ENTOMOLOJİ

 Ünite1: Böceklerde Dış Görünüm (Morfoloji)

  • Antenler genel olarak gözler arasından çıkmıştır. Daima bir çift olarak mevcuttur.Koku, dokunma ve tat alma, yönünü bulma ve eşini bulma görevlerini yapar.

  • Birincisine “Scapus” adı verilir ve anteni başa bağlar. ‹kinci halkanın adı “Pedicellus”dur. Diğerleri “Flagellum (Anten kamçısı)” adını alır. Anten halkalarının sayısı genel olarak 3 -50 arasında değişir.

Pedicellus:Antenin başa yakın olan ikinci halkasına verilen isim olup üzerinde Johnston organı bulunur. Bu organ yapılarına göre hava akımını, titreşimleri, ya da vücut konumunun değişikliğini algılar.

Furcula, yani Sıçrama Çatalı böceğin sıçraması için güçlü kaslara sahip olan bu organı aniden bulunduğu yüzeye itmesiyle onu oldukça uzun mesafeye fırlatan bir organıdır. COLLEMBELA

  • Başın alt veya ön tarafına yerleşmiş olan ağız, üç çift uzantı ve diğer bazı parçacıklardan yapılmıştır.

  • Ağız, böceğin aldığı besinin sıvı veya katı olması, herhangi bir hayvansal veya bitkisel doku içerisinde bulunup bulunmaması sebebi ile değişik yapılar kazanmıştır.

  • Ağız parçalarının yapısı, böceklerle savaşımda kullanılacak ilacın seçiminde önemli rol oynar.

BUNLAR:

  1. Çiğneyici ağız: Bu tipe ısırıcı veya kemirici ağız adı da verilebilir. Adından da anlaşılacağı gibi, bu şekilde ağız yapısına sahip böcekler besinlerini ısırıp çiğnemek suretiyle alır. Bu tipe örnek olarak çekirgeler ve kınkanatlılar takımlarına bağlı böcekler ile tam başkalaşım gösteren böceklerin larvalarını gösterebiliriz.

Larva, ebeveynlerine benzemeyen tam başkalaşım geçiren böcek yavrularına denir.

  1. Yalayıcı-emici ağız: Arılar (Hymenoptera)’ın çoğu besin maddelerini şekerli eriyikler halinde ve emerek aldıklarından, ağız parçaları bu işi sağlayacak şekle dönüşmüştür.

  2. Emici ağız: Kelebeklerin erginlerinde (Lepidoptera) görülen bu ağız tipinde iç çiğneyici gelişmiş ve bir hortum halini almıştır. Bu hortum istirahat halinde başın alt kısmında kıvrık olarak dururken beslenme sırasında açılarak düz bir durum alır. Bitkilerin polen tozlarını emerek beslenecek yapıdadır.

  3. Sokucu-emici ağız:Bazı böcekler bitki ve hayvan dokularını delerek besini sıvı olarak alır ve ağız yapıları buna özelleşmiştir. Bu tip ağız yapısına sahip böceklerde ağız yapısında çeşitli farklılıklar vardır ve bu yüzden birkaç alt tipe ayrılır.

6 iğneli Sokucu-Emici Ağız: Üst dudak uzayarak bir hortum şeklini almıştır ve 6 adet iğne bu hortum içinde yer almaktadır. Bazı sineklerde görülür (Ör.: Sivrisinekler).

4 iğneli Sokucu-Emici Ağız: Değişik kanatlılar ve Eş Kanatlılar takımlarında görülür.

2 iğneli Sokucu Emici Ağız: Bazı sineklerde görülür. Ev sineklerinde ağız yapısı bu şekilde ise de, bu iki iğne de ufalmıştır. Thysanoptera takımında ise 3 adet iğne bulunur.

Thorax (Göğüs) ve Uzantıları

Ergin böceklerin hareketi hemen hemen tamamen göğüs tarafından sağlanır. Göğüs 3 bölmeden meydana gelmiştir.Her bölmeden bir çift bacak ve birincisi boş olmak üzere genellikle ikinci ve üçüncü bölümlerinden birer çift kanat çıkar.Bazı ergin böceklerde kanatlar, birçok böceğin ergin öncesi dönemlerinde ve birkaç ergin böcekte ise bacaklar hiç bulunmaz.

Bacaklar:Böcekler, ergin dönemde genellikle 3 çift bacağa sahip olup her göğüs halkasında birer çift bacak bulunur.

Bacak; coxa, trochanter, femur, tibia tarsus beş kısımdan meydana gelmiştir.

Ön Bacak tipleri:

  1. Kazıcı Bacak:Bu tipe en iyi örnek danaburnudur. Danaburnu, özellikle sebze gibi tek yıllık bitkilerin toprağa yakın kısmını keserek yiyen çekirgegillerden zararlı bir böcek türüdür. Yaşamının büyük bir çoğunluğunu toprak altında geçirir. Coxa’dan itibaren bütün bacak parçaları kalın ve kuvvetli bir yapıda olup; tibia’nın alt tarafında kazma işini kolaylaştıracak diş gibi çıkıntılar bulunur ve kazma sırasında tarsus segmentlerinin içeri doğru çekilir.

  2. Yakalayıcı Bacak:Bu tipe örnek olarak peygamberdevesi (Mantis spp) verilebilir.Peygamberdevesi çekirgelere benzeyen ve doğada bulunan diğer küçük canlıları yakalayarak beslenen avcı bir böcektir. Bacağın coxa kesiminin uzaması sayesinde böcek önünde bulunan diğer canlıları yakalamak üzere, ön bacağını ileri doğru uzatma yeteneğini kazanmıştır.

  3. Çengelli bacak:Sularda yaşayan bazı değişik kanatlılar takımındaki böcek familyalarında görülür. Bu bacak tipinde tibia ve bunun ucunda ufak yapılı olarak bulunan tarsus çengel şeklini almıştır.Bu çengel sayesinde böcekler sularda yaşayan avlarını kolayca yakalayabilir.

  4. Tutucu bacak:Bazı kınkanatlı böcek familyalarında erkeklere özgü ve tarsus’un ilk üç segmentinin genişlemesi ile meydana gelen bu tip bacakta genişleyen tarsus halkaları üzerinde bulunan vantuzlar çiftleşme sırasında dişileri tutma görevi yapar.

  5. Temizleyici bacak:Bazı kelebeklerin ön bacaklarının tarsus kısmı çok ufalmış ve hatta erkeklerde tamamen yok olmuştur. Bu bacakların ince yapılı femur, tibiave tarsus kısımları sık ve uzun kıllarla kaplıdır.Bu bacaklar sadece kelebeğin baş kısmına yapışan toz veya polenlerin temizlenmesinde kullanılır, yürüme işlevini görmez.

Arka Bacak tipleri:

  1. Sıçrayıcı Bacak: Bu tipte femur gayet iri ve kuvvetli yapılışta ve fazla sayıda kaslara sahiptir. Tibia oldukça uzundur. Sıçrama için tibia’nın femur altına çekilmesi ve bundan sonra yere doğru bir tepme hareketinin yapılması gerekir.Çekirgelerde görülür.

  2. Yüzücü bacak: Sularda yaşayan böceklerin bacaklarında çeşitli değişiklikler olmuş ise de, hepsinde amaç su içerisinde veya yüzeyinde kolay yüzmeyi sağlamaktır.Kın kanatlılar ve değişik kanatlılar takımlarından sularda yaşayan bazı familyaların üyelerinde tibia ve özellikle tarsus segmentlerinin iç yüzeylerinde iri ve geriye doğru uzanmış kıllar bulunur. Bacaklar geriye itildiğinde, suya karşı gelen bu kıllar böceğin ilerlemesini sağlar.

  3. Koşucu bacak:Bu değişiklik böceğin genellikle her üç bacağında da görülür ve çok yaygın bir bacak tipidir. Böceğin süratli hareketini sağlamaya yarayacak şekilde, femur ve tibia ince ve uzun yapılıştadır.Bu tip bacak yapısına çok hızlı koşan bacaklara sahip olan hamamböceklerini örnek verebiliriz.

  4. Toplayıcı Bacak:Balarısı polen toplayan diğer bazı arıların üçüncü çift bacakları,bu görevi yapabilecek şekle dönüşmüştür.Bal arısı çiçekler üzerinde dolaştığı sırada, vücudunun çeşitli yerlerine yapışan polenleri tibia’sının alt tarafı ile ilk tarsus segmenti genişlemiş olan üçüncü çift bacağının iç kısmında bulunan ve “fırça adını alan diziler halindeki kıllar yardımı ile sepet adı verilen bir torbanın içine toplar.

Apterygota:Ergin dönemlerinde bile kanatları olmadan yaşayan böceklerin bulunduğu altsınıftır.

Pterygota:Ergin dönemlerinde genellikle kanatlara sahip böceklerin bulunduğu altsınıftır.İki çift kanada sahip böcekler kanatlarının hepsini aynı anda hareket ettirmek zorundadır. Bu hareket aşağı ve yukarı doğru olur. Uçuş yönünü kınkanatlılarda elytron, arılarda karın, çekirgelerde arka bacaklar ve sineklerde halter belirler.

Elytron (Çoğul: Elytra):Kınkanatlılar takımının üst kanatlarının her birine verilen isimdir.

Halter:iki kanatlılarda(Sineklerde) ikinci çift kanatların körelip bir topuz şeklini almasıdır. Uçarken dengeyi sağlama görevi görür.

Abdomen (Karın) ve Uzantıları

Abdomen genellikle birbirine benzeyen 10-12 segmentten meydana gelmiştir. Bunlar:

  1. Cerci(Cercus: tekil):Son Abdomen segmenti üstünden çıkan ve dokunma organı olarak görev yapan çıkıntının her birine denir.) bir çift olarak son abdomen segmentinin üstünden çıkar.

  2. Epiproct Tek olarak anüsün üstünde,

  3. paraproct bir çift olarak anüsün altında yer alır.

  • Dişi böceklerin dişi eşey organları sekizinci ve dokuzuncu abdomen segmentinin altından çıkar.

  • Bazen dış eşey organları uzamış ve yumurta koyma borusu (ovipozitör) şeklini almıştır.

Ovipozitör (Yumurta Bırakma borusu):Sadece dişi böceklerde bulunan ve yumurtayı belli bir derinliğe bırakmaya yarayan organdır.

  • Yusufçuklar takımında ise ikinci karın halkasının altında yer alır. Bazı Böceklerin larvalarında ise abdomende de karın bacakları bulunabilir.

  • Bazı böceklerde (Ör.: işçi arılar ve bazı karıncalar) bu organ bir iğneye dönüşmüş olup sadece savunma silahı olarak kullanılır.

Ünite2: Böceklerin Sınıflandırılması-1

Böcekler hayvanlar alemi içinde Arthropoda şubesine bağlı Hexapoda (Insecta) sınıfını oluşturur. Hexapoda sınıfı Apterygota ve Pterygota diye iki altsınıfa ayrılır.

  1. Altsınıf: Apterygota (Kanatsız Böcekler)

Bu altsınıfa giren böceklerde primer olarak kanat yoktur. Başkalaşım geçirmeyen ilkel böceklerdir.

1. Takım: Thysanura (Kılkuyruklar):Büyüklükleri 0,5-2,0 cm kadardır. Kanatsız ve küçük ilkel böcek türlerini kapsar. Birçoğu vücutlarında taşıdıkları pulcuklardan dolay ıgümüşümsü renkte görünür. Ağız parçaları çiğneyici tiptedir. Bazıları 4-5 cm öne ve 10 cm yüksekliğe sıçrayabilir. Abdomenlerinin son kısmında üç tane tüylü uzantının olması bu takıma bu adın verilmesini sağlamıştır. Genellikle kuru veya nemli yapraklar arası, toprak üzerinde, kayaların altı veya yarıkları arasında veya ağaç kabukları altında organik artıklar arasında, çok defa da karınca ve termit yuvaları içinde bulunurlar. Karanlık yerlerde faaliyet gösterirler.Rahatsız edildikleri zaman kaçışırlar. Türlerinin çoğu organik artıklarla, kitap ciltleri veya kâğıtla beslenir.

2. Takım: Diplura (Çatalkuyruklular):Adını, XI. karın bölmesindeki üyelerinin iplik gibi kısa bir cerci’ye dönüşmesinden dolayı almıştır. Boyları 2 mm ile 6 cm arasında değişir. Küçük, yassı, beyaz veya açık renkte, kanatsız, petek ve nokta gözleri olmayan böcek türlerini kapsar. Ağız parçaları çiğneyici tipte, antenleri uzun ve çok bölmelidir. Bazen abdomen kitini, kısa bir çift kıskaç gibi organ ile son bulabilir. Spermler doğrudan dişiye iletilmez. Erkek toprak üzerine saplı spermatofor bırakır.Spermatofor, böcekler de spermler dişiye toplu halde bir kere bir kese içinde ulaştırılır. Genellikle dişinin içine direkt olarak bırakılmalarına karşın bazı türlerde dışarıya da bırakılabilir.Ömürleri birkaç yıldır. Kışı ergin halde geçirir. Dünyanın soğuk yerleri hariç her yerde yaşar.

3. Takım: Protura (Telson Kuyruklular):En fazla 2 mm boyunda, genellikle renksiz, rutubetli yerlerde, yaprak, taş, ağaç kabukları altı, ayrışmakta olan odun ve bitkiler veya humusu bol topraklar içinde yaşarlar. Orta ve arka bacakları ile yürür, ön bacaklarını başın üzerine doğru tutarak anten ödevini görüyormuş hissi verirler. Gözleri yoktur. Derileri ince ve pulsuz böceklerdir.Besinlerini sokup-emerek alırlar. Bir kısmı mantarların liflerini emer. Çoğu avcıdır. Diğer kanatsız böcekleri avlar. Ön bacakta bulunan orak şeklindeki tırnak bu avlanmaya hizmet eder. Ekonomik önemleri yoktur.

4. Takım: Collembola (Kuyrukla Sıçrayarlar):Bu takıma bağlı türlerin boyları bazen 5 mm ve nadiren 9 mm’ye kadar ulaşan, çiğneyici ağız tipine sahip, petek gözlerden yoksundur. Karınları altı bölmeli olup genellikle üç adet uzantıya sahiptir. Bunlardan çatal şeklindeki sıçrama organı olan “furcula” da IV. bölmede bulunur.Karınca ve termit yuvalarında yaşayan türleri de vardır. isminden de anlaşılacağ ıgibi bu takıma bağlı ürlerin çoğu sıçrama yeteneğine sahiptir.

Furcula (Sıçrama Çatalı):Böceğin sıçraması için güçlü kaslara sahip olan bu organı aniden bulunduğu yüzeye itmesiyle onu oldukça uzun mesafeye fırlatan bir organıdır. Collembola takımına bağlı türlerin çoğu organik maddelerce bol ve rutubetli topraklarda yaşar. Toprak biyolojisinde özellikle parçalanmalara katıldığı için humus oluşumunu sağladığı ve toprağı bitkilerin yararlanacağı şekle soktuğu için ekonomik açıdan öneme sahiptir. Diğer bazı türleri ayrışmakta olan bitkisel artıkların içi, otların arası, yosunlar, ağaç kabuklarının altı, mağara içi, termit ve karınca yuvalarının içi gibi yerlerde bulunur. Bazı türleri ise tatlı su veya deniz kenarlarında yaşar. Zararlı olan türler tarla, bahçe veya seralardaki bitkiler veya çimlenmekte olan tohumlarla beslenir.

II. Alt Sınıf: Pterygota (Kanatlı böcekler)

Böcek takımlarının çoğu bu alt sınıfa girer. Genellikle iki çift kanada sahip iseler de, sadece bir çift kanadı olanlar ve hatta hiç kanadı bulunmayanlar da vardır. Kanatsız olanların embriyo döneminde kanadı bulunur.

Kanatlı böceklerden bazılarında larva dönemlerinde, kanatlar iz halinde görülür.Bunlara Exopterygota” adı verilir. Larva döneminde kanat izleri dışarıdan hiç görülmeyenlere de Endopterygotagrubu olarak adlandırılır.

  1. Grup: Endopterygota 1. Takım: Coleoptera (Kınkanatlılar):

Hayvanlar dünyasının en büyük takımı olan Coleoptera, Insecta sınıfı içinde de bilinen türlerin % 40’ından fazlasına sahiptir. Bu takımda bulunan böceklerin erginlerinin ön kanatlar kalın ve sertleşmiş olup, dinlenme anında vücudun üzerini düzgün bir şekilde örter. Erginlerde ön veya üst kanatlara elytra (Tekili: elytron) ismi verilir. Arka kanatlar genellikle iyi gelişmiş zar şeklinde ve uçma görevini yapar. Baş serbest, normal yapıda veya ileriye ya da aşağıya doğru hortum şeklinde uzamış olabilir. Bileşik gözler belirgin, nokta gözler genellikle yoktur. Boyları 0,25-155 mm arasında değişir. Türleri genellikle karada, az bir kısmıda sularda yaşar. Çok değişik yaşam koşullarına uyum sağladıkları için hemen her yerde rastlanılabilir. Eski çağlardan beri Gübre Böceklerinin (Özellikle Scarabaeus spp) eski Mısır’da kutsal sayıldığı için mumyaların göğüslerine gerçek, ya da yapma olan bu böceklerden konarak gömüldükleri bilinmektedir. M.Ö. 3000 yıllarında eski Mısır mezarlarında kil, taş, değerli maden vs. yapılma, üzerleri çok güzel renklere boyanmış bu cinse ait birçok böcek bulunmuştur. Erginlerin vücut rengi ılıman ve soğuk bölgelerde genellikle koyudur. Buna karşılık madensel ve parlak renkli türlere de bu bölgelerde oldukça sık olarak rastlanır. Larvalar bazen bacaksız, campodeiform veya tırtıl şeklindedir. Campodeiform, vücut uzun biraz yassı, antenleri göğüs ve bacakları gelişmiş bir larva tipidir.Baş genel olarak normal yapıda, bazen de hortumlu böceklerde görüldüğü gibi öne, ya da aşağıya doğru hortum şeklinde uzamış olabilir. Mandibula’lar çoğunlukla belirgin, sert ve kuvvetli olarak gelişmiştir. Bunlar ısırmaya, ezmeye, parçalamaya veya çiğnemeye yarayacak şekilde değişikliğe uğramıştır. Bu takıma bağlı türler serbest pupa tipine sahiptir. Serbest pupa tipinde bacaklar ve kanat izleri dışarıda serbest halde bulunur ve kolayca fark edilir. Kınkanatlı Böceklerin çoğu yılda bir döl verir.Kışı genellikle ergin dönemde geçirir. Erginler baharda çıktıktan sonra, bir süre beslenerek cinsel olgunluğa erişir ve daha sonra da çiftleşerek yumurta bırakır.

Döl (Nesil, kuşak), bir böceğin yumurtadan çıkıp tekrar ilk yumurtasını bırakana kadar geçen süredir.

II. Takım: Neuroptera (Sinirkanatlılar):Bu takım yumuşak ve narin vücutlu böcek türlerini kapsar. Diğer böcek takımlarına ait türlerden en önemli farklılığı, kanatlarının özel bir yapıya sahip olmasıdır. Sinirkanatlılar genellikle zayıf uçuşa sahip olup birçok enine ve uzunluğuna damarlara sahiptir. Üzerleri kıllı veya kılsız, saydam, damarımsı veya bazen ince, beyaz, toz şeklinde mumumsu bir maddeyle örtülmüş olabilir. Erginlerde vücut uzun, silindir şeklinde, ya da tıknaz yapıdadır. Deri yumuşak, nazik, bazen sert, kıllı bazen de beyaz mumumsu bir tozla örtülü olabilir. Ağız parçaları çiğneyici tiptedir. Mandibula’ları kuvvetlidir. Larvaları genellikle yumuşak vücutlu böcek ve akarlar üzerinde avcıdır. Biyolojik savaşta yararlanılan çok sayıda türe sahip önemli bir böcek takımıdır.

III. Takım: Lepidoptera(Kelebekler, Pulkanatlılar):Diğer böceklerden, derimsi, pullu, nadiren kıllarla donatılmış iki çift kanadının olmasıyla ayrılır. Erginlerin ağız tipi emicidir. Hortum çok fazla uzamış bir yapı halindedir.Başta, özellikle gece uçanlarda daha belirgin olan bir çift büyük bileşik göz vardır. Uçma sırasında çoğunlukla özel bir bağlanma sistemiyle her iki kanat da birbirine kilitlenerek hareket ettirilir. Böcek takımları içinde, kanadı, gövdesi, bacakları pulla tamamen örtülü tek takım kelebeklerdir. Kelebeklerde çiftleşme yaklaşık 60-90 dakika sürer. Bıraktıkları yumurta sayısı 40-2000 arasında değişir. Bazı tırtıllar koza örer.

Koza (Kokon):Tırtılların pupa olmadan önce kendilerini daha iyi korumak için ağ bezlerinden salgıladıkları salgıda bulunan ipeğimsi bir iplikçik yardımıyla ördükleri sık dokulu bir korunaktır.

Dişi kelebeklerin kendi erkeklerini cezbeden çok etkili bir koku, yani çiftleşme feromonu salgıladıkları bilinmektedir.Çiftleşme Feromonu:Genellikle ergin dişi böcek tarafından salgılanan ve aynı türün erkek böceklerinin çiftleşmeye davet eden kokudur.

IV. Takım: Hymenoptera (Zarkanatlılar, Arılar):

Bal Arıları, eşek arılarını ve karıncaları da kapsayan bu takım en önemli böcek takımlarından biridir. Adlarını iki çift zar gibi kanatlara sahip olmalarından dolayı alır. Bileşik gözler özellikle bal arılarının erkeklerinde başın üst orta kısmında birbirine değecek şekilde gelişmiştir. İnce belli arılarda baş, boyuna oldukça serbest hareket edecek şekilde bağlanmış olup başın hareket kabiliyeti artmıştır. Birinci çift kanatları daha büyük olduğu için, orta göğüs bölmesi daha fazla gelişmiştir. Symphyta, alt takımına bağlı türlerin dişileri testere şeklinde yumurta bırakma borusu taşır.

Apocritaalt takımında ise ovipozitor bir iğneye ya da delici bir organa dönüşmüştür.

Symphyta: Zar Kanatlılar takımına bağlı bir alt takım olup, özelliği göğsün karına bağlandığı yerin kalın olmasıdır.

Apocrita: Zar Kanatlılar takımına bağlı bir alt takım olup, özelliği göğsün karına bağlandığı yer ince bir sap şeklindedir.

Eşeysel dimorfizm yaygındır.Sosyal yaşayanlarda sosyal dimorfizm görülür. Bir kısmında eşey ve sosyal kastlara bağıl olmadan mevsimsel dimorfizm görülür. Bazı yaprak arıları avcılıkla, bazı arılar ise avlarını emmek suretiyle parazitoit olarak yaşar.

Eşeysel Dimorfizm: Aynı türün erkek ve dişilerinin görünüm olarak birbirinden çok farklı olmasıdır.

Sosyal Dimorfizm: Aynı türün bireylerinin o toplumda yaptıkları görevden dolayı görünüm olarak birbirinden çok farklı olmasıdır.

Mevsimsel Dimorfizm: Bir bireylerin mevsimlere göre birbirinden çok farklı olarak görünmesidir.Yalancı tırtıl, abdomende 6-8 çift yalancı bacak vardır ve bunların ilki abdomenin ikinci bölmesinde yer alır. Arılardan Symphyta alt takımında görülür.

V. Takım: Dıptera (Sinekler, İkikanatlılar):Sineklerin, diğer böcek takımlarından farkı, arka kanatlarının olmaması ve her bir kanadın “halter” denen topuz şeklinde görünen bir denge organlarına dönüşmesidir. Erginleri sokucu-emici ya da yalayıcı-emici ağız tipine sahiptir. Larvalar bacaksızdır Bazen sivrisinek larvalarında olduğu gibi gözler de vardır. Larvalarına bazen “kurtçuk” da denir. Bitkilerde asıl zararı yapan larvadır.

Bu takımlardan başka tarımda çok fazla ekonomik olarak zarar neden olmayan diğer takımlar da aşağıda verilmiştir. Mecoptera (=Uzunkanatlılar) Siphonaptera (=Pireler) Trichoptera (=Tüylü kanatlılar) Stresiptera (=Bükülü kanatlılar)


II. Grup: Exopterygota

I. Takım: Homoptera (Eşkanatlılar):

  • Bu takım türlerinin kanatlı ve kanatsız formları vardır. Kanatlı Olanlarda genellikle iki çift zar şeklinde kanat vardır. Bazı Yaprak Bitleri ve kabuklu bitlerde bacaklar çok kısalma veya yok olmuştur.

  • Abdomen normal olarak belirgin olup ağustos böceklerinin erkeklerinin alt kısmında özel ses çıkarma organı bulunur. Yumurta bırakma borusu ise türlerin çoğunda belirgin şekilde vücuttan çıkıntı yapar.

  • Homoptera türlerinde başkalaşım yarımdır. Bunlarda yumurtadan çıkan nimfler gömlek değiştirerek gelişir ve ergin hale geçer.

Nimf,yarı başkalaşım geçiren böcek yavrularına denir.

  • Birçok tür tarımda gerçek zarar yapar. Bazı türleri ise faydalıdır. Bunlar tatlımsı maddeler veya endüstride kullanılan renk, mumsu ve lak gibi maddeler salgılar.

  • Dört iğneli sokucu emici ağız parçalarına sahip olan bu böceklerin özellikle bitkilerde yaşayan türleri, bitki dokularını sokup emerek beslenir.Bitkilerde beslenirken bir taraftan da tatlımsı madde salgılayarak bunlarla bitkilerin üzerlerini kaplar. Daha sonra bu maddeler üzerinde havada bulunan saprofit mantarlar yerleşerek gelişir. Ayrıca rüzgârla taşınan tozlar da buraya yapışır ve fumajin ismi verilen siyah bir görünüm alır.

Fumajin Halk arasında“karaballık” olarak da isimlendirilen bu zarar şekli bitkinin siyah bir tabaka ile kaplanmasına ve fotosentez yapmasını engelleyerek verimin düşmesine neden olur.Bu zarardan dolayı bitki tam olarak gelişmez ve verimi azalır. Ayrıca bu madde ile bulaşık ürünler de büyük oranda pazar değerini kaybeder.

  • Bitkilerdeki önemli zarar yapan virüs etmenlerinin birçoğu homoptera türleri tarafından taşınmaktadır.

II. Takım: Heteroptera (Değişikkanatlılar):

Hemiptera (Yarımkanatlılar):

  • Bu takıma bağlı bireyler vücutları az çok yassı ve ovaldir.

  • Ağız parçaları sokucu emici, hortum serbest ve hemen her zaman başın ön kısmından çıkar.

  • Kanatları dinlenirken vücut üzerine çoğunlukla yatay olarak katlanmış halde durur. Ön kanatların uç kısmı sarımsı, başa yakın kısmı ise kalın, sert çoğu zaman derimsi yapıdadır. Bu nedenle ön kanatlara “hemielytra” ismi verilir.

  • Bazı türleri ellendikleri zaman, ya da gezdikleri yerlere pis koku salgılar. Bundan dolayı kendilerine “piskokulu böcekler” de denir.Pis koku bezlerine ait delikler son göğüs halkasında bulunur. Pis koku bezlerinin salgıladığı madde karakteristik bir kokuya sahiptir. Bazı türler bu pis koku maddesini gezindikleri bitki organlar ıüzerine bırakır ve bu organ bilinmeden ağza konulursa insanın midesini bozacak şekilde etkiler. Pis koku bezlerinin bir savunma silahı olarak görev yaptığı zannedilmektedir.

  • Yumurtalarını Bitki dokuları içine bırakan gruplarda ovipozitör iyi gelişmiştir.

  • Bu takımdaki türlerde de başkalaşım yarımdır.

  • Yumurta döneminden sonra genellikle beş nimf dönemi geçirdikten sonra ergin olur.

  • Bu takıma bağlı bazı türler su içinde yaşar ve bunlar yalnızca hava gereksinim duydukları zaman su yüzüne çıkar.Bu gibi türler kendilerinden küçük olan ve su içinde yaşayan diğer canlıları yakalayıp sokup emer, yani predatör olarak yaşar. Bununla beraber Heteroptera takımına bağlı türlerin çoğu karada yaşar ve türlerin çoğu bitkilerle beslenir.


III. Takım: Orthoptera (=Çekirgeler, Düz Kanatlılar):

  • Çekirgeler, danaburunları, yeşilçekirgeler ve cırtlaklar bu takımın içinde bulunur.

  • Yarıbaşkalaşım geçirirler.

  • Dar olan bir çift ön kanat (tegmina)ile büyük ve iyi gelişmiş bir çift zarımsı alt kanat bulunur.

Tegmina, derimsi ve yapar şömenimsi yapıda olan çekirgelerin üst ya da ön kanatlarına verilen isimdir.Alt kanatlar dinlenirken üst kanatların altına katlanmış şekilde durur.

  • Ağız parçaları çiğneyici tiptedir.

  • Arka bacaklar kuvvetli ve genellikle sıçramaya elverişlidir.

  • Dişilerde genellikle iyi gelişmiş bir ovipozitor vardır.

  • Türlerin çoğu özel ses alma ve ses verme organlarına sahiptir.

  • Düz kanatlılara ait bazı türler sürüler halinde çok uzaklara göç eder. Bunlar kondukları yerde kültür bitkilerine korkunç denecek şekilde zarar verir.

  • Bitkiler bu böceklerin besinlerinin büyük bir kısmını oluşturur. Buna rağmen bazı türleri kısmen veya tamamen predatördür.

  • Dişiler yumurtalarını genellikle toprak içine bırakır.

  • Bazı Türlerde ise yumurtalar bitki dokuları içine bırakılır.

  • Türleri genel olarak 4-6 nimf dönemine sahip olsa da bazı türlerde bu on olabilir.

Amphitokie: Döllemsiz yumurtalardan her iki cinsiyette de yavru meydana gelebilir. Bu tipe örnek olarak Saga cinsine bağlı çekirgeleri gösterebiliriz.

  • Thelytokie: Döllemsiz yumurtadan sadece dişi bireyler gelişir.

  • Arthonekie erkek - PARTHONEGENESİ

IV. Takım: Thysanoptera (Kirpikkanatlılar):

Diğer böcek gruplarına ait türlerden farkı kanatlarının özel bir yapıya sahip olmasıdır.

  • Türlerinin çoğunun kanatları kirpik şeklinde saçaklara sahiptir.

  • Erginleri çıplakgözle kolaylıkla görülür ve genellikle boyları 0,5-2,0 mm arasında değişir.

  • Thrips Türlerinin hepsinde ağız parçaları asimetriktir. Yani ağız yapıları 3 iğneli sokucu-emici tiptedir.

  • Kanatlar genellikle uzun, silindirimsi şekilde olup kenarlarında saçaklar bulunur. Bazen bir eşeyde ya da her iki eşeyde de fakat genellikle erkekte olmak üzere kanatlar hiç bulunmayabilir.

  • Yumurtadan çıkan larvalar genel görünüşleri ve beslenme davranışları, bakımından erginler çok benzer. Ancak bunlarda deri henüz yumuşak olup kanat çıkıntıları yoktur. Yumurtadan sonra ilk iki döneme larva, ondan sonraki dönemlere prepupa ve pupa denir.

  • Gerçekte bu dönemlerin tam başkalaşım geçiren böcekler dekilerle ilişkisi yoktur.

  • Güneşli havalarda thripsler çok aktif olup uçar ve bu arada bunlar çeşitli bitkilere de konar.

  • Fitofag olan türlerde beslendikleri bitki kısımlarında renk değişimleri meydana getirir. Daha sonra buralarda boşalmış olan hücrelere hava dolduğu için beyaz gümüşi bir renk alır. Bazı thrips türleri bitkilerin tozlaşmasında bazen büyük oranda yardımcı olmaktadır.Thrips’lerin önemli sayılabilecek davranışlarından birisi de avcılıklarıdır. Avcı olan türler, yumuşak vücutlu diğer böcek ve arthropod türlerini avlayarak beslenir

V. Takım: Dermaptera (Deri Kanatlılar):Tegmina’nın deri yapısına benzemesinden dolayı bu ismi almıştır. Türkçe olarak halk arasında “kulağakaçanlar” olarak isimlendirilir.

  • Erginler uzun, yassı ve tüysüz vücutludur.

  • Ağız parçaları tipik olarak çiğneyicidir.Baş öne doğrudur.

  • Tegmina karakteristik biçimde çok kısalmış, abdomenden kısa ve damarsızdır. Arka kanatlar yarım daire şeklinde olup, yelpaze gibi uzunluğuna vücut üzerine ve tegmina altına katlanır. Bazı formlarında ise kanat bulunmaz.

  • Yarı başkalaşım geçirirler. Abdomen’in sonunda cerci bulunur ve bu kıskaç şekline dönüşmüştür. Normal olarak bu organ basit yapıdadır. Kıskaç Kendilerini korumada, hücumda ve aynı zamanda çiftleşme sırasında kullanılır.

  • Kulağakaçanlar, karada yaşayan ve geceleri hareket eden böceklerdir. Bunlar gündüzleri taş altları, toprak yarıkları arası, ağaç kabukları altı, bitki sapları veya gövdelerindeki deliklerin içi gibi yerlere gizlenir

  • Genel olarak omnivor böceklerdir. Bazı Türleri bitkilerle, diğer bazıları ise ayrışmakta olan bitki veya bunların ölü aksamı ile beslenir. Bunlarda çok defa, kannibalizm de görülür.

Kannibalizm (Yamyamlık), aynı türe bağlı bireylerin birbirini yemesidir.Bu böceklerde görülen ilginç bir durum da, dişilerin yumurtalar üzerinde kuluçkaya yatar şekilde uzanması ve açılıncaya kadar onlara bakmasıdır. Bu durumu diğer böcek gruplarında görmek pek olası değildir.

VI. Takım: Dictyoptera(Hamam Böcekleri):

  • Ağız parçaları çiğneyici tiptedir. Bacaklar genellikle birbirlerine benzer yapıdadır. Ancak peygamber develerinde bacaklar tutmaya veya yakalamaya uygun bir şekle dönüşmüştür. Ön kanatları az çok derimsi yapıda olup tegmina ismi ile anılır.

  • Dişiler yumurtalarını ootheca ismi verilen bir paket halinde bırakır.

Ootheca, hamam böceklerinde ve peygamber develerinde yumurtalar bir kese içinde dışarıya bırakılır. Bu keselerin içinde en az 15 adet böcek yumurtası bulunur. Bu sayı türlere göre çok fazla sayıda olabilir.

  • Yarı Başkalaşım geçirirler. Başkalaşımları Basittir.

  • Vücutları genellikle geniş ve yassıdır.

  • Antenler uzun, iplik şeklinde ve birçok segmentten meydana gelmiştir. Çabuk koşan, seri hareket eden böceklerdir.

  • Bitkisel veya hayvansal gıda alırlar.

VII. Takım: Odonata (Yusufcuklar):

  • Baş her zaman vücudun en geniş kısmıdır. Bileşik gözler başın büyük bir kısmını örtecek, hatta başın arka kısmına taşacak şekilde gelişmiştir. Bileşik gözler 10.000 -30.000 kadar, arı peteği şeklinde dizilmiş basit gözden oluşmuştur. Bu nedenle en iyi gören böcek grubu olarak bilinirler.

  • işitme organı yoktur; ses dalgalarına tepki göstermezler.

  • Ergin ve larvaların ağız yapıları çiğneyici tiptedir.

  • Kanatlar çoğunluk cam gibi saydamdır. Boyuna damarlar tam olarak gelişmiş ve enine birçok damarla birbirlerine bağlanmıştır. Erkek, ergin olunca yakında bulunan bir dişiye saldırır. Dişiler, erkeklere göre daha iyi uçucu olduklarından, erkekler, dişileri, yumurta bırakılacak su kenarlarında bekler. Bir erkek birden fazla dişiyle çiftleşebilir. Yumurtalar, yumurta koyma borusu ile yaşayan ya da ölü bitki dokularının içine ya da dışına konur ya da basit olarak sulara bırakılır.

  • Pek az tür kışı ergin birçoğu ise larva halinde geçirir.

  • Larvalar sucul yaşama tam uyum yapmış ve erginlerine hiç benzemez. Ancak 7-15 gömlek değiştirdikten sonra ergin olurlar.

  • Yarıbaşkalaşım geçirirler.

  • Yusufçukların larvaları genellikle bitkice zengin küçük göller, su birikintileri ve derelerde bulunur.

  • Av, erginlere göre daha büyük parçalar halinde yutulur ve çiğneyici midede parçalanır.

  • Yeni çıkmış larvalar, öncelikle bir hücrelilerle beslenir. Larva büyüdükçe avlarıda büyür. Hatta bazı türlerin yaşlı larvaları, küçük balıkları ve kurbağa larvalarının ile avlar.

  • Sudaki böcek larvaları, solucanlar, yengeçler, salyangozlar başlıca besinleridir.

  • Hem ergini hem de yavruları avcıdır.

VIII. Takım: Plecoptera (Taşsinekleri):

  • Erginleri çiğneyici tip ağız parçalarına sahiptir. Genel olarak iki çift iyi gelişmiş kanatlara sahiptir. Pek az türlerinde kanatlar küçülmüş olabilir. Buna karşılık bazı türlerin erkekleri tamamen kanatsızdır.

  • Abdomenin son segmenti küçülmüş olup uzun, iplik şeklinde cerci ile son bulur.

  • Nimfleri süratli akan sularda,küçük veya büyük göllerde yaşar.Erginler bu gibi yerlerin etrafında bol miktarda görülür. Bazı Türlerin erginleri bitkilerin çiçek, tomurcuk ve taze yapraklarını yer. Kışın görülen türleri ise ağaç kabukları üzerindeki yosunlarla beslenir.

  • Ömürleri oldukça uzundur.

  • Çoğu soğuk bölgelerde yaşar. Nimfleri yassı vücutlu olup su içinde bulunan taş ve kayalar altında gizlenir ve su içinde yaşayan bitkiler veya diğer organik maddelerle beslenir.


  • IX. Takım: Isoptera (Beyaz Karıncalar, Termitler):

  • Her ne kadar gerçek karıncalarla hiçbir ilgileri yoksa da yaşayış ve bazı vücut yapılışlarından dolayı onlara çok benzedikleri için bu isim verilmiştir. Termit türleri karınca, bal arıları, yabani arılar gibi toplumsal bir yaşantıya sahiptir.Bunlar koloniler halinde yaşar ve sınıfları vardır.

  • Bazı Türlerinde baş önde uzun burun şekline dönüşmüştür.

  • Termitler Küçük ve orta boyda olan böcek türlerini kapsar. Ancak kraliçelerinde bazen boy 8 cm’ye kadar ulaşır.

  • Termitler her ne kadar canlı ağaç ve bitkilere saldırırlarsa da bunların başlıca besini ağaçların ölü olan kısımları; yani odun, tahta, kereste, tomruk,evlerin ağaç aksamı, mobilyalar gibi maddelerdir. Esas besini de bu bitkisel maddelerin selülozlu kısımlarıdır.

  • Termitler ölü ağaç ve bitkilerin parçalanmasında, onların tekrar toprağa geçişinde önemli rol oynar. Bundan dolayı faydalıdırlar. Diğer bir kısmı ise bitkilerin toprak altında kalan kök, gövde, yumru gibi bitkisel aksamı içinde yaşar.

  • Yarı Başkalaşım geçirirler.



X. Takım: Ephemeroptera (Birgünlükler):

  • Ömürlerinin % 99’unu larva ya da nimf halinde suda geçirdikleri, yalnız birkaç saat, en fazla bir gün (nadiren 2-15 gün) ergin halde yaşadıkları için bu isim verilmiştir. Erginlerde ağız parçalarıve sindirim sistemi kısmen ya da tamamen körelmiştir. Bundan dolayı beslenmeleri yoktur. Erginleri beslenemeyen, sadece larva evresinde beslener.

  • Göğüste bir çift kanat vardır. Genellikle akşamüstü erkekleri suların üzerinde 2-10 m kadar dikine yükselip, daha sonra, kanatlarını abdomen uzantıları açmak suretiyle aşağıya doğru süzülür.

  • Çiftleşme uçuş sırasında gerçekleşir. Dişi yalnız bir erkekle çiftleşir. Çiftleştikten hemen sonra erkek ve sonra da dişiler ölür. Yumurtalarını Sulara bırakır.

  • Larva dönemi 1-3 yıl sürer ve 20-30 defa gömlek değiştirir. Genel olarak alglerle, ölü ve canlı organik maddelerle beslenir.

  • Yarı Başkalaşım geçirirler. Birçok hayvan ve parazit bir günlüklerin özellikle larvalarının avcısıdır.

  • Larvalar Tehlike sırasında üye ve solungaçlarını atabilir. Genç larvalar bacaklarını, antenlerini, kuyruk ipliklerini, solungaçlarını yenileyebilir.

  • Larvalar Besin zincirinin önemli bir halkasını oluşturur ve su kirlenmesinde iyi bir gösterge olarak kullanılır.



Böceklerin İç Organlarının Yapısı ve İşleyişi (Anatomi ve Fizyoloji)

kas Sistemi:

Genel olarak böcek kasları enine çizgili, yarı saydam, renksiz veya grimsi yapıda olup, üç grupta toplanır. Bunlar;iç organ, segment ve eklem kaslarıdır.

  1. İç organ kasları, iç organların çalışması ve fonksiyonlarının yerine getirilmesinde rol oynayan kaslardır.

  2. Segment kasları; vücut halkalarının birbirine bağlanmasını sağlar. Ayrıca bu kaslar bulunduğu bölmedeki ağız parçaları, kanat gibi organların hareket ettirilmesinde de rol alır.

Sindirim Sistemi:

Böcek bağırsağı veya sindirim kanalı, sindirim sisteminin temel yapısıdır; ağızdan anüse kadar uzanan bir tüp şeklindedir. Ancak değişik bölgeler ve yapılarla farklılaşmaya uğramış bu tüp üç ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar; Ön bağırsak, orta bağırsak ve arka bağırsak. Bu üç bölüm valf adı verilen kapakçıklar ile birbirinden ayrılmıştır.

Ön ve orta bağırsak arasında cardiac valf, orta ve arka bağırsak arasında ise pyloric valf vardır.

  1. Ön bağırsak böceklerin çoğunda orta kısmı genişlemiş uzunca bir borudan oluşur. Yutak, yemek borusu, kursak ve ön veya çiğneyici mide olmak üzere dört kısımdan meydana gelir.

  2. Orta bağırsak, herhangi bir bölüme ayrılmaz, bir boru şeklindedir. Bazı böceklerde ön bağırsağın orta bağırsağa açıldığı yerde kör bağırsak denen yapılar vardır. Midenin sindiremediği besinler buralarda sindirilir.Orta bağırsağın iç yüzeyi epitel hücreler ile kaplıdır. Bunların bir kısmı sindirim için gerekli enzimleri salgılar, diğerleri emilim yapar.

  3. Arka bağırsak böcekler arasında farklılıklar göstermektedir. Genel olarak ince bağırsak, kalın bağırsak ve rectum olmak üzere üç bölüme ayrılır.Arka bağırsakta çok az emilim olur. Dışkı maddeleri, rectum’da bu kısmın kuvvetli kasları sayesinde sıkıştırılarak anüsten dışarı atılır.

Boşaltım Sistemi:

Böcekler besini alıp ve sindirdikten sonra, sindirilmeyen besin kısımları böcek hücre ve dokulara toksik olmaktadır. Bu artıkların vücuttan atılmasına boşaltım adı verilmektedir. Boşaltım sisteminin en önemli organları malpigi tüpleri ve rectum’dur.

Malpigi tüplerinin sonları kapalı ve demet şeklindedir. Malpigi tüpleri ile kanda bulunan birçok atık madde alınarak bağırsak yoluyla dışarı atılır. Atılan bu maddeler arasında ürik asit, nitrojenli bazı maddeler, bazı tuzlar ve fazla su bulunur.

Dolaşım Sistemi:

  • Böceklerde ise “açık dolaşım sistemi” vardır. Böceklerin kanı vücut boşluğu içinde dolaşır. Böceklerde ana dolaşım sistemi organı vücut üzerine yerleşmiş iki bölüme ayrılabilen bir boru sisteminden oluşmaktadır. Bu boru sistemi karnın sonundan başa kadar uzanmaktadır.

  • Vücudun abdomen kısmında bulunan birtakım odacıklardan oluşan kısmına “kalp” adı verilir. Bu kalp odacıkları kanı “ostium” adı verilen yarıklardan içeri çeker ve kasılarak kanı aort’a doğru pompalar.

Aort, kalbin pompaladığı kanı vücudun ön kısmına doğru taşıyan ve baş kapsülü içine boşaltan basit bir tüptür.

  • Böceklerin kanı kirli sarı veya yeşildir ve “haemolymph” olarak isimlendirilir. Kan hücrelerine ise “haemocyte” denir.

  • Böceklerde kanın temel görevi sindirilmiş besinleri, hormonları ve artık maddeleri taşımaktır.

  • Böcek kan hücrelerinde hemoglobin, oksijen ve karbondioksit taşıma görevi yoktur.

Solunum Sistemi:

  • Böceklerde oksijenin alınıp vücut hücrelerine ve dokularına kadar ulaştırılması ve karbondioksitin tekrar dışarı atılmasına solunum adı verilir.

  • Böceklerde gazların (O2ve CO2) taşınmasından sorumlu sistem “Trake” sistemidir. Borucuklardan oluşmuştur. Bu borucuklar vücut içerisine dağılarak her segmente ulaşır ve stigma (Spiracle) denen açıklıkları ile dışarı açılır.

  • Birçok böcekte orta göğüs ve karın segmentlerinde bulunan stigmalar böcek vücudunun yan tarafına yerleşmiş bir ile on çift arasındaki sayılarda olabilir. Stigmalar(Trake borularının yanında bulunan ve hava alış verişinin yapıldığı solunum delikleri) böcekler tarafından kontrol edilebilen açılıp kapanan kapakçıklara sahiptir.

  • Trake borucuklarının hücre, doku ve kas liflerinin içine kadar uzanan çapı 1 mikrondan daha küçük olan kısmına “trakeol” denir.

  • Sularda yaşayanlar ile asalak olan bazı böceklerde solunum sisteminde bazı uyumların olduğu görülür.

  • Endoparazit böcekler doğrudan doğruya vücut derisi ile veya konukçusunun solunum sistemi ile kendi anal stigmaları arasında bir bağlantı kurarak soludukları bilinmektedir.

  • Sularda yaşayan birçok böcek larvasında ise değişik yapıda solungaçlar ile solunum yapılır.

Sinir Sistemi:

  • Böceklerde sinir sisteminin görevi elektriksel uyarıları almak, beyine iletmek ve alınan bilgileri değerlendirmek ve kasları harekete geçirmek olarak açıklanabilir.

  • Bu sistem merkezi ve iç organlar sinir sistemi olarak ikiye ayrılabilir.

  • Böceklerin sinir sistemini anatomik yapı bakımından merkezi, iç organlar ve dış taraflar olmak üzere üçe ayırmak mümkündür.

  • Böceklerin Sinir sisteminin temel yapı birimi sinir hücresidir. Bir sinir hücresi, bir veya daha fazla alıcı (receptor) borucuk ve akson denen uzantıdan meydana gelir.

  • Böceklerin sinir sisteminde fonksiyonlar merkezi değil daha çok bölgesel olarak görülür. Bir böceğin başı kesilse bile vücut birtakım fonksiyonlarını devam ettirebilir.

Üreme Sistemi:

  • Birçok böcek türünde eşeysel üreme vardır.

Eşeysel üreme: Yeni bireylerin oluşabilmesi için farklı bireylere ait hem erkek hem de dişi üreme hücrelerinin birleşmesi gereken üreme sistemidir.

  • döllemsiz üreme gösteren türler de mevcuttur.

Döllemsiz üreme: Yeni bireylerin oluşabilmesi için farklı bireylere ait üreme hücrelerine gerek duymayan, yani sadece dişi bireyin döllenme olmadan çoğalmanın sağlandığı sistemdir.

  • Her iki cinsiyetin de üreme organları abdomen içerisine yerleşmiştir.

Dişi Üreme Organı :

Dişinin esas üreme organları bir çift yumurtalık (ovary), iki yan yumurta borusu (oviduct), bir adet orta yumurta borusundan meydana gelmiştir.

  • spermatecha(Dişi böceklerde spermlerin depolandığı kese şeklindeki yerdir.), bir çift yardımcı bez, çiftleşme kesesi (vajina) vardır.Her bir yumurtalık yumurtaların oluştuğu değişik sayıda yumurta borularından meydana gelmiştir. Bunların sayısı ve şekli böcek türlerine göre değişir. Yumurtalıktaki yumurta boruları sapçıkları ile yan yumurta borusuna bağlıdır. Yumurta borularında oluşan yumurtalar, yan yumurta borusuna geçerek vajinaya doğru hareket eder. Bu arada daha önceden erkek tarafından çiftleşme ile dişiye ulaştırılan ve sperm kesesi (Spermatecha) içinde depolanmış olan spermler dişi böceğin istemi doğrultusunda dışarıya verilerek vajinaya doğru çıkmakta olan yumurtayı döller. Burada döllenen yumurta hemen veya bir süre sonra dışarıya bırakılır.

  • Böceklerin üreme sisteminde yumurtalık “ovary”; yumurta borusu “oviduct”; çiftleşme kesesi “vajina”; sperm kesesi “spermatecha” olarak adlandırılır..

Erkek Üreme Organı: Erkeklerin iç cinsiyet organları dişininkine benzerlik gösterir. Erkek üreme sistemi, bir çift yan kanal, bir adet çıkış kanalından meydana gelmiştir. Spermayı meydana getiren testisler birer ucu kapalı sperma borucuklarından meydana gelmiştir. Çoğu zaman yan kanalın bir kısmı genişleyerek sperm deposunu (Vesicula seminalis) oluşturur. Olgunlaşan spermler yan kanal vasıtasıyla sperm deposuna ve daha sonra da sonunda çiftleşme organını bulunduğu borucuğa (Ductus ejaculatorius) ulaşır. Bunun ucunda çiftleşme organı (Aedeagus) bulunur.

Duyu Organları :

Böcekler birçok fiziksel ve fizyolojik etkiye karşı duyarlıdır ve buna karşı da reaksiyon gösterir. Böcekler besin ve eşlerini bulmak zorunda olduğu gibi doğal düşmanından kaçınmak, sığınak yapmak ve bir takım fizyolojik olayı gerçekleştirmek zorundadır. Fiziksel ve fizyolojik etkileri vücutlarının çeşitli yerlerine yerleşmiş duyu organları ile algılar. Bu duyu organları görme, koklama, tatma, dokunma ve duyma ile ilgili duyu organlarıdır. Bunlar temelde üç gruba ayrılır. Bunlar; Görme, kimyasal ve mekaniksel duyu organlarıdır.

Görme organları: Böcekler gün uzunluğuna, ışık yoğunluğuna, renklere ve ışığın dalga boylarına karşı özel olarak duyarlıdır. Bileşik ve nokta gözler birçok böcekte bulunur. Ancak bazı kelebek larvalarında göz yoktur. Bunların vücutları ışığa duyarlı kutikula ile kaplıdır. Nokta gözler tam başkalaşım geçiren böceklerin larvalarında “yan nokta gözler” veya diğer böceklerde olduğu gibi “tepe nokta gözler” olarak bulunabilir. Bunlar tek başlarına görme işini yapamazlar. Petek gözler veya bileşik gözler ise çok sayıda yan nokta gözlerin birleşmesinden meydana gelmiştir.Böcekler 300-650 nm’lik dalga boylarındaki ışınları algılar.

Örneğin bal arıları sarı, mavi-yeşil, mavi ve mor ötesi ışınları algılamalarına karşın, kelebeklerdekinin aksine, kırmızıyı algılayamazlar. Bazılarında ise renk görme yeteneği yoktur. Bazıları da farklı renk bantlarında farklı davranışlar gösterir.

Kimyasal duyu organları: Bu organlar, tat ve koku alma organlarıdır.Her ikisinin de kimyasal işleyişi aynıdır.

Kimyasal duyu organları vücudun değişik yerlerinde küçük çıkıntı veya kıl şeklinde olabilir. Tat alma duyu organları daha çok sıvıdaki moleküllere duyarlı kıllar şeklinde olup temel kısmı sinir hücreleri ile donatılmıştır. Koku alma duyu organları daha çok küçük çıkıntı şeklinde ve tat alma organından daha fazla bir yüzeye ve sinir hücresine sahiptir.Tat alma organları daha çok ağız parçaları üzerinde bulunmakla birlikte, bazı böceklerin antenlerinde, bazılarında tarsus’ta bulunmaktadır. Koku alma organları ise birçok türünde antende olmasına rağmen bazı türlerde tarsus’ta da olabilmektedir.

Mekaniksel duyu organları: Mekaniksel duyu organları böceğin herhangi bir kısmında şekle ait bir değişiklik yapan uyarıları duyar. Bu mekaniksel duyu organları kıl, çan veya plaka şeklinde olabilir.Bu alıcıların bazıları dokunmaya duyarlı olup dokunulduğu zaman uyarı cevaplanması için sinir sistemine iletilir. Bu tip mekaniksel duyu organlarına dokunma duyu organı denir. Bazıları hava veya su akımına da duyarlı olabilir.Böcekler insanların saniyede aldıkları ses titreşimlerinin yaklaşık beş katı kadarını alabilirler.

İşitme duyu organları;

İşitme kılları: Vücutlarının çeşitli yerlerinde bulunan sese duyarlı kıllardır. •Johnston organı: Böceklerin ikinci anten segmentinde bulunan ve çok az titreşimli ses dalgalarını alan organdır.

Timpanal organ: Bazı böceklerin ana duyma organı olan, ince bir zar şeklinde duyu organı olup türe özgü yerlerde bulunur. Bu organ çekirgelerde, bazı kelebeklerde ve ağustos böceklerinde bulunur.

  • Böceklerde ses çıkarma genellikle cinsel çağrı amaçlı olmasına karşılık, bazen düşmanına kaçırma veya uyarı amaçlı olabilir. Bunlardan bazıları vücudunun bir kısmını bir zemine vurarak veya vücudunun başka bir kısmına sürterek ses çıkartabilirler.

  • Bu çağrılar genellikle erkek böcekler tarafından yapılır. Bazı türlerde ise ses çıkarma kanat çırparak da yapılabilir.

  • Böceklerde ışık organı özellikle toplumda yaygın olarak “ateşböceği” olarak isimlendirilen kınkanatlılar takımının Lampyridae ve Cantharidae familyalarındaki türlerde bulunur. Bu organ böceğin karın kısmının alt tarafında 11-12 çift halinde bulunur. Yumurta dönemi hariç tüm dönemlerde görülür.

  • Bu böceklerin meydana getirdiği luciferin maddesinin lusiferinaz enzimi ile alınan hava içindeki serbest oksijenin okside olması sonucunda ışık oluşur.

Böceklerde salgı organları vücut içine veya dışına akıtılanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Özel bir kanalla vücut içine veya dışına salgılayan salgı bezleri:

Tükürük bezleri: Besinlerin yutulmasına yardımcı olur.

İpek bezleri: Kelebeklerde ağız parçaları tarafından salgılanan, bazı kınkanatlılarda ise malphigi tüpleri tarafından salgılanan ve çok ince ipek iplikçikleridir.

Mum bezleri: Özellikle eşkanatlılar takımında bulunan kabuklubitler veya unlubitler dediğimiz böceklerin üzerlerindeki kabuk veya örtüyü yapmak üzere vücutlarında bulunan salgı bezleri tarafından salgılanır.

Pis koku bezleri: Bazı böceklerde düşmanlarını korkutmak için koku salgıladıkları organlardır.

Çekici koku bezleri:

Dışa doğru salgılanan ve o türün bireyleri üzerinde etkili olan salgılara feromon denir. Bunlar genellikle koku yoluyla etkili olan karşı cinse yönelme, uyarı veya iz-işaret feromonlarıdır.

Zehir bezleri: Özellikle işçi arılarda bulunan ve bir iğne ile birleşmiş olan torba şeklindeki yapılardır. Arının sokması ile birlikte bu zehirde düşmanına iletilir. Bazı kelebek tırtıllarında ise üzerindeki kılların hemen dip kısmında bulunur. Herhangi bir şekilde bu kılların kırılması durumunda dibindeki bu zehir dışarıya verilir. Bu da insanlarda kaşınmaya bazen de alerjiye neden olur.



Böceklerde Üreme, Gelişme ve Başkalaşım

1. Ovipari = Yumurta Bırakma: Gelişme olgunluğuna ulaşan döllenmiş yumurtaların dişi tarafından serbest ortama bırakılmasına denir . Yavru gelişimi anne karnı dışındadır. Yumurta hücresi içerisinde yavrunun ihtiyacı olan tüm besin maddeleri bulunur.
2. Ovovivipar = Yarı Gelişmiş Yavru Bırakma: Bazı kabuklubitlerde (Diaspididae ve Lecaniidae), yatak tahtakurularında, embriyonik gelişme ana vücudu içerisinde olur. Yavru gelişimi anne karnındadır. Fakat annenin besinlerine ortak olmaz. Yavru çıkacağı zaman anne vücudunu terk eder.

3. Vivipari = Doğurma: Eğer embriyonik gelişme ve larval evrelerin bazıları da ana vücudu Içerisinde gelişip daha sonra dışarıya çıkarılıyorsa, buna da "Vivipari" denir. Yumurtada besin maddesi azdır. Yavru besini anneden sağlar.Yumurta anne karnında açılıp daha sonra dışarıya bırakılır. Bu tür canlı doğurma içinde eğer larva dönemine kadar geliştirilip dışarıya çıkarılıyorsa buna “larvipar”, eğer yavru pupa olarak dışarıya çıkıyorsa, buna da “pupipar” denir.

Döllemli (Eşeyli) üreme:Çekirge, kınkanatlı ve kelebekler gibi bazı böceklerde spermler bir arada “Spermatofor” denilen bir paket halinde bulunur. Bunlar daha sonra dişinin vücudu içinde bulunan ve spermlerin depolandığı “sperm kesesine” aktarılır. Yumurta hücresi olgunlaştıktan sonra bir sperm bunu döller ve döllenmiş yumurta meydana gelir.

Bazılarında bir erkeğin birden fazla dişi ile çiftleşmesi (Polygamie) ve bir dişinin birden fazla erkek ile çiftleşmesi (Polyandrie) de olabilir.

Döllemsiz üreme (Parthenogenesis):Döllenmiş Yumurtayla üremedir. Yusufçuklarda ve değişikkanatlılar takımlarında görülmez. Üç ayrı üreme tipi vardır. •Arrhenotokie: Dişi böceklerin bırakmış oldukları döllemsiz yumurtalardan sadece erkek yavrular meydana gelir. Balarıları ve beyazsinekler gibi bazı böcek familyalarında bulunur.

Thelytokie: Döllemsiz yumurtalardan sadece dişi yavrular meydana gelir. Örnek olarak bazı değnek çekirgesi türlerini gösterebiliriz.

Amphitokie: Döllemsiz yumurtalardan her iki cinsiyette de yavru meydana gelebilir. Bu tipe örnek olarak Saga cinsine bağlı çekirgeleri gösterebiliriz.Vücutlarının çeşitli yerlerinde bulunan sese duyarlı kıllardır. Döllemli ve döllemsiz dışında bazı üreme şekilleri de vardır. Bunlar aşağıda kısaca açıklanmıştır.

Heterogoni: Döllemli ve döllemsiz üreme şekillerinin birbirini izlemesine denir. Örneğin yaprak bitleri yaz aylarında döllemsiz olarak ürer. Yani bütün yaz boyunca dişi yavrular vererek ürer. Sonbaharda ise hem erkek hem de dişi yavrular ortaya çıkar. Bunlar geliştikten sonra çiftleşir, yani döllemli üremeye geçerler.

Paedogenesis: Ergin hale gelmemiş böceklerin olgun yumurtalara sahip olmalarına ve döllemsiz olarak üremeleridir. Sadece birkaç böcek türünde görülür.

Polyembrioni: Bu üreme şeklinde, bir yumurtadan birden fazla yavru meydana gelir. Bu tip çoğalma, parazitoit olarak yaşayan arıcıklarda görülür.

Hermafrodit üreme: Aynı bireyin bünyesinde hem erkeklik ve hem de dişilik cinsel hücrelerinin olması ve bunların yavruları meydana getirmesidir. Böceklerde çok nadir görülür. En çok bilinen örneği “Torbalıkoşnil” olarak bilinen böcek türüdür.

Ametabol (Başkalaşımsız):

  • Yavrular tam anlamı ile ergine benzer.

  • Erginlerden farkı, eşeysel organların tam gelişmemiş olmasıdır.

  • Kanatsız böcekler alt sınıfında görülür.

Neometabol:Bu başkalaşımda yavruların ergin hale geçebilmeleri için bir veya iki uyuşuk ara dönem geçirilmesi gereklidir. Kanat taslakları oldukça geç dönemlerde ortaya çıkar. Bu şekildeki başkalaşıma örnek olarak Thripsleri, beyaz sinekler ve kabuklu bitler üst familyasını (sadece erkekleri) gösterebiliriz.

HEMİMETOBOL(YARI BAŞKALAŞIM)

  • Gerçek pup evresi yoktur;

  • kanat kasları,

  • eşey organları ve göz önüne almazsak, ergine benzerler.

  • Embriyonal kutikula her zaman vardır..

  • Çekirgeleri, değişik ve eşkanatlı böcek takımlarında görülür.

  • yarı başkalaşım geçiren böceklerin yavrularına da “nimf”

HOLOMETABOL BAŞKALAŞIM ( TAM BAŞKALAŞIM )

  • Gerçek pup evresi vardır

  • Bu evrede beslenme yoktur ve hayvan dış görünüşte hareketsizdir.

  • Larva evresi ergine hiç benzemez.

  • Ancak puptan çıktıktan sonra ergin özelliği kazanır.

  • Larval evredeki birçok yapı tamamen ortadan kalkar.

  • Böceklerin en çok zararlı oldukları evre larva evreleridir. Tam başkalaşım geçiren böceklerin yavrularına “larva”,

  • yavrular, ergin olmadan önce gerçek bir pupa dönemi geçirir. Bu dönemde larvanın iç organları kaynaşarak ergine benzemeğe başlar.

  • Bazı böcek türlerinde ise son larva döneminde dış kanat taslağı görülür. Bu nedenle bunlara pupa öncesi dönem anlamına gelen “Prepupa dönemi” de denir.

  • Holometabol gelişim Diptera, Coleoptera, Lepidoptera v.b. gibi birçok gelişmiş böcek grubunda görülmektedir.

Hypermetabol (Çok şekilli başkalaşım):

  • Az sayıda da olsa bazı böcek familyalarında olduğu gibi değişik yapıdaki birbirine benzemeyen larva dönemleri arasına bir de yalancı pupa döneminin karıştığı ve larva dönemlerinin dış görünüş olarak birbirine benzemediği başkalaşım şeklidir.

larva tipleri:

Kampodeid larva:Bir çift anten ve üç çift göğüs bacağı vardır. Genellikle hızlı hareket kabiliyetine sahiptirler. Abdomen sonunda cerci bulunur. Bazı kınkanatlı ve sinir kanatlı böceklerin larvaları bu tiptedir.

Manas tipi larva (kadı lokması):şişman ve silindirik yapılı vücudu kıvrık olarak durur. Üç çift göğüs bacağı vardır. Vücutlarına oranla bacakları çok küçük kaldığı için diğer larva tiplerindeki bacaklar gibi bunlar tam olarak yürüme işini yerine getiremez. Bu tipe en iyi örnek kınkanatlılar takımının Scarabaeidae familyasına ait böceklerdir.

Bacaksız larva:Bacakları yoktur. Halkalı solucanlar gibi kasılarak hareket ederler. Bazıları sıçrama yeteneğindedir. Kapalı yerlerde yaşadıkları için gözleri yoktur. Bazılarında baş ufalmış veya yok olmuştur.

Tırtıl:Vücut ince uzun ve üç çift göğüs bacağından başka abdomende de bacakları bulunur. Bundan dolayı bacaklarını yürüme işinde çok iyi kullanırlar. Bu tipi üçe ayırmak mümkündür. Gerçek tırtıl, üç çift göğüs bacağından başka, abdomenin 3, 4, 5 ve 6. bölümlerde birer çift abdomen bacağı ve ayrıca son bölümde de bir çift bulunur. Toplam sekiz çift bacağa sahiptir. Geometridae familyası dışındaki kalan bütün kelebeklerin larvaları bu tiptedir. Mühendis tırtıl, üç çift göğüs bacağından başka ve ayrıca karın bölmelerinin sadece altıncı ve dokuzuncusunda birer çift bacak bulunur. Hepsi beş çifttir. Kelebeklerden sadece Geometridae familyası tırtılları bu tiptedir.

Yalancı tırtıl, üç çift göğüs bacağından başka, abdomende toplam 6-8 çift bacak bulunur. Bunların ilki ikinci karın bölümündedir. Bu durumda göğüs bacakları ile karın bacakları arasında sadece bir boş bölüm vardır. Gerçek tırtıllarda ise iki bölme boştur. Bazı arılarda görülür.

  • Tam başkalaşım geçiren böcekler, larva döneminden ergin dönemine geçebilmek için bir ara dönem geçirmesi gerekir. Bu ara döneme “pupa” denir. Bu dönem, iç organların kaynaşarak larvaya ait bazı organların yok olup ergine doğru değişim gösterdikleri dönemdir.

PUPA TİPLERİ:

  1. Serbest pupa (Pupa libera):Anten, bacak ve kanat izleri vücut üzerinde serbest olarak bulunur. Arılar, kınkanatlılar, sinirkanatlılar takımı ile bazı sineklerde görülür.

  2. Mumya pupa (Pupa obtecta):Anten, bacak ve kanat izleri vücut üzerine yapışmış olarak bulunur. Ergin hale geçince, böcek pupa gömleğini sırt tarafında kitinsel olarak zayıf olan bölgeden yırtarak dışarıya çıkar. Arılar, kınkanatlılar, sinekler takımlarına bağlı bazı familyalar ile kelebeklerin hemen hemen tamamında görülen pupa tipidir.

Sadece kelebek pupalarına “Krizalid” adı verilir.

  1. Fıçı pupa (Pupa coarctata):Birçok sinek familyasında görülür. Oval şekilli olan yapı üzerinde enine bölüm çizgileri görülür. Böcek ergin hale gelince, fıçının uç kısmındaki kapak şeklinde kısmı iterek dışarıya çıkar. Sadece sineklerde görülen ve son larva derisinin sertleşmesiyle oluşan bu pupa tipine özel olarak “puparium” adı da verilir.

Böcek Biyolojisi ile ilgili Bazı Tanımlar

Biyolojik Dönem:Böceklerin yaşamları boyunca geçirdikleri dönemlerinin her birine (yumurta, larva veya nimf, pupa ve ergin) biyolojik dönem denir. Tam başkalaşım geçiren böceklerde bu dönemlerin sayısı dört, diğer böceklerde ise bu sayı üçtür.

Gelişme Dönemi Süresi:Bir böceğin, yumurta döneminden başlayıp, ergin hale gelmesine kadar geçirdiği biyolojik dönemlerin süresinin toplamıdır. Yaz aylarında türe ve bazı abiyotik faktörlere bağlı olarak değişmesine karşın o koşullar içinde böceğin gelişme süresini yaklaşık olarak ortaya koyar.Gelişme süresi bazen bir yıldan çok fazla devam eder. Bunlara örnek belli dönemlerinde toprak altında yaşayan kınkanatlıların Scarabaeidae familyasıdır. Ancak en bilinen ve ilginç örnek on yedi yıllık büyük ağustos böceklerinde görülen ve ismini almasına neden olan gelişme dönemi sürelerinin on yedi yılda tamamlamasıdır. Yine birgünlükler takımına ismini veren böceklerin gelişme süresi yaklaşık bir yıl veya biraz daha uzun sürdüğü halde erginlerin yaşam süresi bir veya iki gündür.

Döl (Nesil, Kuşak):Bir böceğin yumurta döneminden tekrar ilk yumurtasını bırakmasına kadar geçen süreye denir. Bu süreye kış aylarında veya olumsuz sürelerdeki duraklama dönemleri de dahil edilir. Yılda verilen döl sayısı böceklerin türüne ve o bölgede o yılki sıcaklıklara göre değişim gösterir. Eğer böcekler yılda sadece bir döl veriyorsa buna “univoltin”, iki döl veriyorsa “bivoltin” üç döl veriyorsa “trivoltine” olarak isimlendirilir. Daha fazla döl verenlere ise “multivoltin” denir.

Kışlama dönemi:Böcekler türlere göre değişmek üzere genlerinde var olan bilgiler ışığında kendi biyolojisi gereği kışı kendileri için en uygun biyolojik dönemde geçirme eğilimindedir. Ancak bu durum bazı zorunlu dinlenme dönemi bulunmayan ve kışın da besin bulabilen böceklerde değişiklik gösterebilir. Bir böceğin kışlama dönemi hakkındaki bilgiler bize böceklerle savaş yöntemler ile ilgili çok önemli olanaklar sağlayabilir. Çünkü kışı doğa koşullarında geçirmeye çalışan böcekler kendileri için korunaklı bir yer bulur ve orada genellikle hareketsiz ve beslenmeksizin (Diyapoz) en az enerji harcayarak, vücutlarına biriktirdikleri yağları yakarak buradan sağladıkları su ve enerji ile (yumurta ve pupa dönemi hariç) olumsuz kış koşullarını anlatmaya çalışır.

Böceklerin ömrü:Böcekler için ömür; nimflerin en son gömlek değişiminden, tam başkalaşım geçiren böceklerin ise pupadan çıktıkları andan ölümlerine kadar geçen süredir. Böceklerin ömür süreleri türlere göre çok değişiklik gösterir. Ömürleri en kısa olan bir günlük böcekler sadece bir gün yaşarken, sosyal yaşayışlı böceklerden beyaz karıncaların kraliçesi yaklaşık 15 yıl yaşayabilir.

Olgunlaşma yemesi:Bazı böceklerin pupa, hatta son dönem larvalarında pek çok sayıda yumurta olgunlaşmış olabilir ve ergin olup çiftleştikten sonra yumurtlama başlar. Ancak, yukarıda açıklandığı gibi bazı böceklerde henüz gelişmemiş durumda olabilir. Bir süre daha erginlerin beslenmesinden sonra yumurtalar olgunlaşır. Bu ergin beslenmesine “olgunlaşma yemesi” denir.

Diyapoz (Dinlenme, Duraklama Dönemi):Diğer bazı hayvanlarda olduğu gibi böcekler de bazen faaliyetlerine ara verir. Bu olaya “diyapoz” denir. Sıcaklık ile olursa yalancı diyapoz.

  • Bal arılarının kraliçeleri kendi isteğine bağlı olarak bazı yumurtalarını döllettirmez. Bunlardan erkek arılar çıkar. Döllenmiş yumurtaların da beslenme durumuna göre ya kraliçe (10 mg arı sütü yiyenler) ya da işçi arı (3 mg arı sütü yiyenler) olur.

ÇIKMIŞ SORULAR

  1. Ön ve orta bağırsak arasında sindirilen besinlerin tekrar ağızdan çıkmasını engelleyen kapakçığa ne ad verilir? A)Cardiac

  2. Kanda bulunan birçok atık maddeyi alıp bağırsak yoluyla dışarı atan organ: MALPİGHİ TÜPLERİ

  3. Kalbin pompaladığı kanın vücudun ön kısmına doğru taşıyan ve baş kapsülü içine boşaltan tüpe aort

  4. Böceklerin embriyo döneminde baş kısmı 6 segment oluşur

  5. Abdomen genellikle 10-12 segmentten oluşur.

  6. Hayvanlar dünyasının en büyük takımı kınkanatlılar

  7. Böcek kanına : HAEMOLYMPH

  8. BÖCEKLERDE SİNİRLERİN İLETİM HIZI SANİYEDE 5 METREDİR

  9. Böcekler hangi dalga boylarındaki ışığını algılar: 300-650 nm

  10. Döllenme siz üremeye: PARTHENOGENESİS

  11. Heterogony: döllemli ve döllemsiz çoğalma şekillerinin birbirini izlemesi şeklinde çoğalmadır.

  12. Ergin hale gelmemiş böceklerin olgun yumurtalara sahip olmalarına ve döllemsiz olarak üremelerine ne ad verilir: Paedogenesis

  13. Böceklerde orta bağırsak aşağıdaki takımların hangisinden meydana gelmiştir: Endoderm.

  14. Embriyo döneminde yirmi bir segmentten oluşan böcek vücudunda başa ait kaç halka vardır: 6

  15. Erkek böceklerde çiftleşme organına ne ad verilir: Aedeagus

  16. Poliandri: dişinin fazla erkekle çiftleşmesi, polygamie erkeğin fazla dişi ile çiftleşmesi

  17. Dişi böceklerin yumurtalarını bırakmasından sadece dönem siz olarak sadece dişlerin üremesine THLOKİE





Beslendikleri besin grubuna göre böceklere verilen adların bazıları ve besin kaynakları aşağıda sıralanmıştır:

Fitofag: Bitkisel besinler

Zoofag: Hayvansal besinler

Fitozoofag: Çoğunlukla bitkisel daha az hayvansal besin

Zoofitofag: Çoğunlukla hayvansal daha az bitkisel besin

Omnivor: Hem bitkisel hem de hayvansal besin

Entomofag: Böcek

Koprofag: Dışkı

Misetofag: Fungus

Nekrofag: Leş

Saprofag: Çürümüş madde

Parankima: Temel doku olup, bitki bünyesinin büyük bir kısmını kaplayan, ince çeperli canlı hücrelerdir. Yaprakta epidermis ile çevrilmiş besin maddelerini bulunduğu iç kısımdır. Bazı böcekler ise yaprakların üst epidermis ve parankima dokusunu yalnız alt epidermis kalacak şekilde kemirerek beslenir. Bazı böceklerin çok küçük olan larvaları ise yapraklarda iki epidermis arasına girerek ve parankima dokusunu kemirmek suretiyle beslenir.

  • bir tek tür ile besleniyorsa o böceğe “Monofag” denir. Birbirine yakın akraba olan gruplarla besleniyorsa “Oligofag” çok sayıda değişik tür ile besleniyorsa bu türlere de “Polifag” denir.

  • Peygamberdevesi gibi türler, avlarını canlı olarak parçalayıp yiyerek beslenir.

  • değişik kanatlı ve sinekler takımlarına bağlı bazı avcı böcekler avlarını öldürdükten sonra beslenir.

  • Bazı avcı arılar da, özellikle larvaları tarafından besin olarak kullanılsın diye önce çıkardıkları zehirlerle avını felce uğratır.

  • Parazitoit böceklerin beslenme şekli, konukçu vücudu içinde yaşayan (endoparazitoit) ve konukçu dışında yaşayan (ektoparazitoit) türlere göre farklı olmaktadır.

  • Balarılarının erkeklerinde koku alma organı 30.000, kraliçede ise 2.000 kadardır.

  • ışık, renk, güneş ışığı, şekil, besin, hareket, ses, kimyasal maddeler, karşı eşeyi bulma, yumurtlama yeri ve sıcaklığa yönelmedir. Yönelimler, bütün davranışların başlangıcını oluşturur. Yönelimlerin en hayati olanları, besine yönelim, karşı eşeyi bulmaya yönelim ve yumurtlama yerine yönelimdir.

  • Yuva yapma genellikle sosyal yaşantıya sahip böceklerde görülür. beyaz karınca, karınca ve arılardır.

  • danaburnu ve kulağakaçan gibi türlerde anne şefkatine benzer bir davranış görülmektedir.

  • sosyal yaşayışlı böceklerde yumurta ve yavruya tam bir bakım vardır. Arı, karınca ve beyaz karıncalarda bu bakım için işçi bireyler görevlendirilir. Bir dadının, çocuğun her şeyi ile ilgilenmesi gibi,bunlar da gerek yumurta, gerekse larvanın her türlü beslenme bakım, koruma gibi işleri ile ilgilenir.

Göç Etme Davranışları

  • Hayat dönemleri bir mevsimle sınırlandırılmış olan böcek türlerinde görülür. Çoğalma alanlarından göç eder, yayılır, biyolojisini tamamlar ve ölür (Örnek: Çöl çekirgesi)

  • Çoğalma alanlarından beslenme alanlarına göç eden bu gibi türler, yumurtlamak için tekrar çoğalma alanlarına geri döner (Örnek: Yaprak Bitkileri).

  • Çoğalma alanlarından yazlama ya da kışlama alanlarına göç eden türleri, bu dönemleri geçirdikten sonra tekrar çoğalma alanlarına gelip yumurta bırakır (Örnek: süne).

SES çıKARMA dAVRANIŞLARI:

kınkanatlılar takımından Anobiidae familyasına bağlı bazı türler eşeysel olgunluğa eriştiklerinde karşı eşeyle anlaşabilmek ve çağrıda bulunmak için başlarını galerinin duvarlarına vurur. Bu vuruş saniyede 7-8 defa olmaktadır.

Ses çıkarmaya en güzel örnek Ağustos böcekleridir.

Eşeysel sesler:Eşeysel olgunluğa erişmiş böceklerde karşı eşeye yöneltilen çağrı ve kur sesleri, karşı eşeyin buna cevabı, çiftleşme sırasında çıkardıkları seslerdir. Çağrı sesleri karşı eşeyi yakına getirmek için çıkarılır. Genellikle erkekler tarafından çıkarılmasına rağmen bazı türlerde dişiler, bazı türlerde de her iki eşey tarafından da çıkarılabilir.

Savunma sesleri:Böcekler kendilerine saldıran ve rahatsız eden düşmanlarını uzaklaştırmak için bazı sesler çıkarır. Bu sesler daha çok yüksek frekanslı seslerdir ve genellikle bir saldırı veya savunma hareketi ile birlikte çıkarılır.

Saldırı ve rekabet sesleri:Bazı böceklerin özellikle erkekleri kendi yaşama alanlarına giren diğer erkekleri veya çiftleşirken kendisini rahatsız eden rakiplerini uzaklaştırmak için bazı saldırı sesleri çıkarır ve diğer erkekleri oradan uzaklaştırmaya çalışır.

Alarm sesleri:Bazı böcekler mevcut tehlikeyi diğer bireylere de haber vermek için alarm sesleri çıkarır. Bu daha çok sosyal böceklerde görülür. Örneğin; Bir galerinin çöktüğünü gören bir karıncanın, bunu diğer bireylere duyurması ve yardım istemesi gibi. Bazı böcekler de ortamda bulunan bir avcıyı diğer bireylere haber vermek için ses çıkarır.

Koloniyi toplama ve birleştirme sesleri:Bu sesler aynı türün bireylerini bir arada tutmak, dağılmasını önlemek için çıkarılır. Bu seslerin etki alanı dışına çıkan bireyler, daha sonra bu ses alanı içine girmeye çalışır.

Salgı Çıkarma Davranışları:

Bu salgılar ise beslenme, korunma, savunma ve eşeylerin birbirini bulmasında önemli rol oynar.

İç salgı bezleri:Bu salgılara hormon adı verilir. Bunlar, deri değiştirme ve başkalaşım, kalp ve bağırsak kaslarının düzenli çalışması gibi olayları ayrıca larva ve pupa dönemlerinin düzenli ve gereği şekilde geçmesini sağlar. Son yıllarda bu hormonun çeşitli analogları sentetik olarak elde edilmiş ve tarımsal savaşta kullanılmaya başlanmıştır.

Dış salgı bezleri:Bunlar böceklerde isteğe bağlı olarak çalışır ve salgılarını bir kanalla vücut dışına boşaltır. Bunlar, mum bezleri, kafa içi salgı bezleri, ipek bezleri, pis koku bezleri, zehir bezleri ve çekici koku (Feromon) bezleridir.

Mum bezleri: Mum bezleri tarafından salgılanır.

Ağız salgıları: Tehlike anında veya beslenmek için çıkarılan salgılardır.

Pis koku salgıları: Genellikle savunma amacı ile salgılanır.

Zehir salgıları: Savunma ve saldırı amacıyla çıkarılan bu salgılar daha çok arılarda görülür.

Feromonlar: Vücudun dış kısmına salgılanan ve aynı türün diğer bireyleri tarafından alındığında özel bir reaksiyona neden olan maddelerdir.

En önemlileri:

  • Salgı Çıkarma Davranışları

  • Karşı eşeyi çekici feromonlar

  • Afrodisiaklar (cinsel isteği arttırıcılar)

  • İz-işaret feromonları

  • Tanıma ve toplanma feromonları

  • Alarm feromonları

BÖCEK EKOLOJİSİ

Böcek ekolojisinin iki temel amacı:

Bu ilişkileri anlamak ve modellemeler yapmak

Çevresel değişikliklerin böcekler üstündeki etkilerini şiddetlendirerek veya azaltarak populasyonları yönetmek.



Organizmaları etkileyen bu faktörlerden her birine ekolojik faktör denir ve ana hatlarıyla

  1. canlı (besin, tür içi ve türler arası ilişkiler)

  2. cansız (iklime bağlı olan sıcaklık, nem, ışık, yağış, rüzgar vs. iklime bağlı olmayan su, tuzluluk, çeşitli mineraller, oksijen, pH, azot vs. ve edafik yangın, toprak, kirlik vs.) faktörler olarak gruplandırılırlar.

Ekolojik faktörlerin canlılar üstünde olan genel etkileri kısaca şöyle özetlenebilir:

Uygun olmayan canlıları ortadan kaldırırlar veya zoocoğrafik dağılışlarını düzenlerler.

Gelişme, canlı kalma, üreme, göç gibi populasyon dinamikleri üstünde etkilerde bulunurlar.

Canlıların bulundukları şartlara adaptasyonlarının ortaya çıkmasını kolaylaştırırlar.

Canlıların metabolizmalarında niteliksel veya niceliksel değişimler sağlarlar.

Böceklerin doğada çok fazla sayıda populasyonlara ulaşabilmeleri;

  1. Böceklerin çoğalma güçlerinin fazlalığı: Böcekler yaşamları boyunca 10 ile birkaç milyon arasında değişen yumurta bırakırlar. Özellikle sosyal böceklerde daha yüksek sayıda yumurta bırakılması söz konusudur. Böceklerde eşeysel oran genellikle 1/1 olmakla beraber bazı türlerde dişiler lehine eşey oranının bozulması çoğalma güçlerinin artmasına neden olur. Böcekler kısa yaşam süreleri nedeniyle bir yıl içinde çok sayıda nesil verebilirler. Çeşitli ekolojik faktörlerin etkisi altında değişebilen nesil süresi bazı türlerde 5 gün olabildiği gibi bazı türlerde 17 yıl kadar sürebilir.

  2. Böceklerin canlı kalma yeteneklerinin yüksek oluşu: Böceklerin çoğalma güçlerinin yüksek olmasının yanı sıra yaşamlarını sürdürebilmeleri için sahip oldukları bazı özellikleri de doğadaki bolluklarını etkiler.

  • kanatlar böcek yaşamı için son derece önemli ve büyük bir avantaj sağlamaktadır. Kanatları sayesinde düşmanlarından kaçabildikleri gibi, beslenme, eş bulma, yumurta koymak için kolayca yer değiştirebilirler ve uygun olmayan çevrelerden veya ani çevresel değişiklikler karşısında daha hızlı hareket ederek olumsuz ortamlardan uzaklaşabilirler.

  • Böceklerin vücudunu saran kitin tabakası fiziksel bakımdan vücudu bir zırh gibi sararak kalkan görevi yaparken aynı zamanda vücut içi sıcaklık, basınç, su ve gaz alışverişini de kontrol altında tutarak olumsuz çevreler için önemli bir üstünlük sağlamaktadır.

  • Solunumlarını trakeler vasıtasıyla yapmaları ve çok kuvvetli kaslara sahip rektumlarından dışkılarını kuru olarak atmaları da su kaybını önleme bakımından önemlidir

aşırı artmasını engelleyen sınırlayıcı etkenler vardır. :Bu etkenlere Çevre direnci denir. Bir böcek türüne ait populasyon büyüklüğü üreme gücü ve çevre direnci arasındaki dengeye bağlıdır.

Böceklere ait çevre faktörleri abiyotik (cansız) ve biotik (canlı) faktörler olarak iki kısımda incelenir.

  1. Abiyotik (Cansız) Faktörler:

Klimatik ve klimatik olmayan faktörler olarak ikiye ayrılır.

  1. Bir bölgenin kliması iç içe geçmiş pek çok klimatik faktörden meydana gelmiş bir kompleksten oluşur. Ortamın canlı varlıklar üstündeki klimatik etkisi ise türlerin vücut iriliğine bağlıdır. Ortam şartlarının etkisi 2 metrenin üstünde yüksek boylu ağaçlar ve hayvanlar ile otlar arasında dolaşan bir böcek için farklı olacaktır.

Bu nedenle iklim:

Makroklima: Buna meteorolojik iklim veya insan iklimi de denir. Toprak yüzeyinden 1.5-2 m. yükseklikteki gözlem istasyonundan alınan iklim değerleridir.

Mikroklima: Bölgesel olarak görülen ve bitki örtüsüne göre değişebilen, çıplak arazide 1.5 m. yüksekliğe kadar olan iklimdir.

Mikromikroklima: Mikroklimadan daha küçük olan diğer bir iklim çeşidi olup böcek iklimi olarak da adlandırılır. Bu iklimin kalınlığı ancak birkaç mm kadardır. Böceklerin sığındığı toprağın veya ağaç gövdesindeki yarık ve çatlaklar da buna dahildir.

İklim, böceklerin endokrin sistemine, canlı kalma yeteneğine, gelişmesine, üreme gücüne ve davranışlarına etkide bulunur. İklim etkeni içinde, ısı, nemlilik, yağışlar, ışık, rüzgar, basınç, yerçekimi ve radyasyon gibi etkenler sayılabilir.

İklim faktörleri içinde ısı üzerinde en çok çalışılan faktörlerdendir. Doğadaki ısı enerjisinin hemen hemen tamamı güneş enerjisinden sağlanır. Böcekler sıcaklığa belli sınırlar içinde tolerans gösterirler ve bu tolerans değerleri yaşama alanlarının sınırlarını oluşturur.

Bazıları dar sınırlar içinde (stenoterm) bazıları ise daha geniş sınırlar içinde (eurytherm) tolerans gösterirler. Dar tolerans gösterenler sadece belli düşük sıcaklık değerlerinde yaşayabilirken (stenoterm psikrofil) bazıları sadece belli yüksek sıcaklıklarda yaşayabilirler (stenoterm termofil).

Organizmalar sıcakkanlı(homotermal, holotermal) ve soğukkanlı (değişken sıcaklıklı, heterotermal, poikilotermal) canlılar olarak ikiye ayrılırlar. Böcekler soğukkanlılar içinde yer aldıklarından vücut sıcaklıkları çevresel şartların etkisinde çok kolay değişebilir. Bu nedenle böcekler çeşitli uyum hareketleriyle vücut ısılarını dengelemeye çalışırlar.

Bir böceğin normal olarak aktivite gösterdiği sıcaklıklar arasına “Etkili sıcaklıklar bölgesi” denirken bunu en ALt sınırına gelişme eşiği denir.

Sıcaklık böceklerin metabolizmaları, hareketleri, morfolojileri, davranışları, biyolojik olayların hızı ve böceklerin üreme gücü (biotik potansiyel) üstünde türe bağlı olarak çeşitli şekillerde etkilerde bulunur.

  1. Klimatik olmayan faktörler arasında, değişik formlarda su, tuzluluk, kalsiyum, magnezyum tuzları, karbondioksit, oksijen, karbon, kükürt, pH, azot, fosfor ve silisyum gibi elementler yer alır. Ayrıca toprağın yapısı, yüzey tabakası ve çeşitli kirlilikler de canlı hayatı etkileyen faktörlerdendir.

Canlı (Biotik) Faktörler:

Canlı hayat için tek enerji kaynağı besindir. Böcekler için besin çeşidine göre ayrımları aşağıdaki şekilde olmaktadır:

Bitkisel besinle beslenenler (Fitofag, herbivor)

Hayvansal besinle beslenenler (Zoofag, carnivor)

Hem bitkisel, hem de hayvansal besinle beslenenler (Omnivor)

Böcekler besin çeşidi ne olursa olsun 3 grup altında toplanabilir:

Monofag böcekler: Yaşamını tek bir bitki veya hayvan türüyle sürdüren böceklere denir. Böyle türler ekonomik entomoloji açısından çok önemlidir. •Oligofag böcekler: Birbirine yakın bitki ve hayvan türleriyle beslenen böceklerdir.

Polifag türler: Her türlü bitki ve hayvan türleriyle beslenen böceklere denir.

Farklı besin çeşitleriyle beslenmenin böcekler üzerindeki etkileri çok değişiktir. Bu etki şekilleri:

Böceklerin gelişme süresine olan etkisi

Böceklerin üreme güçlerine olan etkisi

Larva ve pupa ölümlerine etkisi

Bireylerin iriliğine olan etkisi

Böceklerin birbirleriyle ve diğer canlılarla olan karşılıklı etkileri :

böceklerin bitkisel çevreyle böceklerin ve diğer canlıların birbiriyle olan karşılıklı etkileri olarak sınıflanabilir.

Böceklerin ve diğer canlıların birbirleriyle olan karşılıklı etkileri, etkisizlik (neutralism), çekişme (competition), ortak yaşam (mutualism), birlikte yararlanma (protocooperation), tek yönli yararlanma (commensalism), tek yönlü zararlanma (amensalizm), asalaklık (parasitism) ve avcılık (predation) olarak sınıflanabilir.

  • Etkisizlikte iki türe ait populasyonu aynı biyotopta birbirlerine dolaylı yada doğrudan etkide bulunmaksızın birbirlerinden bağımsız yaşar. Örneğin, aynı zeytin ağacında yaşayan Zeytin Sineği (Bactrocera oleae) ile Zeytin Thripsi (Liothrips oleae) gibi.

  • Çekişmede aynı biyotopta iki populasyon da birbirlerinin yiyeceğine, yaşama yerine ve diğer gereksinimlerine düşmanca saldırır. Sonunda bu ilişkiden her ikisi de zarar görür. Örneğin, aynı ambarda yaşayan Tribolium ve Oryzaephilus türleri devamlı çekişme halindedir.

  • Aynı türün bireyleri arasında tür içi, farklı türler arasında türler arası çekişme söz konusudur.

  • Ortak yaşamda iki populasyon arasında zorunlu ilgi var. Birçok araştırıcı tarafından simbiyosis olarak adlandırılır. Örneğin yaprak biti karınca ilişkisi buna örnektir.

  • Birlikte yararlanmada zorunlu olmadığı halde, yardımlaşmayla iki populasyon da aralarındaki ilgiden yararlanır. Örneğin danaburnu (Gryllotalpa gryllotalpa) beslenirken kestiği bir bitki parçası çürümeye yüz tutarken bundan çürükçül maddelerle beslenen saprofag böcekler de yararlanır.

  • Tek yönlü yararlanmada iki türe ait populasyon arasındaki ilgiden bir populasyon yararlanırken diğerinin bundan etkilenmemesi durumudur. Örneğin yaprakbitlerinin çıkardığı tatlımsı maddeden karıncaların beslenmesi ve bundan tek yönlü olarak yararlanması söz konusu iken diğeri bundan etkilenmez.

  • Tek yönlü zararlanmada iki populasyon arasında ilgi kurulduğunda bu türlerden biri etkilenmediği halde, diğeri bu ilgiden olumsuz yönde etkilenir. Örneğin aynı yaprak üzerinde yaşayan iri vücutlu bir tırtılın gezinirken bir yaprak biti ezip öldürmesi bu ilişkiye örnek olarak verilebilir.

  • Asalaklık ve avcılıkta, asalak ve avcının yaşamını sürdürebilmesi için konukçusu ile ilgi kurması zorunludur. İlgi kurulduğunda asalak ve avcının populasyonunda bir artma, konukçu veya avın populasyonunda bir azalma görülür. Yani aralarında negatif bir ilişki vardır.

Bütün bu ekolojik faktörler için Liebig’in minimum yasası ve Shelford’un ekolojik tolerans yasası geçerlidir.

Liebig’in Minimum Yasası: Liebig tarafından 1840 yılında ortaya konan bu yasaya göre canlıların bir habitattaki gelişmesi, ortamda bulunan zorunlu maddelerin minimum miktarına göre değişir.

Ortamda en az bulunan canlı madde sınırlayıcı madde olarak adlandırılır. Bu madde ortamda yoksa canlılar bu maddelere çok benzeyen maddeleri alarak yaşamlarını sürdürürler. Örneğin salyangozlar kabukları için gerekli kireci bulamazsa Stronsiyumu alırlar.

Shelford’un Ekolojik Tolerans Yasası: bir organizmanın fiziksel faktörlerin en düşük ve en yüksek sınırlarına gösterdiği toleransı olarak tanımlanmaktadır. Organizma bu toleransı sayesinde yaşamını sürdürür. Bütün ekolojik faktörlerin en az, en çok ve normal (optimum) değerleri vardır.

Normal değerin hemen altında veya biraz üzerinde olan değerlere pessimum denir. En az ve en çok değerler arasına “Vital Zone” adı verilir.

Bu canlılar ekolojik faktörlere geniş bir tolerans gösterir. Bu gibi türlere (eurykous), dar tolerans gösterenlere (stenokous), her türlü ekolojik faktöre geniş tolerans gösteren türlere de (kozmopolit) tür adı verilir.

Böceklerle Savaş-I: Temel İlkeler ve Entegre Zararlı Yönetimi

  • doğada zararlı ve yararlı organizmalar bir arada ve belirli bir denge içinde bulunurlar ki doğadaki bu sisteme doğal denge ad verilir.

  • Doğal dengeyi bozan etkenleri; doğal afetler, kültür şeklinin değiştirilmesi, orman ve çayır-meraların azalması, zararlılarla bulaşık ithal üretim materyalinin kullanılması, uygun olmayan savaş yöntemlerinin seçilmesi, savaş yöntemlerinin uygun olmayan zamanda veya şekilde uygulanması gibi özetlemek mümkündür.

  • Domates güvesi (Tuta absoluta) larvası, domates yaprak ve meyvesi ile beslenir.

  • Nesidiocoris tenuis isimli predatör böcek de Domates güvesinin larvalarıyla beslenmektedir.

  • Domates güvesi domates yaprak ve meyvesi ile beslenmesinin sonucu olarak insanların besinine ortak olduğu için “zararlı” sıfatını alır. Domates güvesi ile beslenen avcı böcek ise zararlı olan Domates güvesi larvaları ile beslenip onun popülasyonunu azaltması nedeniyle insanlar açısından “yararlı” sıfatını alır.

  • Bir böceğin ekonomik zarara neden olan en düşük popülasyon yoğunluğuna



EKONOMİK ZARAR SEVİYESİ EZS - EN DÜŞÜK

  • Ekonomik zarar eşiği(EZE) - EN YÜKSEK ise herhangi bir zararlının artan popülasyon karşısında ekonomik zarar seviyesine ulaşmadan popülasyonunu düşürme girişimlerinin gerekli olduğu noktadır. Bir başka ifadeyle EZE, ekonomik açıdan zararlının kültür bitkisi üzerinde bulunmasına izin verilebilecek en yüksek popülasyon yoğunluğudur. ETKİLEYEN FAKTÖRLER:

Yararlı böceğin türü: Türlere göre bitkiye zarar verme oranları değişir.• Ürünün ekonomik değeri: Değer yüksekse zararlı böceklerin bu ürünlerdeki EZE değeri düşük olmalıdır.

  • Maliyet/Potansiyel yarar oranı zararlılara karşı savaşın ekonomisi ile ilgili birdiğer kavramdır. Bu oranda pay, zararlıya karşı uygulanacak savaşın maliyetini, payday savaşsonunda üründe sağlanacak potansiyel yani beklenen yararın parasal değerini gösterir

EZE Değerinin Hesaplanması:Zararlı İle mücadele masrafları,bu mücadele sonucunda elde edilen ek ürün değerleri yani maliyet/potansiyel yarar oranı dikkate alınarak EZE değerinin hesaplanması daha pratik olmaktadır. Farklı Popülasyon yoğunlukları ile bu yoğunluklardaki ürün kayıpları esas alınarak regresyon analizi yapılır ve regresyon doğruları belirlenir. Böylece hesaplanan y = a + bx doğrusu formülünde savaş masrafları(y) yerine konarak (x) değeri olan EZE değeri hesaplanabilir.

ÖNCEDEN TAHMİN ve Erken UYARI:

Genelde üç yöntemden yararlanılır ve genel olarak bunlar bir arada kullanılarak doğru sonuçların alınmasına çalışılır.

Zararlının Biyolojisinin İzlenmesi: Böceğin çıkış zamanı ve yoğunluğunun belirlenerek bunu zarar başlangıcı veya ilaçlama zamanı ile olan ilişkisine ait bilgilerle birleştirilerek tahminde bulunulabilir.

Bunun için genel olarak tuzaklardan yararlanılır. Örneğin;

  • Elma içkurdu ve Salkım güvesi gibi zararlılar için eşeysel çekici tuzaklardan yararlanılır.

  • Zeytin sineği, Akdeniz meyve sineği gibi zararlılar için hem feromon hem hidrolize protein esaslı bileşiklerin çekiciliğine dayalı tuzaklar kullanılır.

  • Kiraz sineği, Pamuk yaprak biti gibi zararlılarda ise sarı yapışkan tuzaklar adı verilen renk tuzaklarından yararlanılır.

  • Elma içkurdu, Akdeniz meyve sineği, Zeytin sineği ve Kiraz sineği’nde tuzaklarda ilk erginin görülmesiyle birlikte,

  • Salkım güvesi’nde ise maksimum ergin sayısına ulaşıldığında savaşa başlanılır.

  • Zararlı biyolojisinin izlenmesinde kafeslerden de yararlanılır. Örneğin Elma içkurdunun kışlayan larvaları kokonları ile birlikte toplanıp bir kültür kafesine konarak ergin çıkışı ve hatta yumurta bırakışları ve yumurta açılışları izlenir. Zararlı biyolojisinin izlenmesinde bir diğer yöntem atraplarla yakalamadır. Kültür bitkilerinin üzerinde belirli sayıda atrap sallanarak zararlının çıkışı ve yoğunluğu belirlenmiş olur.

Bitki Fenolojisinin İzlenmesi: Zararlılar bitkilerin belirli dönemlerinde yaşar. Zararlılar ile bitkinin fenolojisi arasındaki ilişkiden yararlanılarak bitkilerin fenolojileri dikkate alınarak önceden tahmin ve uyarı gerçekleştirilebilir.

Örneğin Maymuncuklar bağlarda gözler kabarmaya başladığı dönemde zararlı olur. Kiraz sineği kiraz meyvelerinin kızarmaya başladığı dönemde yumurta bırakmaya başlar. Aynı şekilde Elma içkurdunun ilk döl larvaları, elma meyveleri ceviz büyüklüğünü aldığında görülmeye başlar. İşte yukarıdakilerle benzer şekilde zararlılar ile bitkinin fenolojisi arasındaki ilişkiden yararlanılarak, bitkilerin fenolojileri dikkate alınarak önceden tahmin ve uyarı gerçekleştirilebilir.

Zararlıların Sıcaklıkla Olan İlişkilerinden Yararlanma: Bir zararlının belirli gelişme dönemini veya bir dölünü tamamlayabilmesi için belirli miktarda etkili sıcaklık toplamını almış olması gerekir.

Zararlıların fizyolojik faaliyetleri belirli bir sıcaklıktan itibaren başlar. Bu sıcaklığın altında uyuşuk durumdadırlar. İşte fizyolojik faaliyetlerin başladığı sıcaklık derecesine o zararlının gelişme eşiği adı verilir.

Ortamın gelişme eşiği üzerindeki sıcaklıklar, söz konusu zararlının gelişmesine etkili olan sıcaklıklardır ve etkili sıcaklık adı verilir.

Termal konstant nedir? Bir zararlının belirli gelişme dönemini veya bir dölünü tamamlayabilmesi için belirli miktarda etkili sıcaklık toplamını almış olması gerekir. Bu toplam etkili sıcaklık her tür için ayrı ve genelde sabit olup termal konstant adını alır.

ENTEGRE ZARARLI YÖNETİMİ

Doğal dengenin bozulması • Zararlıların ilaçlara direnç kazanması, dayanıklı ırkların meydana gelmesi• Uygulandığı ürünlerde kalıntı problemlerinin görülmesi Pestisit kullanımının sonucu olarak çevrenin kirlenmesi, doğal düşmanlar, balarısı, polinatörler gibi diğer böcekler, sıcakkanlı hayvanlar gibi hedef dışı diğer canlılara ve yaban hayatına istenmeyen yan etkileri gibi önemli sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu nedenlerle Entegre Zararlı Yönetimi (EZY) fikri ortaya atılmıştır.

EZY AMACI:

  • sürdürülebilir ürün yetiştirilmesini garanti altına almak

  • Zararlıların s sebep olduğu kayıpları minimize etmek

  • Zararlı popülasyonlarını en yüksek ekonomik kazanç sağlayacak seviyede tutmak

  • Çiftçilerin diğer amaçlarını karşılamak

  • Pestisitlerin insan, hayvan ve çevre üzerindeki risklerini en aza indirmek için çok yönlü taktikleri iyi bir koordinasyon içinde kullanmak

EZY UYGULAMALARI:

  • EZY çalışmaları bir program içinde yürütülür. Programın doğru hazırlanması, beklenen sonuçların alınması için bazı verilerin sağlanmış olması gerekir.

  • EZY’de herhangi bir kültürdeki zararlılar bir bütün olarak ele alınıp bir kompleks olarak düşünülür.

  • Zararlı popülasyonlarının yıl boyu izlenmesi sırasında popülasyon seviyesinin eşik üzerine çıkması halinde diğer yöntemlere, örneğin kimyasal savaş yöntemine başvurulur.

  • Mümkün olduğunca spesifik ilaçlara yer verilir. İlaçlar en uygun zamanda, dozda ve en uygun şekilde kullanılır. Böylece ilaçların insan ve çevreye olumsuzlukları en düşük düzeye indirilmiş olur.

  • Gözle zorlukla görülebilen zararlılarda (beyaz sinekler, yaprak galeri sinekleri, yaprak bitleri, tripsler, kırmızı örümcekler ile diğer akarlar) sayım, yardımcı araçlar (lup, steoroskobik mikroskop vs.) kullanılarak yapılmalıdır.

TARIMSAL SAVAŞ 2

  • Seyrek yetiştirme bitkinin birim alandan daha fazla besin alması bakımından kuvvetli ve sağlam gelişmesini sağlar.

  • Toprağın, güneş radyasyonunun meydana getirdiği sıcaklık yardımıyla dezenfekte edilmesi SOLARİZASYON

KÜLTÜREL YÖNTEMLER

Dayanıklı Bitki Tür ve Çeşitlerinin Yetiştirilmesi

Kültür bitkilerinde zararlılara karşı dayanıklılık fiziksel ve biyokimyasal faktörlerden kaynaklanır ve üç grup altında toplanır. Bunlar: tercih olunmama, antibiosis (Bir bitki çeşidinde böceklerin biyolojik faaliyetlerine olumsuz yönde etkisi olabilecek özel zehirli bileşiklerin bulunması veya besin maddelerinin yeterince bulunmaması durumunda ortaya çıkan bir dayanıklılık antibiosis olarak adlandırılır.) tolerans’tır.

  • Ekim ve Dikim Zamanının Ayarlanması

Zararlıların ortaya çıkışı ile bitkilerin fenolojileri arasında bir ilişki vardır. Geç ekilen mısırlarda Mısır kurdu zararının az olduğu tespit edilmiştir.

Hasat Zamanının Ayarlanması

Bir bitkide zararlı nın zararı başlamadan hasadın yapılması ile zararın önüne geçilebilir. Pamukta erken ekim ve bunun sonucu erken hasat pamuklarda Pembe Kurt zararının azalmasını sağlar.

Münavebe

Böcekler sadece beslenebilecekleri ve çoğalabilecekleri belirli bitkilere saldırırlar.Bu nedenle bir bölgede aynı bitkinin üst üste yıllarca yetiştirilmesi, o bitkiye saldıran böceklerin de aşırı çoğalmasına ve bunun sonucu fazla zarar yapmasına neden olur.

Tuzak Bitkiler

Kültürü yapılan bitkinin arasına zararlıların çok sevdiği ve tercih ettiği bitkilerin dikilmesi veya ekilmesiyle zararlıların bu tuzak olarak ekilmiş bitki üzerinde toplanması sağlanmış olur ve bu tuzak bitki üzerinde bulunan zararlının ortadan kaldırılmasıda kolay olur.

Mekaniksel olarak zararlıları yok edebilmek, ya da zarar yapmalarını önlemek için el, araç ya da makinalar kullanarak yapılan savaş şeklidir.Mekaniksel Savaş Mekaniksel olarak zararlıları yok edebilmek, ya da zarar yapmalarını önlemek için el, araç ya da makineler kullanarak yapılan savaş şeklidir.Ezme Yoğun olarak bulunan bazı zararlıların, el veya tel fırça ile ezilmek suretiyle popülasyonları düşürülebilir.Toplama Özellikle grup halinde yaşayan zararlıların kendileri bulundukları bitki organları ile birlikte kesilip toplanarak zararlarının önüne geçilebilir.Engelleme Zararlıların meydana getirecekleri zararları hendek, çit, örtü ve bazı ürkütücü araçlarla azaltmak mümkündür.

Bitki Artıklarının Yok Edilmesi

Zararlılarla savaşta hasat sonrası tarlada kalan bitki artıkların yok edilmesi büyük önem taşır. Çünkü bu kalıntılar, birçok zararlı için kışlama ve barınma veridir.

Tuzaklarla Yakalama

  • Feromon tuzaklar, genellikle böceklerin erkek ve dişilerinin karşı eşeyi uyarmak amacıyla salgıladıkları seks feromonlardan yararlanılarak hazırlanırlar. Günümüzde seks feromonların sentetik olanları da elde edilmiştir ve böceklere karşı savaşta önceden tahmin ve erken uyarı çalışmalarında geniş olarak kullanılmaktadır. Hatta bazı feromon tuzaklar ergin böceklerin kitle halinde yakalanmasında doğrudan bir savaş aracı olarak da kullanılır.

  • Işık tuzakları, böceklerin ışığa yönelimlerinden yararlanarak geliştirilmiş tuzaklardır. Geceleri ışığa hızla gelen böcek, tuzak üzerindeki bir yüzeye çarparak tuzağın toplayıcı kısmı içine düşer. Toplayıcı kısımda bulunan zehirli bir bileşik yardımıyla veya toplayıcı kısım yapısı nedeniyle dışarı çıkamayan böcekler burada ölürler. Hayvan ahırları, meyve suyu veya konserve fabrikaları ve lokanta, otel gibi tesislerde karasineklere karşı cezbedici ışık kaynağı önüne yüksek gerilimli elektrik verilerek kızdırılmış teller gerilmek suretiyle geliştirilmiş tuzaklardan yararlanılır. Işık kaynağına yönelen sinekler kızgın tellere takılıp yanarak kitle halinde ölürler.



  • Danaburnuna karşı sonbaharda sebze bahçelerinde bazı yerlere taze at gübresi konup üzeri toprakla kapatılıp kışlak tuzağı hazırlanır. At gübresinin sıcak gübre olması nedeniyle Danaburnu nimf ve erginleri kışlamak üzere buralara toplanır. Şubat sonlarında buralar açılarak nimf ve erginler toplu olarak imha edilir.

  • Bu yöntemin esası depo ve ambarlara atmosfer gazlarını değişik oranda vererek ambar böceklerini fiziksel yolla öldürmektir. Sadece kapalı yerlerde kullanılabilir. Örneğin depoda oksijen oranı % 1’den az veya karbondioksit oranı % 60 civarında ayarlanıp birkaç hafta boyunca uygulanırsa böcekler tamamen yok edilmiş olur.

FİZİKSEL SAVAŞ

Zararlıların yaşadıkları ortamın fiziksel özelliklerini değiştirmek suretiyle zarar lıları öldürmeye veya faaliyetlerini azaltmaya yönelik çalışmalara fiziksel savaş adı verilir.

Yüksek Sıcaklıktan Yararlanma: Yüksek sıcak hava, daha çok depolanmış ürünlerdeki böcekler için kullanılır. Sıcak su, yumru, kök, soğan gibi toprak altı organları ve çelik, fidan gibi bitki materyali üzerinde bulunan böcekler, bu materyalin sıcak su içinde belirli bir süre tutulması sonucu yok edilebilir. Solarizasyon, toprağın, güneş radyasyonunun meydana getirdiği sıcaklık yardımıyla dezenfekte edilmesidir. Özellikle yüksek frekanslı elektrik akımı ile ısıtma, mikrodalga ve kızılötesi ışın yoluyla elektromanyetik enerji, ambar zararlısı böceklere karşı uygulanabilen bir yöntemdir. Ancak bu yöntem oldukça pahalı olduğundan yaygın değildir.

Düşük Sıcaklıktan Yararlanma:Düşük sıcaklıklarda ürünlerin saklanması suretiyle böceklerin yaşama ve çoğalma faaliyetlerinin azaltılması veya durdurulması hedeflenir.

Yakma:Özellikle toplu olarak bulunan böcekler bu yöntemle yok edilebilir.

Orantılı Nemden Yararlanma:Genelde düşük orantılı nemden yararlanılır. Özellikle ambar böcekleri % 50’nin altındaki orantılı nemde yaşayamaz veya çoğalamaz.

Su Altında Bırakma:Bitkiler bir süre su altında bırakılınca özellikle toprak altı zararlılarının bir kısmı ölür, bir kısmıda toprak yüzeyine çıkar ve böylece öldürülür.

Mineral Tuzlardan Yararlanma:Tohumlar Silikat veya talk benzeri mineraller ile karıştırılarak ambarlandığında böceklerin vücutları çizilip sularını kaybeder ve fiziksel yolla ölürler.

Atmosfer Gazlarından Yararlanma:Bu yöntemin esası depo ve ambarlara atmosfer gazlarını değişik oranda vererek ambar böceklerini fiziksel yolla öldürmektir.

Işık ve Renkten Yararlanma:Ultraviole ışınlar bazı böcekler için öldürücü özelliğe de sahiptir. Sivrisinek ve karasinek gibi böceklere karşı özellikle evlerde kullanılabilir.

Radyasyondan Yararlanma:Böceklere karşı savaşta radyasyon yayıcı Cobalt ve Cesium’un gamma ışınları irradiyatör adı verilen cihazlar yardımıyla değişik dozlarda öldürme ve kısırlaştırma olarak iki şekilde kullanılır.

Karantina Önlemleri

Zirai Karantina Müdürlükleri, yurdumuzun bir yerinde yeni görülen veya eskiden beri bulunan herhangi bir hastalık veya zararlının salgınlaşmasının yahut temiz yerlere bulaşmasının önüne geçmek veya mücadeleden doğacak zararları önlemek amacıyla, bunların ithal veya ihraçları veya transit olarak geçmeleri ve memleket dahilinde nakilleri veya satışları ve bu bitki ve maddeler hakkında gereken her türlü koruma tedbirlerini almakla yükümlüdürler. ithal ve ihraç olacak bitkisel ürünlerin kontrol hizmetleri, belli bir eğitimden geçirilmiş, Zirai Karantina Mevzuatı Ve teknik bilgilerle donatılmış kanun, tüzük ve yönetmeliklere göre dış karantina çalışmalarını yürüten, belgeli ziraat mühendislerine gerçekleştirilmektedir. Bitki veya bitkisel ürünlerin depolandıkları boş veya dolu binalarda herhangi bir zararlı organizmanın bulunması ve bunlara karşı gaz halinde etkili olan pestisitlerin kullanılması durumunda da yetkili ziraat mühendisleri görev yapmaktadır.

Böceklerin biyoloji, fizyoloji ve davranışları üzerine etkili olan bazı maddeler kullanılarak onların normal düzenlerini bozmak suretiyle uygulanan yöntemlere biyoteknik yöntemler adı verilir.

  • Feromonlar: Bazı Salgıbezleri bir kanal vasıtasıyla salgılarını böceğin vücudunun dışına salgılarlar ki bu salgılardan biri de feromonlardır. Feromonlar böceklerin beslenme,çiftleşme, savunma, gizlenme, kaçma vb. davranışlarını belirlemede etkilidir. Tarımsal savaş çalışmalarında feromonlar böceklere karşı doğrudan genelde iki şekilde kullanılır. Juvenil Hormon Analogları:Böceklerde iç salgı bezleri salgılarını vücut içine salgılar ve bu salgılarına hormon adı verilir. Gençlik hormonu (juvenil hormon), bir büyüme hormonudur ve ergin dönemde cinsel olgunluğu ve yumurta gelişimini kontrol eder, deri değiştirme hormonu ile birlikte böceklerin gelişme dönemlerindeki faaliyetlerini düzenler. Uzaklaştırıcılar (Repellentler):Zararlıların konukçularına yaklaşmalarını önleyen veya bulundukları ortamdan kaçmalarını sağlayan maddelere repellent adı verilir. Bunlar zararlıları fiziksel ve kimyasal olmak üzere iki yolla etkiler. Beslenmeyi Engelleyiciler (Antifidantlar):Bunlar zararlıların beslenmesini engelleyen kimyasal maddelerdir. Antifidant olan bileşiklerin önemli bir kısmı bitkilerde sistemik olarak en uç kısımlara kadar ulaşabilir.Yumurtlamayı Engelleyenler (Deterrentler):Böceklerin yumurtlama davranışı üzerine etkili olarak caydırıcılık esasına dayalı maddelere oviposition deterrent adı verilir. Bunlar genelde birer işaret feromonu niteliğindedir.Kısırlaştıranlar (Kemosterilantlar):Böceklerin üreme gücünü azaltan veya yok eden kimyasal bileşiklerdir. Bunlar erkek ve dişileri ayrı ayrı veya hem erkek, hem de dişileri kısırlaştırırlar.

  • Gençlik hormonu (juvenil hormon), bir büyüme hormonudur ve ergin dönemde cinsel olgunluğu ve yumurta gelişimini kontrol eder, deri değiştirme hormonu ile birlikte böceklerin gelişme dönemlerindeki faaliyetlerini düzenler.

  • Besinlerine kemosterilant bileşikler katılarak kısırlaştırılmakta, bu bireyler doğaya salıverilmek suretiyle üremeleri engellenmektedir. Kemosterilantlar, alkilleyiciler, antimetaboitler ve karışık bileşimde olanlar olmak üzere üç ana grup altında toplanır. Kemosterilantlar kanserojen etkiye sahip bileşiklerdir. Çok zehirli bileşikler olmaları nedeniyle kemosterilantların kullanımlarında çok dikkatli olunması ve gerekli önlemlerin alınması gerekir.

KİMYASAL SAVAŞ:

  • İlaçlamalarda kullanılacak suyun temiz ve pH’sının uygun olması gerekir. İlaçlama suyunun pH değeri 6-6.5 olmalıdır. Ege Bölgesi’nde sulama veya ilaçlama amacıyla kullanılan suların genelde kireçli ve pH’sının da 7-8 aralığında olduğunu dikkate almak gereklidir. Bu değerlerde birçok pestisit hızla bozunabilmektedir. Bu nedenle suyun pH testi yapılmalı, pH’yı düşürmek için suya birkaç damla fosforik asit veya nitrik asit eklenerek tekrar kontrol edilmelidir.

  • Pestisitlerin bitkiler üzerinde meydana getirdiği zehirli etkiye fitotoksisite adı verilir.

  • Bilinen ilk bitkisel insektisit nikotin’dir. 17. yüzyılda tütün tozu veya suyu olarak böceklere karşı kullanılmıştır.

  • Pestisitler hedef aldıkları organizmalara göre (akarisit, fungisit, herbisit, insektisit) gruplandırıldıkları gibi üretimleri veya elde edildikleri kökenlerine göre (kimyasal pestisitler, biyopestisitler) de sınıflandırıldığı için, pestisitlerin tanımı farklı şekillerde yapılabilmektedir.

Zararlılara karşı biyolojik savaş yöntemleri üç grup altında toplanır.

1. Doğal düşmanların popülasyonlarının korunması

2. Doğal düşmanların etkinliklerinin arttırılması

3. Doğal düşmanların popülasyonlarının arttırılması

Elma iç kurdu ile kimyasal savaşa ne zaman başlanılır? Yumurtalardan çıkan larvalar meyve etine girmeden önce

Kiraz sineği ile kimyasal savaşa ne zaman başlanılır?Tuzaklarda ilk erginlerin görülmesi ve meyvelerin alacalanması ile birlikte

Meyve sinekleriyle kimyasal savaşta aşağıdakiler-den hangisi tercih edilir?a. Kontakt

Tarımda Zararlı Akar ve Nematodlar

Akarların Morfolojik Özellikleri ve Anatomisi

  • Zararlı akarları içeren grup Acari veya Acarina adı altında, Arthropoda filumu içinde Arachnidasınıfına bağlı bir alt sınıf olarak yer almaktadır. Acari bugün için tanılanmış 45.000 kadar akar türünü bünyesinde barındırmaktadır. Acari, yaşama ortamları açısından “serbest” ve “parazitik” yaşayan formlar olarak incelenmektedirler.

  • İKİ BÖLÜMDEN OLUŞUR.

  1. Gnathosoma; idiosomanın ön kısmında yer almaktadır. Gnathosoma akarların beslenme için kullandıkları ağız parçalarının yer aldığı bölüm olarak adlandırılmaktadır. Ağız ana hatları ile bir çift chelicera ve bir çift palpusdan oluşmaktadır.

  • Chelicera; gnathosomaya bağlı akarın besinini delmesini ve çiğnemesini sağlayan ağız parçasıdır.

  • Palpus; gnathosomaya bağlı ikinci çift ağız parçası, besinin tanınması ve hissedilmesinde kullanılır. Akarların palpusları segmentlidir ve sayıları altı adete kadar çıkmaktadır.

  1. İdisoma; akar vücudunda bacakların yer aldığı kısım olarak göze çarpmaktadır. Genel olarak ilk iki çift bacağın bulunduğu propodosoma ve son iki çift bacağın yer aldığı hysterosomadan oluşur.

Chaeototaxy; akarların vücutlarında bulunan setaların sayısı ve vücut üzerindeki dağılım düzenidir. Bir akar bacağı böcek bacağından farklı olarak altı kısımdan meydana gelir. Bunlar idiosomadan çıkış sırasına bağlı olarak coxa, trochanter, femur, genu, tibia ve tarsus olarak adlandırılmaktadır.

Akarlarda sindirim sistemi ağızın arkasında kalmaktadır. Kısmen sabit bir yapıya sahiptir. Ağız boşluğu pharynx (yutak) açılmaktadır. Bu kısım emme görevini üstlenmiştir. Pharynx merkezi sinir sisteminin arasından esophagusa, esophagusda sindirim sistemi salgılarının devreye gireceği ventriculusa (mide) açılır.

  • Akarlarda farklı boşaltım sistemleri vardır. Bunlardan en ilkel olanı coxal bezlerdir. Diğer boşaltım şekli ise arka bağırsağa açılan malpigi tüpleri aracılığı ile yapılan boşaltımdır.

  • Akarlar tipik olarak trake solunumuna sahiptirler.

  • Bazı akarlarda solunum doğrudan integümentden difüzyon yolu ile yapılmaktadır.

  • Akarlarda da böceklerde olduğu gibi açık kan dolaşımı vardır ve sistem böceklerdekine benzer şekilde çalışmaktadır.

  • Akarların kanı gri renkte veya renksizdir. Kan sindirilmiş besinler, hormonlar ve işe yaramaz maddelerin naklini yapar. Oksijen ve karbondioksit taşımaz.

  • Hormon; vücut fizyolojisini düzenleyen kimyasallardır.

Akarlarda esophagusun çevresinde gelişmiş bir merkezi sinir sistemi bulunmaktadır. Supra ve subesophagal gangliyon olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Bu bölgeden çıkan sinirler ile bacaklar, sindirim, kas sistemleri ve genital organlar uyarılmaktadır. Ayrıca akarlar basit üreme sistemlerine sahiptirler. Sistem genel olarak dişide 1 veya 2 yumurtalık, yumurta borusu, uterus ve vagina, erkekte ise testis, vas deferens, ductus ejaculatorius, aedeagus ve yardımcı bezlerden oluşur.

Avcı akarlar Phytoseiulus persimilis ın özellikleri nelerdir?

Cevap: Avcı akarlar morfolojik olarak uzun bacaklı, hızlı hareket eden, iyi gelişmiş dorsal ve ventral plakaları bulunan, ağız parçaları avları ile beslenecek biçimde özelleşmiş türlerdir. Bu akarlar toprakta yaşayan küçük arthropod ve nematodlardan, toprak üzerinde yaşayan fitofag akarlara kadar farklı taksonomik gruplara ait kanatlı ve kanatsız yumuşak vücutlu böcek türleri ile beslenme ve üreme yeteneğine sahiptirler.

Ava özelleşme: Avcının beslenme açısınında belirli bir cins veya türü yeğlemesİ

Akarların Biyolojileri

  • Akarlar yumurta ile döllemli ve döllemsiz olarak üreme yeteneğine sahiptirler. Döllemli yumurtalardan dişi ve erkek bireyler meydana gelir. Döllemsiz yumurtalardan yalnızca erkek bireyleR(ARTHONEKİE) meydana gelir.

  • Akarlar yumurta döneminden ergin olana kadar farklı biyolojik evrelerden geçerler.

  • Yumurta açılmasından sonra 3 çift bacaklı larva, daha sonra 4 çift bacaklı protonimf ve deutonimf dönemleri meydan gelir.

  • Protonimf ve deutonimf; akarın ergin öncesi dört çift bacaklı dönemlerine denir.

  • Yumurta-deutonomf-dişi

  • Akar deutonimf döneminden sonra son defa deri değiştirerek ergin olur.

  • Durgun dönem; akarın bir sonraki biyolojik döneme geçiş için fizyolojik ve morfolojik değişikliklerin gerçekleştiği hareketsiz süreçtir.

  • Diğer bir önemli husus; avcı akarlarda durgun dönem bulunmayıp birey dakikalar içinde deri değiştirerek bir sonraki biyolojik döneme geçmesidir. Akarların gelişme sürelerini etkileyen faktörler sıcaklık, nem, konukçu bitki ile diğer çevresel koşullardır.

Kültür Bitkilerinde Zararlı Akar Türleri ve Zararı

o Tetranychidae: En önemli bitki zararlılarını içeren gruplardan biridir. Larva dışında diğer tüm biyolojik dönemleri 4 çift bacağa sahip olan familya türlerinin renkleri kahverengimsi sarıdan, yeşile ve kırmızıya kadar değişiklik gösterebilir. Dişilerinin ortalama büyüklüğü 0.4 mm’ye kadar ulaşabilir.

o Eriophyidae: Hem görüntü hem de biyolojileri gereği diğer fitofag akarlardan farklılık gösterir. Vücut, kurtçuğa benzer bir yapıya sahip olup ergin öncesi ve erginlerin bacak sayıları her iki dönemde de 2 çifttir. Büyüklükleri 0.1 ile 0.3 mm arasında değişir.

o Tarsonemidae: Saprofag, fitofag, fungivor ve avcı akarları içerir. Yaklaşık olarak 0.1-0.3 mm boyunda ve çoğu yarı şeffaf soluk, beyazımsı renge sahiptir. Hızlı hareket etmeleri ve çok küçük olmaları nedeni ile fark edilmeleri oldukça zordur. Gerçek renk beslenmeye bağlı oluşur.

o Tenuipalpidae: Genellikle yavaş hareket eden, yaprak alt yüzeyinde emgi yaparak beslenen ve orta damar etrafında yoğunlaşmış olarak görülür. Diğer akarların birçoğu gibi polifagdır. Boyları yaklaşık olarak 0.2-0.4 mm olup renkleri canlı olduklarında turuncu ile kırmızı arasında değişir.

Kimyasal ve biyolojik savaş yöntemleri kullanılır. Kimyasal savaşta kullanılan ilaçlara karşı akarlar zamanla dayanıklılık kazanır. Biyolojik savaş daha çok kontrollü koşullar olarak bilinen sera vb. alan-larda zararlı akarlara karşı kullanılan bir yöntemdir.

Nematodlar, toprakta, bitki köklerinde ve bitkilerin değişik organlarında, tatlı ve tuzlu sularda serbest veya diğer canlılarda parazit olarak yaşayan ve hayvanlar aleminde yer alan önemli bir canlı grubudur

Morfolojik Özellikleri ve Anatomisi

Sindirim Sistemi: Ağız, ağız boşluğu(STOMA), yemek borusu(özefagus) ve bağırsaklardan oluşur.

Sinir Sistemi: Gelişmiş bir sinir sistemi bulunur. Nöronlar sinir sisteminin esasını oluşturan sinir hücreleridir. sinir sistemine ilave olarak kimyasal maddelere duyarlı olduğu belirtilen “amphid” ve “phasmid” adı verilen organlar vardır. Amphid vücudun ön kısmında başa yakın veya dudak bölgesinde bulunur. Phasmid, amphidin aksine nematodun kuyruk kısmında bulunur.

Boşaltım Sistemi: Nematodun değişik vücut kısımlarında bulunabilirken, bazı nematodlarda tamamen yok olmuştur.

Üreme Sistemi: Genel olarak ayrı eşeylidirler ancak nadir olarak hermafroditizm de görülür.

Dişilerde üreme organı bir veya iki yumurtalık, uterus, vagina ve vulvadan meydana gelir. Erkeklerde üreme organı testis, sperma kanalı ve spikula denen çiftleşme organından meydana gelir.

Kütikula tabakası beş ayrı dokudan oluşmakta ve yalnızca vücudu dıştan çevrelemeyip, stoma açıklığı(Nematodlarda ağız boşluğuna), özefagus, rektum, üreme organlarının açıldığı kısımlar, boşaltım deliği ve bazı duyu organlarını da kaplamıştır.



Kültür Bitkilerinde Zararlı Bitki Paraziti Nematod Türleri ve Zararları

Takım: Tylenchida, Familya: Meloidogynidae, Kökur Nematodları Kökur nematodlarının ikinci dönem larvaları ve erkekleri iplik şeklindedir. Dişileri ise armut ve limon şeklinde mikroskobik canlılardır. Tanınma şekilleri, konukçu bitkinin köklerinde irili ufaklı urlar meydana getirmeleridir. Dişileri 0.7-0.8 mm boyunda, 0.3-0.4 mm enindedir. Erkekleri 1.2-2 mm’dir. Larvaları ise 0.3-0.5 mm boyundadır. domates, patlıcan, fasulye, hıyar, patates, şeker pancarı, pamuk, tütün, biber, havuç, ıspanak gibi sebzeler ve muz, şeftali, erik, incir, dut gibi çok yıllık meyveler yer almaktadır.

Dünyada tarım alanı olarak kullanılan toprakların yarısından fazlasının bulaşık olduğu nematod tüRÜ

Takım: Tylenchida, Familya: Heteroderidae, Kist Nematodları Kist formundaki diğer nematodlar gibi Heterodera avenae grubu da bitkinin köklerinde oluşturduğu beyaz kistlerle tanınabilmektedir. Dişileri genellikle limon şeklindedir. 0.55-0.75 mm genişliğindedirler.Erkekler iplik şeklindedirler. Ortalama 1-1.4 mm uzunluğundadırlar.

Takım: Tylenchida, Familya: Pratylenchidae, Lezyon NematodlarıLezyon Nematodları genellikle 1 mm uzunluğunda veya daha küçük olan uzun ipliksi formdaki, kuvvetli stileti olan nematodlardır. Lezyon nematodlarının ergin oluncaya kadar değiştirdiği gömlek sayısı 4

Takım: Tylenchida, Familya: Tylenchulidae, Turunçgil Nematodu

Turunçgil nematodu dişi bireyleri, baş kısmı boyun bölgesine kadar kılcal köklerin içinde, vücudun arka kısmı ise böbrek veya fasulye tanesi şeklinde olup kökün dışında bulunur. Boyları 0.3-0.5 mm arasındadır. Erkek bireyleri ise iplik şeklinde ve kök etrafındaki toprakta serbest olarak yaşar. Turunçgil nematodu yarı endoparazittir.

Takım: Tylenchida, Familya: Heteroderidae, Patates Kist Nematodları

Patates Kist Nematodları bitki kökleri üzerinde çıplak gözle görülebilmektedir. Önceleri krem, altın sarısı renkte olan daha sonra açık kahverengileşen yuvarlak kistlerle tanınırlar. Kistlerin ortalama boyu 0.68 mm, eni ise 0.54 mm’dir. Takım: Tylenchida, Familya: Anguinidae, Soğan Sak Nematodu

Soğan Sak nematodunun dişi ve erkekleri ipliksi formdadır. Boyları 1-1.3 mm uzunluğundadır. Bitkilerin sak, sürgün ve yapraklarında endoparazit olarak beslenir ve zararlı olurlar. Nadiren bitkilerin köklerinde zarar meydana getirirler.

Takım: Dorylaimida,Familya: Longidoridae, Kamalı Nematodlar

Kamalı nematodlar oldukça uzun, erkek ve dişisi iplik formunda olan nematodlardır. Kamalı nematodlar genellikle orta ve hafif yapıda ve pH’sı 6.5-7.5 olan toprakları tercih ederler. Kamalı nematodlar ektoparazittir. Köklerde beslenmelerinden dolayı kök ucunda şişme, saçaklanma, kıvrılma, çürüme ve bir yıllık emici köklerin uç kısımlarında açılmamış bezelye çiçeğine benzer şişkinlikler gibi belirtiler görülür.

Takım: Tylenchida, Familya: Aphelenchoididae, Çeltik Beyaz Uç Nematodu

Tohum kökenli yani tohumla taşınan bir türdür. Ayrıca “white tip” beyaz uç hastalığına neden olur. Dişi ve erkek bireyler iplik şeklindedir. Boyları 0.5-0.7 mm arasındadır.Baş bölgesi yuvarlak, hafif boğumludur. Stileti 10-12.5 mikron uzunluktadır.

H. avenae grubu içinde yer alan nematodların en önemlileri H. filipjevi, H. mani, H. bifenestra, H. iri, H. hordecalis ve H.latipons’dur.



Nematodların Biyolojileri

Genellikle ayrı eşeyli oldukları için döllenmiş yumurta ile çoğalırlar.

Biyolojik olarak üçe ayrılırlar:

Endoparazit nematodlar: Bitki kökünde yaşar.

Yarı endoparazit nematodlar: Konukçu bitki dokusunda yaşar.

Ektoparazit nematodlar: Toprakta yaşar.

Kültür Bitkilerinde Zararlı Bitki Paraziti Nematodlar ile Savaş

  1. Karantina Önlemleri: Yayılmalarına engel olacak sanitasyon ve karantina yöntemlerinin kullanılması.o

  2. Ekim Nöbeti: Parazitin uygun konukçusunun ekimine 3-4 yıl ara verilmesi.o

  3. Kültürel Önlemler: Nadas, solarizasyon ve tuzak bitki yetiştirilmesi gibi önlemler.o

  4. Sıcaklık Uygulamaları: Fiziksel yöntemlerden olan sıcaklık uygulaması ile nematodlarda ölüm meydana gelir.o

  5. Dayanıklı Bitki Seçimi: Bazı bitki çeşitleri bitki paraziti nematodlara karşı doğal dayanıklılık gösterir. o

  6. Biyolojik Mücadele: Toprakta bulunan birçok fungus, bakteri ve predatör nematode türleri bitki paraziti nematodların doğal düşmanıdır. o

  7. Kimyasal Mücade: Nematod öldürücü kimyasal maddelere “nematisit” adı verilir. Nematisitler genellikle toprağa uygulanır.

  • Palizat parankiması: Bol klorofil içeren fotosentez yapmakla görevli yaprak katmanı

  • Fumigant: Uygulama sonrası gaz haline geçen tarım ilacı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçsel Pusula: KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME SANATI

TARLA BİTKİLERİ

Tabağından Ruhuna: Bütünsel Bir Arınma Ritüeli