalinitenin 100-200 mg/L (CaCO3 olarak) arasında olduğu sulardır. Yumuşak sular balıkların ihtiyaç uydukları kalsi­yum ve diğer mineraller açısından fakirdir ancak diyet komposizyonu bu eksikliği karşılayacak dü­zeydeyse balıklar bu durumu tolere edebilir. Tatlı su balıkları fazla miktarda üre ürettikleri için bo­şaltımla birlikte bir miktar kan elektrotları da atılır. Atılan tuzlar ve mineraller devamlı olarak sudan karşılanmak zorundadır. Bundan dolayı sert sular kalsiyum ve magnezyum veya her ikisi yönünden zengin olduğu için tatlı su balıkları yetiştiriciliği açısından daha uygun sulardır.


Suyun biyolojik özellikleri nelerdir?

Sucul sistemlerde yüzeye yakın olan katman­larda aerobik mikroorganizmalar, ışığa gereksinimi olan algler, alt tabakalara doğru ise anaerobik mik­roorganizmalar faaliyet göstermektedir. Derinliğe göre mikroorganizma yükünün değişmesine ışık miktarı ve sıcaklık faktörleri de etki etmektedir. Derin sularda çözünmüş oksijen konsantrasyonu düşük ve ışık azdır. Işık özellikle fotosentez yapan algler için önemlidir. Ancak atık sularla, erozyon­la tarımsal topraklardan drenaj ve yağmur sularıyla birlikte besleyici elementlerin sucul sistemde aşırı artması sonucu alg çoğalması meydana gelir ve yü­zeyde oluşan tabaka kalınlaştıkça güneş ışığının alt tabakalara nüfuzu azalır. Derin bölgelerdeki bitkiler ve hayvanlar çözünmüş oksijen azlığından dolayı ölmeye başlar ve bunun sonucu olarak dipte aşırı organik madde birikimi meydana gelir. Bu organik maddeler bakteriler tarafından ayrıştırılır. Bu du­rum aynı zamanda bakterilerin de artmasına sebep olur ve bu ayrıştırma faaliyetleri esnasında oksijen harcandığından bölgedeki oksijen oranı oldukça azalır ve metabolizma ürünü olan karbondioksit or­tama verilir. Ortam anaerobik olmaya başlar ve bu oksijensiz tabaka giderek artar. Anaerobik bakteriler tarafından organik maddelerin ayrışması sonucun­da balıklar için çok tehlikeli olan hidrojen sülfür ve metan gibi gazlar üretilir. Yetiştiricilik havuzlarında oksijensiz tabaka arttıkça özellikle sabaha karşı ba­lıklar için yeterli oksijen kalmayabilir ve toplu balık ölümleri görülebilir. Ayrıca bazı deniz ve tatlı su algleri güçlü sinir ve karaciğer toksinleri üretir. Üre­tilen bu toksinler hem doğal sularda hem de balık üretim tesislerinde balık ölümlerine sebep olabilir.


Biyoakümülasyon faktörü nedir?

Balıklarda ölçülen konsantrasyonun, yaşam çevreleri olan sudaki konsantrasyonuna olan ora­nına “Biyokonsantrasyon Faktörü” ya da “Biyoa­kümülasyon Faktörü (BAF)” denir. Bu terim, can­lının toksikantı yani kirletici etmeni çevresinden ne kadar akümüle ettiğini göstermesi açısından ol­dukça önemlidir. Toksikoloji açısından en önemli terimlerden ikisi de “akut” ve “kronik” etkilerdir.

Toksikanta yüksek dozlarda maruziyet sonucu olu­şan anlık etkilenmelere “akut” etki denir.

Toksikanta dü­şük dozlarda maruziyet sonucu oluşan uzun süreli etkilenmelere ise “kronik” etki denilmektedir.


Toksik metalin balığa girişi nasıl olur?

Balıklar açısından toksikolojide en önemli or­gan, şüphesiz solungaçlardır. Solunum, boşaltım ve osmoregülasyondan sorumlu olan solungaçlar, toksik kimyasallara sürekli ve direkt olarak maruz kalmaktadır. Bu organın işleyişindeki temel unsur olan primer (birincil) lamella filamentleri, solungaç kemiğine tutunmuş olarak bulunmaktadır. Ayrıca etkinliği artırmak adına bu lamellaların altında ve üstünde seconder (ikincil) lamellar da yer almaktadır. Su tüm bu plakalardan geçerken gerekli oksijen so­lungaçlar tarafından absorbe edilir. Bu levhaların dışındaki epitel hücrelerindeki kan akışı, suyun akışına zıt yönlüdür ve bu mükemmel mekanizma oksijeni en iyi şekilde almayı sağlamaktadır. Ancak bu etkin me­kanizma oksijenin yanı sıra toksik metallerin de çok etkili bir şekilde vücuda girmesine neden olmaktadır. Sudaki toksikant böylece solungaçlarca absorbe edilerek kan dolaşımına sokulmak suretiyle tüm vücuda yayılır. Sucul sistemlerde toksik metal konsantrasyonun ani ve yüksek seviyeli artışlarında, balıkta gözlenen en önemli akut etki, seconder lamellalardaki epitel hücreler üzerindeki ciddi tahrişlerdir.


Toksik metallerin balık vücuduna diğer giriş mekanizmaları, deri ve sindirim sistemidir. Deride yer alan mukus tabakası bakteri ve toksikant girişlerinde önemli bir bariyer teşkil etse de özellikle sediment ile direkt temas hâlinde yaşayan balıklarda deriden toksikant girişi oldukça yüksek seviyelere çıkabilir. Yine diyetlerinde yer alan besinlerin ihtiva ettiği toksik metalleri de direkt olarak vücutlarına almış olurlar.


Balık vücuduna giren toksikantlar etki mekanizmasına göre farklı doku ve organlarda birikir ve onlara zarar verir. Karaciğer dokusunda yer alan metallotionein proteinleri, toksikantları detoksifiye edebilme kabiliyetinde olduğu gibi, bunların bir kısmı safra sıvısı ile de vücuttan atılabilir. Ayrıca kan dokuda yer alan bazı proteinlerce sarılarak çözünmez hâle getirildikten sonra vücuttan atılabilir ya da çeşitli organlarda biriktirilebilir.


Toksisiteyi etkileyen faktörler nelerdir?

Balıklar soğukkanlı oluşları nedeniyle, memeliler gibi sıcakkanlı hayvanlara oranla daha bağımsız bir organizasyona sahip fizyolojileri vardır. Balık yaşa­mında çok önemli bir tampon görevi gören bu me­tabolik yapı, balıkların çevresel değişimlere ve toksi­kantlara karşı toleranslarının, sıcakkanlılardan fazla olmasını sağlamaktadır. Balıkların toksik metallere karşı en hassas oldukları dönem, yumurtadan yeni çıktığı dönemdir ve genel olarak balık büyüdükçe toksikant toleransı da artış göstermektedir. Yüksek protein içerikli besinler ile beslenen balıklarda toksik metallerin zararlı etkileri, düşük proteinli besinler­le beslenenlere göre belirgin şekilde düşüktür.

  • Balıklar açısından toksikolojide en önemli organ, şüphesiz solungaçlardır. Solunum, boşaltım ve osmoregülasyondan sorumlu olan solungaçlar, toksik kimyasallara sürekli ve direkt olarak maruz kalmaktadır.


Suları sert olan bölgelerde pH genel olarak daha yüksektir ve bu durum metallerin toksisitesinin düşük olmasına neden olur. Ayrıca balıkların, sert sularda, solungaçlarından daha düşük seviyelerde metal absorbe ettiği bilinmektedir.

Eurihalin: Geniş tuzluluk aralıklarında yaşar.

StenohalinBelli tuzluluk aralıklarında yaşar.

Fekondite bir dişi balık tarafından bir üreme periyodunda oluşturulan yumurta miktarına denir.

Ülkemizdeki Balık Yetiştiriciliği Sistemleri

  • Denizlerde, baraj göllerinde ve göletlerde ağ kafeslerde entansif yetiştiricilik

  • Beton havuz ve fiberglas havuzlarda entansif yetiştiricilik

  • Toprak havuz ve göllerde yarı entansif yetiştiricilik

  • Kapalı devre sistemlerde yetiştiricilik


Alabalık Yetiştiriciliği

Alabalıklar soğuk, berrak, temiz ve bol oksijenli suları tercih eden, beslenme yönünden etçil (karnivor) balıklardır. Salmonidae familyasının üyesidir


Bu familyanın yetiştiricilikte en bilinen türleri, Oncorhynchus mykiss (Gökkuşağı alabalığı) Salmo salar (Atlantik salmonu) ve Salmo trutta (Dere alabalığı)’dır.


Gökkuşağı Alabalığı yetiştiriciliğinde yararlanılan su kaynaklarının başlıcaları şunlardır:


Kaynak suları

Dere veya ırmak suları

Göl veya gölet suları

Yeraltı suları

Deniz suları


İşletme yerinin seçiminde aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir.

  • Arazinin büyüklüğünün kurulması planlanan işletmeye uygun olması

  • Arazinin topografik yapısının suyun doğal cazibe ile getirilmesi için hafif eğimli olması

  • Arazi içinde veya yakınında yetiştiriciliğe alınacak türün isteklerine uygun bir su kaynağı bulunması

  • Toprak havuz yapılacaksa uygun toprak yapısına sahip (kil yapısı yüksek) olması

  • Sel baskınları ve heyelandan korunmuş bir alan olması

  • Yoğun tarım ve ilaçlamanın yapıldığı tarım alanları ile sanayi tesisi ve büyük yerleşim yerlerinin etkisinden uzak olması

  • Elektrik, su gibi altyapı ve karayolu ulaşımının kolay olması

Genel olarak kışın 5 °C’nin altına düşmeyen, yazın da 20 °C’nin üzerine çıkmayan sularda yaşamlarını sürdüren alabalıklar için yetiştiricilik koşullarında kuluçka döneminde ve larva 8-12 °C, yavru döneminde 12-15 °C, besi döneminde 15-18 °C’lik sular uygundur. Eğer kademeli olarak artan bir sıcaklık ve yeterli oksijen varsa 20 °C’ye kadar da yaşamlarını sorunsuz olarak sürdürebilirler.


kullanılacak olan suyun oksijen düzeyi hiçbir zaman 6-7 mg/L’nin altına düşmemelidir.


Alabalık İşletme Tesisi ve Unsurları:


Kuluçkahane binası içerisinde;

Damızlık balıkların tutulacağı tanklar

Yumurta alımı (sağım) için gerekli alet ekipman

Sağım masası

Kuluçkalıklar

Larva (ön yavru büyütme) havuzları

bulunur.


Yumurtadan pazar boyuna (satış büyüklüğü) kadar yetiştiricilik yapan bir alabalık tesisinde havuzlar 4 ayrı şekilde yapılır:



Yavru havuzları

Büyütme (semirtme) havuzları

Damızlık havuzları

Stok (satış) havuzları



Damızlık seçiminde dikkat edilmesi gereken hususlar şöyle sıralanabilir:

Seçilen damızlıklar türe özgü özellikleri tam olarak göstermeli

Pullarında dökülme ve vücudunda yaralar olmamalı

Omurga, yüzgeç, çene ve solungaç kusuru olmamalı

Hastalık belirtisi taşımamalı

Normal çağlarda cinsi olgunluğa ulaşmalı

Hızlı büyüyen ve yem değerlendirme düzeyleri yüksek olanlardan seçilmelidir


  • Döllenmiş Yumurtalardan larva çıkışının tamamlanmasına kadar geçen süreye kuluçka (İnkübasyon) dönemi adı verilir.

  • Yumurta içinde gelişen embriyonun gözlerinin dışarıdan belli olmaya başladığı döneme göz lekeli dönem adı verilir.

  • Yumurtadan larvaların çıkışı 10°C su sıcaklığında 30-32 günde gerçekleşir.

  • Su sıcaklığı düştükçe çıkış süresi uzar, arttıkça kısalır. Suda aktif olarak yüzmeye başlamış larvaların yaklaşık 1-2 gram büyüklüğündeki yavru haline gelene kadar beslendikleri bu döneme ön yavru büyütme dönemi adı verilir. Bu süre su sıcaklığı ve işletmenin koşullarına bağlı olarak 60-70 gün sürebilir.

  • Larvaların % 10’unun serbest yüzmeye ve yem aramaya başladıkları görüldükten sonra azar azar yem vermeye başlanarak yeme alıştırılmaları gerekir. Bu dönem larvalar için kritik bir dönemdir ve aşağıdaki konuların göz önünde bulundurulması gerekir:

Ön büyütme havuzlarına verilen suyun sıcaklığının 8-12°C aralığında olması

Suyun temiz ve kaliteli olması

Larvaların bir noktaya toplanmalarının engellenmesi

Yemlemenin sık sık günde en az 8-10 kez ve azar azar yapılması

Larvaların direk güneş ışığından korunması

Havuzlardaki yem kalıntıları ve atık maddelerin düzenli olarak temizlenmesi

Yüksek kaliteli ve uygun başlangıç yemleri kullanılması


Yavru Balık Yetiştiriciliği

  1. Yavru balık yetiştiriciliği, kuluçkahane içerisinde ön yavru büyütme havuzlarında 1-2 grama ulaşan yavruların, kuluçkahane dışındaki havuzlara aktarılarak 10-25 gram ağırlığına kadar büyütüldükleri dönemdir.

  2. Alabalıkların 10-20 gram ağırlık ve 10-12 cm boyundaki yavrularına fingerling (parmak boy) adı verildiğinden bu döneme fingerling yetiştiriciliği de denmektedir.

  3. İşletmenin kapasitesine göre bu dönemde balıklar elle veya otomatik yemliklerle beslenebilir.

  4. Balıklara verilen günlük yem miktarı su sıcaklığı, balığın büyüklüğü ve havuzdaki toplam balık ağırlığı dikkate alınarak hesaplanır.


Pazar Büyüklüğüne Kadar Yetiştiricilik:Yavru havuzlarında 10-25 gram ağırlığa ulaşan alabalıklar, pazar büyüklüğü ya da sofralık boy diye isimlendirilen 250-300 grama ulaşmaları için kanal ya da yuvarlak havuzlar ile kafes sistemlerine aktarılırlar. Bu dönem yetiştiriciliğinde kullanılan havuzların büyüklükleri havuzlara verilen su miktarı esas alınarak hesaplama yapıldığında, iyi kalitede 1 L/sn’lik su için 400-600 adet yavru stoklanabilir.Ağ kafeslerde yetiştiricilik göller, baraj gölleri ile denizlerde yapılabilmektedir. Kafeslerde yetiştiricilik için en önemli nokta su sıcaklığının ve akıntının uygun olmasıdır. Kafeslerden elde edilen balık miktarı suyun kalitesine ve ortamın akıntı durumuna bağlı olarak 25-30 kg/m³ gibi karasal havuzlara göre daha yüksek olmakta ve alabalıkların pazar büyüklüğüne ulaşma süreleri de su sıcaklığına bağlı olarak daha kısa olabilmektedir

  • Alabalıkların boy aralıklarına göre sınıflandırılmasına boylama ya da seleksiyon adı verilir. Alabalıklar karnivor (etçil) canlılar olduklarından, aynı havuzdaki balıklar arasındaki büyüklük farkı çok olduğunda büyük bireyler küçükleri yerler (kanibalizm).

  • balıkların günlük yem ihtiyacının belirlenmesinde sıcaklık-balık büyüklüğü tablolarından faydalanılır.


SAZAN

  • Omnivor beslenme özelliğine sahip

  • Sazan yetiştiriciliğinin geleneksel uygulaması tipik olarak balığın ekstansif (denetimsiz) koşullarda yetiştirilerek satışı ilkesine dayanmaktadır. Günümüzde yaygın olarak yarı entansif (yarı denetimli) koşullarda yapılan sazan yetiştiriciliği az da olsa entansif (tam kontrollü) üretim yapan işletmelerde de gerçekleştirilmektedir.

  • Sazan sıcak suları seven (termofilik) bir balık türü olmasına ve ılıman (suptropik) bölge balığı olarak bilinmesine rağmen, 4-5°C’ye kadar soğuk suya dayanabilen bir canlıdır. En iyi büyüme 18-25°C aralığında gerçekleşse de sazan 30°C sıcaklıklarına kadar yaşamını sorunsuz olarak sürdürebilir. Alkali su koşullarına (pH: 9) vehatta 3-4 mg/L çözünmüş oksijen düzeylerine de dayanıklıdır.

  • akarsu, kaynak suyu, yeraltı suyu ve göl suları etkili bir biçimde kullanılabilir. Tatlı sular.

  • çözünmüş oksijen miktarının 5-6 mg/L’nin altına düşmediği sular sazan için ideal su koşulları olarak nitelendirilmektedir

  • Sazanlarda yavru yetiştiriciliği dönemi yaklaşık 1-2 ay sürmektdir.

  • Detritus bitkisel ve hayvansal organizmaların bütünlüğü bozulmuş, parçalanmış kalıntılarıdır.

Anaç Seçimi:

  • düzgün vücut formu yani yüksek sırt, büyük pul, türe özgü ve parlak renge sahip, herhangi bir omurga,yüzgeç, çene bozukluğu olmayan, hastalık belirtisi taşımayan bireylerin damızlık olarak kullanılması tercih edilir.

  • Üreme dönemine giren erkeklerin baş ve solungaç kapakları üzerinde sivilce benzeri çıkıntılar (tüberkül) oluşmaya başlar.

  • Dişilerde ise karın bölgesi yumurtaların büyümesi ile doğru orantılı bir biçimde şişkinlik gösterir. Bu dönemde erkeklerin ürogenital açıklığı küçük dişilerinki ise daha kabarıktır.


Sazanlardan Yumurta Alımı

Sazanlardan yumurta alımında üç metot uygulanır:

1.Ekstansif metod olarak bilinen geleneksel yöntemde seçilen anaçlar geniş havuzlara konularak burada doğal olarak çiftleşmeleri ve yumurtlamaları teşvik edilir.

2.Yarı denetimli (yarı entansif)koşullarda yumurta ve yavru alımı için anaçlar özel olarak düzenlenmiş yumurtlatma havuzlarına stoklanırlar.

3.Entansif tip yani denetimli yumurta alımında seçilen anaçlar su sıcaklığının yaklaşık 16°C ve üzerine çıktığı dönemde erkek ve dişi olarak ayrılarak ayrı ayrı havuzlara stoklanırlar. Anaçlar yumurta ve sperm olgunluğunun teşvik edilmesi için doğal hormon kullanılarak uyarılabilirler.


  • Yetiştiriciliğin tipik olarak toprak havuzlarda gerçekleştirilmesinden dolayı tarla balıkçılığı kapsamında değerlendirilen sazan yetiştiriciliği için kireçleme ve gübreleme işlemlerinin yapılması hem hastalıklardan korunma hem de hızlı büyümenin temini için önerilmektedir

  • Sazanlar toprak havuzlarda 1,5-3 yaşları arasında farklı ağlar kullanılarak hasat edilebilirler.

  • yeşil yemlerin yanı sıra her türlü mutfak artıkları, patates, mısır, arpa, buğday, pirinç, yulaf ve diğer değirmencilik kalıntıları ile de beslenirler.

  • Havuzlarda stok yoğunluğunun yüksek tutulduğu ve balıklarda hızlı bir gelişmenin istenildiği tam ya da yarı denetimli yetiştiricilikte sazan balıklarının omnivor beslenme özelliğine uygun olarak özel hazırlanmış pelet yemler kullanılır.

  • Sazan balıklarına verilecek günlük pelet yemin miktarı balık büyüklüğü, su sıcaklığı, su miktarı, su kalitesi (suyun O2 Miktarı), stoklanan balık sayısı, besleme süresi ve üretim tekniğine göre düzenlenir.

  • Yoğun yetiştiricilikte sabah ve akşam olmak üzere iki kere yemleme uygulanmaktadır.


Deniz Balıkları Üretimi

  • Denizlerin dip ve dibe yakın kısımlarına demersal bölge denir.

Bir balık türünün yetiştiricilikte kullanılabilmesi için aşağıdaki özelliklere sahip olması beklenir:

Yetiştiriciliği yapılacak bölgenin iklim koşullarına uyum sağlama kabiliyeti

Boy-ağırlık kazanma kabiliyetindeki yükseklik

Yumurta ve yavru elde edilebilmesinin kolaylığı

Beslenme giderlerinin düşük olması

Tercih edilen bir et verimi ve lezzetinin olması,

Grup hâlinde yaşama uyum sağlama özelliğinde olması

Enstantif, yarı enstantif ve eksantif üretime uygunluğu

Ağ kafes veya bir havuzda sayıca fazla stoklanmaya uygunluğu

Hastalıklara karşı dirençli olmasıdır.


Yetiştiricilik yapılacak bölge için karar vermeden önce bölge ile ilgili bazı hususlar göz önünde bulundurulmalıdır:

tesisin kurulum maliyeti

kurulacak tesisin deniz suyunun nasıl temin edileceği

suyun özellikleri

suyun kirlilik durumu

konumu

fırtına ve gel-git olaylarının etkilerinin ne olabileceği

ulaşım

kullanılacak enerji türünün maliyeti ve devamlılığı


  1. Hermafrodizm: Eş zamanlı olmayan sıralı ve birbirini izleyen hermafroditlerde balıklar işlevsel olarak bir cinsiyet olarak başlar, daha sonra başka bir cinsiyete dönüşür.Hermafrodizm genetik olarak programlanmış olan bir fonksiyon olabilir. Tropikal mercan resiflerinde yaygın olarak görülür. Eş zamanlı ve simultane hermofrodizmde sağ veya sol gonadlardan biri yumurtalık biri testistir veya ovotestis olabilir. Eş zamanlı olmayan sıralı ve birbirini izleyen hermafroditllerde balıklar işlevsel olarak bir cinsiyet olarak başlar, daha sonra başka bir cinsiyete dönüşür. Bu durum papağan balıklarında ve çipuralarda görülür. Prodantrik herfafrodizmde (çipura) balıklar önce erkek sonra dişidir. Protogini hermafrodizmde balıklar önce dişi sonra erkektir.

  2. Partenogenez: Hermafrodizmden az görülür. İki yolla olur. Ginogenetik üremede dişiler yakın türlerin spermlerini yumurta çekirdeklerinin gelişimini tetiklemek için kullanır ve bir birleşme oluşmaz. Hibridogenesiste ise birleşme oluşur fakat sadece dişinin haploid genomu gelişmekte olan ovum’a geçer.

  3. Biseksüellik: Gonokorizm olarak da bilinen ayrı eşeylilik durumudur. Balık yetiştiriciliğinde en yaygın olarak uygulanan üreme yöntemidir.



  • Balıkların çoğunluğunda özellikle deniz balıklarında yumurtalar ortama bırakıldıktan sonra döllenir.Bu balıklara ovipar (yumurtlayan) balıklar denir.

  • Balıklar pelajik yumurtlayan ve demersal yumurtlayan olmak üzere iki gruba ayrılır.

Balıkların yumurtlamalarını etkileyen faktörler aşağıda verilmiştir:

Dişilerin beslenmesi

Fizyolojik faktörler

Ekolojik faktörler

Sıcaklık

Fotoperiyod

Termoperiyot

Ay döngüleri

Yükselti ve bölge

Su derinliği

Üreme substrat türü

Tuzluluk



Balıklar yumurtlama stratejilerine göre iki gruba ayrılır.

1.Semelparus Balıklar:Pasifik somonu gibi yaşamı boyunca sadece bir defa yumurta bırakan balıklardır.

2. teroparus Balıklar:Yaşamı boyunca birçok defa yumurta bırakan balık türleridir. Birçok deniz balığı bu gruba girmektedir.



Balık sağımında iki yöntem kullanılır.

Bunlardan birincisi kuru yöntem diğeri ise yaş yöntemdir.

  1. Yaş yöntem içerisinde su bulunan kaba önce yumurtalar alınır, sonra üzerlerine erkeğin spermleri sağılır ve karıştırılır.

  2. Kuru yöntemde yumurtalar ve spermler kuru bir kaba alındıktan sonra su ilave edilerek karıştırılır.

Karnın Yarılması Yoluyla Yumurta Alınması

Balıklar anestezik madde ile bayıltılır. Balık anüsten gırtlağa kadar kesilerek yumurtalar alınır. Genellikle mersin balıklarından bu yöntemle yumurta alınır.

Hormon Enjeksiyonu ile Yumurta Alma

Balıklardan yumurta alımının hızlandırılması amacıyla yumurtaların hipofiz enjeksiyonu ile uyarılması gerekmektedir



Balık yetiştiriciliğinde larval beslenme önemlidir ve mikroalg türleri, daphnia, rotifera, artemia nauplii formu larval balıkların beslenmesinde kullanılmaktadır. Carnivor balıkların beslenmesinde balık etleri, kabuklu etleri, yumuşakça etleri kullanılabilir. Balık beslenmesinde mikropartikül yemler olarak ifade edilen karma yemler kullanılır.



Levrek [Dicentrarchus labrax (Linnaeus, 1758)

Levrek ülkemiz denizlerinde varlığını sürdüren, sıcaklığa ve tuzluluğa toleransı olan, daha çok lagün ve nehir ağızlarında bulunan littoral bölge balığıdır. Levrek balıkları yüksek kalitede ete sahip olması nedeniyle büyük öneme sahip bir türdür.

anaç havuzlarında günlük yapılacak işlemlere dikkat edilmesi gerekmektedir:

Günlük yemleme yapılmalıdır.

Havuzlarda biriken yem artıkları günde 1-2 defa temizlenmelidir.

Su giriş miktarı kontrol edilmelidir.

Su parametreleri kontrol edilmelidir.



Yumurta Alımı:Levreklerden sağım yöntemiyle yumurta alımında yumurtaların küçük olmasından dolayı verim alınamamaktadır. Doğal ortamdan yakalanan anaçlardan yumurta alımında hormon kullanımı sonucu balığın yumurtlamaya teşvik edilmesi olumlu sonuçlar verir.


Hormon kullanımının başarısı bazı parametrelere bağlıdır:

Balığın kondisyonu ve stres durumu

Cinsel olgunluk safhası

Balığın büyüklüğü ve beslenmesi

Önceki dönemlerde ne zaman yumurta alındığı

,•Su sıcaklığı ve mevsim olarak sıralanabilir

Levrek balıklarında yumurta alımı için kullanılan hormonlar üç gruba ayrılır:

1.Hipofiz ekstraktları

2.Ovaryum ve testisleri uyarmak için pürifiye gonadotropinler

3.Hipofizi stimüle etmek için LHRHa (GnRHa) ve bazı balık türlerinde sperma üretimini düzenlemek için kullanılan steroidlerdir.

Sperm ve Yumurta Olgunlaşma Periyodu:Üreme döneminde levrek balıklarının gonadlarında yumurta hücrelerinin oluşması dört periyotta olur.

1.Pregametik periyot:Gonadlarda olgunlaşmanın olmadığı haziran ve ekim ayları arasındaki dönemdir.

2.Gametogenesis:Ekim ve ocak ayları arasıdır. Bu aylarda oosit stoplazmasında yağ damlacıkları, az sayıda yağ globülleri ve kortikal alveolleri görülür. Kasım ayında yağ damlasında büyüme vardır fakat erkeklerde sperm elde edilmesi mümkün değildir.

3.Yumurtlama periyodu:Ocak ve mart ayları arasıdır.

4.Dinlenme periyodu:Nisan-mayıs ayları arasıdır. Ovaryumlarda atretik oositler gözlenir.


Yumurtaların İnkübasyonu:Anaçlar tarafından bırakılan yumurtalar inkübasyona alınmadan önce dezenfeksiyon işlemine tabi tutulmalıdır. Dezenfeksiyon işlemi deniz suyuna İodophor çözeltisi konularak yapılır. Dezenfeksiyon işlemi için ayrıca çinko içermeyen malahit yeşili ile de yapılabilir.Yumurtalar temin edildikten sonra inkübasyona alma işlemi başlar. İnkübasyon havuzları İnkübasyon süresince ışık kullanılmaz.


Larval Dönemler:Larval dönem yumurtaların embriyolojik gelişimlerini tamamlanması ve yumurta kapsülünü terk etmesi ile başlar. Larval dönemler prelarval, postlarval ve juvenil dönem olmak üzere üçe ayrılır.


Larvaların Beslenmesi:Larvaların canlı yem, taze cansız yem, karma yem ve yapay toz yemlerle beslenmesi uygundur. Levrek larvalarının beslenmesinde yaygın olarak rotiferler, daphnialar, mikroalgler, copepodlar, artemiaların nauplii ve metanauplii formları kullanılır. Taze balık etleri, midye ve istiridye etleri larvaların beslenmesinde tercih edilir.


Ön Büyütme:Ön büyütme işleminde yavrular, içerisinde deniz suyu sıcaklığı olan 19-21°C ve 10-15 m3 büyüklüğünde silindir tanklara, balıklar 3000-5000 adet/m3 olacak şekilde stoklanır.

Büyütme:Yetiştiricilikten ya da doğal ortamından temin edilen levrek yavruları karada kurulan tesislerde veya denizde kurulan tesislerde porsiyonluk boya getirilene kadar büyütülür.Büyütme işlemi sahil şeridinde bulunan dalyan veya göletlerde yapılabilir. Ekstantif yetiştirme denilen bu yöntemde yavrular tamamen doğadan temin edilir. Karada kurulu olan toprak, beton ve branda havuz sistemleri olan yarı enstantif yetiştirme yöntemi olarak ifade edilen sistemler kullanılarak levrekler büyütülebilir. Bu sistemde su değişimi ve balıkların beslenmeleri kontrol altındadır. Yüzer kafeslerle yapılan yetiştiricilik yöntemi ise enstantif olarak adlandırılmaktadır.



Çipura (Sparus aurata L, 1758)

  • Çipuralar derinliği genelde 1-30 metreye kadar olan, deniz tabanlarında, kumlu bölgelerde, kıyılarda ve lagünlerde yaşarlar.

  • Yetişkin çipuralar 150 metre derinliğe kadar bulunabilir; çipura yalnız veya sürüler hâlinde yaşayan sedentar bir balıktır. Bulunduğu belli bir alanı terk etmeyen yerleşik yaşamdır.

  • İlkbaharda lagünlerde görülür. Boyları 70 cm’ye, ağırlıkları 17 kg’a ulaşabilen çipuralar 11 yıl kadar yaşayabilir

  • Çipuralar genellikle etçil balıklardır, nadiren otçul beslendikleri de görülür. Midye deniz kabukluları ve istiridyelerle beslenir.

  • Çipuralar denizin dip kısımlarında beslenen bentik bölge balığıdır.

  • Ağırlıklarına göre çipuralar şu isimlerle anılır:•30-50 gr arası ağırlıkta olanlara ince lidaki•100 gr ağırlıkta olanlara lidaki•100-180 gr arasında ağırlıkta olanlara kaba lidaki•200 gr ve üzerinde ağırlıkta olanlar çipura



Yavru Çipuraların Beslenmesi:

Çipuraların larval dönem beslenmesinde canlı yemler kullanılır. Canlı yem olarak rotifer ve artemia tercih edilir. Çipura larvaları 15 günlük olduktan sonra artemia ile beslenebilir.

Larvalar 40 günden sonra mikropartikül yeme alışacakları bölüme alınır.Balıklar kırk günlük olduklarında mikropartikül yemlerle (sövraj dönemi) beslenebilir.

Ön Büyütme:Ön büyütme ünitesine yavru balıklar altmış günlük olduktan sonra alınır. Bu bölümde boylama yapılır. Boy büyüklüklerine göre ayrılan yavruların hava keseli olanlarla olmayanları birbirinden ayrılır.

Yavrular ağ kafeslere çıkarılmak üzere 1,5-2 gram ağırlığa ulaşana kadar burada büyütülür.

Büyütme:Kuluçkahanelerden veya doğal ortamlarından elde edilen çipura yavruları porsiyonluk boya gelene kadar uygun yetiştirme ortamlarında büyütülür. Enstantif, yarı enstantif ve eksantif olarak yetiştirilebilirler.



Somon

  • Somon balıkları Salmo ve Oncorhynchus olmak üzere iki cins altında toplanır.

  • Somon balıkları anadrom balıklardır.Büyüme ve gelişmelerini denizlerde tamamlayan, cinsi olgunluğa erişince yumurtlamak amacıyla tatlı sulara göç eden balıklar.

  • Dünyada ekonomik değeri olan ve yetiştiriciliği yapılan somonlar Salmo salar, Oncorhynchus keta, Oncorhynchus gorbucha, Oncorhynchus kisutch ve Oncorhynchus tschawytscha türleridir.


Somon balıkları büyüme evrelerinde farklı isimler alır:

Alevin:Yumurtadan yeni çıkmış somon larvalarına denir.

Parr:Somon yavrularının Tatlı sularda yaşadıkları son dönemdir.

Smolt:Denizlerde yaşayabilmelerine uyum sağlamak amacıyla gerekli fizyolojik değişimleri geçiren (smoltifikasyon) yavru somon balıklarıdır.

Grilse:Denizel yaşamının birinci yılının sonunda cinsi olgunluğa erişen somonlardır



Atlantik somonu (Salmo salar Linnaeus, 1758):

  • Yetiştiriciliği en çok yapılan somon türüdür.

  • Yumurtalarını tatlı sulara bırakan anadrom balıklardır. Bentopelajik olarak yaşar. Okyanusların 210 metre derinliklerine kadar bulunabilir.

  • Atlantik somonları 2-12 ° C Sıcaklıktaki sularda yaşayabilir ve en ideal yaşama sıcaklığı 10° C’dir.

  • Erkekleri 150 cm boya, dişileri ise 120 cm boya ulaşabilir.

  • Üreme dönemlerinde yumurtlamak için yumurtadan çıktıkları nehirlere göç etmek zorundadırlar.

  • Dişi balıklar öncelikle yumurtalarını bırakabileceği zemin için çakıl taşları ile kaplı uygun derinlikte bir alan seçer. Yumurtalarını oluşturdukları bir çukura bıraktıktan sonra erkek balık spermlerini yumurtaların üzerine bırakarak yumurtaları döller.



Chum Somon [Oncorhynchus keta(Walbaum, 1792)]:

  • Asya, Kuzey Amerika ve Japonya’da görülen bir somon türüdür.

  • Özellikle Asya kıtası nehirlerinde yaygın olarak bulunan epipelajik(Denizlerde, yüzeyle 200 m derinlik arasındaki bölge. ) bir türdür.

  • Maksimum vücut boyu 100 cm kadar olabilir ve 16 kg ağırlığa ulaşabilir.

  • Juvenil ve erişkinleri copepod, tunicate, mürekkep balığı ve küçük balıklarla beslenir.

  • Chum somonlarının etleri taze, kurutulmuş, tuzlanmış, konserve, tütsülenmiş ve dondurulmuş olarak değerlendirilmektedir.



Pembe Somon [Oncorhynchus gorbuscha(Walbaum, 1792)]:

  • Kambur sırtlı somon olarak bilinir. Alaska ve Kuzey Pasifik sularında bulunur.

  • Asya kıtasının büyük nehirlerinde de varlığını sürdüren bir balıktır.

  • Yumurtlama dönemi ağustos-eylül aylarıdır.

  • Dişileri 1500 adet/kg yumurta bırakır ve bu yumurtalar ortalama olarak 100-125 gün sonra açılarak içinden besin keseli alevinler çıkar.

  • Mart-mayıs aylarından itibaren yavru somonlar denizlere yönelir.

Coho Somon [Oncorhynchus kisutch (Walbaum, 1792)]:

Pasifik somonudur ve Atlantik somonuna davranış ve yaşam döngüsü bakımından benzerlik gösterir.

Sonbahar ve kış ayları başlangıcında 1500-2000 adet/kg yumurta bırakır.

Semelparus Balıklar: Pasifik somonu gibi yaşamı boyunca sadece bir defa yumurta bırakan balıklardır.

Chinook salmon [Oncorhynchus tschawytscha(Walbaum, 1792)]:

  • En büyük Pasifik somonudur. Boyları 150 cm kadar olabilen bu balıklar yaygın olarak 70 cm boya sahiptir. Maksimum ağırlıkları ise 61,4 kg’a kadar ulaşabilen bu balıkların 9 yıl kadar yaşayabildikleri tespit edilmiştir.

  • Yumurtlama göçü haziran-eylül ayları arasındadır.

  • Dişiler 3000-12000 adet/ kg yumurta bırakır. Yumurtadan çıkan balıklar deniz suyuna hemen adapte olabilir.

  • Genel olarak tatlı sularda 1-2 yıl kadar beslendikten sonra denize göç eder. Tatlı sularda bir yıl dolmadan denizel forma geçen Chinook somon balıkları denizde üç kış geçirdikten sonra yumurtlamak için tatlı sulara üreme göçü yapar.


Kefal Balığı

  • Mugilidae familyasından olan kefal balıklarının ülkemizde Mugil cephalus, Chelon labrosus, Liza saliens, Liza aurata ve Oedalechilus labeo türleri denizlerimizde yayılış gösterir.

  • Kefal türleri arasında yetiştiriciliğe en uygun türler M. cephalus ve M. capito türleridir.

  • Ülkemizde Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’de yaygın olarak bulunan balıklardır. Geniş bir dağılım alanına sahip olan, tropik ve subtropik olan denizlerin neredeyse tamamında bulunan kozmopolit bir türdür.

  • Beslenmek amacıyla nehir ağızlarına, lagünlere, dalyanlara ve akarsulara giren bu türün farklı ortam koşullarına karşı toleransı oldukça yüksektir.

  • Omnivor olan bu balıklar hem hayvansal hem de bitkisel kökenli gıdalar ile beslenir ve genel olarak kabuklular, yumuşakçalar gibi hayvansal besinlerle, yosunlar gibi bitkisel gıdalarla beslenmeyi tercih eder.

  • Kefal balıklarının tuzlu, tatlı ve acı sularda inşa edilen havuz ve dalyanlarda, enstantif ve yarı enstantif yetiştiriciliği yapılmaktadır.

  • Kefal balıklarının ayrıca üreme göçü sırasında bol miktarda avlanarak havyarlarından da yararlanılmaktadır.

  • Kefal balıklarının yumurtaları akarsu sistemleri ve durgun su sistemleri olmak üzere iki sistem kullanılarak kuluçka edilir.

Kalkan [Scophthalmus maximus (Linnaeus, 1758)]

  • Kalkan balığı Atlantik boyunca uzanan bölgede, Avrupa sahillerinde, Akdeniz ve Karadeniz’de görülmektedir.

  • Karnivor etçil olan kalkan balığı yüksek ekonomik değeri olan bir türdür. Ortalama uzunlukları 50 cm olan kalkan balıkları 100 cm boya kadar ulaşabilir.

  • Üreme dönemi genel olarak şubat-nisan ayları arası, Akdeniz’de mayıs-haziran ayları arasıdır.

  • Üreme döneminde kıyılara doğru göç eder. Kalkan balıklarının damızlıkları doğal ortamlarından avlayarak veya yetiştiricilikten karşılanmaktadır.

  • Yumurta alımını kontrol etmek için LHRH-a ve GnRh-a hormonu dişilere uygulanmaktadır.

  • Doğal, yumurtlatma yöntemiyle yavru elde edilmesi yerine sağım yaparak suni dölleme yapılmaktadır.

  • Kalkan balığı larvalarının 16–19°C’de,

70 günlük büyüme döneminde morfolojik gelişimleri üç bölüme ayrılır:

0-2 gün ön larva safhası

3-29 gün post larva safhası

30-70 gün larva evreden yavru evresine geçiş



Orkinos [Thunnus thynnus (Linnaeus, 1758)]

  • Orkinos yetiştiriciliği yapılan ülkeler; İspanya, İtalya, Malta, Hırvatistan, Fransa, Kıbrıs, Tunus, Türkiye ve Cezayir’dir.

  • Mavi yüzgeçli orkinoslar yüksek ekonomik değere, uluslararası deniz ürünleri pazarında önemli bir yere sahiptir. Orkinoslar çok hızlı yüzen balıklardır. Genellikle 0-100 metre derinlikteki sularda yaşar.

  • Yaklaşık olarak 3-30° C sıcaklıktaki sularda yaşayabilir.

  • Maksimum 458 cm total boya ve 684 kg ağırlığa ulaşabilir.

  • Akdeniz’de üreme haziran–ağustos ayları arasında olur.

  • Yetiştiriciliği genelde av yoluyla elde edilen bireylerin ağ kafeslerde büyütülmesine dayanır. Yaşama oranı %1-2 düzeylerinde olduğu için larval üretim pek tercih edilmez.

  • Kafeslerde kısa sürede kilo ve yağlanma artışı sağlanması için balıklar yağ ve lipit içeren Clupea harengus (ringa), Sardinella aurita, Sardinella pilchardus (sardalya), Scomber scombrus (uskumru) gibi balıklar ve kalamar (Loligo vulgaris), sübye (Sepia officinalis) gibi kafadan bacaklılar ile beslenmektedir.

Sarıağız (Argyrosomus regius Asso, 1801)

  • Dış görünüş olarak levrek balıklarına benzer.

  • Okyanuslar, sıcak ve ılıman denizlerde bulunur.

  • Doğu Atlantik, Norveç, Kongo, Cebelitarık Boğazı, Akdeniz ve Karadeniz’de yayılış gösteren bir türdür.

  • Süveyş Kanalı’ndan Kızıldeniz’e göç eder.

  • Maksimum 230 cm boya, yaygın olarak 150 cm boya ve 103 kg ağırlığa ulaşabilir.

  • Üreme dönemi olan ilkbahar ve yaz aylarında kıyı kesimlerde toplanır. Juveniller ve küçük yetişkinler, lagünler ve nehirlere girer. Kaliteli eti olduğu ve geniş tuzluluk aralığında yaşayabildiği için üretime uygun bir balıktır. Sarıağız balıklarının karada kurulan tanklarda enstantif ve denizlerde kafes ağlarda üretimi yapılabilmektedir.

  • Sarıağız için 18°C sıcaklıkta olan sular en ideal sıcaklıktır


Akuaponik Uygulamaları ve Akvaryum Balıkçılığı

  • Azalan Doğal kaynaklar sebebiyle insanlar su ürünlerinin etkin biçimde kullanabilme yollarını sürekli araştırmış ve uygulamaya başlamışlardır. Akuaponik Sistemler de bunlardan biridir.

  • Akuaponik sistemlerde tatlı su balıkları yetiştirilir.

  • Toprak kullanmadan tarım ürünleri yetiştirme yöntemine hidroponik sistemler denir.bitkinin büyümesi için gerekli olan substratların bulunduğu su içerisinde bitkilerin büyütülmesidir.

  • Evsel, endüstriyel ve tarımsal atıkların sulara karışması sonucunda suya bol miktarda azot ve fosfor bileşikleri geçer. Bu bileşiklerin bitkilere gübreleme etkisi yapması sonucunda sudaki bitki ve alglerin aşırı miktarda çoğalmasına ötrofikasyon denir.

  • Akuaponik üretimin ilk örneklerinin Azteklere ait Chinampa adlı tarım metodu olduğu düşünülmektedir. Bu metodun bir benzeri Uzak Doğu’dan çiftlik artıklarının besin olarak kullanıldığı pirinç tarlalarında balık yetiştirilmesi yöntemidir.

  • Bitkiler 6-6,6 pH aralığında kökleri vasıtasıyla besinleri alabilirken pH değeri bu aralığın dışına çıktığında besinleri alamaz.



AKUAKÜLTÜR:

Su ürünleri yetiştiriciliğinin dört ana kategorisi açık su sistemleri üretimi(kafesler, uzun hatlar), gölet kültürü, akan sularda yapılan üretim ve devridaim (kapalı devre) sistemleri oluşturur.


Akuaponik sistem



hidroponik sistem ve akuakültürün birleştirilmesiyle oluşan bir üretim sistemidir. Akuaponik sistemde su, balık tanklarından filtre edilerek bitkilerin yetiştirileceği kısma alınır ve bitkiler tarafından kullanıldıktan sonra tekrar balık tanklarına geri verilir. Ekolojik Ve son derece verimli bir sistemdir. Sistemin esası yem kalıntıları ve balık dışkılarından oluşan organik atıkların bakteriler tarafından bitkilerin kullanabileceği bir forma dönüştürülmesine dayanır.Geleneksel olarak yapılan balık ve sebze yetiştiriciliğinden daha az su kullanılması mümkündür.Akuaponik sistemlerde günlük su değişimi%1-5 arasında olmaktadır.



Akuaponik Sistem Su Kalitesi İçin Hedeflenen Değerler



Su sıcaklığı 18-30

Çözünmüş oksijen 5-8 mg/litre

Amonyak 0 mg/litre

Nitrit 0 mg/litre

Nitrat 5-150 mg/litre

Karbonat sertliği 60-mg/litre







Bütün akuaponik sistemlerin birkaç temel bileşeni aynıdır. Bunlar arasında: balık tankı, mekanik filtre, biyolojik filtre ve hidroponik kaplar bulunur.Tüm sistemlerde suyun boru ve sıhhi tesisat yoluyla dolaşımı için enerji kullanır. Temel olarak bitki büyütme kısımlarının üç temel tasarım tipi vardır bunlar: yetiştirme yatağı, yetiştirme boruları ve yetiştirme kanallarıdır.Balık tankları bütün akuaponik sistemlerin önemli bir ünitesidir. Kurulacak akuaponik sistemin maliyetinin %20'si balık tankları oluşturur.



Mekanik filtrasyon akuaponigin en önemli bileşenlerinden biridir. Mekanik filtrasyon askıdaki katı maddelerin ve balık atıklarının uzaklaştırılmasını sağlar.



Akuaponik sistemde yaygın olarak yetiştirilen balık türleri şunlardır: oreochromis aureus, oreochromis niloticus, oreochromis mossambicus, cyprinus carpio, carassius gibelio, hypophthalmichthys molitrix, ctenopharyngodon idella, Ictalurus punctatus, clarias gariepinus, oncorhynchus mykiss, micropterus salmoides

tilapia, koi, japon balığı, sazan, tatlısu levreği, yayın, karabalık gibi akuatik canlılar ile marul, ıspanak, roka, fesleğen, nane, su teresi, domates, biber, salatalık, fasulye, bezelye ve kabak gibi bitkiler yetiştirilebilmektedir.

  • Ortalama bir akuaponik sistem, yetiştirilen bitkinin türüne göre su kaynağının ortalama olarak%1-3’ü kadarını kullanır.

  • Yenisu kaynakları, suyun güvenle kullanılmasını sağlamak için daima pH, sertlik, tuzluluk, klor ve herhangi bir kirletici açısından test edilmelidir.

  • Belli Başlı kullanılabilecek su kaynakları;

Yağmur suları•Kuyu ve yer altı suları•Çeşme ya da şehir şebeke suları•Filtrelenmiş su

İyi bir akvaryum balıkçılığında kullanılan su ba- kımından dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır;



  • Temiz su kullanılmalı.

  • Su sıcaklığı sabit olmalı.

  • Yemleme aşırı yapılmamalı.

  • Dinlendirilmiş su kullanılmalı.

  • Klorlu su bekletilerek kullanılmalı.

  • Akvaryum suyunun tamamı değiştirilmemeli.

  • Ayda bir 1/3—1/4’ü değiştirilmelidir.

  • Akvaryuma hacmine uygun sayıda balık konulmalı.

  • Gereksiz yere ilaç ve kimyasal madde kullanılmamalı.

  • Akvaryum bitkileri akvaryumun doğal dengesini bozmayacak şekilde olmalıdır



.AKVARYUM BALIKÇILIĞI

Akvaryumun konulacağı yer Ortamın ısısı Akvaryum tankları Elektrik Akvaryumun yerleştirileceği stant

Su kalitesi parametresi için beş anahtar kavram önemlidir: çözünmüş oksijen (DO), pH, sıcaklık,toplam azot ve su alkalinitesi.



  • Su kalite parametrelerinden birisi sertliğidir.

  • Su sertliğinin iki büyük tipi vardır, bunlar; genel sertlik ve karbonat sertliğidir.

  • Genel sertlik sudaki pozitif iyon sayısının ölçülmesi, karbonat sertliği ise alkalinite olarak da bilinen suyun tamponlama kapasitesi nedir.

  • Genel sertliğin akuaponik sistem üzerinde büyük bir etkisi yoktur. Ancak karbonat sertliği ile pH birebir ilişkilidir.

  • Her iki sertliğin akuaponik sistemler için optimum değerleri yaklaşık 60-140 mg/litre olmalıdır.

  • Balık atığı olan amonyağı oksidize eden bakteriler amonyağı nitrite dönüştürürler. Nitrit Okside Eden bakteriler nitrat oluşumunu sağlar. Bu bakterilere genel olarak nitrobakter adı verilir.







Bakterilerin sağlıklı koloniler geliştirebilmesi için;

Büyük yüzey alanı•pH•Sıcaklık•Çözünmüş oksijen•Güneş ışığı

dikkat edilmesi gereken unsurlardır.

Biyofiltrasyon bakteriler tarafından amonyak ve nitritin nitrata dönüştürülmesidir.



Ticari ve Sportif Balık Yakalama Yöntemleri

Genel Olarak kimyasal, mekanik ve elektrik kullanımına dayalı yöntemlerden yararlanılır. Ülkemizde kimyasal madde ve elektrik kullanılarak yapılan avcılık yöntemleri yasaklanmıştır.



Deniz, göl ve ırmak ağızlarında balık ve diğer su ürünlerini avlamak için kurulan, giriş bölgesi açılıp kapanabilen, sabit ya da yüzer hâlde kurulan tesislerdir. Dalyanlar köstek, döşeme, etek, hazne kısımlarından oluşmaktadır. Kepasti, Kırma, Kurt Ağzı ve Şıra dalyanı olmak üzere 4 çeşit dalyan vardır.



Batırıcılar şekil yapıları ve ağırlıklarına göre sınıflandırılır bunlar; a)iskandil kurşunlar b)boncuk kurşun c)yaprak kurşun d)bakla ve torpil kurşunlar e)kıstırmadır.

Basit Mekanik Bayıltıcılar

Sersemletme yolu ile avcılığın en basit formu,uzakta bulunan bir balığa bir tas veya sert bir cismin atılarak balığın sersemletmesi esasına dayanır.

Mekanik bayıltıcı olarak bumerang, sopa, balta ve ağaç parçaları gibifarklı araçlar bu amaçla yaygın olarak kullanılmaktadır.

Üreme döneminde, yumurtaların suların sazlık, otluk ve sığ olan kesimlerine bırakan bazı sazangiller, üreme dönemlerinde daha sakin bir davranış sergiler. Bu dönemlerde bu yerlerde balıkların sopa darbesiyle sersemlet ilerekavlanması mümkün olmaktadır.

Dinamitle Sersemletme

Patlayıcılar 1600’lü yılların başından sonra balık avcılığında kullanılmaktadır. Balık avcılığında mekanik olarak bayıltmanın gelişmiş ve tehlikeli bir formudur. Dinamitin su altında patlatılmasıyla bölgede bulunan balıkların sersemlemesi esasına dayanır. Özellikle kış aylarında buz altında bir araya toplanan balıkları avlamak için buz üzerinden açılan bir delikten dinamit, suya bırakılarak avcılık yapılır.


Zehirleme ve Bayıltma ile Avcılık

Zehirleme ile avcılık balıkların oksijensiz bırakılarak serseml edilmesi esasına dayanır. Bunun için sudaki çözünmüş oksijen miktarını azaltmak yöntemlerden biridir.

Mekanik bayıltıcıların kullanımı,kimyasal bayıltıcılardan daha azdır. Zehirleme Ve bayıltma ile avcılıkta yaygın olarak ihtiyotoksik bitkiler kullanılmaktadır.

İhtiyotoksik bitkiler kurutulup parçalara ayrılır, sonra ezilerek toz hâlinegetirilip suya serpilir ya da balık yemlerine ilave edilir.


Türkiye’de en yaygın olarak bilinen ihtiyotoksik bitkiler şunlardır:

1. Taxus baccata (Yaygın porsuk)

2. Euphorbia esula (Eşek sütleğeni)

3. Daphne mezereum (Mezeryon)

4. Cyclamen europaeum (Alp menekşesi)

5. Anchusa officinalis (Sığır dili)

6. Datura stramonium (Tatula)

7. Nicotina tabaccum (Tütün)

8. Hyoscyamus niger (Ban otu)

9. Verbascum nigrum (Sığır kuyruğu)

10. Verbascum undulatum (Sığır kuyruğu)


Deoxijenasyon veya Boğulma

Bu yöntem kısaca dipteki hamurun karıştırılması ile oksijenin azaltılması esasına dayanır. Oksijensiz kalan balıklar sersemler ve kolayca yakalanabilir.Ayrıca sel, heyelan gibi durumlarda suda askıda katı madde miktarı artar ve sudaki oksijen azalır.Bu da balıkların hareketini ve görme yetenekleri azaltır. Görme ve hareket yeteneği azalan balıklarsepetlerle sudan rahatlıkla toplanabilmektedir.



Tuzaklarla Avcılık

Tuzaklar ve kapanlar balık avcılığının en eski yöntemlerinden biridir ve hâlen yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biridir.

Bu yöntemin maliyeti düşüktür ve iç sularda kullanımı daha yaygındır.Genelde balıkların göç yolları üzerine kurulur.

  • Kapan avın kolayca içeri girebildiği ancak dışarı çıkmasın zorlaştırdığı avcılık yöntemidir.

  • Tuzaklar ise su ürünlerinin içerisine girişi olan ve girdikten sonra balığın tuzağın içerisinden kaçmasını engelleyecek şekilde dizayn edilmiş av araçlarıdır.

Trol Avcılığı

Trol avcılığı, zeminde veya zemine yakın bölgelerde yaşayan su ürünlerinin avcılığında yaygın kullanılan avcılık yöntemlerinden biridir. Genellikle açık denizlerde su derinliğinin 30-40 metreye kadar ulaştığı bölgelerde trol avcılığı yapılır. Av verimliliği oldukça yüksek ve insan gücüne çok fazla gereksinim duyulmaz.

Trol ağları kullanım derinliğine göre; dip trol ağları, orta su trol ağları, yüzeytrol ağları, kombine trol ağları (dip ve orta su trolü)olmak üzere dört gruba ayrılır.

  1. Dip trolü ağlarıyla genel olarak su zemininde yavaş hareket eden yassı balıklar, dil, kalkan, vatoz, barbun, tekir, mezgit balıkları, karides ve istakoz gibi kabuklular avlanır.

  2. Orta su trolü palamut, uskumru, lüfer, sardalya, istavrit gibi sürü hâlinde göç gerçekleştiren ve hızlı yüzen balıkların avcılığında kullanılır.

  3. Yüzey trolüyleise yavaş hareket eden ve yüzeye yakın hareket eden hamsi, gümüş, çaça gibi balıklar avlanır.

Trol ağının bölümleri;

Üst kanatlar•Alt kanatlar•Omuz•Karın•Uzatma parçası•Torba•Etek•Mantar yaka•Kurşun yaka•Palamarlar (Halatlar)•Kapılar•Çelik halatlar (Esas halat)



Kankava; denizin dip kısımlarını taramak suretiyle sünger avcılığının yapıldığı av aracıdır.

Kerevit, pinterle avlanır

Midye ve istiridyenin avlanmasında direç kullanılır.



Sepetlerin yapılarına göre, yuvarlak sepetler, köşeli sepetler ve konik sepetler olmak üzere 3 tipi vardır. Konik sepetler genel olarak tatlı sularda yılan balığı avcılığında kullanılır. Sepetlerin üretilmesinde sentetik iplikten ağlar, demir teller, sazlar, kamışlar ve esnek ağaç dalları kullanılır.





Levrekte ise dalyanlar kullanılır.



Pinterler

İç su avcılığında kullanılan huni biçiminde tek ya da iki taraftan girişi olan konik biçimdeki ağların birbirine eklenmesi ile oluşan av aracıdır.Pinterler balık pinteri ve kerevit pinteri olmak üzere iki çeşittir.

Spor ve Dinlenme Amaçlı BalıkÇılık Yöntemleri

Bütün balıkçılık metotlarının başlıca amacı,hem kendi tüketimi hem de pazarlama ve balıkçılık endüstrisi için yiyecek temin etmektir. Buna rağmen uzun zamandan beri balıkçılığın bazı formları hem dinlenme hem de sportif amaçlı balık avcılığının temelini oluşturmaktadır.



Amatör balıkçılık kavramı spor ve dinlenme amacıyla yapılan ve ticari kazanç gayesi güdülmeyen avcılık türüdür.

Amatör Balıkçı ise dinlenme ve spor amaçlı su ürünleri avcılığı yapan kişidir. Bazı balıkçılık metotları diğerlerinden farklıdır ve bu metotlarla avcılık yapmak beceri gerektirir.

Örneğin elle atılan serpme ağı ile avcılık, sinekle avcılık ve kasık olta ile avcılık vb.gibi avcılıklar bir becerive ustalık gerektirmektedir.

Spor amaçlı yapılan balıkçılıkta genelde yakalanan balıklar boy ve ağırlıkları ölçüldükten sonra tekrar suya bırakılmaktadır. Günümüzde bu amaçla balıkçılık dernekleri tarafından yarışmalar yapılmakta ve ödüller verilmektedir.


Olta Avcılığı

Sportif amaçlı yapılan en yaygın avcılık türüdür.

İğne, misina, olta, olta makinası, ağırlık, suni ve doğal yemler gibi av malzemelerinin kullanıldığı avcılıktır.

Misina kalınlığı, iğne büyüklüğü, kullanılacak oltanın biçimi, yemler ve avcılık zamanı avlanacak balık türüne göre değişmektedir. Olta Takımına bir ila üç adet iğne takılabilir. Tek iğneli oltalara el oltaları denmektedir. Sinek oltaları durgun iç sularda kullanılan iğneye sinek benzeri yapay bir yem takılarak hazırlanan oltalardır. Sinekoltalarıyla alabalık ve somon avcılığı yaygın olarak yapılmaktadır.

Olta ile yapılan avcılık bilgi, tecrübe ve kabiliyet gerektirir. Doğal yem ve yapay yemler kullanılarak yapılan bu avcılık yönteminde balığın yemi yutması beklenir.

Olta malzemeleri;

1.İğne ve kancalar

2.Beden (Misina, Naylon ip, Halat)

3.Fırdöndüler

4.Ağırlıklar

5.Şamandıralar (Yüzdürücüler)

6.Olta makinaları

7.Olta çubukları



Oltalar kendi aralarında ikiye ayrılır;

1.Hareketsiz (Durgun) oltalar

2.Hareketli (Çeker) oltalar


  • Misinalarda olması gereken özellikler;

Elastikiyet

Dayanıklılık

Yumuşaklık

Güneş ışığı, küflenme ve kimyasallara karşı

direnç

Renk

Büküme dayanıklılıktır



  • Olta ile avcılıkta balıkların davranışları ve suyun akıntısı sebebiyle bükülmeler ve gamlar meydana gelir. Fırdöndü, halka ve köstekler bükülme ve gam oluşumunu engeller.

  • Durgun oltalar, atıp toplama işlemleri dışında, bulunduğu yerde sabit vaziyette kalır, hareket etmez. Hareketsiz oltalar amatör balıkçılar arasında kamışlı olta, salma olta ve uzatma olta olarak adlandırılır. Yemli iğnelerin balıklar tarafından fark edilmesi ve balıkların yemi yutması sonucunda avcılık yapılır.

  • Yaygın kullanılan şamandıra tipleri;

  • Küresel (top) şamandıra

  • Dolgun şamandıra

  • Kalem şamandıra

  • Işıklı şamandıradır.

  • Çapari olta takımlarında aşağıdaki yemler tercih edilir:

  • Çamur veya kaya kurdu

  • Kum solucanı

  • Kabuğu soyulmuş karides

  • Tohum denilen midyelerin içleri

  • Ak yemlerin sırt yönünde bulunan kılçıksız ve kaba etleri

  • Şeytanminareleri

  • Deniz salyangozları

  • Sülünes

  • Mamun

En yaygın kullanılan gırgır ağ çeşitleri ve avcılığı yapılan balık türleri şunlardır;

Palamut Gırgırı: Palamut ve lüfer avcılığında kullanılır.

Uskumru Gırgırı: Uskumru, istavrit ve sardalya avcılığında kullanılır.

Zargana Gırgırı: Zargana, istavrit, hamsi, sardalya ve gümüş balığı avcılığında kullanılır.

Hamsi Gırgırı: Hamsi, sardalya, çaça, istavrit ve gümüş balığı avcılığında kullanılır.

Orkinos Gırgırı: Orkinos ve ton balığı avcılığında kullanılır. .



Balık Yavruları (Çime): Balık avcılığında yem olarak kullanılan yavru balıklara çime denir. Tatlı sularda turna, yayın ve levrek gibi karnivor balıkların avcılığında sazangillerin yavruları çime olarak kullanılırlar. Av yasağının olmadığı dönemlerde amatör ve sportif amaçlı avcılık için bazı balık türleri yemlik olarak kullanılabilir. Bu balıklar azami 12 cm boyunda ve en çok 30 adet olmak üzere gümüş (deniz - tatlı su), sardalya, tatlı su sardalyası, istavrit (kraça), taş ısıran balığı-çöpçü, bıyıklı balık, inci balığı, izmarit, zargana, Hamsi, çamuka, ispari, kaya balığı (deniz -tatlı su ) gibi balıklar yemlik olarak kullanılabilir. Ancak bu boydaki balıkların nakledilmeleri yasaktır.



Paraketa Avcılığı

Pareketa avcılığı sportif avcılıktan çok ticari avcılık amacıyla yapılmaktadır. Bas ve son kısmında şamandıra olan, birkaç sepete monte edilebilen, yemli olta takımlarının bir araya gelmesinden oluşmaktadır.

İğneler arasındaki mesafe avlanılacak balığın türüne göre değişiklik gösterir. Paraketalar ana bedeni naylon ip veya misinadan oluşan 2-3 bin kadar olta iğnesinden oluşabilir.

Olta iğnelerinin avlanacak balık türüne göre boyutları değişiklik gösterir.

  • Kalkan paraketası ve morina paraketesi en çok bilinen paraketa çeşitleridir.

  • Paraketalar, genelde karnivor balıkların avcılığında kullanılmaktadır. Karides takılır.

  • Sürütme takımları sandal veya tekne arkasından çekilerek avcılık yapılan olta takımlarıdır. Yemli veya yemsiz olarak kullanılır ve

  • iğneye balıkların atlaması suretiyle yakalanması ile avcılık gerçekleştirilir. Kullanılan ağırlığın farklılığına göre dip ve pelajik olarak ikiye ayrılır.





Paraketa Takımları dört grup malzemeden oluşurlar bunlar;

Paraketa selesi, tamburu, kutusu

Paraketa bedeni ve köstekler

Paraketa iğneleri

Fırdöndü, yüzdürücü ve batırıcılardır


Paraketalar kullanım amacına göre;

Dip paraketaları

Dipüstü paraketaları

Pelajik paraketalar

Vertikal paraketalar



Balık Yetiştiriciliğinde Hastalıklar ve Koruyucu Önlemler

Dünyada balık yetiştiriciliğinin ilk defa M.Ö. 2000 yılında Çin'de başladığı düşünülmektedir.[3] Türkiye'de ise ilk balık yetiştirme tesisi 1960’lı yılların sonunda Bilecik (Bozöyük)’te kurulan alabalık işletmesi, Papila Alabalık Üretim Tesisi'dir.



  • Proteinin biyolojik değeri nedir?



Bir protein tüketildiğinde bunu tüketen canlı türünün kendi vücut proteinini yapmak için tüketilen proteinin esansiyal aminoasitleri (türe özgü dışarıdan almak zorunda olduğu) içerme oranıdır. Bir başka ifade ile türe özgü bir biçimde sentezlenemeyen nitelikteki aminoasitleri içerme oranıdır.



  • Tatlı su ve deniz balıklarının diyetlerinde (rasyonda: yemlerinde) bulunması gereken önemli aminoasitler nelerdir?

10 adettir. Bunlar arjinin, histidin, izolösin, lösin, lizin, metiyonin, fenilalanin, treonin, triptofan ve valin olarak listelenmektedir.

  • Varyete/Çeşit nedir? En az bir morfolojik (fenotip: biçimsel) özellik bakımından türden ayrılan, türün yayılış alanı içerisinde küçük veya büyük gruplar hâlinde bulunan topluluktur. Hayvan ve bitkilerde aynı türden olduğu hâlde bazı dış özellikler bakımından farklılaşmış canlıları ifade eder.

  • Finfish nedir? Ticari değeri olan balıklar için uluslararası terimdir.

  • Enfeksiyoz hastalıklar hakkında öz bilgilerin sunulduğu ticari değeri yüksek tatlı su türleri alabalık (Oncorhynchus mykiss), sazan (Cyprinus carpio) ve tilapya (Oreochromis sp.)

  • Ekofizyoloji nedir? Çevresel parametreler ve buna bağlı fiziksel, kimyasal ve biyolojik değişkenlerin balık fizyolojisi üzerine etkilerini inceleyen bilimsel çalışma alanıdır.

  • Poikiloterm nedir? Balıkların termal hemostasis yani iç dengeyi düzenleme yetenekleri yoktur. Omurgalı hayvan gruplarından kuşlar ve memeliler dışında kalan balık, kurbağa ve sürüngenlerde ortak özellik vücut sıcaklığının ortam sıcaklığı ile aynı olması durumudur. Bu canlılara poikiloterm yani soğukkanlı canlılar adı verilir.



Kapalı sirkülasyonlu sistemlerde yapılan yetiştiriciliğin imkânları nelerdir?

Suyun yeniden kullanımına olanak sağlar. • Yetiştiriciliği yapılacak türün istekleri optimum düzeyde karşılanır. • Mevsimsel farklılıklar izlenmez. • Su ürünleri sağlık yönetimi tam anlamıyla uygulanabilir. • Doğaya yapılacak deşarj çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığı bakımından risk oluşturmayacak düzeyde güvenilirdir.



Balıkların hasta olmasını neden istemeyiz?



Balık yetiştiriciliğinde işletme giderlerinin %60’ını yem giderleri oluşturur. • İşletme giderlerinin %40 kadarı da işçilik ve diğer işletme giderlerini içerir. • Yönetim giderleri içinde balık refahı ile sağlığını temin ve sürdürme için yapılacak cüzi harcamaların miktarı, hastalık şekillenmesi hâlinde kullanılacak sınırlı sayıda ruhsatlı dezenfektan ve ilaç için harcanacak paradan daha düşük olacaktır.



Ticari yetiştiricilikte aminoasit eksikliğinde yaygın görülen olumsuz etkiler şunlardır:

  1. Lizin eksikliğinde dorsal yüzgeçte doku kaybı/hasarı

  2. Triptofan, lösin, lizin, arjinin veya histidin eksikliğinde omurga deformasyonu

  3. Metiyonin ve triptofan eksikliğinde katarakt



Balıklarda normal dışı hücre artışı olguları “neoplazi (tümör)” olarak tanımlanır.


Hastalığa sebep olan canlı etkenler şunlardır:

Mikroorganizmalar (virüs, bakteri, mantar ve protoza),

Makroorganizmalar (iç ve dış parazitler).

Enfestasyon dış parazitlerin; enfeksiyon ise iç parazitlerin yarattığı hastalıkları ifade eder.



Probiyotik organizma:Sindirim kanalındaki yararlı mikroorganizmalardır.

RNA ve DNA virüsleri: 10-500 nm boyutlarındaki mikroorganizmalardır.



Farklı canlıların birlikte yaşamalarıdır. Simbiyotik yaşam 3 tipte olur:

Mutualizim (birbirine fayda)

Parazitizim (biri fayda-biri zarar)

Kommensalizim (biri fayda-diğeri ne fayda ne zarar)



Patojen özellik taşıyan organizmaların genel özellikleri nelerdir?



Patojen organizmalar asalaktır. • Konaklarını sömürürler. • Konaklarını besin kaynağı olarak kullanırlar. • Konaklarını yaşam alanı olarak kullanırlar. • Konaklarını üreme alanı olarak kullanırlar. • Konaklarında fizyolojik ve morfolojik değişikliler yaratabilir. • Normal dışı değişikliklere ve ölüme neden olurlar. • Patojenler konaklarına özgü olabilir. • Konaklarında seçtikleri hedef dokulara özgü olabilirler. • Konak içerisinde bazen hastalık yapmaksızın varlıklarını sürdürebilirler.



  • Trichodinasis: Trichodina sp. ve Chilodonella sp.’nin sebep olduğu, solungaç, doku ve deri hasarı yaratarak genç balıklarda kayıplara neden olan protozoan paraziter hastalıktır.

  • Anguillicola crassus'un neden olduğu, özellikle yılan balıklarının hava kesesine yerleşen endoparazit ne tür bir hastalığa neden olur? Nematod Etkenli Hastalık

  • Viral etken tanımlanması için örneklerin canlı, taze, -80°C’de dondurulmuş ya da %70’lik etil alkol içerisinde saklanmış durumda gönderilmesi gerekmektedir.

  • Zayıflama, solungaç doku dejenerasyonuna hangi B vitamin eksiliği neden olur? B5 Pantotenik asit

  • Patojenlerin hastalık yapma gücüne virülens denir.

  • E vitamini (Tokaferol): Tokaferol grubu içerisinde biyolojik olarak en aktif olanı alfa-tokaferol olarak bilinir. Yem içerisindeki varlığı yemin oksitlenmesini engelleme yeteneğinden dolayı gerekli görülmektedir. Dokudaki temel fonksiyonu serbest radikallerin toksik etkilerini gidermektir. Sıcaklık toleransı üzerine ise selenyum minerali ile birlikte olumlu etkileri bulunur. Eksikliğinde kaslarda dejanerasyon, karaciğerde ileri yağ dejenerasyonu (siroz, steatitis), anemi, yüzme kesesi, kalp kası ve sindirim sisteminde patoloji izlenebilir.



KORUMA VE KONTROL YÖNTEMLERİ

  1. Balık yetiştiriciliğinde koruma ve varsa aşılama en etkili yöntem olarak önerilmektedir.

  2. Tatlı su balıkları için koruyucu tedbirlerden biri tuzlu su banyosu yöntemidir.Tatlı su balıkları için koruyucu (profilaktik) tedbirlerden biri tuzlu su banyosu yöntemidir. Bu yöntemde tuz olarak Sodyum Klorür ve ya Kalsiyum Klorür (NaCl veya CaCl2 %0,5–3) bir litre suya 0,5-3 gram aralığında ilave edilerek banyo solüsyonu hazırlanabilir.

  3. Moleküler tanımlama testleri, hastalığa neden olan canlıların ve çevresel etkenlerin tanımlanması için kullanılan testlerdir



Su Ürünleri Üretimimiz ve Avcılığına İlişkin Hukuki Düzenlemeler



  • Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz’den daha küçük alana sahip olmasına karşın, üretim miktarı daha fazla olmaktadır. Karadeniz balıkta en büyük paya sahiptir.

  • Hamsi ve çaçadan sonra en fazla avlanılan balık türlerimiz sardalya ve istavrittir. Bu türler, denizlerden avlanılan su ürünleri içinde % 6-7 civarında bir paya sahiptir.İç sulardan avcılık yoluyla gerçekleştirilen su ürünleri üretiminde önemli dalgalanmalar olmamaktadır.

  • İç sularda avlanılan en önemli tür, Van Gölü’nden avlanılan inci kefalidir. İnci kefali, iç sulardan gerçekleştirilen üretimimiz içinde yaklaşık %25’lik bir paya sahiptir. Sazan av miktarı da inci kefaline yakın düzeylerdedir.

  • 2015 yılı verilerine göre, su ürünleri yetiştiriciliği içinde alabalığın payı, % 2’si denizlerde olmak üzere, % 45’tir. Sadece denizlerde yetiştirilen levrek ise % 31’lik bir paya sahiptir. Çipura üretiminin yetiştiricilik içindeki toplam payı ise % 22 olmuştur.

  • Su ürünleri üretiminin en fazla yapıldığı ülke Çin’dir.

  • Cumhuriyet dönemi sonrası 4 Nisan 1971 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 1380 Su Ürünleri Kanunu ile su ürünleriyle ilgili görevler Tarım Bakanlığına verilmiştir. Bu kanunun çıkması ile Ticaret Bakanlığının su ürünleri alanıyla ilgili görevleri sona ermiştir. Tarım Bakanlığı tarafından 1380 sayılı Kanun kapsamında hazırlanan ilk sirküler olan, “Su Ürünleri Avcılığının Düzenlenmesine Dair 1 Numaralı Sirküler”, 23 Ağustos 1973 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır

  • Bakanlar Kurulu Kararı (Resmî Gazete, 2 Eylül 1943): Balık av yasakları konusunda Cumhuriyet Dönemi’nde Bakanlar Kurulu tarafından yapılan ilk düzenleme.

  • Avlanmanın Yasak Olduğu Yerler Ticari tebliğlerde yer alan avlanmanın yasaklandığı yerler, avcılığın tamamen veya kısmen yasaklandığı alanları içermektedir.Petrol yükleme tesisleri, doğalgaz terminalleri gibi stratejik tesislerin özel güvenlik bölgeleri, deniz askerî yasak bölgeleri gibi yerler ise işlevleri ve konumlarından dolayı su ürünleri avcılığının yasaklandığı yerlere örnek olarak gösterilebilir.

Nesli tehlikede altında olan, bu durumları uluslararası anlaşma ve sözleşmelerle ya da ulusal araştırma ve gözlemlerle belirlenmiş türlerin avcılığı yasaklanmaktadır. Bu türlere örnek olarak yunuslar, deniz kaplumbağaları, mersin balıkları, foklar gösterilebilir.

Türlere yönelik düzenlemeler

;•Avcılığı tamamen yasak olanlar

Boy ve ağırlık sınırlaması olanlar

Avlanmasının yasak olduğu dönem olanlar

Avlanma saati yasağı olanlar

İzin verilen avlanma aracı ve yöntemi olanlar

Kullanılması yasak avlanma aracı ve yöntemi olanlar

Avlanılacağı bölge belirtilmiş olanlar

Avcılığı için izin belgesi alınması gerekenler

Miktar sınırlaması (kota) olanlar şeklinde tanımlanabilir

  • İç sulardaki ticari amaçlı su ürünleri avcılığı doğal göller ve baraj göllerinde yapılmaktadır. Akarsular ve göletlerde ticari amaçlı su ürünleri avcılığı yapılması yasaktır.

  • Denizlerden balıklar dışında avlanılan iki önemli tür, ülkemizde tüketilmeyen, yurt dışına ihraç edilen beyaz kum midyesi ve deniz salyangozudur.Tamamına yakın kısmı Karadeniz’den avlanılan bu türlerden beyaz kum midyesinin olağan bir sezonda üretim miktarı 30 bin ton, deniz salyangozunun ise 8 bin ton civarındadır.

  • Orta su trolü ile avcılığa sadece Karadeniz’de ve çift tekneyle çekilmesi şartıyla izin verilmektedir. Orta su trolü ile avcılık dip trolü avcılığına açık bölgelerde, 24 metreden daha derin sularda yapılabilmektedir. Bu avcılıkta da dip trolü için geçerli olan zaman yasağı uygulanmaktadır. Orta su trolü ile avcılık da on iki metreden büyük balıkçı gemileri tarafından yapılabilmektedir. Orta su trolü ile avcılık yapacak balıkçı gemilerinin ayrıca bu faaliyetlerine yönelik olarak Tarım ve Orman Bakanlığından avcılık izin belgesi alması gerekmektedir.

  • İstilacı Tür: Doğal olarak yaşadıkları ekosistemden başka bir ekosisteme giren ve burada aşırı çoğalıp tüm ekosistemi etkisi altına alan tür.

İç sularda avlanılan gümüş ve havuz balıkları, iç sularımızın doğal türleri olmayıp, çeşitli nedenlerle bu alanlara bulaşarak, önemli popülasyon oluşturmuş istilacı türlerdir. Gümüş balıklarının tamamına yakın kısmı, havuz balıklarının da önemli bir kısmı yurt dışına ihraç edilmektedir.

  • Turna balıklarının 15 Aralık-31 Mart, karabalığın 1 Nisan-30 Haziran, kerevitin 1 Kasım-30 Haziran, inci kefalinin 15 Nisan-15 Temmuz tarihleri arasında avlanması yasaktır.

İç Sularda Amatör Avcılık

  • İçsulardaki amatör balıkçılıkta çırpma/çarpma ve bırakma olta, birden fazla iğne ile donatılmış küspe, parakete, sualtı tüfeği, zıpkın, pinter ve sepet gibi tuzakların, her türlü ağın bulundurulması ve kullanımı yasaktır.

  • İç sularda bir amatör balıkçı, olta başına iğne sayısı 3 adedi geçmeyen en fazla 4 olta takımı ile avlanabilmektedir. Ancak, alabalık avında iki olta takımından daha fazla olta takımı kullanılmamakta ve her olta takımında iki iğne bulunabilmektedir.

  • İç sularda boyu 7,5 metrenin üzerindeki teknelerle amatör balık avcılığı yapılması yasaktır.

Denizlerde Amatör Avcılık

  • Denizlerde amatör avcılık parakete, pinter ve sepet gibi tuzaklar hariç olmak üzere; her türlü olta takımı, serpme, yemlik uzatma ağı ve sualtı tüfeği ile yapılabilmektedir. Bir amatör avcı en fazla 4 olta takımı kullanabilmekte, olta takımındaki iğne sayısı, çapari hariç 6 adedi geçmemektedir.

  • Denizlerde oltalar ile yapılan avcılık dışında, dalma yöntemi ile su altı tüfekleri kullanılarak avcılık yapılabilmektedir.Denizlerde yapılan amatör avcılıkta da türlere yönelik boy ve miktar sınırlaması ile bazı türler için zaman yasağı bulunmaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçsel Pusula: KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME SANATI

TARLA BİTKİLERİ

Tabağından Ruhuna: Bütünsel Bir Arınma Ritüeli