FİTOPATOLOJİ
Fitopatoloji XVII. yüzyılda Patoloji (hastalık bilimi) adıyla Botaniğin(bitki bilimi) bir kolu olarak ortaya çıkmış sonradan Fitopatoloji şekline dönüşmüştür. Kelime anlamı olarak bitki hastalıkları bilimi anlamını taşımaktadır(Phytos=bitki, Pathology=hastalık).
Bitkisel
üretimdeki kayıplar iki şekilde olmaktadır:
1.
Üretim, hasat ve işleme sırasında ürünlerin nicelik ve
nitelikleri bakımından uğradığı kayıplar,
2. Üretime
olan etkisi hemen veya birkaç yıllık bir devrenin sonunda arazi
bozulması nedeniyle ortaya çıkan kayıplardır.
Bitki hastalıkları ekonomiyi birkaç yönden etkilemektedir.:
• Bitkiyi öldürüp verimi düşürür.• Bitkiyi zayıflatıp kalitesini dolayısıyla pazar değerini düşürür.• Hastalıkla mücadelede kullanılan yöntemler büyük işgücü gerektirir ve kullanılan kimyasalların yüksek fiyatlı olması maliyeti arttırır.• İlaçların kalıntıları yararlı mikroorganizmaları olumsuz yönde etkiler ve çevre kirliliğine neden olur.
Bitkiler canlı ve cansız hastalık etmenlerine maruz kaldığı zaman fizyolojik fonksiyonlarını yürüten bitki hücreleri ya tamamen aktivitelerini kaybeder veya aktivitelerinde değişim meydana gelir. Bunun sonucunda hücrelerin işlevlerinin bozulması veya hücrelerin ölmesiyle bitki hastalanır. İlk olarak bir veya birkaç hücrede lokalize olan bu durum gözle görülmez. Ancak bu reaksiyon kısa sürede daha geniş alanlara yayılarak daha fazla hücreyi etkiler ve bitkinin etkilenen kısımlarında çıplak gözle görülebilen değişimler meydana gelir. Bu görülen değişiklik hastalık belirtisidir. Bitkilerde meydana gelen değişimler ileri seviyeye ulaştığında ise ölüm meydana gelir.
Fizyolojik fonksiyonları hastalık etmenleri tarafından enfekte (hastalık bulaşan) olan bitki dokusunun çeşidi (kök, gövde, yaprak vb.) belirlemektedir.
Örneğin hastalık etmeni köklerden giriş yaparak buradaki hücrelerde bozulma ve ölümlere dolayısıyla kök çürüklüğüne sebep olmuş ise bu hücreler ya tamamen aktivitelerini kaybeder ya da aktivitelerinde değişim meydana gelir. Bunun sonucunda da kökler topraktan su ve besin alımı yapamazlar, aynı durum bitkinin diğer organ veya dokularında da söz konusudur.
Bitkinin ksilem dokusunun enfeksiyonu sonucunda vasküler solgunluk ve bazı kanserler meydana geldiği durumlarda bitkinin üst kısmına su ve mineral taşınımı zarar görür. Bazı patojenler bitkinin ksilem ve floem gelişerek yukarıya doğru su taşınımı aşağıya doğru şeker hareketini (sırasıyla) bu dokularda bloke eder.
Bitkinin toprak üstünde kalan yeşil aksamı enfekte olduğunda ise yapraktaki hücrelerin yapısı bozulmaktadır. Yaprakta değişik lekelenmeler, yanıklık, şekil bozukluğu gibi belirtilerle kendini gösterebilen bu durum fotosenteze engel olmaktadır.
Gövde kabuğunda ve sürgünlerde kanser olduğunda fotosentez ürünlerinin aşağıya doğru taşınım olumsuz yönde etkilenir.
Çiçek ve meyve enfeksiyonu olduğu takdirde ise üreme etkilenir. Çoğu hastalıkta etkilenen hücreler zayıflar ve ölür iken bazı hastalıklarda enfekteli hücrede bölünme hızlanır (hiperplasya) ve normal hücrelerden daha büyük hücreler, urlar (hipertrofi) meydana gelir.
Hastalıkların Nedenleri ve Sınıflandırılması
Bitki hastalıkları bazen neden oldukları belirtilere göre; kök çürüklükleri, meyve çürüklükleri, yaprak lekeleri, solgunluk, kanser, yanıklık, külleme, pas vb. gibi gruplandırılmaktadır.
Hastalığın ortaya çıktığı bitki organına göre; kök hastalıkları, yumru hastalıkları, gövde hastalıkları, yaprak hastalıkları, meyve hastalıkları, tohum hastalıkları gibi şekillerde gruplandırılmaktadır.
Etkiledikleri ürün grubuna göre; tahıl hastalıkları, sebze hastalıkları, meyve hastalıkları, bağ hastalıkları, çayır hastalıkları, süs bitkileri hastalıkları vb.
Bunun yanı sıra en yaygın hastalık sınıflandırma ölçütlerinden biri de hastalığa neden olan etmenin tipidir. Buna göre hastalıklar bulaşıcı (enfeksiyon hastalıkları) ve bulaşıcı olmayan (fizyolojik) hastalıklar olmak üzere ikiye ayrılır.
Bulaşıcı hastalıklar bulaşma ile başlar ve daima tekrar bulaşma yeteneğindedir. Canlı organizmaların sebep olmasından dolayı bu hastalıklara canlı hastalık nedenleri veya biotik nedenlerde denilir.
Bulaşıcı olmayan hastalıkların nedeni çevresel etkenlerdir. Cansız olan bu etkenlerin sebep olduğu hastalıklara abiotik hastalıklar veya fizyolojik hastalıklarda denilmektedir. Elverişsiz atmosfer koşulları, elverişsiz toprak, çevre kirleticiler ve hatalı tarımsal işlemler bu etmenlere örnek verilebilir. Bulaşıcı olmayan hastalıkları meydana getiren etken çevre şartlarıdır. Cansız olan bu etkenlerin neden olduğu hastalıklara abiotik hastalıklar veya fizyolojik hastalıklar da denilmektedir. Bu hastalıklar;
• Çok düşük veya çok yüksek sıcaklığın neden olduğu hastalıklar
• Toprak neminin çok düşük veya çok yüksek olmasının neden olduğu hastalıklar
• Aşırı ışıklanma veya ışık yetersizliğinin neden olduğu hastalıklar
• Oksijen eksikliğinin neden olduğu hastalıklar
• Hava kirliliğinin neden olduğu hastalıklar
• Besin elementi noksanlığının neden olduğu hastalıklar
• Mineral toksisitesinin neden olduğu hastalıklar
• Toprak asitliği veya alkaliliğinin neden olduğu hastalıklar
• Pestisit toksisitesinin neden olduğu hastalıklar
• Yanlış kültürel işlemlerin neden olduğu hastalıklar
Hastalanmayı oluşturan biotik ve abiotik faktörleri inceleyen bilim dalına etiyoloji denilmektedir. Cansız hastalık nedenlerine fizyojen, canlı hastalık nedenlerine ise patojen adı verilmektedir.
Konukçu bitkinin konstitüsyonu hastalık oluşmasında önemli bir faktördür.
Konstitüsyon, bitkilerdeki kalıtsal nitelikteki ortak fizyolojik yapıdır. Her bitki türünün, hatta bir tür içindeki her bitkinin kendine özgü bir konstitüsyonu vardır.
Bitki konstitüsyonunun patojenlerin girişine uygun olmasına dispozisyon denilmektedir ve bu terim dayanıksızlığı ifade etmektedir.
Bitkinin bir veya daha fazla çevre şartlarının etkisi ile bir patojenin saldırısına önceden elverişli hale gelmesine ise predispozisyon denilmektedir.
Çevre Koşulları : Çevre faktörleri bitkinin içinde yaşadığı toprak ve atmosferdeki olaylardır. Bu olaylar,bitkilerin hastalanmasında ve hastalığın derecesinde çok önemli bir etkendir. Mikroorganizmaların çoğalmalarında ve salgın (epidemi) yapmalarında çok büyük rolleri vardır.
Nem; çevresel faktörler içerisindeki birinci unsurdur. Hem mikroorganizmaya enfeksiyon yapma şansı verir hem de hastalığın süresini önemli ölçüde etkiler. Artan nem seviyesi öncelikli olarak patojenin çoğalması ve hareketini etkilemektedir. Patates geç yanıklığı, elma kara lekesi(Elma kara lekesi hastalığında patojenin gelişmesi için gerekli optimum sıcaklık (18 ila 23°C) olduğunda yaprak ve meyve üzerinde en az 9 saat sürekli ıslaklık olması gerekmektedir.), bağ küllemesi ve vahşi ateş hastalığı gibi birçok önemli bitki hastalığı bitkilerin yetişme döneminde yüksek nispi nem olan veya yoğun yağış alan bölgelerde görülür ya da bu bölgelerde hastalık şiddeti yüksek olur. Ayrıca fungal hastalıklarda da nem önemli bir rol oynamaktadır. Pythium’un fidelerde neden olduğu çökerten hastalığının şiddeti topraktaki nem miktarı ile orantılıdır ve toprağın suya doygunluk noktasın da en yüksek değerdedir. Artan nem seviyesi öncelikli olarak patojenin çoğalmasını ve hareketini etkilemektedir. Enfeksiyon hastalıklarının başlaması ve gelişmesini etkileyen bir faktör olan nem; yağışlar, bitki yüzeyi veya kök çevresindeki sulama sular›, havanın nispi nemi ve çiğ şeklindedir. Bitkinin enfeksiyonundan önce bakteri ve fungus gibi patojenlerin aktivasyonu içinde nemin olması şarttır.
Sıcaklık; da nem gibi önemli hastalık etmenlerindendir çünkü bitkilerin ve patojenlerin gelişmeleri için gereksinim duydukları minimum sıcaklık dereceleri vardır.Yüksek sıcaklıkların gelişi ile patojenler aktif hale geçer ve diğer koşullar da uygun olduğunda bitkiyi enfekte ederek hastalanmasına sebep olur. Fusarium solgunluğu, domates ve patateste bakteriyel solgunluk gibi diğer bazı hastalıklar için ise yüksek sıcaklıklar uygundur ve bu hastalıklar sıcak alanlarda özellikle subtropik ve tropik bölgelerde görülürler.
Rüzgâr ;da bitki hastalıklarında rol oynayan bir diğer faktördür. Bitki patojenlerinin yayılmasını arttırarak bitkiler üzerindeki yaraların sayısının çoğalmasına neden olur. Ayrıca fungus sporlarının uzak mesafelere taşınması da rüzgâr ile mümkündür. Yağmur ile birleştiğinde rüzgâr hastalık gelişimi üzerinde daha etkili olmaktadır.Işık ise sıcaklık ve neme göre daha az bir etkiye sahiptir.
Işık, bazı bitkilerde hastalığa karşı hassasiyeti arttırabilir bazısında ise azaltabilmektedir.
Toprak asitliği ve toprak yapısıda hastalıkların meydana gelmesinde ve şiddetinde önemli rol oynamaktadır. Bazı hastalıklar için belli bir pH seviyesi gerekmektedir, bu da toprağın bitki hastalıkları üzerindeki etkisini göstermektedir. Bitkilerde hastalık üç faktörün interaksiyonu ile meydana gelmektedir
Tütünde siyah kök çürüklüğü hastalığı için gerekli olan sıcaklık kaç 17 ila 23 °C dir.
Bunlar;∙Hassas bir konukçu∙Virulent bir patojen∙Uygun çevre koşullarıdır.Bitki hastalıklarının ilerlemesinde bu üç faktör birbirine sıkı sıkıya bağlıdır ve karşılıklı etkileşim içindedir. Bu üç faktörden birinde bir değişim olursa hastalık ilerlemesinde değişiklikler ortaya çıkabilir.
Parazitizm ve Patojenisite
Bazıları diğer organizmaların üzerinde veya içinde yaşayarak gıdalarını elde ederler. Bunlara parazit organizmalar denir. Parazitin konukçudan gıda temin etmesine parazitizm denir.
Patojenisite bitkinin fonksiyonlarını engelleme kabiliyetinin derecesini ifade eder.
Biyotrof özellik gösteren organizmalar doğadaki canlı konukçularda gelişip çoğalabilir. Bunlara obligat parazit denir.
Obligat olmayan parazitler ise canlı veya ölü konukçularda yaşamını sürdürebilir. Ayrıca suni besi yerlerinde de yaşayabilirler.
Obligat olmayan parazitlerin bir kısmı ölü organik maddeler üzerinde saprofitik gelişim gösterebilirler. Bunlar yarı biyotrof olup fakültatif saprofit olarak isimlendirilirler.
Nektrotrof özellik gösteren obligat olmayan parazitlerin bazıları ölü organik maddeler üzerinde yaşamlarını sürdürürler. Bazı zamanlarda bu parazitler canlı bitkilere saldırıp parazitik duruma geçerler. Bunlara fakültatif parazit denir.
Obligat olan ve olmayan parazitler istila şekilleri ve gıda temini konusunda farklı yöntemler izlerler.
Obligat olmayan parazitler salgıladıkları enzimlerle konukçu bitki hücrelerini öldürürler. Patojen gelişmek için öldürdüğü hücrelerin içeriğini kullanır.
Obligat parazitler ise konukçu bitki hücrelerini öldürmezler ve gıdalarını konukçu bitkilerin hücrelerine girip veya yakın temasa geçip sağlarlar.
Obligat patojenlerde konukçu bitkinin besin maddeleri parazit tarafından absorbe edilir. Bu da konukçu bitkinin hastalık belirtileri (simptom) göstermesine neden olur. Konukçu bitki çoğu zaman ölmez fakat konukçu bitkinin ölmesi parazitin de ölmesine neden olabilir.
Bitkilerde Hastalık Gelişimi
Enfeksiyon hastalıklarında hastalık devri adı verilen birbirini takip eden seri olaylar zinciri gerçekleşmektedir. Bu olaylar patojenin gelişimini ve bitkideki değişiklikleri içerir. Hastalık devri yedi dönemde Hastalık devriBunlar sırasıyla şöyledir:;
• İnokulasyon,
• Penetrasyon,
• Enfeksiyon,
• Konukçu bitkide patojenin gelişmesi,
• Patojenin çoğalması,
• Patojenin yayılması,
• Kışlama,
İnokulasyon Patojen ile konukçu bitkinin temasa geçmesidir. İnokulum ise patojenin miktarıdır.
Kış ve ilk baharda ilk enfeksiyonları oluşturan primer inokulumdur ve oluşturduğu enfeksiyona primer enfeksiyon denir.
Primer enfeksiyon sonucunda oluşan inokulum ise sekonder inokulum olup sekonder enfeksiyonları oluşturur.
Penetrasyon Hastalık etmeninin konukçu bitkinin bünyesine girmesiyle oluşur. Patojenler doğrudan, doğal açıklıklardan ve yaralardan giriş yaparlar.
Funguslar bitkiye giriş için üç yolu da kullanırlar.
Bakteriler doğrudan giriş hariç diğer ikisini kullanırlar.
Virüsler yaralardan penetrasyon yaparken, parazitik yüksek bitkiler doğrudan giriş yaparlar.
Patojenler, konukçu bitkilere doğrudan, doğal açıklıklardan (stoma, lentisel(çok yıllık odunsu bitkilerdeki açıklık.), hidatod(Yaprakların kenar veya uç kısımlarında bulunan açıklıklara), nektar boşlukları) veya yaralardan giriş yaparlar.
Enfeksiyon Patojenin gıda maddelerini konukçudan sağlamaya başlamasıdır. Enfeksiyon sonrası patojenler çoğalırlar.
Konukçu bitkide patojenlerin gelişmesi enfeksiyonun başlaması ile olur.
Fungusların çoğu hücre arası ve hücre içi yayılım gösterirler.
Bakteriler hücreler arası gelişirler fakat hücre duvarını eritince hücre içi gelişirler.
Virüsler, viroidler ve mollikütler hücreler içinde bulunup, hücreden hücreye plasmodesma (mikroskobik küçük kanal) yoluyla yayılır ve sistemik enfeksiyona neden olurlar.
Patojenlerin çoğalması çeşitli şekillerdedir. Patojenlerin yapısı diğer sağlıklı bitkilere yayılacak özelliktedir.
Fungusların üremeleri eşeyli ve eşeysiz sporlar ile olur.
Bakteriler ve mollikütler bölünerek ürerler.
Virüsler sağlıklı konukçu hücrelerin içinde çoğalırlar.
Parazit yüksek bitkiler tohumları yoluyla vejetatif olarak çoğalırlar.
Patojenlerin yayılması birkaç farklı şekilde görülebilir. Patojenlerin birçoğu kendi kendine hareket edemezler. Çok azı serbest suda en fazla birkaç cm ilerler. Toprakta da yayılma kabiliyetleri sınırlıdır. Bu yüzden çevreye yayılmaları için yardımcı elemanlara gereksinim duyarlar. Su, böcekler ve diğer hayvanlar ve insanlar buna örnektir.
Hava yolu ile yayılma; toprak üstündeki fungus sporlarının ve parazitik yüksek bitkilerin tohumlarının hava yoluyla geniş alanlara yayılmasıyla gerçekleşir.Sporlar havanın hareket yönüne doğru yukarıya yani atmosferin üst katmanlarına veya uzak bölgelere taşınır. Yağmur damlalarının yardımıyla yeryüzüne inerler. Sporlar konukçuların üzerine gelirse bitkide enfeksiyon başlatırlar. Bakteri hücresi ve fungus sporları rüzgarla da taşınabilmektedir. Rüzgarla uzun mesafe taşınan diğer patojenler virüs, bakteri ve mollikütlerdir.
Su ile yayılma; üç yönde etkili olur. Bunlar;
Funguslar suya karışıp yayılırlar.
Fungus ve bakterilerin serbest kalıp etrafa sıçraması yağmurda çarpan su damlaları ile olmaktadır.
Yağmur sırasında havada olan fungus sporları ve bakteriler damlalarla bitki üzerine inerler.
Böcek, akar, nematod ve diğer vektörlerle yayılan böcekler en önemli vektördür. Bazı böcekler patojenler arasında özelleşmiş ilişki bulunmaktadır. Bazı funguslar ile bakteriler ise böceğe tutunup sağlıklı bitkilere taşınmaktadır. Patojenin taşınması böceğin türüne, rüzgar gibi çevre şartlarına ve böcek ile patojen arasındaki ilişkiye bağlıdır.Tüm hayvanlar üzerlerine bulaşan bakteri ve fungusları taşımada önemli rol oynarlar.
Polen, tohum, fide ve fidan ile yayılmada polenler rol oynarlar. Taşınma sırasında yeni oluşan tohum enfekte olur ve diğer sağlıklı bitkileri de hasta eder.
Patojenler fide veya fidanla da yayılabilir. Böylece patojenler uzak mesafelerdeki tarla, bağ ve bahçelere yayılabilirler.İnsanlarla yayılma kısa ve uzun mesafeli yayılma şeklinde olur. İnsanların giysilerine, vücuduna ve tarım aletlerine bulaşan patojenler daha sonra diğer bitkilere bulaşırlar.
Patojenlerin kışlaması Patojenler çok yıllık bitkilerde kötü kış koşulları geçirirken, tek yıllık bitkilerde konukçu bitkinin ölmesi üzerine konukçusuz kalırlar.
Funguslar çok yıllık bitkilerde enfekteli dokularda miselyum ve spor olarak kışı geçirirler. Tek yıllık bitkilerde ise funguslar dayanıklı yapılar oluşturup tohum ve vejetatif çoğalma organlarında veya toprakta kışı geçirirler.
Bakterilerin serbest formdakışı geçirmeleri oldukça zordur. Polisakkarit bir maddeyle kendilerini kaplayıp dayanıklılıklarını arttırabilirler.
Virüsler, viroid, mollikütler çok yıllık bitkilerin vejetatif ve generatif organların da kışı geçirirler.
Antagonistik mikroorganizma :Bulundukları ortamda oluşturdukları çeşitli metabolitlerle diğer organizmaların gelişimini olumsuz yönde etkileyen organizmaya antagonistik mikroorganizma denir.
Appresorium; fungusun konukçu yüzeyine tutunmasında ve bitkiye penetrasyonunda görev yapan çim tüpü veya hifin ucunda oluşan şişkinlik.
Enfeksiyon yastığı: Fungus hiflerinin konukçu yüzeyinde organizasyonu ve agregatlaşması sonucunda oluşan ve penetrasyonda rol oynayan hif kitlesi.
Penetrasyon çivisi: Fungusların penetrasyon yaparken konukçu yüzeyinde oluşturduğu appresorium veya enfeksiyon yastığının alt kısmından çıkıp konukçuya giriş yapan normal hiften daha dar olan ince hif.
Haustorium: Funguslarda hücreler arası gelişen hiflerden, appresoriumun penetrasyon çivisinden veya ekternal hiflerden çıkıp hücre içerisine giren basit veya dallı özel absorbsiyon organı.
HASTALIK DEVRİ TİPLERİ
Tek döngülü hastalık devri: Bazı patojenlerde hastalık devri bir yılda veya bir vejetasyon döneminden diğerine bir tam döngü yapmaktadır.
Çok döngülü hastalık devri: Çoğu patojende ise bir vejetasyon periyodunda birden fazla generasyon oluşur.
Hasta Bitkideki Yapısal Değişimler
Bitkinin tamamının veya herhangi bir bölümünün dış kısmında görülen simptomlara (belirtilere) morfolojik simptomlar denir.
Nekrotik Simptomlar:Hücre içindeki canlı kısımların (proplast) bozulması sonucunda hücre ve dokularda ölümlerle gerçekleşir. Koyu renkli ölü alanlara nekroz denir. Nekrozlar bitkinin her alanında gelişebilir. En yaygın görülen hastalık simptomlarındandır. Nekrozlu kısımlar kahverengi görünümdedir. Nekrotik simptomların değişik çeşitleri vardır. Bunlar;
Sararma(kloroz),klorofil oluşturan kloroplastların bozulmasıyla bitki doku ve organlarının sarı renge dönmesidir. Bitki patojenleri ve bitki besin maddesi eksiklikleri de bazen kloroz oluşturabilir.
Solgunluk,bitkilerin kaybettiği suyu kökleri vasıtasıyla yerine koyamaması sonucu hücreler turgorunu kaybeder ve pörsüme gerçekleşir, bu durum solgunluğa neden olur. Solgunluk durumu yaratan diğer sebepleri iletim demetlerinin tıkanması, iletim demetlerinin bakteri veya fungusların ürettiği enzim ve toksinler tarafından zarar görmesidir.
Sulanma (hidrosis),hücre içi sıvısının hücre arasındaki boşluklara dolmasıdır. Hidrosisli yerler yağ lekesi veya şeffaf görünümündedir. Hidrosis enfeksiyonlar, ani sıcaklık düşüşü gibi durumlarda hücre zarının zarar görmesi sonucu oluşur.
Yanıklık,bitkinin hastalık etmenleri nedeniyle su kaybedip kurumasıyla gerçekleşir. Yanıklık, patojenlerin hızlı saldırısı sonucu bitkiler su kaybettiğinde veya yaz aylarında gerçekleşen aşırı su kaybıyla görülür.
Lekeler,bitkilerin değişik organlarında görülür. Açıklı koyulu belirgin sınırları olan nekrotik alanlardır. Bakteriler köşeli, funguslar yuvarlak ve virüsler mozaik, halka ve zigzag şekillerinde sarı lekeler oluştururlar.
Kanser yaraları,bitki kök ve gövdesindeki korteks ve kabuk dokularında çeşitli etkilerle oluşan sınırlı nekrozlara kanser adı verilir. Nekrotik yara dokuları genellikle farklılaşmış hücre yığınlarıyla (kallus) çevrilidir ve sağlıklı dokudan ayırt edilebilir görüntüdedir. Bitki kanserlerinde kallus dokusunun oluşturduğu iç içe şişkinlikler şeklinde olan açık ve derin kanser yaraları gözlenir.
Çökerten (damping off),genç bitkinin gövdesinin toprakla birleştiği kısımlardaki nekrozlar sonucu bitkinin solup toprağa düşmesidir. Özellikle sebze fide firmalarında yetiştirilen fideler de sıklıkla gözlenir. Ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
Çürüklük,bitkinin değişik organlarındaki dokuların dağılmasıyla gözlenir. Funguslar kuru çürük oluştururken bakteriler yaş çürüklük oluşturur. Bazı fungus ve bakteriler ise yumuşak ve sulu çürük oluşturur. Meyve hastalıklarının bazılarında mumyalaşma adı verilen meyvenin çürürken su kaybetmesi ve büzüşüp kuruması gözlenir.
Akıntılar,bitki dokularının zarar görmesi sonucu dokulardan sıvı çıkmasıyla gözlenir. Bu sıvılara akıntı denir. Akıntılara,hücre zarlarının erimesiyle hücre öz suyunun akması neden olur. Ayrıca, yaralı bitki dokularına nüfuz etmiş bakterilerin oluşturduğu krem renkli maddeler neden olabilir. Bazı fizyolojik bozukluklardan dolayı şekerli maddeler içeren akıntılar da meydana gelebilmektedir. Akıntılarda funguslar gelişirse siyah renkli fumajinler oluşur. Fumajinli meyveler ekonomik kayıplara neden olurlar.
Geriye doğru ölüm çok yıllık bitkilerde görülür. Sürgünlerin ucundan başlar ve aşağıya doğru geniş nekrozlar görülür. Buna geriye doğru ölüm denir. Nedenleri arasında bazı patojenler ve kuraklık gösterilebilir.
Hipoplastik Simptomlar:Bitki organ ve dokuları normal görünüşlerinden daha küçük ve açık renkli olmasına ya da bitkinin tam olarak gelişememesine sebep olan simptomlar kendini belli eder. Hipoplastik simptomlar şunlardır:
•Cüceleşme•Rozetleşme•Durgunluk•Beyazlaşma (Albinism)•Sarılık (Hipoplastik Kloroz)•Etiolasyon
Cüceleşme,besin noksanlığı, fungus veya bakteri gibi faktörler sonucu bitkinin normal boyutlardan daha küçük kalması veya normal büyüklüğe ulaşamaması durumudur.
Rozetleşme,bitkilerdeki boğum aralarının uzamayıp birbirine yaklaşması sonucu oluşan şekil bozukluğudur. Çiçek, yaprak ve sürgün dallarında rastlanılan rozetleşmeye virüsler ve herbisitlerin toksik etkileri neden olmaktadır.
Durgunluk,bazı organların tam olarak gelişememesi durumudur. Olumsuz çevre şartları ve patojenler durgunluğa neden olmaktadır.
Beyazlaşma (Albinizm)patojenler veya ultraviyole ışınları nedeniyle kloroplastların zarar görüp görevini yapamaz hale gelmesiyle oluşur. Kloroplastlar klorofil yapamadığı için bitki renksiz hale gelir.
Sarılık (hipoplastik kloroz)klorofil yapımındaki aksaklıklara bağlı olarak yeterince klorofil oluşmaması ile ortaya çıkar. Bitki besin elementlerini gerektiği kadar alamaz ve sararır.Etiolasyon Yeterli ışıklandırmanın olmadığı ortamlarda görülür. Bitkinin yaprakları olması gerekenden küçük, renkleri daha açık yeşil ve sararmış, gövdesi ise uzun ve incedir.
Hiperplastik Simptomlar:Bitkinin organlarında normalden fazla bir gelişme görülmesi veya şekil değişikliğinin görülmesi durumudur.
Bir Dokudaki anormal hücre artışı hiperplasya olarak adlandırılır. Bitkinin organının hiperplasya sonucu aşırı büyümesine de hipertrofi denir. Hiperplastik simptomlar şunlardır:•Aşırı büyüme (gigantizm)•Anormal renklenme•Bazı dokuların zamanından önce gelişmesi•Dokularda anormal gelişme
Aşırı büyüme (gigantizm)bitkinin hücrelerinde, dokularında veya organlarında görülen aşırı büyümedir. Patojenler bitkinin kök ve gövdesinde ur veya gal adı verilen şişkinlikler oluşturur. Bu şişkinlikler gövdede besin maddelerinin birikmesi sonucu oluşur.
Tüm bitki organlarını içeren lokalize şişkinliklere tumefakşın adı verilir. Fasikülasyon, cadı süpürgesi ve saçak köklülük gibi hastalıklarda ikincil gövde ve kökte salkım-demet şekilleri görülür.
Odun dokularının aşırı büyümesi kallus olarak adlandırılır. Kalluslar yaralanma ve patojen saldırılarına bağlı olarak gelişir. Kanserli dokuların etrafını saran kalluslar zararlı etkenlerin çevredeki sağlıklı hücrelere yayılmasını engeller.Enasyon yaprak damarları üzerindeki kulak şeklindeki çıkıntılara denir. Enasyonlara virüsler neden olur. Yaprak, meyve gibi yapıların epidermis ve altındaki dokularda normalden daha fazla gelişmiş pürüzlü ve sert yapılar görülür. Uyuz olarak adlandırılan bu yapılar fungus ve bakteriler tarafından oluşturulmaktadır.
Anormal renklenme,bitkidokularının fazla klorofil üretilmesine bağlı olarak mavi-yeşil renge bürünmesidir. Bitkide antosiyonin pigmentleri fazla olduğunda ise kırmızı veya mor renk oluşur. Ayrıca, azot fazlalığı mavi-yeşil renge, fosfor eksikliği ise morumsu renge neden olur.
Bazı dokuların zamanından önce oluşması,patojenlerin etkisiyle veya çevre koşullarının olumsuz olmasından ileri gelir. Bitkide yaprak ve meyve saplarında yağ asitleri ve gliserinden oluşan molekül zincirinin(süberin) erken oluşması sonucu yaprak ve meyve dökümünün görülmesidir.
Dokularda anormal gelişmeise çiçeklerin yapraklara dönüşmesi, tohumların farklı yerde oluşması veya olgun bitkilerde küçük yaprak oluşumu gibi şekillerde görülür.
Hasta Bitkideki Fizyolojik Değişimler
Fotosentezdeki değişiklikler
Solunumda meydana gelen değişiklikler
Su ve besin maddesi taşınımındaki değişiklikler
Hücre membranının geçirgenliği üzerine olan etkileri
Transkripsiyon ve translasyon üzerine etkileri (Transkripsiyon: Bir genin RNA (mRNA)’ya dönüştürülmesi veya kopyalanmasıdır.Translasyon: mRNA’nın proteine dönüştürülmesidir.)
ur oluşumuna sebep olur :a. Rhizobium tumefaciens,c. Nematodlar d. Plasmodiophora brassicaee. Rhizobium vitis
Degradasyon : Degradasyon, bir bileşiğin kendisini oluşturan daha küçük parçalara ayrılmasına denir.
Tylosis : Tylosis, bitkilerde yaralanma nedeniyle iletim demetlerinin içine doğru düzensiz hücre gelişmesi sonucu iletim demetlerinin tıkanması olayıdır.
Patojenlerin Bitkiyi Enfeksiyon Mekanizması ve Bitkide Oluşan Savunma Reaksiyonları
Patojenlerin salgıladığı bitkide hastalık oluşumundan sorumlu maddeler: Polisakkarit b. Toksin d. Enzim e. Büyüme düzenleyicisi
Patojenlerin salgıladığı TOKSİN maddesi bitkilerde yanıklık belirtisine neden olur.
Bitkilerde aşırı uzamaya neden olan fitohormon: Gibberellinler hücre bölünmesinin hızını artırarak bilhassa genç gövdelerde boğumların sayısını değiştirmeksizin bütün boğum aralarının uzunluğunu arttırmakta, nanizm (kalıtsal cüceliği) ve organlardaki uyku halini ortadan kaldırmaktadır.: Gibberellin
enfeksiyondan önce bitki-de var olan yapısal dayanıklılık faktörü: Kütikula
absisik asit: Bitkiler tarafından üretilmektedir. Bitkilerde dormansiye neden olur, büyüme ve tohum çimlenmesini engeller. Stomaların kapanmasını teşvik eder. Fungus sporlarının çimlenmesini de teşvik edici rol oynar. yETERSİZLİĞİNDE CÜCELEŞME
Yaprak dökülmesi belli patojenler ile enfeksiyona karşı bitkinin karakteristik bir tepkisidir. Bunun nedeni büyüme düzenleyicilerinin dengesindeki değişimle ilgilidir. Yaprak dökülmesi, IAA miktarının azalması, absisik asit miktarının artması ve etilen düzeyindeki değişimle ilişkili olmaktadır.
Lignin hücre duvarının orta lamelinde ve ksilem damarlarının sekonder hücre duvarında bulunur.
Hücre duvarında meydana gelen değişimleri 3 alt başlıkta toplayabiliriz.
Lignifikasyon (Odunlaşma): Birçok bitki türünde hastalıklara karşı dayanıklılıkta önemli bir mekanizma olarak görülen lignifikasyon fungus, bakteri ve virüs gibi değişik organizmaların neden olduğu enfeksiyonlara bir tepki olarak meydana gelmektedir.
Hidroksiprolince Zengin Glikoprotein (HRGPs) Sentezi: HRGP sentezi bitki hücre duvarını güçlendiren diğer yapısal faktördür. Bitki hücre duvarı kuru ağırlığının %5 10’nu HRGPs formundadır. Yaralanma ve enfeksiyon neticesinde sentezleri teşvik edilmektedir.
Papilla Oluşumu: Fungus, bakteri ve virüsler tarafından enfeksiyona bitkilerin genel bir tepkisi olarak hücre duvarının iç yüzeyinde duvar benzeri materyalin birikmesidir. Bu yapıya papilla denilmektedir. Papilla, plazma zarı ve bitki hücre duvarı arasında ve fungal penetrasyonun olduğu yerin tam karşısında meydana gelir.
Bu üç hücre duvarı modifikasyonuna ilaveten dayanıklı bitkilerde enfeksiyonun erken döneminde fungal saldırının olduğu noktadaki hücre duvarında fenolik materyal birikimi de olmaktadır.
Mantar Tabakası (Cork) Oluşumu: Bir çok fungal, bakteriyel, bazı viral enfeksiyonlarda, enfeksiyon noktasının dışında birkaç tabaka halinde mantar tabakası oluşur.
Ayırma Tabakası Oluşumu: Sert çekirdekli meyve ağaçlarının genç ve aktif yapraklarında bazı fungal, bakteriyel ve viral enfeksiyonlardan sonra enfeksiyon noktasının etrafındaki hücreler birbirlerinden ayrılmakta ve böylelikle hasta noktanın sağlam dokuyla ilişkisi kesilmektedir. Yapraklar hem patojenden hem de toksinlerin olası zararlı etkilerinden kurtulmaktadır.
Zamk Birikmesi: Patojen enfeksiyonu veya yaralanmayı takiben bu bölgelerde çeşitli tipte zamklar oluşmaktadır.
Tylose Oluşumu: Bitkiler herhangi bir nedenle strese maruz kaldıklarında veya vasküler solgunluk patojenleri ile enfekte olduklarında ksilem borularında meydana gelen yapılardır.
- Büyüme düzenleyicilerinin etki mekanizmaları;
Gal ve Aşırı Büyüme
Cüceleşme
Aşırı Uzama
Solgunluk
Yeşil Alan Formasyonu
Yaprak Dökümü
Bitki patojenleri genellikle çok küçük mikroorganizmalardır. Sadece bazı funguslar, parazitik yüksek bitkiler ve nematodlar bitki yüzeyine mekanik basınç uygulayarak penetrasyon yaparlar. Bu basınçın miktarı dokunun patojenin salgıladığı enzimler yardımıyla ön yumuşama derecesine göre değişmektedir.
Kütini parçalayan enzimler:
Çok sayıda fungus ve az sayıda bakteri tarafından kütini parçalayan kütinaz enzimi salgılanmaktadır.
Fungus, doku ile temas ettikten ve dokuya girdikten sonra öncekinden 1000 kat daha fazla kütinaz üretir.
Bitki, fungus tarafından salgılanan kütinaz aktivitesini engelleyecek maddeler salgılarsa patojen bitkiye giriş yapamayabilir.
Genç meyvelerin epidermal hücrelerinde bulunan fenolik maddeler kütinaz aktivitesini engellediği için meyve enfeksiyona dayanıklıdır.
Doymamış laktonların hem bitkilere hem de mikroorganizmalara toksik olduğu bilinmektedir. Bitkide esas olarak glikosit halinde bulunur ve yaralanma olayından hemen sonra β-glikosidaz enziminin etkisiyle ortaya çıkarlar.
Birçok bitkiden (lale, avakado vb.) fungitoksik laktonlar elde edilmiştir. Bitkilerden elde edilen en iyi bilinen laktonlar ranunculin ve tuliposit’lerdir. Tulipositler, lalelerin Botrytis cinerea’ya F. oxysporum f.sp.tulipae’ye dayanıklılığında rol oynarlar.
Dayanıklılık, sadece uyarıcı uygulanan bölgede görülüyor ve bitkinin diğer tarafları enfeksiyondan etkileniyorsa buna lokal kazandırılmış dayanıklılık (LAR) denilmektedir.
Eğer dayanıklılık bitkinin uyarıcı uygulanmayan diğer kısımlarında da görülüyor ise bu da sistemik kazandırılmış dayanıklılık (SAR) olarak tanımlanmaktadır.
Kalıtsal nitelikte olmayan, bitkinin savunma mekanizmasının uyarılması sonucunda ortaya çıkan dayanıklılık tipidir. Uyarılmış dayanıklılıkta, bitkiler patojen enfeksiyonundan önce bitkideki savunma mekanizmasını harekete geçirecek uyarıcılar ile ön muameleye tutulur.
Horizontal ırka spesifik olmayan: tüm ırka ve çeşide dayanıklı olması.
Bir konukçu çeşidinin, patojenin belli ırklarına karşı dayanıklı olmasına: Vertikal dayanıklılık ırka spresifik
Membranlarında sterol içeren hücreleri parçalama özelliğine sahip olan antifungal madde : Saponin
Fungus enfeksiyonuna karşı bitki dayanıklılığında rol oynayan kükürtlü bileşik: ALLİN
Patojen enfeksiyonuna tepki olarak sınırlı sayıdaki hücrelerin hızlı bir şekilde ölümüne: Hipersensitif reaksiyon
PR proteindir? Kitinaz
Sağlıklı bitki hücreleri üç kısımdan meydana gelir. Bunlar sırasıyla dıştan içe doğru; hücre duvarı, hücre zarı ve sitoplazmadır.
Bitkilerde Hastalığa Neden Olan Çevresel Faktörler
Cansız hastalık etmenlerini 4 ana başlık altında toplanabilir. Bunlar; elverişsiz atmosfer koşulları, elverişsiz toprak koşulları, hatalı tarımsal işlemler ve çevre kirliliğidir.
Sıcaklık:Bitkiler 1-40 °C arasında gelişebilirler, ancak en iyi geliştikleri sıcaklık derecesi genellikle 15-30 °C’dir.
Nem-Su:Bitkilerin su gereksinimleri türlere göre farklılık göstermektedir.
“Kserofit bitkiler” daha çok kurak koşullara adapte olmuş ve su ihtiyaçları fazla olmayan bitkilerdir.
Suya adapte olmuş bitkiler ise “higrofit bitkiler” olarak adlandırılır.
Su ihtiyacı açısından bu iki grubun arasında bulunan ve daha çok nemli bölgeleri seven bitkilere ise “mezofit bitkiler” denilmektedir.
Su kaybeden bitkiler yeterince su alamadıklarında zayıf gelişirler, sarı-yeşil renk alırlar, çiçek ve meyve oluşumu azalır ve patojenlere karşı daha hassas olurlar.
Kuraklık uzun süre devam ederse bitkiler solar, kurur ve ölürler.
Kuraklığı üç kısımda inceleyebiliriz;
Akut kuraklık: Yağışlarla toprakta biriken suyun kuvvetli güneş ışığı ve rüzgâr ile buharlaşması şeklinde oluşan su kaybıdır.
Kronik kuraklık: Taban suyu seviyesinin düşmesi ile oluşan kuraklıktır. Bu durum genellikle uzun süren yağış azlığı, içme suyu temini ve sulama amacıyla açılan kuyular vasıtası ile taban sularının fazla miktarda alınması nedeniyle meydana gelir.
Fizyolojik kuraklık: Toprakta su bulunmasına rağmen bitkilerin bu sudan faydalanamaması sonucu ortaya çıkan kuraklıktır. Bu durum genellikle toprak tuzluluğu ve yoğun gübreleme sonucu ortaya çıkar. Bazı durumlarda toprak ve hava sıcaklığının çok düşük olması da topraktan su alınımını engeller.
Işık:
azlığında yeterince karbonhidrat oluşmaz ise özellikle kök ve yumrulu bitkilerde (havuç, turp, patates, pancar) kök ve yumru gelişimi iyi olmaz.
Ağaçlarda çiçek oluşumu ve meyve bağlama zayıf olur.
Işık azlığında klorofil oluşmaz ve yapraklar açık yeşil veya sarı renkli olur.
Bitkilerde boğumlar arası uzar, bu şekilde bitki boyu da uzar, ancak bu durumda bitki canlılığı azalır ve ince, cılız gelişme ve sonuçta yaprak ve çiçek dökümleri görülür.
Işık azlığı nedeniyle meydana gelen bu belirtilere etiolasyon, bu belirtileri gösteren bitkilere ise etiole bitki adı verilir.
Azot, bitki gelişmesinde yaşamsal öneme sahip bir bitki besin maddesidir. Bitki içerisinde proteinlerin oluşmasında rol almasının yanı sıra klorofilin yapı taşlarından biridir.
Potasyumun ise bitkide azot metabolizması ile ilişkili olduğu, aminoasitlerin proteine dönüşmesinde rol oynadığı saptanmıştır. Eksikliği durumunda en önemli belirti genel solgunluk ve yaprak yanıklığıdır.
Fosfor bitkilerde nükleik asitlerin ve fosfolipitlerin yapı maddesidir. Bitkiler döllenme organlarının tam olarak gelişebilmesi için fosfora ihtiyaç duyar.
Kalsiyum bitkinin uç meristem dokularının gelişmesinde birinci derecede rol oynar, ayrıca çiçek oluşumunda da etkindir. Bitkilerin azot metabolizmasında kalsiyumun rolü olduğu belirlenmiştir.Kalsiyum eksikliği bitki köklerinin gelişiminin yavaşlamasına ve hızlı gelişen genç sürgün uçlarındaki yapraklarda kloroza sebep olmaktadır.
Magnezyum, klorofilin yapı taşlarından biridir ve aynı zamanda karbonhidratların taşınmasında rol alır. Karbonhidrat metabolizmasında görev yapan pek çok enzimde aktivatör olarak bulunur.
Kükürt amino asitlerin yapısında bulunur, dolayısıyla proteinlerin yapı taşlarından biridir. Ayrıca bitkide içeriğinde bulunduğu biotin, thiamin ve koenzim A gibi vitaminler aracılığı ile metabolizma olaylarında rol oynar.
Demir elementi her ne kadar klorofilin yapısında bulunmasa da, klorofilin oluşumunda önemli rolü olan bitki besin maddesidir. Eksikliğinde klorofil oluşmaz. Bitkilerde demir eksikliğinin farklı nedenleri olabilir.
Toprakta yeteri kadar demir olmaması,
Kireçli topraklarda yeteri kadar demir bulunsa dahi serbest demirin kireç tarafından tutulması.
Toprakta aşırı su bulunması sonucu köklerin yeteri kadar hava alamaması ile bitki öz suyunun bazik karaktere dönüşmesi ve bunun sonucunda da topraktan demir alımının engellenmesidir.
Bor, bitkilerde protein sentezi ile ilişkili metabolizma faaliyetlerinde rol alır. Eksikliğinde bitkide kalsiyum taşınması engellendiğinden kalsiyum eksikliği ile ilişkili belirtiler oluşur.
Çinko, bitki gelişiminde rol oynayan oksin hormonunun sentezlenmesinde rol alır. Eksikliğinde en karakteristik belirti elma ve armutlarda yaprak rozetleşmesi dir.
Mangan, klorofilin oluşumunda rol alır. Bitkilerde meydana gelen birçok enzimatik ve fizyolojik olayda katalizör olarak görev yapar.
Bakır, bitkilerde solunum olayında etkilidir. Klorofilin yapısında bulunmaz ancak klorofilin oluşmasında ve parçalanmasının önlenmesinde rol sahibidir. Eksikliğinde bitkilerin karbondioksit absorbsiyonunda azalma görülür.
Bitkilerde molibdenin işlevlerinden biri nitratın amonyuma indirgemesidir ayrıca toprakta azot fikse eden bakteriler molibdene ihtiyaç duyarlar. Eksikliğinde baklagillerde nodozite oluşmaz. Molibden bitkilerde askorbik asidin (vitamin C) sentezinde de rol oynar. Molibden yeteri kadar alınmadığında yaprak damarları arasında klorofil az oluşur.
Hatalı Tarımsal İşlemler:
Pestisit Toksisitesi:Bitki koruma ürünlerinin yanlış zamanda ve yanlış dozlarda kullanılması, yanlış uygulama aletlerinin seçilmesi bitkilere zarar vermekte ayrıca toprakta kalıntıya ve çevre kirliliğine neden olmaktadır. Önerilen zaman ve dozlar dışında kullanıldığında bu ürünler bitkilere toksik etkide bulunmaktadır. Özellikle herbisit kalıntılarının kültür bitkilerdeki toksik etkileri oldukça yaygındır. Topraktaki herbisit kalıntıları tohum çimlenmesine veya bitki gelişimine olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Pülverizatör haznelerinin herbisit uygulamasından sonra yeterince temizlenmemesi de kültür bitkilerinde toksisiteye neden olmaktadır. Düşük yoğunluktaki herbisit toksisitesi bitkilerde şekil bozuklukları ve anormal gelişmeler şeklinde belirtiler oluşturur. Pestisit toksisitelerinin en tipik belirtisi yaprak yanıklığıdır.
Ekim-Dikim:Tohumların derin dikimi çıkışın gecikmesine ve bu dönemde hassas olan bitkilerin patojenlere daha uzun süre maruz kalmalarına neden olur. Fidanların aşı yerinin toprak altında kalacak şekilde derin dikimi sonucu köklerde havasızlık nedeni ile boğulmalar görülür. Ekim işlemi bitki çeşidine, o bölgedeki bitki hastalık ve zararlılarının durumuna göre ve ekolojik koşullara göre en uygun zamanda yapılmalıdır.
Budama-Koltuk Alma:Meyve ağaçlarında ve bağlarda yapılan derin budamalar bitkilerde açık yaralar oluşturmaktadır. Bunun önüne geçmek için bulunan kısımlar mutlaka aşı macunu ile kapatılmalıdır, aksi takdirde bazı patojenler bu yaralardan girerek bitkiye zarar verirler.
Üretim Materyali:Hastalık etmenleri bulaşık veya hastalıklara karşı hassas üretim materyallerinin kullanılması hastalık etmenlerinin yayılmasına, temiz alanların bulaşmasına ve ürün kayıplarına neden olur. Verimli, kaliteli, hastalıklardan ari ve hastalıklara dayanıklı standart çeşitlerin kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Gübreleme:Tek yanlı ve gereğinden fazla gübreleme yapılması bitkilerde mineral madde dengesizliklerine, dokuların gevşek yapılı olmasına ve çevre koşullarına karşı dayanıklılıklarının azalmasına neden olur.
Sulama:Sulama düzensizlikleri, yetersiz veya fazla sulama bitkilerin gelişimini olumsuz etkiler. Fazla sulama köklerin boğulmasına neden olurken yetersiz sulama bitkilerin gelişememesine, yüzeysel yapılan sulamalar ise kök sisteminin toprak yüzeyine yakın gelişmesine neden olur.
Hasat-Depolama:Hasat zamanında ve doğru yöntemlerle yapılmalıdır. Hasadın gecikmesi bitkiyi yorar ve böyle bitkiler hastalık ve zararlılardan daha çok etkilenirler. Hasat sırasında ürünün yaralanması, patojenlerin neden olduğu depo çürüklüklerinin zararını artırmaktadır. Meyveler zamanında hasat edilmelidir. Ayrıca meyvelerin yaralanmamasına özen gösterilmelidir. Bu Yüzden,uygun ambalaj ve taşıma gereçleri kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Çevre Kirliliği
Gaz kirleticiler, asit yağmurları ve partikül halindeki katı maddeler bitkileri olumsuz etkileyen çevresel kirlilik faktörleridir.
Gaz Kirleticiler:Fosil yakıtlar kullanılan tüm fabrika ve santrallerden çıkan baca gazlarında önemli gaz kirleticiler bulunur. Bu gaz kirleticilerden en önemlisi kükürt dioksit (SO2)’tir. Birçok bitki SO2’e duyarlıdır ve 0.3-0.5 ppm konsantrasyonu bitkilere toksik etki yapar.
Kükürt dioksit stomalardan bitki dokularına ulaşır ve klorofilin parçalanmasına buna bağlı olarak da yaprak damarları arasında kloroza, yüksek konsantrasyonlarda ise beyazlaşmalara ve doku siyahlaşmasına neden olur.
Zararlı gazlardan bir diğeri ozon (O3) gazıdır. Ozon gazı özellikle otomobil egzozlarından doğaya salınan azot dioksitin güneş ışığı etkisi ile oksijenle reaksiyona girmesi sonucu oluşur. Bu gaz kirleticinin 0.1-0.35 ppm’ lik konsantrasyonları bitkilerde kloroz ve beneklenmelere, turunçgil ve bağlarda erken yaprak dökümü ile cüceleşmeye neden olur.
Bir diğer toksin olan flor gazları ise alüminyum,bakır, gübre fabrikaları ve petrol rafinerileri tarafından çevreye salınan baca gazlarındandır. Bitkilerin yapraklarında uçtan veya kenarlardan itibaren önce renk açılması sonra kahverengileşme ve kurumalara neden olur. Bu gaz bitkilerde birçok enzim aktivitesini etkiler.
Peroksiasil nitratlar (PAN) araç egzoz gazlarından biridir ve yerleşim yerlerine yakın tarım arazilerinde zarar oluşturur. 0.02-0.1 ppm’ lik konsantrasyonları yaprakların alt yüzeyinin parlak görünüm almasına daha sonra da bronzlaşmasına neden olur.
Azot oksitleri (NO, NO2) daha çok bakteriyel faaliyetler sonucu daha düşük oranda da organik veya fosil yakıtların yanması sonucu üretilir. Bitkilerde SO2 zararına benzer belirtiler oluşturur. Bunun yanı sıra bitki gelişimini ve yaprak büyüklüğünü önemli derecede azaltır
.Kapalı alanlarda oluşan amonyak, etilen, klor ve hidrojen klorür gazları da bitkisel ürünlere zarar verirler. ,
Amonyak daha çok soğuk hava depolarında soğutucu gaz olarak kullanılır. Oluşan gaz kaçakları depolanan meyvelerde lentiseller etrafında renk değişikliği şeklinde zarar oluşturur.
Etilen gazı ise depolarda meyveler tarafından oluşturulur. Yine depolanan meyveler üzerinde çökük kahverengi nekrotik beneklenmelere neden olur.
Klor ve hidrojen klorür doğaya salındığı rafineri veya cam fabrikalarının etrafında yoğunlaşır, yaprak damar aralarında sararmalara, yanıklıklara ve yaprak dökümlerine neden olur.
Asit Yağmurları:Endüstriyel üretim sürecindeki yanma olayları sonucunda havaya yoğun olarak salınan kükürt ve azot oksitler atmosferdeki nem ile birleşerek sülfürik ve nitrik asitleri oluşturur. Bu asit özellikteki zerrecikler yağmur veya kar olarak yeryüzüne indiğinde su ve toprakta asitleşmeye neden olarak etraflarındaki mevcut canlı türlerini tehdit ederler. Asit yağmurları yapraklar üzerinde beneklere, küçük çukurlara ve yaprakların kıvrılmasına neden olur. Bazen bitkilerde belirti oluşmaksızın gelişme geriliğine ve kuru ağırlıkta azalmalarada neden olabilmektedir.
Partikül Halindeki Katı Maddeler:İncepartiküller halindeki katı maddeler de bitkilere zarar verebilmektedir. Bu maddelerin kaynağı çimento fabrikaları, asfaltlanmamış yollar ve yoğun yerleşim merkezleridir. Çimento ve yol tozları, ayrıca demir, kurşun tozları bitkilerin stomalarını tıkayarak gaz alış verişini (solunum, asimilasyon) engellerler. Bunların yaprak üzerinde oluşturdukları kalın tabaka ışığın kloroplastlara ulaşmasını önemli ölçüde engelleyerek fotosentezi engeller. Bitkinin duyarlı organlarında yanmalara neden olurlar.
Valsa kanseri : Valsa cinsine ait fungus türlerinin çok yıllık ağaçların dallarında ve gövdelerinde oluşturduğu doku ölümleridir.
Kömür çürüklüğü: Macrophomina phaseolina adlı fungusun mısır, pamuk,
soya gibi birçok kültür bitkisinin köklerinde oluşturduğu siyah renkli kök çürüklüğüdür.
ANTOSİYAN: Meyve ve çiçeklerdeki kırmızı, mavi ve mor renklerden sorumlu pigmenttir. Bu maddeler bioflavonoid yapısında olup, suda çüzünebilir, biyolojik aktif ve antioksidan etkili olup toksik değildir.
Fungusların Neden Olduğu Bitki Hastalıkları
Thallus Fungusların vücudunu oluşturan somatik yapıya thallus adı verilmektedir.
Fungus hücresi, en dışta hücre duvarı olmak üzere başlıca sitoplazmik membran (plazmalemma), sitoplazma ve çekirdekten oluşmuştur.
Bunlar rizoid, appresorium, haustorium ve hipopodium olarak bilinmektedir. Rizoid, fungus thallusunun kısa kök şeklindeki ipliksi dalı olup bulundukları ortama tutunma, su ve gıda maddesi alımında rol oynar. Rizoidler birbirlerine hava stolonları veya sürünücü hiflerle bağlanmışlardır.
Miselyumdaki her bir dal veya iplik formundaki yapı ise hif olarak isimlendirilmektedir. Hif mikroskobik büyüklükte, iplik formunda ve dallanabilme özelliğine sahiptir. Yeni bir hif genellikle bir sporun çimlenmesinden oluşur.
Hiflerin oluşturduğu dokular rizomorf, plektenkimatik doku, skleroti, pseudoskleroti, pseudorhiza ve stroma gibi yapılardır.
Fungus sporlarının çimlenebilmesi için optimum sıcaklık 20-25 °C dir.
Antraknoz neyi ifade eder?Bir kısım fungusun etkisi ile bitkilerin gövde, yaprak, meyve veya çiçeklerinde ortaya çıkan nekrotik ve çökük lezyonlardır.
- Rizomorf, birbirine paralel olarak gelişen çok sayıda hifin birbirleri ile yapışarak oluşturdukları ip şeklindeki dokulardır.
Plektenkimatik doku, hiflerin birbirleri ile karışıp oluşturdukları dokuları ifade eden genel bir addır.
Hifler birbirlerinden ayrı ayrı görülebilecek şekilde gevşek bir yapıda ise prozenkimatik doku,
çok sıkı bir şekilde karışmış, hücre duvarları ince ve hücreler yuvarlak köşeli ise pseudoparankimatik doku, pseudoparankimatik dokuda hücre duvarları kalın ve koyu renkli ise pseudosklorenşimatik doku olarak isimlendirilmektedir.
Eşeysiz sporlar oluş durumlarına göre sporangiospor, thallospor ve konidi olmak üzere üçe ayrılırlar.
Sporangiospor: Sporangiosporlar, sporangiofor adlı sapçıklar üzerinde oluşan sporangium adlı keseler içerisinde oluşurlar. Sporangium peridiumadı verilen bir zar ile çevrili olup çok sayıda haploid çekirdek ve protoplazmadan oluşmaktadır. Olgunlaştığı zaman protoplazma tek çekirdek içeren parçalara ayrılmakta ve her birinin etrafı membran veya hücre duvarı ile çevrelenerek sporangiospor formunu almaktadır. Kamçılı ve bu nedenle su içerisinde hareket etme kabiliyetinde olanlara zoospor, hareketsiz olanlara ise aplanosporadı verilir.
Thallospor:Thallus hücrelerinin spora dönüşmesi ile oluşan spor tipidir. Arthrospor ve klamidospor olmak üzere iki tip thallo spor bulunmaktadır. Arthrosporlar, hiflerde uçtan itibaren hücrelerin yuvarlaklaşıp, birbirlerinden septumla ayrılmaları ile oluşurlar. Klamidosporlar ise hiflerin ara kısmında kalan hücrelerin duvarlarının kalınlaşması ve yuvarlaklaşması sonucu oluşmaktadır. Klamidosporlar bazen çeşitli spor hücrelerinde de oluşabilmektedir.
Konidi: Konidiler genellikle konidiofor adlı spor taşıyıcıları üzerinde oluşurlar. Konidioforlar ana hife benzer basit yapıda veya ana hiften farklı ve çeşitli şekillerde dallanmışbir yapıda olabilmektedir. Konidiler serbest olarak konidioforlar üzerinde oluşabildiği gibi, ayrıca piknidium adlı yuvarlağa yakın kapalı organlarda ve aservulus adlı açık yastıklarda da oluşurlar. Fungus türlerine göre konidiler şekil, renk ve hücre sayısı bakımından büyük farklılıklar gösterirler.
Eşeyli çoğalma,
birbirine eşey olarak uygun iki haploid (n) çekirdeğin birleşmesi olarak karakterize edilir. Bu çoğalma şeklinde çekirdeklerin, eşey hücrelerinin (gamet) veya eşey organlarının (gametangium) birleşmesi söz konusudur. Eşeyli çoğalma plasmogami, karyogami ve mayoz bölünme olmak üzere üç aşamada gerçekleşmektedir.
Plasmogami, farklı eşeylikteki iki haploid çekirdeği yan yana getirmek üzere iki hücrenin protoplazmalarının birleşmesidir. Bunun sonucunda dikaryotik (n+n) hücre oluşur.
Funguslar gıdalarını ya canlı organizmaları parazitleyerek veya ölü organik maddelerden sağlarlar. Sadece ölü organik maddelerden gıdalarını temin eden ve parazitik özellik göstermeyenlere obligat saprofit denilmektedir.
Bazı funguslar biyotrof özellik göstermekte, doğada sadece canlı konukçularda gelişip çoğalabilmektedirler. Bu organizmalar obligat parazit olarak isimlendirilir.
fungusların sınıflandırılmasıu
kategoriler ve aldıkları ekler sırası ile alem, bölüm (-mycota), alt bölüm (-mycotina), sınıf (-mycetes), alt sınıf (-mycetidae), takım (-ales), familya (-aceae), cins ve tür şeklindedir.
Alem: Protozoa
Bu alemde yer alan organizmalar tek hücreli veya basit çokhücreli olup, plasmodium tipi thallusa sahiptir. Myxomycota ve Plasmodiophoromycota gibi fungus benzeri organizmalara ilaveten birçok organizmayı da içermektedir.
Bölüm: Myxomycota Thallusu, plasmodium veya plasmodium benzeri yapılardır. Plasmodiumda hücre duvarı bulunmadığından belli bir şekli yoktur. Eşeysiz sporu zoospordur ve iki adet kamçıya sahiptir. Toprak yüzeyine yakın olan bitkiler üzerinde gelişir ve onların yüzeyini kaplar fakat bitkileri enfekte etmez. Saprofitik özellik gösterirler.
Bölüm: Plasmodiophoromycota
Bu bölümde yer alan fungus benzeri organizmalar bitkilerde obligat endoparazit türler ve genellikle konukçu hücrelerinde anormal büyümeler oluştururlar. Somatik yapıları plasmodium olup, konukçu hücre içinde oluşur. Eşeysiz üremede görülen zoosporlar boyları birbirine eşit olmayan iki kamçıya sahiptir. Eşeyli üreme sonucu oluşan dinlenme sporları toprakta uzun yıllar canlılıklarını koruyabilmektedir. Kültür bitkilerinde ekonomik öneme sahip hastalık oluşturan türler bulunmaktadır.
Alem: Chromista (Stramenopiles)
Tek veya çok hücreli, hifsel koloni oluşturan ve ışığa göre yön değiştirebilen organizmalardır. Hücre duvarının ana maddesi glukan ve selülozdur. Kahverengi algler, Oomycota ve benzeri organizmaların yer aldığı gruptur.
Bölüm: Oomycota
Bu bölümde yer alan fungus benzeri organizmalarda, eşeysiz üremede biri tüylü olmak üzere iki kamçılı zoosporları sporangium adlı bir kese içerisinde oluşmaktadır. Konukçuya ulaşan zoosporlar kamçılarını absorbe edip çimlenerek septasız hif oluştururlar. Ayrıca bazen sporangium doğrudan bir spor gibi de çimlenebilmektedir. Eşeyli çoğalma sonucu kötü koşullara dayanıklı oosporlar oluşmaktadır. Kültür bitkilerinde ekonomik açıdan çok önemli obligat veya fakültatif parazit bitki patojenlerini içermektedir. Bu bölümde yer alan Oomycetes sınıfında bitki patojeni türler bulunmaktadır.
Alem: Fungi
Miselyum oluşturan funguslar olup hücre duvarının yapısında kitin ve glukan bulunmaktadır.
Bölüm: Chytridiomycota
Bu bölümde yer alan funguslarda, eşeysizspor olan zoospor tek bir kamçıya sahiptir. Hifleri septumsuz olup bu yüzden çok nukleusludur. Eşeyli üremede farklı yollar görülmekte, dinlenme sporu veya sporangiumu oluşmaktadır.
Chytridiomycetes sınıfında yer alan ve kültür bitkilerinde ekonomik zarar oluşturan Synchytrium endobioticum patateslerde siğil hastalığı, Physoderma zeae-maydis mısır kahverengi hastalığı etmenidir.
Bölüm: Zygomycota
Sporangium içerisinde oluşan hareketsiz aplanosporlar eşeysiz spordur. Hareketli zoospor bulunmamaktadır. Eşeyli üreme sonucu zigospor oluşmakta ve dinlenme sporu olarak rol oynamaktadır. Bu bölüm içerisinde yer alan Zygomycetes sınıfı bitki, insan ve hayvanlarda saprofit veya zayıf parazit olan türleri içermektedir.
Mucor ve Rhizopus cinslerine ait türler meyve ve sebzelerde özellikle depolama ve taşıma esnasında yumuşak çürüklük oluştururlar.
Bölüm: Ascomycota
Askus adı verilen ve içinde ortalama olarak sekiz adet eşeyli spor olan askosporları içeren keseleri ile tanınır. Askuslar bazı türlerde doku yüzeyinde oluşabildiği gibi, çoğu türde cleistothecium, perithecium, apothecium veya ascostroma adı verilen askokarplar içerisinde oluşmaktadır. Hifleri septumludur. Eşeysiz üremede yaygın olarak görülen spor tipi konidi olup, bunlar konidioforlar üzerinde oluşabildiği gibi piknidium veya aservulus adlı spor yataklarında da oluşabilmektedir. Eşeysiz üremede türlere bağlı olarak arthrospor veya klamidospor oluşumu da görülmektedir.
Bölüm: Basidiomycota
Fungusların en büyük bölümlerinden birisi olup, bazı türleri hububattapas, sürme ve rastık hastalıklarını oluşturur. Diğer türler orman, park ağaçları, depodaki odunları, rutubetli yerlerde binaların ahşap kısımlarını tahrip eder ve çürütürler. Bazı şapkalı funguslar insan gıdasını oluşturmasına karşın diğer bazıları insanlar için çok zehirlidir.
Bölüm: Deuteromycota (Mitosporik funguslar)
Bu alt bölümde, septumlu hifi olan ancak eşeyli devresi halen bulunamayan veya olmayan gelişmiş funguslar bulunmaktadır. Bu funguslarda eşeyli çoğalma görülmeyip, sadece eşeysiz çoğalma görülmektedir. Eşeysiz çoğalma başlıca konidilerle olmaktadır. Konidiler konidioforlarda, piknidium ve aservulus adlı yataklarda oluşurlar. Deuteromycota üyeleri daha ziyade eşeyli devreleri henüz bulunamamış veya bu devreleri dumura uğramış Ascomycota türleri olarak nitelendirmektedir.
Bakteri Morfolojisi
Prokaryotik hücreler üçe ayrılır:
1) Hücre duvarına sahip ve tek hücreli olan Eubacterler
2) Hücre duvarları olmayan Pleomorfikler
3) Çoklu hücrelerden oluşan Actinomycetes’lerdir.
Prokaryotların ribozomları 70 S'dir.
Prokaryotların birçoğu hava yokluğunda yaşayabilen
gerekli enerjiyi fermentasyon veya anaerobik solunumla sağlayan, tek hücreli,
sitoplazmada bulunan, mitokondrium, kloroplast, golgi aygıtı ve endoplazmik retikuluma sahip olmayan ve hücre duvarı peptidoglukandan oluşan,
DNA ve RNA’sı aynı bölümde sentezlenen mikroorganizmalardır.
Bu özellikleri nedeniyle de ökaryotik mikroorganizmalardan ayrılırlar.
Tek hücreli yapıda olan bakteriler, dış görünüş olarak Coccus (küre), Bacillus (çubuk), Vibrio (virgül) ve Spirillium (sarmal) şeklinde olabilirler ve bakterilerin dış kısmında bir hücre zarı ve onun içinde sitoplazmayı çevreleyen sitoplazmik zar bulunur; ortasında ise dağınık halde kimyasal yapısı çift sarmal yapıda bir DNA olan bir adet kromozom yer alır.
Bir bakteri hücresi %70-85 oranında su ile %15-30 oranında kuru maddeden oluşur. Kuru maddenin %50-90’n› organik madde, %20-30’u inorganik maddedir.
Bakteri hücresinde; protoplast, hücre zarı, kapsül denilen yapışkan, sümüksü bir madde ve kapsülden başka diğer kısımlar olarak adlandırılan kamçı ve sitoplazma granülleri bulunur.
Gram (+) ( Bacillus, Listeria, Staphylococcus, Streptococcus, Enterococcus, ve Clostridium, Clavivbacter). ve Gram (-) olma durumu, bakteri hücresine özel şekli veren ve bu şekli yaşamı süresince korumasını sağlayan yapı olan hücre duvarının içeriğine bağlıdır; Gram(+) hücre duvarı%50-90 Peptidoglukan’dan, ayrıca Mukopeptid, Glikoaminopeptidve Murein’den ve %40-50 oranında da Teikoik asitten oluşurken, bakterilerin büyük çoğunluğunu nitelendiren Gram (-) hücre duvarı%5-10 oranında Peptidoglukan içerir, teikoik asittenise yoksundur.
Birçok Gram negatif bakterinin ana yüzeyinde yer alan birçok ipliksi bağlantılara Pili veya Fimbria adı verilir.
Bazı gram-negatif bakteri türleri
Proteobacteria türleri arasında önemli olanlar: Escherichia coli, Salmonella, v.b.Enterobacteriaceae, Pseudomonas, Moraxella, Helicobacter, Stenotrophomonas, Bdellovibrio, acetic acid bacteria, Legionella .Tıbbi açıdan manalı Kok (Bakteri) türleri arasında bel soğukluğu etmeni Neisseria gonorrhoeae, menenjit etmeni Neisseria meningitidis ve solunum sisteminde enfeksiyon yapan Moraxella catarrhalis sayılabilir.Tıbbi açıdan manalı basil türleri birkaç gruba ayrılırlar. Solunum sistemini etkileyenler: Hemophilus influenzae, Klebsiella pneumoniae, Legionella pneumophila, Pseudomonas aeruginosa. İdrar yollarını etkileyenler: Escherichia coli, Proteus mirabilis, Enterobacter cloacae, Serratia marcescens. Sindirim sistemini etkileyenler: Helicobacter pylori, Salmonella enteritidis, Salmonella typhi'.
Bakteri hücrelerinde ana kromozomdan ayrı olarak ekstra kromozomal DNA olarak isimlendirilen Plasmid adı verilen yapılar; seks faktörleri, bakteriosin üretimi, uygun olmayan maddelerin kullanımı, ilaç dayanıklılığı, UV dayanıklılığı, faj dayanıklılığı ve patojenisite, gibi özellikleri taşır.
Bakteriler stoma, lentisel, hidatod ve trikom (trichome), gibi doğal açıklıklardan veya çiçeklerden ya da bitkide herhangi bir mekanik hasar olmuşsa buralardan kolaylıkla bitkilere giriş yaparlar ve kısa sürede bitki özsuyu ile ya da hücreler arası boşluklara (intercellular) yerleşerek salgıladıklarıenzim ve toksinlerle hücre çeperini çözerler, böylece bitkinin değişik kısımlarına taşınarak buralarda enfeksiyon yaparlar.
Yaşam döngüsünde iki veya daha fazla farklı yapısal formda olma durumuna pleomorfik adı verilir.
Bakterilerde Çoğalma
Bakteri hücresinin öncelikle boyu uzar, sitoplazmik zar içeri doğru katlanarak hücreyi ikiye ayırır, kromozom iki eşit kısma bölünür ve her biri bir hücrede kalır, bölünme hızı yüksektir.
Bakterilerde Yaşam
Bakteriler, bitkiye bağlı (parazitik -lezyonlarda, latent enfeksiyonlarda, tohumlar veya bitki materyallerinde-veya resident-Phyllosphere, Gemmisphere ve Rhizosphere’lerde) ya da saprofitik olarak (toprakta, bitki artıklarında, yüzey sularında ve tarımsal materyaller ile tarım aletlerinde) yaşamlarını sürdürürler.
Bakterilerin Yayılması
Bakteriler, uzun mesafeli yayılma (insanlar, tohum ve vejetatif çoğaltma organları) ve kısa mesafeli yayılma (tarımsal aletler, tarım işçileri, sulama suyu, böcekler, toz, polen, aerosoller gibi hava yolu ile aracılığı ile) yayılırlar.
Yayılma şekilleri;
Üretim Materyali ile Yayılma,
Toprakla Bulaşma,
Diğer Canlılarla Bulaşma
Meteorolojik Faktörlerdir.
Bakterilerin Bitkilerde Oluşturdukları Belirtiler
Yapraklar üzerinde yuvarlak, köşeli veya haleli lekeler,
yanıklık,
Solgunluk (bakteriler iletim demetlerine yerleşerek tohuma kadar ulaşırlar ve tohumla taşınırlar),
Kanser ve ur oluşumu(sentezledikleri hormon etkili kimyasallarla bitki hücrelerinde aşırı bölünmeyi teşvik ederek),
Pektolitik enzim salgılamak suretiyle bitkilerin gövde, yumru, soğan, meyve gibi etli ve sulu organlarında yumuşak çürüklükler
Virüs ve Viroidlerin Neden Olduğu Bitki Hastalıkları
BİTKİ VİRÜSLERİ:
Virion olarak da bilinen virüs partikülleri genetik bilgiyi taşıyan tek veya çift sarmallı nükleik asit ve bir protein kılıftan ibarettir. Virüs partiküllerinin yaklaşık % 60-95’i protein, % 5-40’ıda nükleik asitten ibarettir.
irüslerin Şekilleri:Virüsler uzun (düz çubuk şeklinde veya kıvrılabilir ipliğimsi şekilde), küresel (yuvarlak veya çok yüzlü)ya da mermi (basil) şeklinde olabilirler.
Bitki patojeni virüsler, bitki üzerindeki açılmış yaralardan veya virüs taşıyan polenlerin yumurtalığı döllemesiyle girer.
Bitki virüslerinin enfeksiyon döngüsünde iki aşama olup ilki virüsün bitki içerisinde taşınması, ikincisi virüsün hastalıklı bitkiden sağlıklı bitkilere taşınmasıdır. Virüsler bitki içerisinde uzak noktalara FLOEM dokusu aracılığıyla ulaşırlar.
Sokucu emici ağız parçalarına sahip vektörler virüsleri yalnızca stiletleri üzerinde taşıyorsa bu virüslere NONPERİSTENT
Virüsler bitkilerde lokal ve sistemik enfeksiyonlara sebep olur. -
Lokal enfeksiyonlarda bitkiye bir yaradan giren virüs yalnızca o hücrelerde belirti oluşturur, diğer hücre ve dokulara dağılmaz. -
Sistemik enfeksiyonlarda virüs önce enfekte ettiği hücrelerde çoğalır, sonra hareket proteinleri ile hücreler arası kanallar olan plasmodesmatalar yoluyla komşu hücrelere geçer.
Virüs enfeksiyonu ve virüs sentezi aşamaları şu şekildedir:
Bitki patojeni virüsler, bitkilere bitki üzerinde herhangi bir şekilde açılmış yaralardan (dolu, budama yaraları veya böceklerin açtığı yaralar gibi) veya virüs taşıyan polenlerin yumurtalığa döllemesiyle girerler.
Virüs hücreye girer girmez protein kılıfı atar ve nükleik asit serbest halde kalır.Bu nükleik asit, virüsün özelliğine göre konukçunun ribozomlarında mRNA gibi kendini okutarak gerekli proteinleri ürettirir ya da bir enzim yardımıyla önce kendinin bir kopyasını çıkarır, sonra bu kopya mRNA gibi ribozomlarda okunarak virüse özgü proteinler üretilir.
Bazı virüsler sitoplazmada, bazılarıda çekirdekte kendilerini eşler (replike olur).
Sonuçta oluşan yeni nükleik asitler, oluşmuş olan yeni kılıf proteinlerin içerisine girerek yeni bir virüs partikülünü oluştururlar
VİRÜSLERİN SEBEP OLDUĞU HASTALIK BELİRTİLERİ
Virüsle enfekteli bitkilerde fotosentez oranında azalma, solunum hızında artma, polifenoloksidaz enzimi başta olmak üzere bazı enzim aktivitelerinde artış ve bitki büyüme düzenleyicilerin aktivitelerinde artış veya azalış şeklinde fizyolojik ve biyokimyasal değişimler de görülür.
Makroskobik Belirtiler-
Lokal Belirtiler: Yapay olarak inokule edilmiş bazı bitkilerde virüslerin girdiği noktada oluşturdukları belirtilerdir.- bitkilerin yapraklarında yuvarlak klorotik (tamamen beyaz veya yaprağın normal yeşil renginden daha soluk) veya nekrotik küçük ya da büyük lekeler şeklinde oluşur.
Sistemik Belirtiler: Bitki büyüklüğü üzerine olan etkiler, mozaik ve renk değişikliği belirtileri, yaprak kıvrılmaları, halkalı leke belirtileri, nekrotik belirtiler, gelişme anormal-likleridir.Virüsün bitkiye girdiği yer dışındaki doku ve organlarda da (yaprak, gövde, çiçek, meyve kısaca tüm toprak üstü kök gibi toprak altıKISmında) belirti oluşturmasıdır. Bitkide bodurluk en genel sistemik belirtilerdendir. Örneğin kirazlardaki “little cherry” (küçük kiraz) hastalığında hücre bölünmesinin azalmasından dolayı yapraklar normal olmasına rağmen meyve küçük kalır. Patates sarı cücelik virüsü (potato yellow dwarf virus, PYDV) patateslerde,erik cücelik virüsü (prune dwarf virus, PDV) şeftalilerde ve arpa sarı cücelik virüsü (barley yellow dwarf virus, BYDV) de arpalarda etkilidir.
Mozaik ve renk değişikliği belirtileri; viral hastalıkların en genel belirtilerinden biri olan mozaik Dikotiledon bitkilerde(geniş yapraklılarda) açık ve koyu yeşil alanlar halindeyken Monokotiledonlarda (dar yapraklılarda) çizgi şeklindedir (Tütün mozaik virüsü(tobacco mosaic virus, TMV) tütünlerde, hıyar mozaik virüsü (cucumber mosaic virus,CMV) hıyar, kabak, karpuz ve kavun gibi kabakgiller familyası bitkilerinde ve elma mozaik virüsü (apple mosaic virus, ApMV) de elma, kayısı ve erik yapraklarında mozaik lekelere sebep olur). Antosiyanin pigmentinin kaybısonucu petal renginin kırılması olayı da genellikle yapraklardaki mozaik veya çizgilenme belirtileri ile birlikte görülür.
Yaprak kıvrılmaları;bazı virüs enfeksiyonlarında genelde yukarı doğru olmakla birlikte bazen de aşağı doğru yaprak kıvrılması görülür. Örnek olarak patates yaprak kıvrılma virüsü (potato leaf roll virus, PLRV)verilebilir.
Halkalı leke belirtileri; içi içe geçmiş, klorotik veya nekrotik halkalar veya düzensiz çizgiler şeklindedir ve bazen meyvelerde ya da yumru ve soğanla görülebilir.
Nekrotik belirtiler; doku, organ veya tüm bitkinin ölümü bazı virüslerin tipik belirtisidir Buna örnek olarak patates X virüsü (potato virus X, PVX)ve patates Y virüsü (potato virus Y, PVY) gösterilebilir.
Gelişme anormallikleri; virüslerin sebep olduğu yaprak ve meyveler üzerinde kabarcık veya siğil şeklinde oluşumlar, yaprak ve meyve deformasyonları, yapraklardaki enasyonlar (yaprak damarları üzerinde kulak şeklinde çıkıntılar) dal, gövde veya kökte gelişme anormallikleri, köklerde sakal şeklinde anormal kök oluşumu gibi anormalliklerdir.
Mikroskobik Belirtiler
Mikroskobik Belirtiler: Virüsler bitki hücrelerinde birtakım değişimlere neden olur. Bu değişimler; hücre çekirdeği, mitokondrium, kloroplastlar, hücre duvarı ve sitoplazma üzerine etkileridir.
Hücre çekirdeği üzerine olan etkileri:
Virüslerin bazıları çekirdekte inclusionbody (ilgi cisimcikleri) olarak isimlendirilen yapılar oluşturarak hem çekirdek hem de çekirdekçiğin şeklini ve büyüklüğünü etkilemektedir.
Mitokondrium üzerine olan etkileri: Mitokondriumlarda küçük şişkinlikler meydana olabilmekte ve mitokondrium membranlarında anormallikler görülebilmektedir.
Kloroplastlar üzerine olan etkileri:Kloroplastlarda ve yakın yerlerde şişkinlikler, kloroplastların yuvarlaklaşması kümeleşmesi.
Hücre duvarı üzerine olan etkileri:Lekelerin kenarına yakın hücre duvarlarında kallus birikimi yüzünden anormal kalınlaşma, plasmodesmata çevreleyen hücre duvarlarında çıkıntılar ve hücre ölümü gibi bazı değişimler görülür.
Sitoplazma üzerine etkileri: Bazı Virüsler hücre sitoplazmalarında inclusionbody’ler oluştururlar.
Bitki Virüslerinin Taşınması
Bitki virüslerinin taşınması çeşitli şekillerde olabilmektedir.
Bunlar;Bitki Virüslerinin Taşınması: Bitki virüslerinin bir bitkiden diğerine taşınma şekli; vejetatif üretim materyalleri, özsu ile mekanik olarak, tohumla, polenle, böcek, akar, nematod ve fungusla olur.
Vejetatif üretim materyalleri ile virüslerin taşınması: Virüslü bitkinin vejetatif parçacıklarıyla üretilecek yeni bitkilerin de virüslü olması.
Özsu ile virüslerin mekanik olarak nakli: Hastalıklı Bitkilerin kültürel işlemlerinde kullanılan budama makası ve aşıbıçağıgibi tarımsal aletlerin sağlıklı bitkilerde de kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek virüs taşınmasıdır.
Tohumla nakil: Bazı virüsler tohumun kabuğunda, endosperminde veya embriyosunda taşınmaktadır. Fasulye adi mozaik virüsü (beancommon mosaic virus, BCMV) ve marul mozaik virüsü (lettuce mosaic virus, LMV)bu türe örnektir.
Polenle taşınma:Virüs taşıyan polenlerin sağlıklı bitkinin yumurtalığı döllemesi ile gerçekleşir. Örnek olarak vişnelerde sert çekirdekli nekrotik halka leke virüsü (prunus necrotic ring spot virus, PNRSV) ve fasulyelerde fasulye adi mozaik virüsü (BCMV)verilebilir.
Böcekle nakil: Yaprak bitlerini barındıran Aphididae familyası,Cüce Ağustos böceklerini barındıran Cicadellidae familyası ve beyazsinekleri barındıran Aleurodidae familyası Homoptera (Eşkanatlılar) takımına girmek olup bu takım en çok virüs vektörü barındıran gruptur.En önemli virüs vektörü böcekler,yaprak bitleri (afitler), cüce ağustos böcekleri,beyaz sinekler ve tripslerdir.
virüslerin hayvansal vektörlerle taşınmasında 3 dönem: (1)virüsün vektör böcek tarafından bitkiden kazanılma dönemi, (2) virüsün kazanıldığı zamandan nakledileceği zamana kadar geçen süreyi ifade eden latent(gizli) dönem, (3) kalıcılık dönemi-böcek bünyesinde virüsün nakledilebilecek halde bulunduğu süreç. Böceklerle nakilde; virüsler sokucu emici ağız yapısına sahip vektörlerce bitkiden birkaç saatlik bir sürede kazanılıyorsa bunlara “semi-persistent” (yarı kalıcı) virüsler, sokucu emici ağız parçalarına sahip vektörler virüsleri stiletleri üzerinde taşıyorsa bu virüslere “non-persistent” (kalıcı olmayan) virüsler denir. Bitkideki bir virüsü vektör birkaç saatten birkaç günlük bir beslenme süresi kadar kazanabiliyor ve tüm yaşamı boyunca da bünyesinde taşıyabiliyorsa bu virüslere“persistent” (kalıcı) virüsler
Ayrıca Böcek vücudunda dolaşan persistent virüslere sirkülatif (dolaşımlı) virüsler, böcek vücudunda çoğalan virüsler propagatif (çoğalan) virüsler denir.
Böcek yumurtalarıyla taşınmaya ise ransovarial (yumurtayla)taşınma denilmektedir.
Akarlarla nakil: Sokucu emici ağız parçalarına sahip, yaklaşık 0.2 mm boyunda oldukça küçük eklem bacaklı canlılar olan akarlardan Eriophyidae familyasından olanlar en az 6 virüsü nakletmektedir(Aceria tulipae adındaki akar, buğday çizgi mozaik virüsü ve buğday nokta mozaik virüsünün etmektedir).
Nematodlarla nakil: Yaklaşık 20 kadar bitki virüsü bitki kökleriyle ektoprazit (dış parazit) olarak beslenen birkaç nematod cinsiyle nakledilmektedir. Virüsler hem larva hem de ergin nematodlar tarafından taşınabilmektedir. Longidorusspp., Paralongidorus sp., Xiphinema spp,Parachidorus spp. ve Trichodorus spp. cinslerine dahil türler virüs vektörü nematodlarına örnektir.
Funguslarla nakil: Kökleri enfekte eden Plasmodiophoromycetes sınıfından Polymyxa Spongosporaile Chytridiomycetes sınıfından Olpidium,30 kadar bitki virüsünü taşımaktadırlar.Virüsleri sağlıklı bitkilere kamçılı zoosporlarıyla bulaştırırlar
VİROİDLER
Bitkilerde zararlı, bilinen en küçük boyutta obligat patojenlerdir. Tek parça, çıplak, halka şeklinde bir RNA’dan oluşur ve etrafında koruyucu bir protein kılıf yoktur. Hastalık yapan 30’dan fazla viroid bulunur. Viroidler mekanik olarak, vejetatif üretim materyali, aşı, tohum, polen ve afitler ile taşınır.
Yurdumuzda Görülen Önemli Bazı Virüs ve Viroid Hastalıkları
Domates Sarı Yaprak Kıvırcıklığı Virüsü- Domates Lekeli Solgunluk Virüsü - Kabak Sarı Mozaik Virüsü - Patates Yaprak Kıvrılma Virüsü - Patates Y Virüsü - Şekerpancarı Nekrotik Sarı Damar Virüsü - Şarka Virüsü - Asma Yelpaze Yaprak Virüsü - Asma Yaprak Kıvrılma Virüsü - Turunçgil Göçüren Virüsü - Turunçgil Cüceleşme Viroidi
Domates Sarı Yaprak Kıvırcıklığı Virüsü (Tomato Yellow Leaf Curl Virus TYLCV) :Tütün beyazsineği (Bemisia tabaci,Biyotip B = Bemisia argentifolii)ile persistent olarak taşınmaktadır.2-3 hafta sonra belirtiler görülmeye başlanır.Erken Dönemde virüsle enfekte olan domates bitkileri bariz bir şekilde bodur kalırlar, sonraki dönemlerdeki enfeksiyonlarda sürgünlerde gelişme geriliği ve şekil bozukluğu meydana gelirken yaprak kenarları sararır ve yapraklar karakteristik olarak yukarı doğru kıvrılarak fincan/kaşık şeklini alır, küçülür ve kalınlaşır.
Domates Lekeli Solgunluk Virüsü (Tomato Spotted Wilt Virus, TSWV):
Bunyaviridae Familyasından Tospovirus Cinsine Ait bir virüs olup vektörlerle (Thrips tabaci, T. setosus, T. palmi, Frankliniella occidentalis, F. fusca, F. intonsa, F.schultzei ve Scirtothrips dorsalis)taşınır.Domateste yapraklar üzerinde önce kahverengi daha sonra bronz rengine dönüşen lekeler,yapraklarda aşağıve içe doğru kıvrılarak kırılgan bir yapı oluşumu, yaprak sapında, gövdede ve yeni gelişen sürgünlerde koyu kahverengi çizgiler, sürgün uçlarında geriye doğru ölüm, bitkide bodurlaşma ve genel solgunluk gözlenir.,
Kabak Sarı Mozaik Virüsü (Zucchini Yellow Mosaic Virus,ZYMV): Potyvirus cinsi üyesi olup, mekanik inokulasyonla ve non-persistent olarak yaprak bitleri (Myzus persicaeve Aphis gossypii) ile taşınmaktadır.Bitki gelişiminde gerileme, yapraklarda mozaik lekeler, bükülme ve şekil bozuklukları, damar bantlaşmaları, meyvelerde mozaik, küçülme ve şekil bozuklukları görülür.
Patates Yaprak Kıvrılma Virüsü (Potato Leaf Roll Virus,PLRV): Luteoviridae familyasından Polerovirus cinsinden bir virüstür. Virüs yaprak bitleriyle özellikle de M. persicae ile peristent olarak taşınmaktadır.İlk Belirtileri tipik olarak uç yapraklarda rengin soluklaşması ve yukarı doğru kıvrılması şeklindedir.
Patates Y Virüsü (Potato Virus Y, PVY): Potyvirus cinsinden afitlerle (özellikle M. persicae) non-persistent olarak taşınan bir virüstür. Yapraklarda Beneklenme veya sarılık, şekil bozukluğu, nekrotik lekeler veya nekrotik halkalar, yaprak dökümü, gövdede nekrotik çizgi şeklinde belirtiler, gövdelerin zamansız ölümü, yumrularda düzensiz kahverenginde nekrotik halkalar, yumru yüzeyinde çatlaklar şeklinde belirtiler görülür.
Şeker pancarı Nekrotik Sarı Damar Virüsü/ Rhizomania Virüsü (Beet Necrotic Yellow Vein Virus, BNYVV):Ben Virus Cinsindendir ve bir fungus olan Polymyxa betae ile taşınmaktadır.Yaprakların rengi açılır, hastalık tarlanın içinde düzensiz olarak dağılmakta ve yeşilimsi sarı renkte bitki adacıklar şeklinde görülmektedir.Şarka Virüsü (Plum Pox Virus, PPV): Potyvirus Cinsinden, afitlerle non-persistent olarak taşınan bir virüstür.Virüs, kayısı ve erik bitkilerinin yapraklarında sarıveya açık yeşil halkalı lekeler ve bantlara, damar bantlaşmasıile yapraklarda kıvrılmalara,şeftali yapraklarında kıvırcıklaşmalara ve yan damar aralarında altın sarısı renginde renk değişikliklerine, vişne ve kirazlarda ise klorotik çizgi ve renklenmeler sebep olmaktadır.
Asma Yelpaze Yaprak Virüsü/Kısa Boğum Virüsü (Grapevine Fanleaf Virus,GFLV): Nepovirus cinsinden bir virüs olup nematodlar (Xiphinema index ve X. italiae) ile taşınmaktadır.Yaprakların simetrisinin bozulması,kırışması diş sayısının artması şeklinde belirtileri vardır.
Asma Yaprak Kıvrılma Virüsü (Grapevine Leaf Roll Virus,GLRV): Closteroviridae familyasından 9 adet virüs yol açmaktadır. Bu virüsler asmanın floem dokusunda bulunurlar ve çoğalırlar. GLRV-3 unlu bitler (Pseudococcus longispinus, P. maritimus, P. ficus, P. calceolariae ve P. viburni) tarafından taşınmaktadır.Tipik olarak yaz sonlarına kadar herhangi bir belirti göstermezler, yaprak kıvrılması yaz ortalarında dalların dibindeki olgun yapraklardan başlayarak genç yapraklara doğru ilerler.
Turunçgil Göçüren Virüsü (Citrus Tristeza Virus, CTV): Closterovirus Cinsinden bir virüstür ve yaprak bitleri(Aphis gossypii, Toxoptera citricida, Aphis spiraecola veToxoptera aurantii) ile semi-persistent olarak taşınır.İlkbaharda Turunç ve limon üzerine aşılı turunçgil lerde genel bir çöküntüve bodurluk görülür.
Turunçgil Cüceleşme Viroidi (Citrus Exocortis Viroid,CEVd): Hastalık belirtileri ancak turunçgil cüceleşme viroidi ile bulaşık aşı gözü, Poncirus trifoliata(üç yapraklı), bunun portakal ile olan hibridi (Carrizo citrange), Filistin Tatlılaymı Veya rangpur laymı üzerine aşılandığında meydana gelmektedir.
Bitki Virüs ve Viroid Hastalıklarıyla Mücadele-
Enfeksiyon kaynaklarının ortadan kaldırılması
Canlı virüs konukçuları
Bitki kalıntıları
Eradikasyon bölgede virüsün konukçusu olan tüm bitkilerinyok edilmeleri
Hijyen
Karantina
Sağlıklı tohum-
Virüsten ari vejetatif üretim materyali-
Sıcaklıkla tedavi (termoterapi):Hastalıklı Materyal belirli sıcaklıklarda(35-40 °C’lerde sıcak suda veya sıcak havada), belirli süreler tutulması.
Soğukla tedavi:Enfekteli sürgün uçlarının -196 °C’lık sıvı azot içerisinde kısa bir süre tutulması.
Elektrikle tedavi (elektroterapi):Bitki materyalleri belirli derecelerde ve sürelerde elektrik akımına maruz bırakılması.
Meristem kültürü:Meristem uçlarından (0.1-0.5 mm) alınan doku parçaları kullanılarak steril besi yeri koşullarında patojenlerden ari bitki elde edilmesi.
Doku kültürü:Virüs ve viroidsiz bitki elde edilebilmesi, sıcaklıkla tedavi yöntemiyle birlikte de kullanılabilmektedir (önce doku kültürüyle bitki elde edilmekte, sonra bitki sıcaklık muamelesine tabi tutulmaktadır).
İlaçla tedavi (kemoterapi):Bitki materyallerini bazı kimyasallarla virüs ve viroidler den arındırma. Sıcaklıkla tedavi ve meristem kültürüyle birlikte kullanılması başarı oranını artırmaktadır.
Bitkilerin ekim, dikim tarihinin değiştirilmesi -
Vektörlerle mücadele-
Karşı koruma-
Dayanıklı bitki çeşitlerinin kullanılması
Parazitik Bitkiler ve Yeşil Algler
En fazla parazit bitki 700’ün üzerinde tür ile Scrophulariaceae familyasında bulunmaktır.
Korteks: Gövde ve köklerde epidermis (yüzey hücreleri) ile iletim demetleri arasında yer alan özelleflmemiş bitki dokusudur.
Çiçekli Parazit Bitkiler
Bir bitkinin diğer bir bitki üzerinde onun zararına olacak derecede su ve besin maddelerine ortak olmasına parazitizm (parazitleme), bu asalak bitkilere de çiçekli parazit bitkiler denir.
Fotosentez durumlarına göre ise parazit bitkiler şu şekilde tanımlanmaktadır:
1.Tam (zorunlu,obligat) parazit bitkiler:Yaşaması için mutlaka canlı bir bitkiye ihtiyaç duyar ve gereksinim duyduğu tüm su, mineral madde ve besin maddelerini parazitlediği bitkinin iletim demetlerinden (ksilem ve floem) karşılar.Klorofilsiz bitkilerdir dolayısıyla da fotosentez yapamazlar.
2.Yarıparazit (hemiparazit) bitkiler:Yaşaması için gereksinim duyduğu su ve mineral maddeleri parazitlediği bitkinin ksileminden alan, klorofilleri bulunduğu için fotosentezi kendi yapan bitkilerdir.
Çiçekli parazit bitkilerin önemli genel özellikleri şu şekildedir:
Parazitlediği bitkinin su ve besin maddelerini emeç adı verilen organlarıyla alırlar.
Parazit bitkiler parazitlediği bitkinin iletim demetlerine bağlanmıştır.
Parazit bitkinin parazitlediği bitki dokularına bağlandığı kısım dışındaki bütün dokuları gözle görülecek şekilde dışardadır.
Yurdumuzda Sorun Olan Çiçekli Parazit Bitkiler
Ökse Otu Santalaceae
Ökse otu yarı parazit bir bitkidir.
Ökse otu çok yıllık, iki evcikli, derimsi yapıda, yaprakları her zaman yeşil kalan, dikazyum dallı ve beyaz yapışkan, nohut büyüklüğünde üzümsü meyvelere sahip, 20-80cm boyunda, küçük, yuvarlak şekilli, çalımsı bir bitkidir.
Bir ökse otu tohumunun çimlenmesi ve bitki oluşturup tekrar tohum verme süresi değişmekle birlikte genelde 5 yıl kadar olmaktadır.
Ökse otu daldan dala, ağaçtan ağaca kuşlar yardımıyla taşınmaktadır.
Ökse otu meyvesini tüketen kuşların dışkıları da yayılmada etkilidir. Kuşlar uzun boylu ağaçlara tünemeyi sevdiği için bulaşıklık genellikle büyük ve yaşlı ağaçlarda olmaktadır.
Ökse Otunun Oluşturduğu Zararlar
Ökse otu, bitkiyi zayıflatarak normal gelişmesini engeller ve bazen de tamamen kurutur. Bulunduğu dal kısımlarında ve gövdelerde şişlikler meydana getirerek bu kısımların kerestelik değerini düşürür.
Ökse otu yüzünden çamların gövde çapı azalır ve anormal reçine kanalları oluşur. Mücadele
Ökse otuna dayanıklı bitki tür ve çeşitlerini kullanmak,
Ökse otları tohum oluşturmadan bağlı oldukları dalları budamak,
Eğer parazit bitki ile bulaşıklık gövde veya ana dal üzerindeyse o kısımlar budanamayacağından ağaca zarar vermeden bitkiyi bulunduğu yerden koparmak Ökse otu için uygun herbisitler kullanmak.
Canavar Otu (Orobanche
Tam parazit çiçekli bitkilerdir.
Cehennem otu, çakır otu, sarı çiçek, boğarsak otu, verem otu gibi isimlerle de bilinmektedir.
Canavar otunun çimlenebilmesi için gerekli en düşük toprak sıcaklığı 5°C, optimum sıcaklık ise 15-25 °C
Canavar otları genel olarak papatyagiller (Asteraceae), baklagiller (Fabaceae), patlıcangiller (Solanaceae), maydanozgiller (Apiaceae) ve kabakgiller (Cucurbitaceae) familyalarına ait bitkilerde oldukça zararlı olmaktadır.
Canavar otu tohumları çok küçük ve hafiftir, bu yüzden tarım aletleri, su ve rüzgârla kolaylıkla yayılmaktadır.
Hayvan dışkısı da yine başka bir yayılma türüdür.
Topraktaki canlılığını 15-20 yıl koruyabilen bir türdür.
kökten beslenir.
Canavar Otlarının Oluşturduğu Zararlar
Canavar otlarından dolayı kültür bitkilerinde% 5 ila %100 arasında değişen verim kaybı olmaktadır.
Canavar otu, kültür bitkisi tohumlarının ağırlığını,yağ ve protein oranını düşürmekte ve bitki gelişimini azaltmaktadır.
Canavar Otlarıyla Mücadele
Sertifikalı tohum kullanımı:Fide üretimi yapılacak topraklarda hiçbir şekilde canavar otu bulunmamalıdır.
Elle yolma: Tarlada Canavar otu çok yoğun değilse bunlar tohum bağlamadan elle toplanmalıdır. Toplanan canavar otları mutlaka yakılarak veya derin çukurlar açılıp buralara gömülerek imha edilmelidir.
Geç ekim: Mercimek ve bakla gibi bazı ürünlerde işe yarayan bir metottur.
Tuzak bitki kullanımı: canavar otunun yoğunluğunu azaltmak için mısır, keten gibi tuzak bitkiler kullanılabilir.
Derin sürüm: Canavar otları derinde çimlenemeyeceği için toprak 20-45 cm derinliğinde işlenmeli, sonrasında ise mümkün olduğunca toprak işlemesinden kaçınılmalıdır.
Ekim nöbeti (münavebe): Tarlada kullanılan bütün mücadele yöntemlerine rağmen canavar otunun yoğunluğu azalmıyorsa o sahada artık bu otun konukçusu olmayan pamuk, mısır, arpa gibi bitkiler yetiştirilmelidir.
Solarizasyon: Sıcak yaz günlerinde nemli toprağın şeffaf polietilen plastik örtülerle kapatılıp güneş ışınları ile toprağın ısıtılması işlemidir. Bu yöntem toprakta bulunan pek çok patojeni ve parazit bitki tohumlarını öldürebilmektedir.
Biyolojik mücadele:
Dayanıklı çeşit yetiştirme
Kimyasal mücadele
Canavar otlarına karşı biyolojik mücadeledekullanılan fungus türü -FUSARİUM
Küsküt convolvulaceae
Bazı yörelerde cin saçı, fleytan saçı, fleytan sakalı, sülük, verem otu ve kızıl ot adlarıyla küsküt (Cuscuta spp.) sarılıcı yapıda Cuscutaceae familyasından tek yıllık tam parazit bir bitkidir.
Tek yıllık tam parazit bir bitkidir.
Dünyada 200 kadar türü bulunmaktadır.
Klorofilsizdir.II.Yapraksız
Küsküt türleri dünya genelinde yonca, baklagiller, keten, pancar, tütün, patates, soğan, havuç, krizantem gibi çeşitli endüstri bitkileri, sebze ve süs bitkilerine ve bunların yanı sıra asma gibi bazı odunsu bitkilere zarar vermektedir.
Yurdumuzda ise zararı daha çok yoncalarda ve asmalarda görülmektedir.
Küsküt tohumları kültür bitkilerinin tohumlarına karışarak ve su veya hayvan gübreleri ile yayılmaktadır.
Küskütler tohumdan başka kopmuş sarılıcı dal parçaları ile de çoğalırlar.
Küsküt tohumları olgunlaşınca yere dökülür ve uygun bir konukçunun mevcut olduğu durumlarda ertesi yıl çimlenir. Eğer uygun bir konukçu mevcut değilse küsküt türüne ve çevre koşullarına bağlı olarak 20 yıldan fazla toprakta dormant olarak kalabilir.
C. appoximata (yonca küskütü)'nın dünyadaki dağılımı Avrasya ve Afrika
Dormant çimlenme, gelişme ve büyüme faaliyetlerinin belirli bir süre için durması durumudur.
Küskütün Oluşturduğu Zararlar
Küsküt bitki gelişimini orta veya şiddetli derecede engelleyebilmektedir. Bazen bitki küskütten dolayı ölebilir. En büyük zarar konukçu fide dönemindeyken görülmektedir.
Küsküt ile yoğun bulaşık (yaklaşık % 50) yem bitkilerini birkaç hafta sürekli tüketen özellikle sığır ve atlarda karın ağrısı ishal ve kilo kaybı görülmektedir.Kimi zaman da karaciğer ve beyin hasarı ile ilgili kanamalara sebep olabilmektedir.
Mücadele
Küsküt tohumu içermeyen sertifikalı tohumluk kullanılmalı,
Yoğun bulaşmalarda küsküt konukçusuyla birlikte yok edilmeli,
Küsküt bulunmayan alanlara ekim, dikim yapılmalı,
Küsküt ile bulaşık olmayan temiz tarım alet ve ekipmanları kullanılmalı,
Küskütle bulaşık yoncalıklara hayvan sokulup otlatılmamalı ve küskütlü bitki yiyen hayvanların gübreleri kullanılmamalı,
Çevrede bulunan küskütlü yabancı otlar sökülüp yakılmalı,
Bitkilere henüz bulaşmışsa küskütün bitkiye bağlandığı yerin yaklaşık 0.5 cm altından budanmalı,
Küskütler ocak halindeyse bu ocaklar alev makinası ile yakılmalı ve Ruhsatlı herbisitler kullanılmalıdır.
Parazit Yeşil Algler Algler
Genellikle küçük, çok önemli olmayan yaprak lekeleri oluştururlar.
Cephaleuros cinsindeki yeşil algler özellikle tropik ve subtropik alanlardaki çay, kahve, kakao, karabiber, manolya, vanilya, avokado, mango gibi 200’den fazla bitki türünde çeşitli belirtilere sebep olur. Bu belirtiler genellikle alt dallardaki yaprakların üst yüzünde turuncu, kahverengi ya da kırmızı tonlarında yaklaşık 2 cm çapında kadifemsi görünümlü yuvarlak hafif kabarık lekelerdir. Bu alg hassas konukçularda yaprak dökülmesi ve verim düşüşüne sebep olur.
Cephaleuros cinsindeki yeşil alglerin tallusu konukçu yapraklarının çoğunlukla kütikülası ile epidermisi arasında filamentler (ipliksi yapılar) meydana getirir.
Yeşil algler, çayır ve golf sahası çimleri üzerinde geliştikleri zaman çimler güçlerini kaybeder ve seyrelirler. Seyrelen alanlar ise daha sonra başka alglerin işgal alanı haline gelir.
Ayrıca algler büyük oranda su ve jelatin içerdiğinden çimleri de kayganlaştırır. Algler gelişmeye ve üremeye yüksek ne oranı hüküm sürdükçe devam eder. Kurak periyodlarda ise toprak üzerinde gelişen algler kuruyup kabuklaşır, tabakalar çatlar ve bazen de bitki topraktan şerit gibi soyulabilir.
Çim biçim işleminin kötü yapılması, gölgeli koşullar, toprak drenajının zayıf olması ve sık sulama alg gelişimini teşvik etmektedir.
Rhodochytrium ve Phyllosiphon etmenler yer alır.
Zoosporangium nedir?Zoosporların üretildiği eşeysiz üreme organıdır.
Mücadele
Bitkiler arasında hava dolaşımını ve ışık geçişini sağlayacak ölçüde boşluk bırakılması,
drenaj, aşırı sulamadan kaçınmak,
sıkı toprağın gevşetilmesi,
hastalıklı bitki kısımlarının budanması veya biçilmesi başlıca alglerle mücadele yöntemleri arasındadır.
eğer gerekiyorsa algleri yok etmek için ruhsatlı fungisitlerin kullanması.
Yorumlar
Yorum Gönder