BİYOLOJİ
Temel Taksonomik Kategoriler Regnum (Alem) Phylum (Şube) veya Divisio (Bölüm) Classis(Sınıf )Ordo (Takım) Familia (Aile)Genus (Cins) Species (Tür)
ARI SOKARSA:Bir molekül baz ile bir molekül asidin tepkimeye girmesi sonucunda asit ve baz nötralize olarak tuz molekülünü oluştururlar. Arı sokmalarında eşek arısının salgısı bazik olduğundan asit, bal arısının salgısı asit olduğundan baz uygulaması daha uygun olacaktır. Limon ve sirke asidik iken, amonyak ve diş macunu baziktir. Bundan dolayı eşek arısı sokmalarında limon veya sirke, bal arısı sokmalarında ise amonyak veya dişmacunu kullanılması arı salgısını nötralize edecektir.
Protein sentezinde görev alan RNA'ların Messenger RNA (m-RNA), transfer RNA (t-RNA) ve ribozomal RNA (r-RNA) gibi çeşitleri vardır.
m-RNA DNA şifrelerini ribozoma taşır.
t-RNA ise protein sentezi sırasında aminoasit taşıyıcışığı yaparlar.
r-RNA: ribozomların yapı taşında görev alır.
Canlı hücresinde bulunan organik moleküller karbonhidrat, protein, yağ ve nükleik asitler olarak sınıflandırılabilirler.
Karbonhidratlar sadece karbon, hidrojen ve oksiyen elementlerinden oluşurken,
protein, yağlar ve nükleit asitlerin yapılarında bu elementlerin dışında diğer elementlerde bulunur. Keratin ve kolojen protien grubundadır, steroid yağ grubundadır, DNA ise nükleik asittir.
Hücrenin bölünmesi sırasında interfaz safhasında kromatin iplikleri daha yoğun gözükürler. bu bölgelere heterokromatin yumakları, daha az yoğun kromozom bölgelerine ise ökromatin adı verilir. Kromozomlardaki önemli yapılardan biri sentromer yani kinetekorlardır .
Kromozomlar histon proteinler ile bireşerek kromatid adı verilen iki DNA ipliğinden oluşurlar.
Hücre Membranı (Hücre Zarı):
Hücre membranı hücrenin sınırlarını belirleyen, içi ile dış ortamı birbirinden ayıran seçici geçirgen bir yapıdır. Hücreye giriş, çıkış hücre membranının kontrolü altındadır. Çeşitli mekanizmalarla membran iletimi sağlanmaktadır.
Küçük moleküllerin hücre zarından geçişi : difüzyon, osmoz, kolaylaştırılmış difüzyon, aktif transport;
makromoleküllerin geçişi ise endositoz(fagositoz, pinositoz) ve ekzositoz ile olmaktadır. Membrandan iyonların geçişi ise iyon kanalları ile gerçekleştirilir.
1.Kolaylaştırılmış Difüzyon
Difüzyonun bir çeşidi de kolaylaştırılmış difüzyondur, ancak bu difüzyon çeşidinde olayda hücre zarında bulunan özel taşıyıcı proteinler(permeazlar)rol oynarlar. Geçişi yapılacak molekül zar yüzeyine bağlanınca permeazda bir konformasyon değişikliği
ile molekül geçiş yapar yani taşıyıcı protein difüzyonu kolaylaştırmıştır. Bazı şekerler ve aminoasitler zardan bu şekilde zarı geçebilirler.
2.Aktif Taşınma
Difüzyonun tersine çözünmüş maddelerin yoğunluğun az olduğu taraftan çok olduğu tarafa enerji kullanarak geçişleridir. Buradaki enerji kaynağı ATP molekülüdür. Bu yolla taşınmada da özel taşıyıcı proteinlere gerensim duyulur.
Bu olay özellikle bazı iyonların geçişinde (Sodyum-potasyum pompası) son derece önemlidir.
3.Osmoz
Su moleküllerinin geçirgen bir zardan yüksek konsantrasyondan düşük su konsantrasyonuna difüzyonudur. Ozmoz zarın hem içi hem de dışında konsantrasyon eşit oluncaya kadar sürer.
ATP canlı hücrelerde enerji dönüşümünde kullanılan enerji formudur. Fotosentez ile bitkilerde, solunum ile de hayvan hücresinde üretilir. Her iki ATP üretim sürecinde de elektron kaynağı olarak fotosentezde su ve solunumda ise besin moleküllerinden kopartılan hidrojenler elektron kaynağı olarak görev yapar. Kopartılan bu elektronları solunumda oksijen yakalarken, fotosentezde NADP tarafından yakalanır. Fotosentezde kloroplast zar sisteminde, solunumda ise mitokondri iç zarında gerçekleşir.
ATP moleküllerinde depolanmasına glikoliz olayı adı verilir.
I- Aerobik koşullarda glikolizisin son ürünü pirüvik asittir.
II- Anaerobik koşullarda glikolizisin son ürünü laktattır.
III- Alkolik fermantasyonun son ürünleri karbondioksit ve etanoldür (etil alkol).
Sentrozom ile ilgili :
I- İlkel bitki hücrelerinde ve hayvan hücrelerinde bulunan bir organeldir.
II- Çiçekli bitkilerde sentrozom yoktur.
III- Hücre bölünmesinde iğ ipliklerini oluştururlar.
Protistler(SU YOSUNU), ayrışık bir canlı grubudur ve hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen ökaryot canlılardan oluşur. Protistler bilimsel sınıflandırma açısından âlem olarak değerlendirilse de tek soylu değil, kısmi soylu bir gruptur.
Kriptogam(ÇİÇEKSİZ BİTKİ)
çiçek veya tohum olmadan sporlarla çoğalan bir bitkidir. "Cryptogamae", hiçbir tohumun üretilmediğine atıfta bulunarak "gizli üreme" anlamına gelir, bu nedenle kriptogamlar tohum taşımayan bitkileri temsil eder.
Bitkiler, çiçekli ve çiçeksiz olarak ikiye ayrılmaktadır. Çiçekli bitkilerde dişi ve erkek üreme organları çiçek içinde bulunur. Çiçeksiz bitkiler, böyle bir organ sistemine sahip değildir. Çiçeksiz bitkiler ilkel bitkiler olarak ot şeklindedir.
Çiçekli bitkiler belli kısımlardan oluşur. Çanak yaprak, taç yaprak, dişi ve erkek organlar bu kısımları oluşturur. Çiçekli bitkiler, tek çenekli ve çift çenekli olarak da ayrılır.
Her bitkinin kendine ait özellikleri, iklim, bitki örtüsü, yeryüzü şekilleri bakımından değişmektedir. Biyoçeşitliliği sağlayan bu unsurlar çiçekleri de endemik olarak etkilemektedir.
Pistil, çiçek üzerinde erkek organların bulunduğu halkanın hemen iç kısmında dişi organlar yer almaktadır. Dişi organlar topluluğuna GİNEKEUM adı verilmektedir.
Kromozomlardaki önemli yapılardan biri olan ve her iki kromatinin birleştiği noktaya verilen isim SENTROMER.
MANTAR
Mantarlar, çok sayıda çok hücreli ve tek hücreli ökaryotik canlıyı kapsayan bir biyolojik âlemin adıdır. Hayvansal ve bitkisel atıkların çürütülmesinde rol alırlar.
Hayvansal ve bitkisel atıklarda bulunan azot, fosfor, potasyum, sülfür, demir ve kalsiyum gibi elementlerin serbest bırakılmasında rol alırlar.
bazı peynir tiplerinin (Rokufort, Kamembert) elde edilmesinde rol alırlar.
Topraktaki ve sudaki erimeyen organik maddeleri sindirerek suda eriyen
atık maddeler haline çevirmede rol alırlar.Doğada toprak ve diğer ekosistemlerdeki organik maddelerin çoğunu tekrar sirküle edilmesinin esas ajanlarıdırlar.
Hayvansal ve bitkisel atıkların çürütülmesinde, bu yapılarda bulunan azot, fosfor, potasyum, sülfür, demir ve kalsiyum gibi elementlerin serbest bırakılmasında, bazı peynir tiplerinin (Rokufort, Kamembert) eldesinde,
antibiyotik (penisilin) eldesinde,
thiamin, biyotin, riboflavin gibi bazı vitaminlerin, amilaz (Aspergillus spp. selülaz,pektolaz, proteaz, lipaz gibi enzimlerin ve giberellin gibi hormonların eldesinde funguslardan yararlanılır.
Bazı maya türleri ekmek, bira, şarap gibi gıdaların üretiminde büyük ekonomik öneme sahiptir.
Kimyasal maddelerin sentezinde ve sıvı yakıt olarak ta kullanılan etanol S. cerevisiae tarafından üretilir.
Bazı anti-tümör ajanlar son yıllarda funguslardan elde edilmektedir.
Bazı mantarlar, alglerle bir araya gelerek liken adı verilen toplulukları oluştururlar.
Bazı türler de, bitkilerin köklerinde simbiyont olarak yaşarlar. Bitkilerin %90’ı, köklerinde simbiyont mantar türlerini taşır.
Bazı şapkalı mantarlar (Agaricus bisporus) yemeklik olarak üretilir ve tüketilirken, bazıları çok zehirlidir ve gıda zehirlenmelerine yol açabilir.
Güncel araştırmalara göre, Fungi Alemi, beş filumda incelenir;
Filum: Chytridiomycetes; Diğer gruplardan farklı olarak zoospor adı verilen kamçılı hücreler üretirler.
Filum: Zygomycetes; Bu grubun üyeleri çok nukleusludur ve zigospor üretirler. Toprak ve çürüyen artık bitki materyali üzerinde gelişirler. Özellikle besinlerin bozulmasından sorumlu olan Rhizopus gibi üyeleriyle tanınırlar.
Filum: Glomeromycetes; 160 tür içeren küçük bir grup olmalarına rağmen açık tohumlu bitkilerin yaklaşık %70’i bu grubun üyeleriyle kurdukları endomikorizal ilişkiler sayesinde topraktan su ve mineral alımını verimli bir biçimde sürdürürler.
Filum: Ascomycetes; Ekmek mayası gibi tek hücreliden ekmek küfü gibi ipliksi yapıdaki türlere kadar çok zengin, insanlar için yararlı ve zararlı pek çok türü içine alan bir bölümdür.
Filum Basidiomycetes; Yemeklik ya da zehirli şapkalı mantar türleri 30 000 civarında tür içeren bu bölümde yer alır. Ortak özellikleri bazidiospor adı verilen sporlarıdır.
Hücreler zarla çevrili bir çekirdeğe sahip olup olmamalarına göre prokaryot ve ökaryot hücreler olarak iki gruba ayrılır. Prokaryota terimi eski Yunancadaki pros; ilk, karyon; çekirdek anlamına gelmektedir. Prokaryot hücrelerin genetik materyali DNA molekülü nükleoid olarak adlandırılır ve hücre içinde nukleus oluşumu görülmez.
Eukaryota (Ökaryot), Yunancada eu; iyi, gerçek, karyon; çekirdek anlamına gelmektedir.
ökaryotik hücre zar yapısı hakkında: Fosfolipidlerin hidrofil grupları dışa, hidrofob gurupları ise içe dönüktür.
Ökaryot hücrelerin genetik mateyali zarla çevrili ve kendine has matriksi olan çekirdek (nukleus) içinde yer alır.
I. Ökaryotik mikroorganizmalar belirgin hücre yapıları ve zarlı organellere sahiptirler.
II. Ökaryotik hücreler prokaryotik hücrelere göre daha büyük ve daha komplekstirler.
IV. Ökaryotik hücreler içerisinde, organel olarak isimlendirilen ayırt edici yapılar bulunur.
Tek hücreli ökaryotik mikroorganizmaya ne ad verilir? Protozoa özellikleri:
Protozoa bakterilerin başlıca tüketicileridir.
Su kirliliğinin giderilmesinde önemli bir rol oynarlar.
Topraktaki ve sudaki erimeyen organik maddeleri sindirerek suda eriyen atık maddeler haline çevirirler.
Bir çoğu insan ve diğer hayvanların parazitidir ve serbest yaşayamazlar.
Prokaryot hücreler çeşitli biçimlerde olabilirler (çubuk, küre, spiral gibi).:
Boyları 1-10 mikron kadardır.0
Işık mikroskobu ile görülebilir, kolayca üretebilirler.
Prokaryotlar tek veya koloniler halinde yaşarlar. Hücre zarları protein, lipit ve polisakkaritlerden oluşur. Bu zar, bazı kısımlarında içe doğru çökerek mesosomları oluşturur, mesosomlar ökaryotlardaki mitokondriler gibi iş görürler.
Prokaryot hücrelerde çift zarla çevrili organeller bulunmaz.
Bu özellikteki hücrelere en iyi örnekler bakteriler ve siyanobakteriler (mavi-yeşil algler)’dir.Algler, funguslarla birleşerek LİKENleri oluşturur.
Bakteriler:
Bakteri kromozomu kıvrılmış tek bir DNA molekülü halindedir.
Bakteriler haploid yani n kromozomlu olup amitoz denen bir bölünme tipiyle bölünürler.
Bakteri hücreleri yuvarlak (kok), basil (çomak), sarmal ve değişik biçimli (pleomorfik) olabilirler. Yuvarlak şekilde görülen bakterilere, genellikle, kok (coccus) adı verilmektedir. Uzunlukları enlerine göre uzun olan bakterilere ise basil (çomak=çubuk) denir.
Gram-pozitif bakteriler lizozim ile muamele edilirse hücre duvarı parçalanır ve plazma membranı ile tüm halde hücre kalır. Bu tip yapılara Protoplast adı verilir.
doğada toprak, su, hava, bitki, insan, hayvan, gıda, yem gibi her türlü ortamda bulunur ve gelişirler.
Çeşitli maddelerin üretilmesinde ve doğada madde çevriminde rol oynarlar.
Bir kısmı atmosferik azotu tesbit etme özelliğine sahiptirler.
Atmosferik azotu amonyağa çevirerek amino asit proteinleri üretmek üzere organik asitlere dönüştürülebilirler.
Tarımda biyolojik mücadelede önemli rolleri bulunmaktadır.
Atık su arıtılmasında, peynir, yoğurt, turşu, sirke gibi çeşitli gıdaların ve antibiyotiklerin üretilmesinde önemli bir rol oynarlar.
Petrol kirliliği nedeni olan hidrokarbonlar ve organik kirleticiler gibi çevre kirliliğine neden olan maddelerin parçalanmasında aktif olarak iş görürler.
Ayrıca doğada kolayca parçalabilen biyoplastiklerin üretilmesinde bakterilerden yararlanılmaktadır.
Tedavi amaçlı insülin, büyüme faktörleri gibi proteinlerin üretilmesinde biyoteknolojik olarak yararlanılmaktadır. Hızlı çoğalmaları nedeniyle bakteriler genetik ve moleküler biyoloji çalışmalarında kullanılırlar. Arkea’nın enzimlerinden biyoteknolojik amaçlı yararlanılmaktadır.
VİRÜSLER(hücresel olmayan mikrorganızma)
Bir virüsün konak hücre içine girip çoğalması ve olgun virüs partikülleri halinde etrafa dağılması ile konak hücrenin parçalandığı sürece likit döngü denir.
VİRÜS: latince zehir anlamına gelmektedir.
Virüsler hücre yapısına sahip değildir.
Virüsü canlı yapan özellik üreyebilmesidir.
Virüs, bir partikül halinde doğada serbest olarak bulunur.
Bakteri virüsleri olan bakteriyofajların çoğalmasında 5 basamak gözlenir. Bunlar sırasıyla:
Adsorbsiyon: Virüsün özel reseptör bölgeler ile konak hücreye yapışması,
Penetrasyon: Virüs nükleik asitinin konak hücre içine girmesi (kapsid dışarıda kalır),
Biyosentez: Bakteri DNA’sının parçalanması, virüs nükleik asiti ve protein kılıfın sentezlenmesi,
Olgunlaşma: Sentezlenen virüs kısımlarının bir araya getirilerek olgun partikül haline gelmesi,
Salınım: Virüsün hücreyi parçalayarak dışarı dağılmasıdır.
Bakteri virüsleri için “bakteri yiyen” anlamındaki bakteriyofaj terimi daha çok tercih edilmektedir.
Kompleks virüsler; Bir virion yapısında her iki simetriyi de gösteren daha karmaşık yapılı virüslerdir.
Virüslerin İşlevi:
Zorunlu hücre içi paraziti oldukları için konak hücrelerin ölümüne yol açarlar.
Konak hücrelerin ait olduğu organizmalarda çeşitli derecelerde hastalıklara neden olurlar.
Kanserli hücre oluşumunda rol oynadıklarına inanılmaktadır.
Bakteriyofajlar moleküler hücre biyolojisinin ilerlemesinde çok önemli rol oynamaktadır.
Binlerce farklı bakteriyofaj izole edilmesine rağmen spesifik biyokimyasal ve genetik olaylarda kullanılan bakteriyofajlar bunların arasından seçilmiştir. Örneğin, Escherichia coli bakterisini enfekte eden lambda (λ) bakteriyofajı,lizogenik bir fajdır.
Moleküler biyoloji çalışmalarında model organizma olarak kullanılmaktadır.
Virüsler çok çeşitli hücre tiplerini enfekte edebildikleri için, genetiği değiştirilmiş virüsler ile istenilen DNA kısımları hücre içine taşınabilir yani virüsler vektör görevi görürler. Bu yaklaşım gen terapisi çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. Gen terapisi henüz başlangıç aşamasında olmasına rağmen pek çok hastalığın tedavisi için çok büyük potansiyele sahiptir.
Bakteri kökenli enfeksiyon hastalıklarının örneğin antibiyotiklere dirençli Staphylococcus aureus enfeksiyonlarının tedavisinde bakteri hücrelerini spesifik olarak öldürmek.
Viroidler ve İşlevi:*Virionun nükleik asidi her zaman partikül içinde bulunur. Etrafında bunu sarmalayan protein kılıfa kapsid denir.
Bitki hastalıklarına neden olurlar.
Patates iğ yumru hastalığı, tanımlanan ilk viroid hastalığı olup patates yumrularında şekil ve büyüklük bozulmalarına neden olmaktadır.
Prionlar ve İşlevi:
Ne virüs ne de bakteri olmayan ve hücresel yapıya sahip olmayan prionlar, kendi kendini eşleyebilen ve enfekte proteinlerin yapımını sağlayan proteinlerdir.
Nükleik asit içermezler.
Sinir sistemi hücrelerinde doğal olarak üretilen normal proteinlerin katlanma şeklinin değişerek patojen ve enfeksiyon yapma özelliğindeki prionların oluştuğu düşünülmektedir.
Yapılan çalışmalar prionların sıcak, radyasyon ve kimyasal muameleye rağmen yaşadıklarını göstermiştir.
Patojendirler, insan ve hayvanlarda merkezi sinir sistemi hastalıklarına neden olurlar.
İnsan ve büyükbaş hayvanlarda görülen “deli dana” hastalığı bir tür prion hastalığıdır.
Hayvan Yapı ve Fonksiyonları
Hücre zarında kutuplaşmanın bozulması, iç kısmın (+), dış kısmın (-) yüklü olması durumuna depolarizasyon denir.
Kalpten tüm vücut hücrelerine kan sıvısının götürülmesi işlemini arterler (atardamarlar) gerçekleştirirler. Hepsi oksijence zengin kanı taşırlar. Kalpten uzaklaştıkça arterler gittikçe incelerek daha ince arterlere ayrılırlar ve sonunda tek epitel katından oluşan mikroskobik kılcal kan damarlarına dönüşürler. Kılcal kan damarları vücuttaki kan damarlarının çoğunluğunu oluştururlar ve kan bu damarlardan geçtiği sırada besin maddeleri ve metabolik atıkların alışverişi yapılır
SİNİR SİSTEMİ:
Diğer canlılara göre en gelişmiş sinir sistemi Kafadanbacaklılar sınıfındandır. Ahtopod bu sınıftan güzel bir örnektir.
Hayvansal organizmada hücreler doğal olarak birbirini kimyasal maddelerle veya elektriksel olarak etkileyebilirler. Eğer bir hücre bu şekilde etkilenirse zardaki iyon kanalları aktivitesinin değişmesi sonucu zar (dinlenim) potansiyeli değişir. Buna depolarizasyon adı verilir. Uyarılmayla birlikte depolarizasyonda, hücre içi pozitif, dış kısım negatif yüklü olur.
hücrenin dinlenim durumunda iç kısmının negatif, dış kısmının pozitif yüklü olma özelliğine polarizasyon (kutuplaşma) denir.
Açık dolaşım
Omurgasız canlıların büyük bir kısmında açık dolaşım görülmektedir.
Yumuşakçalar (salyangoz, istiridye, midye)
Eklem bacaklılar (kırkayak, çiyan, örümcek, kene, kelebek, karınca, çekirge, arı gibi)
Derisi dikenliler
Kapalı dolaşım
Omurgasız canlılardan halkalı solucanlar ve bazı yumuşakçalar (mürekkep balığı, ahtapot),
İlkel kordalılar (tulumlular, amfiyoksüs)
Bütün omurgalı canlılarda kapalı dolaşım görülmektedir.
Nöronlar görevlerine göre 3 grup altında toplanırlar:
1. Duyu nöronları, duyu organlarından aldıkları mesajları iletirler.
2. Ara nöronlar, merkezi sinir sistemine gelen mesajları değerlendirirler.
3. Motor nöronlar, merkezi sinir sisteminden gelen mesajları ilgili organlara iletirler. Glia (Destek) Hücreleri:
Sinir dokusunun diğer elemanları olan glia hücreleri nöronların arasını doldurarak onlara destek görevi yapar. Nöronların beslenmesine de yardımcı olan bu hücreler, metabolizmalarının düzenlenmesinde rol oynamaktadır.
Duyu Organları:
Dış dünyada meydana gelen değişimlerin algılanmasını sağlayan özelleşmiş sinir hücreleri ya da epitel hücrelere (almaç=reseptör) duyu organı denir. Duyu organları ile alınan bilgiler sinirler yolu ile beyne iletilir ve buradaki özelleşmiş duyu merkezlerinde yorumlanırlar. Böylece ses, tat, koku ve renk gibi algılar oluşur.
İşitme ve Denge
Birçok böcekte ses dalgaları ile titreşen vücut kılları vardır. Bazı böcek türlerinde ise timpanal organ adı verilen özel işitme organları bulunmaktadır.
Omurgalı hayvanlarda işitme ve denge organı kulaktır.
En gelişmiş kulak yapısına memelilerde rastlanır.
Bu grupta kulak dış, orta ve iç olmak üzere üç bölümden oluşmuştur.
Dış kulak ses dalgalarını toplayarak orta kulak ile arasında yer alan kulak zarına (timpanik zar) iletir.
Orta kulakta çekiç (malleus), örs (incus) ve özengi (stapes) adlarını alan 3 küçük kemik sesi iç kulağa iletir.
İç kulakta hem işitme hem de denge duyusunu algılayan reseptör hücreler yer alır.
Yanal Organ: Su içindeki düşük frekanslı dalgaları algılayan mekanik reseptörlere sahip, sayısız delikten oluşan duyu organıdır. Canlının her iki yanında bulunmaktadır.
Kimyasal Algılama: Tat ve Koku
Kokuların ayırt edilmesi ise merkezi sinir sisteminde gerçekleşmektedir. Tat duyusunu sağlayan reseptör hücreler ise, tat tomurcukları olarak adlandırılan değişikliğe uğramış epitel hücreleridir.
Endokrin Sistemi:
Endokrin sistem, hormonlar ve bunların salgılandığı doku ya da bezlerden oluşur ve daha önce söz edildiği gibi organizmadaki düzenleyici sistemlerin ikincisidir.
Hormonlar, organizma tarafından üretilen ve dolaşım sistemi yoluyla işlevin düzenleneceği hedef doku ve organlara bilginin iletilmesini sağlayan kimyasal maddelerdir.
Kimyasal Yapılarına Göre Hormonlar Hormonlar kimyasal yapılarına göre üç ana grup altında toplanmaktadırlar:
1. Protein yapıdaki hormonlar. (örn: insülin hormonu)
2. Kolesterol türevi (steroid yapıdaki) hormonlar (örn: ovaryum hormonları)
3. Aminoasit türevi hormonlar (örn: tiroid hormonu)
Melatonin hormonu biyolojik ritimleri düzenler.
Omurgalı hayvanlarda görülen bazı endokrin bezler ve salgıları aşağıdaki gibidir:
Endokrin Bez |
Hormon |
Hipofiz |
Büyüme hormonu Prolaktin Folikül uyarıcı hormone (FSH) Tiroyit uyarıcı hormone (TSH) |
Tiroyit |
Triiodotironin ve Tiroksin |
Paratiroyit |
Paratiroyit hormon |
Pankreas |
İnsülin |
Adrenal bezler |
Epinefrin ve nor epinefrin Glukokortikoyit |
Epifiz |
Melatonin |
Timus |
Timozin |
Testis |
Androjen |
Yumurtalık |
Östrojen |
Hemolenf: Açık dolaşım sistemindeki dokuları yıkayan vücut sıvısı hemolenf olarak adlandırılır.
SOLUNUM SİSTEMİ:
İnsanlar da dahil diğer memelilerin solunum sistemleri, burun delikleri, burun boşluğu, gırtlak, soluk borusu, bronşlar, bronşçuklar ve hava keseleri bölümlerinden oluşmuştur.
Böcekler, kırkayaklar gibi eklembacaklılarda bazı vücut segmentlerinden stigma adı verilen bir delikle dışarı açılan trake sistemi ile solunum yapılır.
Karada yaşayan omurgalı hayvanlarda solunum, genellikle akciğerler ile gerçekleştirilir. Amfibilerden kuyruklu kurbağalarda ve kuyruksuz kurbağaların erginlerinde akciğerler basit hava keseleri halinde iken, kurbağalarda akciğerlerin iç kısmındaki kıvrımlarla yüzeyi büyütülmüştür. Kurbağalarda daha önce de belirtildiği gibi bir de deri solunumu görülür. Kurbağalarda nostril denilen burun deliklerinden giren hava, kapalı olan ağzın yutma hareketleri ile akciğerlere gönderilir. Bu nedenle kurbağalar ağızları açıkken solunum yapamazlar. Su yılanları, timsahlar da dahil olmak üzere gaz değişimi buna benzer şekilde gerçekleşir.
Kuşlarda solunum organı, memeliler de dahil diğer omurgalı hayvanlardan daha gelişmiştir ve farklıdır.
SİNDİRİM SİSTEMİ:
Proteazlar: Proteinleri parçalayanlar yani proteinlerdeki peptit bağını parçalarlar. Karbonhidrazlar: Karbonhidratları parçalayan enzimlerdir. Karbonhidrazlardan “Amilaz” a-glikozitleri, “Selülaz” enzimi de b-glikozitleri parçalar. “Kitinaz” enzimide kitinleri parçalar. “Maltaz” enzimi ise maltozu, “Sukraz” enzimi de sukrozu parçalar. Esterazlar: Yağları ve ester bağlarını parçalarlar. Lipaz yağları parçalayan ve memeli hayvanların temel enzimlerinden birisidir.
Ribonükleazlar: Bu enzim çekirdek asitleri içerisindeki nükleotitlere bağlı olan fosfodiester bağlarının koparılmasını sağlar.
Mide: sindirim sisteminin en gelişmiş kısmıdır.
Burada besinler hem kuvvetli karıştırma ve çalkalama şeklindeki kas hareketleri mekanik enzimler ile kimyasal parçalanmaya uğratılır.
Karbonhidrat ve proteinlerin bir kısmı midede sindirilir. Daha sonra besinler, midenin peristaltik hareketleri ile sindirimin önemli bir bölümünün gerçekleştiği ince bağırsaklara geçerler.
İSKELET SİSTEMİ:
Çizgili Kas:
İsteğe bağlı olarak kasılan çizgili kaslar diğer kaslar içinde en hızlı çalışanıdır. Miyosit adı verilen uzun mekik şeklindeki hücrelerden oluşmuşlardır. Sarkolemma her bir kas hücresini çevreleyen zara verilen isimdir.
Hücreler çok çekirdeklidir ve çekirdekler sarkolemmanın kenarına dizilmiş şekildedir.
Her hücre içinde birbirine paralel dizilmiş miyofibriller bulunur. Her bir miyofibril ise aktin ve miyozin miyoflamentleri içerir. Miyoflamentlerin düzenli dizilişleri açık ve koyu bantların oluşmasına neden olduğu için bu kas çizgili kas olarak adlandırılmıştır.
Düz Kas:
İsteğe bağlı olarak çalışmayan düz kas hücreleri, iğ şeklinde, uçları sivri ve çatallıdır.
Aktin ve miyozin miyoflamentleri hücre içinde düzenli olarak dağılmadıkları için çizgili kaslardaki gibi çizgiler içermezler. Kasılmalar çok daha yavaş gerçekleşmektedir.
Kalp Kası:
Sadece Omurgalı Hayvan gruplarında ve sadece kalpte bulunur. Çizgili kas gibi çizgili olmasına rağmen yapısal farklılıkları bulunmaktadır.
Çekirdekler hücrenin ortasında yer almıştır.
Kalbin tek bir bölgesinde meydana gelen aksiyon potansiyeli tüm kalbe yayılarak tamamının kasılmasına neden olur.
kalp kası hücreleri sinir sisteminden uyarı almaksızın kendi aksiyon potansiyelini oluşturur.
Kalp kası ileri derecede farklılaşmıştır. Bu nedenle yenilenme yeteneği bulunmamaktadır.
Bitkilerde Üreme ve Gelişme:
Bitkilerin hayat devresinde vejetatif ve generatif olmak üzere iki evre vardır. Vejetatif evrede büyüme ve gelişme olayları sürerken generatif evrede çiçeklenme ve eşeyli üreme olayları görülür.
Bitkiler, yaşam süreleri ne olursa olsun çevre koşullarının uygun olmadığı dönemlerde büyüme ve gelişme olaylarını çok yavaşlattıkları dormansi dönemine girerler.
Oksinler, apikal tomurcuğun yan tomurcukların gelişmesine engel olmasını, ışığa yönelimi,iletim demeti gelişimini, meyve gelişimini sağlar.Etilen sentezini teşvik eder; yaprak ve meyve dökülmesini önler.
Etilen, yaprak, meyve ve çiçekte yaşlanma ve dökülmeyi teşvik eder. Tohum çimlenmesi ve hücre uzamasında etkilidir.
Eşeysiz üremede bitki, eşey hücreleri olarak adlandırılan sperm, yumurta ile onların birleşme sinden oluşan zigotu oluşturmaz. İlk bakışta dikkat çekmemekle birlikte bitkiler, doğada çok yaygın olarak eşeysiz üreme yöntemini kullanırlar. Eşeysiz üreyen bireylerden oluşan yavrular bağımsız birer birey olmakla birlikte, ana bitkinin genetik yapısına sahiptir. Bu durumdaki bitki topluluklarına klon adı verilir.
Yeni bireylerin oluşturulabilmesi için eşeyli üreyen gruplarda olduğu gibi karşıt eşeyin bulunması zorunluluğu yoktur.
Bireyler tek başlarına yeni yavrular oluşturabilirler.
Kısa süre içinde çok sayıda birey oluşturarak diğer rakiplerine karşı ortamda hakim duruma gelebilirler.
Ortam koşullarına karşı yüksek uyum gösteren bireyler, eşeysiz üreme yoluyla kendi kalıtsal materyallerini aktararak kendileri gibi başarılı bireylerin oluşmasını sağlarlar.
Eşeysiz üreme ve bitkilerde büyüme, bitkinin hücrelerinin mitoz bölünmeleriyle gerçekleşir.“Bu evrede kromozomlar ekvator boyunca dizilmişlerdir. İğ iplikleri, kromozomlara, sentromerlerinden bir protein kompleksi sayesinde bağlanır. Bu sırada kardeş kromatitlerin her iki kutba doğru iğ iplikleri tarafından bağlandığı görülür. Artık kardeş kromatitler karşılıklı kutuplara çekilmeye hazırdır”METAFAZ.
Homolog kromozomların kromatitleri, kiazma adı verilen noktalarda bağlantılar kurarlar. Bu kısımlarda gerçekleşen parça alışverişine Krossing-over denir.
Ulva (deniz marulu)'da hayat devresi:
Diploid sporofit neslin kenar kısmındaki bazı hücreler mayoz bölünme geçirerek dört kamçılı sporları oluştururlar.
Hayat devresi, izomorf döl almaşı olarak isimlendirilir.gametofit ve sporofit evrelerin morfolojik olarak birbirinden ayırt edilemediği döl almaşı.
Eğreltilerde hayat devresi ile ilgili:
Heteromorf döl almaşı gözlenir.
Spor çimlenerek yaklaşık bir santimetre boyunda yapraksı ve protalyum olarak adlandırılan gametofit nesli oluşturur.
Eğreltilerdeki hayat devresinde gametofit ve sporofit nesiller gözle görülebilir büyüklüktedir.
Gametlerin üretilen bir kimyasal madde yardımıyla yönlendirilmesiyle oluşan döllenme şekline kemotaktik döllenme adı verilmektedir.
Mayoz bölünme:
I. Kromozom sayısının yarıya inmesini sağlar.
II. Kromozomlar arasındaki parça değişimleri ile ebeveynlerden gelen genetik yapının farklı kombinasyonlar halinde gametlere iletilmesini sağlar.
III. Bu genetik yapı zenginliği, canlı türlerinin çevrelerindeki farkı koşullara uyum sağlama becerilerini artırır. Mayoz bölünme, bu nedenle canlı türlerinin nesillerini devam ettirebilmelerindeki en önemli olaylardan biridir.
Spermatagonyum, Primer spermatosit, Sekonder spermatosit, Spermatid, Sperm
Segmentasyon sonunda blastulanın oluşumu ile embriyonun düzeni henüz ergininkine benzerlik göstermez. Sadece tek hücre olan zigottan çok hücreli olan embriyo meydana gelmiştir. Ergin düzene ilk yaklaşım, gelişimin bir sonraki aşaması olan gastrulasyon ile başlar.
Embriyonun gelişimi ve tohum çimlenmesi:
Angiospermlerde, döllenmenin ardından oluşan zigot önce mitozla ikiye bölünür.
Oluşan hücrelerden biri embriyoyu endospermin içine doğru itmekle görevli olduğu düşünülen suspensoru meydana getirmek üzere bölünür.
Diğer hücre ise terminal hücre adını alır ve embriyoyu oluşturmak üzere bölünür.
Terminal hücre bölünürken en dışta epidermis dokusunu verecek olan protoderm, altında kambiyum ve iletim dokularını verecek olan provasküler doku, ortada ise korteksi oluşturacak temel doku gelişir.
Ardından kotiledonların gelişmeye başladığı görülür.
Kotiledonların bağlandığı noktanın hemen arkasındaki bölge gövde apikal meristemini, suspensora yakın olan bölüm ise kök apikal meristemini verir.
Fasulyede olduğu gibi radikulanın çıkışını hipokotili uzaması ve kotiledonların toprak yüzeyine çıkmasını, epikotilin ucundan gövde ve yaprakların çıkışı izleyebilir. Bu tip, kotiledonların toprak üzerine çıkmasıyla oluşan çimlenme şekline EPİGEİK.
Yapraklar belli mevsimlerde veya çok yıllık yapraklarda belli bir sürenin sonunda dökülürler, yaprak dökümü veya absisyon:
I. Ilıman iklim bitkilerinde aynı zamanda olumsuz çevre şartlarından bitkiyi koruması açısından önem taşır.
II. Yaz sonunda yaprakların renginin yeşilden sarı ve kırmızıya dönmesi aslında klorofilin ayrışarak ksantofil ve karotinoidlere dönüştüğünü gösterir.
III. Bu sırada pek çok büyük molekül de parçalanarak yapraktan ana bitkiye geçer. Örneğin; proteinler amino asitlere, nişasta şekere dönüştürülür. Ayrıca azot ve fosfor gibi mineraller de ana bitkiye iletilir. Böylece yaprak döküldüğünde ziyan olacak bileşikler ana bitkinin kullanabileceği formda geri kazanılmış olur.
Hayvanlarda Üreme ve Gelişme:
Eşeyli üreme: dişide yumurta (ovum) erkekte ise, sperm olarak adlandırılan farklı eşey hücrelerinin (gamet) birleşmesi olayıdır. Bu olay döllenme olarak adlandırılmaktadır. Eşey hücrelerinde kalıtım materyali (kromozom) sayısı özel bir bölünme tipi olan mayoz bölünme ile yarıya iner. Normal vücut hücresinde diploid (2n) olan kalıtım materyali mayoz bölünme ile haploid (n) haline gelir. Böylece, mayoz bölünme sayesinde, yumurta ve spermin birleşmesi ile oluşan zigot 2n kromozom sayısına sahip olur.
Polilesital Yumurta: Besin maddesi en fazla olan yumurta tipidir. Vitellus yumurtanın önemli bir kısmını kaplar. Örneğin kuş türlerinde yumurtanın % 95’ ini besin maddesi oluşturmaktadır. Sitoplazma çok azdır ve çekirdek ile birlikte yumurtanın diğer kutbuna sıkışmıştır. Bu tip yumurtalar balık, sürüngen ve kuş türlerinde görülmektedir.
Yumurtanın erkek eşey hücresine gerek olmadan kendi başına yeni bir birey meydana getirmesine partenogenez denmektedir. Eşeysiz ürüme gibi görülse de bu üreme şekli eşeyli üremenin değişikliğe uğramasıyla oluşmuştur. Partenogenez su piresi, arı ve karınca gibi omurgasız hayvanlarda görüldüğü gibi, bazı balık ve kertenkele türleri ile tavuk gibi omurgalı hayvanlarda da oluşabilmektedir.
Erkek ve dişi üreme hücrelerinin aynı bireyde bulunması hermafroditlik olarak tanımlanmaktadır. Hermofroditliğin görüldüğü hayvan gruplarında bu durum farklı şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin tenya gibi bazı hayvan gruplarında erkek ve dişi eşey hücrelerinin aynı anda gelişmesiyle, birey kendi kendini dölleyebilmektedir. Gerçek hermafroditlik olarak adlandırılan bu durum belli bir bölgede sabit olarak yaşayan ya da parazit olan türler için eş bulma sıkıntısını ortadan kaldırması açısından son derece yarar sağlar.
Döllenmenin ardından yumurta hücresi mitoz bölünme geçirmeye başlar ve blastomer adı verilen hücreler meydana getirir. Bu bölünme serisine segmentasyon denir.
Bölünmelere yumurta sitoplazmasının tümü katılmıyorsa bu tip segmentasyonada meroblastik segmentasyon denir. Fazla vitellüs içeren yumurtalar yoğun vitellüsün sitoplazma bölünmelerine eş zamanlı olarak katılmamasından dolayı bu tip segmentasyon geçirirler.
Diskoidal segmentasyon: Bu tip segmentasyon polilesital yumurtalarda görülür. Vejetatif kutup segmentasyona hiç katılmaz. Bölünme yalnız animal kutupta meydana gelir.
Başkalaşım olayının, yumurtadan çıkıp ergin oluncaya kadar görülen gelişim şekilleri:
Ametabol Gelişim:“değişim olmadan” gelişim anlamına gelmektedir. Hayat dönemi, yumurta evresi ve genç evreden oluşmaktadır. Gelişim sırasında genç evreden ergin bireye dönüşüm, eşeysel gelişim ve vücut büyüklüğünün artışı şeklinde olmaktadır. Örneğin kanatsız böceklerden kitap kurtlarında (Tysanura) ergin ve genç bireyler morfolojik olarak birbirlerine çok benzerler. Genç birey bir kaç deri değiştirme ile ergine benzer.
Hemimetabol Gelişim: tamamlanmamış gelişim larvadan ergin döneme kadar olan zamanda meydana gelen değişimleri kapsamaktadır. Hemimetabol gelişim gösteren canlıların yaşam döngüsü tipik olarak yumurta evresi, larva evresi ve son olarak ergin dönemi kapsamaktadır.
Holometabol Gelişim tam başkalaşım gelişim gösteren canlılarda yaşam döngüsü tipik olarak yumurta evresi, larva evresi , pupa evresi ve son olarak ergin dönemden oluşur. Pupa genellikle inaktif ve beslenmeden geçen bir dönemdir. Bu dönem birkaç günden birkaç aya kadar sürebilir.
Genetik
Bir organizmanın taşıdığı genlerin toplamına organizmanın genotipi ya da genomu denir.
Bireyler arasındaki kalıtsal farlılıklar varyasyon, çevre etkisiyle fenotipleri arasında ortaya çıkan farklılıklar ise modifikasyon olarak isimlendirilir.
Organizma üzerinde öldürücü etkisi olan gen ya da allellere letal gen ya da alleller ve etkilerine de letal (öldürücü) etki denir.Letal genler dominant ya da çekinik etkili olabilir.
Dominant epistazi, bir genin dominant allelinin, başka bir genin fenotipik ifadesini engellemesi durumudur.
Bir genin fenotipik ifadesinin diğer bir gen tarafından engellemesi şeklindeki etkileşime epistazi adı verilir.
insanda, 22 çifti otozomal ve bir çifti de gonozomal olmak üzere 46 kromozom vardır.
Homolog kromozomların aynı lokuslarında yer alan, iki veya bazen daha çok sayıda alternatif karakterlerin genlerine allel genler denir. ... Gen çiftlerini benzer alleller şeklinde taşıyan bireyler homozigot genotipli, gen çiftlerini farklı alleller şeklinde taşıyan bireyler ise heterozigot genotipli olarak ayrılırlar.
Tavşanlarda doğal kürk rengi koyu gridir ve oluşumundan yabani-tip olan C alleli sorumludur.
Aynı kromozomda yer alan genlerin arasındaki uzaklıkların hesaplanarak yerlerinin belirlenmesine gen haritalaması denir.
Çekirdek dışı ya da sitoplazmik kalıtım, bazı karakterlerin sitoplazmada bulunan çekirdek dışı genler tarafından bağımsız olarak kalıtılmasıdır.
Anasal ya da organel kalıtımı, anneden gelen organellere bağlı bir özelliğin yavru döle geçmesi ve dişi yavrular aracılığıyla sonraki kuşaklara aktarılmasıdır.
Gen havuzu: bir populasyonun gametlerinin içindeki tüm allelik formlarıyla birlikte bütün genlerin toplamından meydana gelir.
Mutasyon: canlıların genomunda meydana gelen sayısal, yapısal ve işlevsel olan kalıtılabilir değişikliklere denir.
Bir populasyondaki gen frekansını: GÖÇ, MUTASYON, SELEKSİYON, POPULASYON FARKLILIĞI değiştirir.
Aynı kromozom üzerinde bulunan genlere BAĞLI, bunların yavru döllere birlikte geçme eğilimlerine de BAĞLANTI adı verilir
EVRİM
Canlılar arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların nasıl ortaya çıktığı, bilimsel olarak, ilk kez, Charles Darwin’in gözlemleriyle gün ışığına geldi- ği ve açıklandığı için, evrim kavramı ile Darwin’in ismi ve kişiliği özdeşleştirilerek ‘Darwinizm’ denmektedir.
Darwin-Wallace tarafından temeli kurulan doğal seçilim kuramının ana hatlarıyla iki gerçeği:
Tüm canlılar, geometrik oranda çoğalma eğilimindedir.
Bir türe ait populasyondaki bireylerin kalıtsal özelliği birbirinden farklıdır (varyasyon).
Canlıların bugünkü ve geçmişteki yapılarını karşılaştırmalı olarak inceleyerek, onların fiziki, fizyolojik ve biyokimyasal benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymak suretiyle, belirli genelleştirmelere gidilmesi organik evrimin çalışma alanını oluşturur.
Kimyasal evrim; doğal seçilimin de işlediği ilkel koşullarda atom ve moleküllerden daha büyük yapıda kimyasalların ortaya çıkmasıdır.
Eski devirlerde yaşayan canlıların kalıntı- larının bulunması, sınıflandırılması, dağılımı, yoğunluğu ve yaşantılarına ilişkin yorumlarıyla uğraşan bilim dalına ‘Paleontoloji’ denir.
Evrimi destekleyen kanıtlar :
Paleontolojik Kanıtlar
Sınıflandırmadan Elde Edilen Kanıtlar
Morfolojiden Elde Edilen Kanıtlar( Canlıların homolog organları arasında yapılan karşılaştırmalardan elde edilen kanıtlardır. Örneğin, balıktan insana kadar bütün omurgalılar, sırtta bir omur dizisi; onun karın tarafında sindirim kanalı; birçoğunda metamerik dizilmiş kas ve sinir sistemi; yerleri ve bir noktada yapıları aynı olan böbrek, pankreas, dalak, kalp, beyin, vs. gibi organları taşırlar
İlk kara omurgalıları ‘Labyrinthodont’ denen amfibilerdir. Bitkiler de eğrelti, tohumlu eğreltiler, karayosunları ve atkuyrukları olarak evrimleşmeyi sürdürmüşlerdir.
Plasentalı memeli hayvanların en ilkel grubunu Insectivora (= böcekciller) oluşturur. İnsan da dahil olmak üzere, yüksek memeli hayvan gruplarının, Insectivora’dan türediği kabul edilmektedir. Insectivora’dan ayrılan bir dal primatları yapar.
Bir genin frekansının artması ya da eksilmesi, bireye yarar sağlayan pozitif seleksiyon baskısının ya da bireye zarar veren negatif seleksiyon baskısının toplamına bağlıdır.
Populasyonlar arasında çiftleşmeyi ve verimli döller meydana getirmeyi önleyen her etkileşme ‘Yalıtım = İzolasyon Meka- nizması’ olarak kabul edilir.
Canlıların büyük bir kısmı canlı cansız çevreye uyum yaparken, bazı özellikler kazanır. Bunlardan kaçma, ölü taklidi, uyarıcı renkler ve davranışlar, organ atma, renkle ortama uyum (= homokromi), maskeleme ve mevsimsel uyumlar cansız çevreye uyumlara örneklerdir.
Canlı Ortama Uyum (= Mimikri), ortamda bulunan diğer canlıların taklit edilmesidir. Mimikrinin olabilmesi için taklit edilen (modellerin) canlıların ortamdaki sayısı, taklit edenlerden daha çok olmalı, taklit edenlerle taklit edilenler aynı ortamda beraberce yaşamalı ve genellikle, taklit edilenler zehirli ya da lezzetsiz olmalıdır.
Canlılığın gelişiminde sudan karaya çıkışta en önemli gelişme Atmosferdeki oksijen miktarının artarak ozon tabakasını desteklemesidir.
Her doğal yıkımdan sonra, meydana gelen canlıların, organizasyon bakımından biraz daha gelişmiş olduklarına inanılıyordu. Bu kurama ‘Katostrofizm = Tufan Kuramı’ denir.
Yorumlar
Yorum Gönder