HAYVAN BESLEME
Hayvan besleme bilimi tarihsel süreç içerisinde doğallık, kimyasal, mineral, vitamin, yemleme standartları, amino asit, yem katkıları-implantlar ve biyoteknoloji dönemlerini geçirmiş ve halen geçirmektedir.
Özellikle 1930 ve 1940 yılları arasında vitaminlerin çok büyük bir kısmı keşfedilmiştir.
Çiftlik hayvanlarının tüm vücut analizleri, yaklaşık olarak 130 yıl önce, İngiliz bilim adamları Laves ve Gilbert tarafından ortaya konmuştur.
Kan, iki kısımdan oluşur. Bunlardan birincisi, katı durumda olan ve kan kürecikleri adı verilen hücreler topluluğu; ikincisi ise, sıvı durumda olan plazmadır. Kanın % 30- 45’ini kan kürecikleri oluşturur. Bu yüzde değere hematokrit denir.
Örneğin yaklaşık olarak kan % 79-80, iskelet kasları % 76, kemik dokusu % 45 ve diş minesi % 10 düzeyinde su içerir.
Hayvan beslemede 6 farklı besin maddesinden söz edilebilir. Bunlar lipidler, karbonhidratlar, proteinler, su, mineral maddeler ve vitaminlerdir.
Lipidler genel olarak yağ asitleri, gliserol taşıyan lipidler, gliserol taşımayan lipidler ve diğer sınıf bileşiklere bağlı lipidler olmak üzere 4 ana gruba ayrılırlar.
Hayvansal organizma ancak bir adet çift bağ yapabilir. Bu nedenle, molekülünde birden fazla çift bağ bulunan linoleik, linolenik ve araşidonik asitler hayvansal organizmada sentezlenemezler. Bunların yiyeceklerle dışarıdan alınmaları gerekir. Bu nedenle söz konusu asitler esansiyel yağ asitleri olarak tanımlanırlar.
Omega-3 yağ asitleri doğada en çok balık yağında, kolza (kanola) ve keten tohumunda bulunurlar.
YAĞLAR: Adipoz dokunun %50’si deri altı ve iç organlar etrafında bulunur.B)Yağlar vücut ağırlığının %10’unu teşkilederler. C)Yağlar büyük çoğunlukla adipoz dokuda depo edilirler.
Yağların sindirimi esas olarak ince bağırsakta meydana gelir.
Karbonhidratlar, üç farklı özelliklerine göre üç farklı şekilde sınıflandırılırlar;
Yapılarındaki Karbon Atomu Sayısına Göre
Bu sınıflandırmada şekerler içerdikleri karbon atomu sayılarına göre diozlar, triozlar, tetrozlar, pentozlar, heksozlar ve heptozlar, yani sırasıyla 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 karbon atomu içeren şekerler olarak gruplandırılırlar.
Yapılarındaki Aldehid ve Keton Gruplarına Göre
Bu sınıflandırmada aldoz ve ketozlar olmak üzere ikiye ayrılırlar.
Yapılarındaki Basit Şeker Sayısına Göre
Karbonhidratlar bu sınıflandırmaya göre monosakkaritler, disakkaritlerr, oligosakkaritler ve polisakkaritler olarak 4 gruba ayrılırlar.
Monosakkaritler (glikoz, früktoz, galaktoz) yapı olarak en basit karbonhidratlardır. Disakkatitler iki monosakkaritin bağlanması ile oluşurlar. İnsan ve hayvanların yedikleri disakkaritler, sindirim sisteminde monosakkaritlerin ayrılarak kullanılır. Canlılarda en çok bulunan disakkaritler; maltoz (arpa şekeri), sakkaroz (çay şekeri), laktozdur (süt şekeri). Polisakkaritler ise çok sayıda monosakkaritin bir araya gelmesi ve dehidrasyonu ile oluşmuş büyük moleküllü karbonhidratlardır. Nişasta ve selüloz bitkilerde bulunan polisakkaritler, glikojen ise hayvanlarda bulunan polisakkarittir.
Lignin gerçekte bir fenil-propan türevi olup, bitkilerin koçan ve kabuk gibi odunsu kısımları ile kök, sap ve yaprakların fibroz dokularında bulunur. Lignin, sellüloz ve hemisellülozun sindirilme derecelerini düşürür.
Peptidler iki ya da daha çok amino asitin su çıkararak peptid bağı ile birleşmeleri sonucu oluşan bileşiklerdir. Birleşmede, bir amino asitin karboksil grubu diğer amino asitin amino grubu ile reaksiyona girer.
Bir protein molekülünün birincil yapısı değişmediği halde, bazı dış etkiler ile özellikle ikincil, üçüncül ve dördüncül yapıları bozulabilir. Bu olaya denatürasyon adı verilir.
Hayvanlar su gereksinimlerini içme suyundan, yemlerde bulunan sudan, organik maddelerin oksidasyonu sonucu ortaya çıkan metabolik sudan, polimerizasyon reaksiyonlarında serbest kalan sudan ve negatif enerji dengesi süresince parçalanan vücut dokularından elde edilen sudan karşılarlar.
Su kalitesini düşüren en önemli unsur çeşitli tuzlardır. Bu tuzların su ile fazla tüketilmesi halinde ise hayvanlarda zehirlenmeler görülebilir. Tuzların yanı sıra, yüksek düzeyleri toksik etkiye sahip nitrat ve flor da su kalitesini düşürür. Ayrıca çeşitli patojen mikroorganizmalar, algler veya protozoalar, hidrokarbonlar ile diğer yağ benzeri maddeler, çeşitli tipteki pestisitler ve birçok endüstriyel kimyasallar suyu kirleterek kalitesini düşürmekte ve suyu toksik hale getirebilmektedirler.
Kalsiyum hayvan vücudunda en fazla bulunan elementtir.
Osteomalasia ergin hayvanlarda raşitizmin kopyasıdır ve kartilaj büyümesi durduğu için, kemik matriksinde kalsiyum ve fosfor yoğunluklarının azalması ile karakterize edilir.
Magnezyum yetersizliğinde; büyüme geriler, aşırı duyarlılık ve tetani gelişir, iştah azalır, kaslarda koordinasyonsuzluk ve kasılmalar ortaya çıkar. Bu duruma çayır tetanisi denir.
Potasyum dokularda ve kan hücrelerinde bulunan başlıca bazdır ve asit-baz dengesinin düzenlenmesinde önemli rol oynar, kanda hemoglobinle birlikte oksijen ve karbondioksitin taşınmasını sağlar, sinir uyarılarının kas liflerine iletilmelerini ve kasların kontraksiyonlarını, özellikle kalp kaslarının ritmik çalışmasını sağlar, çoğu enzim sistemini kofaktör olarak etkiler ve hücre içi sıvıların ozmotik basınçlarının yaklaşık % 50’sini sağlar.
Manganez yetersizliğinin belirtileri büyümenin gerilemesi, iskelet anormallikleri, döl verimi bozuklukları, yeni doğanlarda yürüyüşte duraksama, sendeleme ve düşme, lipid ve karbonhidrat metabolizmalarında bozukluklar üzerinde çalışılan türlerin tümünde gözlenmiştir.
Selenyum ve vitamin E yetersizliklerinde, tüm türlerde kas distofisi ile karşılaşılır. Bu hastalık, esasında hem iskelet ve hem de kalp kas liflerinde ortaya çıkan ve kas lifi çizgilerinin kaybolacak biçimde bozulması olayıdır.
B grubu vitaminlerinin en önemlileri vitamin B1, vitamin B2, nikotinik asit, vitamin B6, vitamin B12, pantotenik asit, biotin, folik asit, kolin, para amino benzoik asit ve inozitoldur.
İnozitol ile yağ metabolizması arasında sıkı bir ilişki vardır. İnozitolün, biotin ve para aminobenzoik asit gibi, büyüme üzerine etkisi vardır. İnozitol, mide ve barsak peristaltik hareketlerini belirgin biçimde artırır. Bunlardan başka, kılların normal büyümelerini ve kasların gelişmelerini de etkiler. Ayrıca, normal laktasyon ve üreme ile de ilgilidir.
Vitamin C yetersizliğinde skorbüt hastalığı gelişir. Bu hastalık, ilk önce halsizlik, uyuşukluk ve çabuk yorulma, daha sonra diş etlerinde şişme, kanama ve ülserleşme, dişlerde gevşeme ve daha sonra düşme, eklemlerde büyüme ve anormal oluşum, tüm vücutta kanamalara neden olan kapillerlerde zayıflama, geniş yaralar, anemi ve kas liflerinde dejenerasyon ile karakterize edilir. Ağır iç kanamalar ve kalp yetersizliğinden ani ölümler her zaman tehlike oluşturur.
SİNDİRİM
Sindirim sistemi ağız, yemek borusu, mide, ince bağırsak ve kalın bağırsaklardan oluşur. Ayrıca karaciğer ve pankreas da sindirime yardımcı organlar olarak görev alırlar.
Sindirim sistemleri yapılarına göre 4 gruba ayrılır:
Basit mide sistemi; insan (omnivor), domuz (omnivor), köpek (karnivor)
Fonksiyonel kalın bağırsaklı mide sistemi; at (herbivor), tavşan (herbivor), devekuşu (herbivor), sıçan (omnivor)
Çok gözlü mide sistemi; sığır, koyun, keçi (herbivorlar)
Kanatlı mide sistemi; tavuk, hindi, ördek, kaz vb.
Mide, fizyolojik fonksiyonu yönünden fundus(Sindirim etkinlikleri sonucunda açığa çıkan gazların biriktiği mide bölmesine), korpus(en geniş parçası) ve antrum(Besinlerin karıştırıldığı, sıkıştırıldığı ve ince bağırsağa boşaltıldığı) bölgeleri olarak üç kısma ayrılır.
Ruminantların(GEVİŞ GETİREN) midesi 4 ayrı bölmeden oluşan bir bileşik midedir. Bu bölmeler rumen (işkembe), retikulum (börkenek), omasum (kırkbayır) ve abomasumdur (şirden, gerçek mide). Sindirim enzimleri yalnızca tek mideli hayvanların midelerinin karşılığı olan abomasumda salgılanır.
Kimyasal sindirim ve emilimin en yoğun yapıldığı sindirim sistemi organı hangisidir?
İnce bağırsak
Canlı organizmadaki öz sular içinde bulunan enzimlere ne ad verilir?
Ekstra-sellülar enzimler
Ot yiyen hayvanların günlük salgıladıkları tükürük miktarı, vücut ağırlıklarının yaklaşık olarak %10-15’i kadardır.
Tüketilen yemin, sindirim kanalında parçalandıktan sonra sindirim sisteminde emilebilecek duruma gelen besin maddeleri;
1. Diffüzyonla,
2. Aktif transportla veya
3. Pinositozis yolu ile emilerek vücuda alınırlar.
Katabolizma (Parçalanma): Karmaşık yapılı ya da büyük moleküllü bileşiklerin küçük moleküllü basit bileşiklere parçalanması olayıdır. Katabolizma, bir besin maddesinin dışarı atılması gereken son ürün olan karbondioksit ve suya kadar parçalanmasını veya belirli bazı ara basamakları (glikozun purivik asit veya laktik aside parçalanması) kapsayabilir.Metobolik enerji açğa çıkar.
Anabolizma (Sentez): Küçük ve basit yapılı bileşiklerden büyük moleküllü karmaşık bileşiklerin yapılması ya da sentezlenmesi olayıdır. Bu olayların gerçekleşmesi için dışarıdan enerji ilave edilmesi gerekir. Anabolik olaylar “endorgenik” yani sisteme enerji ilavesini gerektirir. Anabolizma sırasında metabolik enerji kullanılır.
Kandaki şeker miktarının, normal seviyenin altına düşmesine “hipoglisemi” denir.
Kandaki glukoz miktarının, normalden yüksek olmasına “hiperglisemi” denir.
Amino asitlerin deaminasyonu büyük ölçüde karaciğerde gerçekleşir ve bu olay sonucunda oluşan amonyak ise yine bu organda üreye çevrilir. Karaciğerin bu görevini yerine getirmesini engelleyen hastalıklarda kanda amonyak birikimi başlar. Kandaki amonyak yoğunluğunun belirli düzeyi aşması halinde bütün vücut dokuları amonyak zehirlenmesinden zarar görerek “hepatik koma” adı verilen bir tablo ortaya çıkar.
Vitaminlerin yokluğu hayvanlarda hayatsal olayları olumsuz etkiler ve buna bağlı olarak vitamin yokluğu (avitaminoz) veya vitamin yetersizliği (hipovitaminoz) hastalıkları ortaya çıkar.
YEM
Fabrika yemi, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu küspesi gibi, birim hacimde daha fazla besin maddesi bulunduranlar kesif yem olarak adlandırılır. Buna karşılık yonca otu, mısır silajı, fiğ otu, çayır otu, arpa samanı gibi, birim hacimde daha az besin maddesi taşıyanlar da kaba yem olarak tanımlanır.
Sulu Kaba Yemler
1. Otlatılan çayır-mera ve yayla bitkileri
2. Biçilerek veya doğranarak yedirilen bitkiler (yeşil yemler)
3. Silajlar
4. Konservecilik veya insan gıdası artığı olan yeşil yemler
Kuru Kaba Yemler
1. Buğdaygil kuru otları
2. Baklagil kuru otları
3. Baklagil-buğdaygil karışımı kuru otlar
4. Baklagil-buğdaygil samanları
Enerji Yemleri
Tahıl daneleri
Değirmencilik yan ürünleri
Şeker pancarı posası
Melas
Selektör altı ve elek üstü ürünler
Hayvansal ve bitkisel yağlar
Diğer enerji yemleri
Protein Ek Yemleri (Ham Protein İçeriği %20’den Yüksek Yemler)
1. Bitkisel kaynaklı protein ek yemleri (baklagil tohumları)
2. Yağlı tohumlar ve küspeleri
3. Hayvansal kaynaklı protein yemleri
4. Protein olmayan azotlu bileşikler
Yem Katkı Maddeleri
1. Koruyucular
2. Antioksidanlar
3. Yem tüketimini artırıcılar
4. Enzimler
5. Probiyotikler
6. Prebiyotikler
7. Toksin bağlayıcılar
8. Metan oluşumunu önleyiciler
9. Gaz oluşumunu önleyiciler
10. Tampon maddeler
11. Pelet bağlayıcılar
12. Vitamin ve Mineraller
Baklagil Yeşil Yemleri
Baklagil yeşil yemlerinin protein, mineral ve vitamin içerikleri buğdaygillere göre çok yüksektir.
Yonca
Değişik iklim koşullarında yetişebilen yonca, dünyada en fazla yetiştirilen baklagil yem bitkisidir. Protein, mineral maddeler ve vitaminlerce zengindir.Ham protein %14-18
Karunga
Yonca gibi çok yıllık bir bitki olup, protein içeriği, yoncadan biraz düşük olmakla birlikte, kalsiyum bakımından daha zengin, mineral madde içeriğinin yüksek olması nedeniyle, gelişme dönemindeki hayvanlar için çok yararlı bir yemdir.
Fiğ Türleri
Fiğler hayvan beslemede danelerinin yanı sıra otlarından taze, kuru ot, silaj ve saman olarak yararlanılan yem bitkileridir.
Yem Bezelyesi
Yem bezelyesinin kalsiyum, fosfor ve demir içeriği yüksektir.
Buğdaygil Yeşil Yemleri
Mısır Hasılı
Diğer yeşil yemlere göre protein düzeyi düşük, şeker ve nişasta düzeyi çok yüksektir.
Darı Hasılı
Besin maddeleri içeriği bakımından mısıra benzerler. Proteince yetersiz olduklarından baklagil yeşil yemleri ya da protein ek yemleri ile birlikte yedirilmelidirler.
Tahıl Hasılları
Buğday, arpa, yulaf ve çavdar gibi tahıllar yeşil yem olarak bazen tek başına ve bazen de çiğ, bezelye gibi tek yıllık baklagillerle karışık ekilerek yeşil yem, silaj ya da
kuru ot üretiminde kullanılmaktadırlar.
Sudan Otu
Kurağa dayanıklı olduğu için, yaz döneminde kuraklık halinde süt inekleri için iyi bir yeşil yem kaynağıdır. Protein düzeyi düşük olduğundan yeşil yem ve silaj yapmak amacıyla genellikle baklagillerle karışık ekilir.
Silo Yemleri
Silaj, su içeriği yüksek yeşil yemlerin, havasız ortamda laktik asit bakterilerinin etkinliğine bırakılarak doğal fermantasyona uğratılmaları sonucu elde edilen bir yem çeşididir. Silaj her türlü doğal çayır ve mera otları ile mısır, sorgum, buğday, arpa, yulaf, ayçiçeği, fiğ, yonca, korunga gibi yeşil bitkilerden yapılabilir. Ayrıca gıda sanayi yan ürünleri de silajı yapılan materyaller arasındadır.
Buğdaygil Samanları
Besin maddeleri içeriği ve sindirilme derecelerinin çok düşük olması nedeniyle tek başlarına hayvanların besin maddeleri gereksinimlerini karşılayamazlar. Önemli buğdaygil samanlarının başında buğday, arpa, yulaf ve çeltik samanları gelmektedir.
Baklagil Samanları
Protein ve diğer sindirilebilir besin maddeleri buğdaygil samanlarından daha yüksek, sellüloz düzeyleri ise daha düşüktür. Çiğ, mercimek, yonca, korunga ve fasulye samanları önemli baklagil samanlarıdır.
Gıda Sanayi Atıkları
Gıda sanayi atıkları; ya taze olarak ya da silajları yapılarak hayvan beslemede kullanılırlar.
YOĞUN YEMLER:Proteince zengin olan bu yemlerin hayvan beslemedeki önemleri çok büyüktür.
Buğdaygil Dane Yemleri: Buğdaygil (tahıl) daneleri özellikle enerji kaynağı olarak değerlendirilirler. Bu yemler olmadan ekonomik bir rasyon hazırlamak çok güçtür.
MISIR: Çok sayıda çeşidi vardır. Selüloz oranı çok düşük olduğundan sindirilme derecesi yüksek, yağ içeriği bakımından zengin, protein içeriği %9-10 arasında değişir.
Buğdayın protein içeriği; iklim, çeşit, toprak ve gübreleme gibi etkenlere bağlı olarak değişir.
Arpanın protein içeriği ve protein kalitesi çok yüksek olmamakla birlikte bütün hayvanlara yedirilebilmekle birlikte özellikle ruminantlar için daha uygundur. Protein: 10-11
Çavdarın protein içeriği çeşide, çevre koşullarına, danenin iri ve cılız oluşuna bağlı olarak değişir. Düşük sellüloz içeriği nedeniyle sindirilme derecesi yüksektir. Protein: %9-14
Yulaf genellikle kavuzlu olarak tüketilen bir dane yemdir. Kavuzsuz yulaf besleme değeri açısından buğdaya eşdeğerdir. Kavuz oranı arttıkça besleme değeri düşer.protein içeriği %16’
DARI: Besin maddeleri eksikliklerinin tamamlanması halinde bütün çiftlik hayvanları ağırlık artışına olumlu etkileri nedeniyle tercihen verilirler.
Baklagil Dane Yemleri: Baklagil tohumları proteinlerin yanı sıra bazı beslenmeyi engelleyici ya da toksik etkili çeşitli bileşikleri içerirler.Protein içerikleri %20-45 arasında değişmektedir.
Fiğ Türleri: Fiğ ülkemizde fazla miktarda yetiştirilir ve daha çok daneleri yem olarak değerlendirilir.Fiğ daneleri yaklaşık %28 ham protein içerirler.
Burçak: Ham protein ve enerji düzeyi oldukça yüksektir. Burçak tohumu, herhangi bir ısıl işlemden (pişirme, haşlama, kavurma vb.) geçirildikten sonra bileşimindeki acı bileşiklerin bünyeden uzaklaştırılması sonucu her hayvan türüne tehlikesizce verilebilmektedir. Ham protein (%26)
Soya: Genellikle yağ üretiminde kullanılan bir tohumdur. Yağı alındıktan sonra yedirilen bitkisel yemler içerisinde proteinin biyolojik değeri en yüksek olanıdır. Soya %32-33 düzeyinde ham protein
Yağlı tohumlardan yağ elde edildikten sonra arta kalan kalıntılarına küspe denir. Ayçiçeği tohumu küspesi, pamuk tohumu küspesi, soya küspesi, fındık küspesi, kolza (kanola) küspesi, haşhaş küspesi, keten tohumu küspesi, susam küspesi, yer fıstığı küspesi vb. yağ sanayi kalıntıları bu gruba girer.
Ayçiçeği Tohumu Küspesi
–
Ayçiçeği tohumu küspesinin besleme değeri, kabuklu ve kabuksuz oluşuna göre büyük ölçüde değişir. Elde ediliş yöntemine göre %35-45 arasında ham protein içerir. Ham proteinin sindirilme derecesi %85-90
Pamuk Tohumu Küspesi
–
Kabuğunun soyulmuş olup olmamasına göre ham sellüloz ve protein düzeyi değişir. Pamuk tohumu küspesi çoğunlukla toksik düzeyde gossipol içerir. Fazlası hem et hem de yumurta kalitesini düşürür. %35-45 arasında ham protein
Soya Küspesi
–
Soya küspesinin kabuklusu %44, kabuksuzu ise %50 protein içerir ve proteinin biyolojik değeri diğer bitkisel yemlere göre çok yüksektir.Soya Küspesi Soya küspesinin kabuklusu %44, kabuksuzu ise %50 protein içerir ve proteinin biyolojik değeri diğer bitkisel yemlere göre çok yüksektir. Lezzetli olduğundan tüm hayvanlar tarafından sevilerek tüketilir. Soya küspesinin sellüloz düzeyi düşük olduğu için özellikle ham proteinin sindirilme derecesi %80-90’ın üzerindedir. Soya küspesi süt ineklerine günde 2-2.5 kg, besi sığırlarına 2-3 kg, kuzu ve toklulara 150-200 g verilebilir. Soya küspesi özellikle kümes kanatlıları için çok uygun bir yem olup rasyonlarına %15-25 düzeyinde katılabilir.
Kolza (Kanola) Küspesi
–
Kolza bir yağ bitkisi olup, %0.3’den daha yüksek düzeyde hardal yağı içermesi durumunda hayvan beslemede kullanılmamalıdır. %38-40 düzeyinde ham yağ %70-90 düzeyinde sindirilirler.
Fındık Küspesi
–
Fındık küspesi fındık yağı üretimi sırasında elde edilen bir ürün olup, kolay sindirilebilen, proteininin kalitesi de oldukça yüksektir.Kabuksuz fındık küspesi yüksek düzeyde ham protein (yaklaşık %35) ve düşük düzeyde ham sel-lüloz (yaklaşık %9) içerir.
Değirmencilik atıklarından en fazla kullanılanı buğday kepeği ve razmol(Değişik oranlarda endosperm, kepek ve embriyodan oluşan, az miktarda un içeren ve en çok %8 ham sellüloz ve en az %14 ham protein içeren bir değirmencilik yan ürünüdür. Kepeğin tersine kümes kanatlıları için çok iyi bir yemdir.)dür.
Pelet bağlayıcısı olarak kullanılan katkı maddeleri arasında toz sodyum bentonit, yağ ve melas gibi ürünler sayılabilir.
SÜT SIĞIRLARI
Süt sığırcılığında yüksek bir verim ve başarılı bir üretim için genetik verim yeteneği yüksek damızlık hayvanlara en uygun çevre koşullarının sağlanması gerekir.
Çevre koşulları içerisinde en önemli faktör ise, iyi bir besleme programının uygulanmasıdır. Çünkü bir sığırcılık işletmesinde besleme yöntemlerine bağlı olarak
işletme giderlerinin %50-70’ini yem giderleri oluşturmaktadır. Bu nedenle, süt
sığırcılığında verimliliği ve karlılığı etkilen faktörlerin başında besleme gelmektedir.
Rasyon bir evcil hayvanın 24 saat içinde tüm besin ihtiyaçlarını kaşılayan tüm yemler ve bunlara ait karışım oranlarını ifade eder.
Yeni doğan bir buzağıda ruminant midesinin ilk üç bölümü olan rumen, retikulum ve omasum gelişmemiş olup, sütten katı yeme geçilmesiyle birlikte gelişmeye başlarlar.
Tüm memeli hayvanlar gibi süt sığırları da yeni doğan yavrularını beslemek için
süt salgılarlar. Süt verme dönemine laktasyon denir ve süt sığırlarında bir laktasyon dönemi 305 gün kabül edilir.
Laktasyondaki hayvanların besin madde gereksinimlerini; canlı ağırlık, yaş, süt verim miktar ve kalitesi belirler.
Laktasyon dönemindeki bir inek kendi vücudundaki kuru maddenin 4 katından daha fazlasını sütle vücudundan dışarı salgılamaktadır. Bu nedenle laktasyon dönemindeki
ineklerin verim payı besin madde gereksinimleri oldukça yüksektir.
Süt vitamin bakımından oldukça zengindir. Bu nedenle süt sığırlarının özellikle
vitamin A ve vitamin D gereksinimleri rasyonla yeterli düzeyde karşılanmalıdır.
Süt sığırlarının diğer vitamin gereksinimleri daha düşük olup, genellikle tükettikleri yemlerle veya rumende bulunan mikroorganizmalar tarafından karşılanmaktadır. Ancak, yüksek verimli ineklerin rasyonlarına niasin katılması önerilmektedir.
Sütün önemli bir bölümünü su oluşturduğu için süt veren hayvanların su tüketimleri oldukça yüksektir. Süt sığırlarının su gereksinimi; hayvanın fizyolojik durumuna,
kuru madde tüketimine ve çevre sıcaklığı gibi faktörlere bağlı olarak değişmektedir.
Sığırlar her bir kg kuru madde tüketimine karşılık yaklaşık 4-6 lt su tüketmektedirler. Bunun dışında süt ineklerinde her 1 lt süt verimi için 0.87 lt su hesaplanmalıdır. Yazın sıcak havalarda hayvanların su tüketimi önemli düzeyde artmaktadır.
Süt sığırlarında yetersiz su tüketimi, sütte su oranını değiştirmemekle birlikte, yem
tüketimi ve süt verimini düşürmektedir
Süt ineklerinin beslenmesinde dört temel dönem söz konusudur (Şekil 4.2):
Erken laktasyon dönemi (1. dönem): Buzağılamadan sonraki ilk 70 günlük
dönemdir. Hayvan en yüksek süt verimine bu dönemde ulaşır.
Orta laktasyon dönemi (2. dönem): Laktasyonun 70-140 günlük dönemini
kapsar. Bu dönemde süt verimi azalmaya başlar, hayvanın kuru madde tüketimi
ise en yüksek düzeye ulaşır.
Geç laktasyon dönemi (3. dönem): Laktasyonun 140-305 günlük dönemini
kapsar. Süt üretiminde sürekli bir azalma görülür.
Kuru dönem (4. dönem): Hayvanın kuruya ayrıldığı ve süt vermediği yaklaşık
60 günlük dönemi kapsar.
Süt sığırlarında doğumdan sonraki ilk 10 hafta nasıl bir beslenme programı uygulanmalıdır?
Bu dönemde ineklerin beslenmesinde mutlaka iyi kaliteli bir kaba yem kullanılmalı, hayvanların günlük kuru madde tüketimlerinin yarısı veya en az % 30’unu kaba yemler oluşturmalıdır.
Kaba yemlerin en az yarısı 5 cm’den daha uzun doğranmış olmalıdır.
Günlük süt verimi belirlenerek verilecek yem miktarı süt verimine göre ayarlanmalıdır. Mümkünse kaba ve yoğun yem karıştırılarak birlikte verilmelidir.
Yüksek süt verimli hayvanların enerji ve protein gereksinimlerinin karşılanması için gerekirse rasyona yağ ve korunmuş protein eklenmelidir.
Altıncı aydan sonra buzağıların, dana ve düvelerin beslenmesi oldukça kolaylaşır. Bu dönemde damızlık olarak kullanılacak dana ve düvelerde çok hızlı bir
canlı ağırlık artışı ve kendi gelişmelerini yeterince tamamlamadan erken yaşta
cinsi olgunluğa ulaşmalar istenmez. Bu nedenle bu dönemde beslemenin temelini kaliteli kaba yemler oluşturmaktadır. Kaba yem kalitesine bağlı olarak sınırlı düzeyde yoğun yem takviyesi ile beslenen dişi düveler ergin canlı ağırlığın
%70’ine ulaştıkları 13-15 aylık yaşta tohumlanmakta ve ilk gebeliğin son 2- 3
aylık dönemine kadar benzer şekilde beslenmelerine devam edilmektedir. Gebeliğin son 2-3 aylık döneminde ise kurudaki ineklerin beslenmesine benzer bir
besleme programı uygulanmaktadır. Damızlık olarak kullanılacak erkek dana
ve düvelerin beslenmesi de dişi dana ve düvelere benzemektedir. Damızlık dışı
erkek danalar ise besiye alınır.
ketosiz nasıl bir hastalıktır?
Laktasyonun ilk döneminde enerji kaynağı olarak yeteri kadar karbonhidrat
tüketmeyen ineklerde görülen bir beslenme hastalığıdır. Erken laktasyon döneminde yeteri kadar karbonhidrat tüketmeyen süt ineklerinde enerji ihtiyacının
karşılanması için vücut yağları parçalanmaktadır. Vücut yağlarının parçalanması
sonucu açığa çıkan keton bileşiklerinin kandaki düzeyinin aşırı yükselmesi ketosise neden olmaktadır. Bu durum, erken laktasyon döneminde süt ineklerinin
rasyonlarıyla yeterli düzeyde karbonhidrat tüketimi sağlanarak ve rasyona niasin
katılarak önlenebilir.
Süt humması; yüksek verimli ineklerde doğumdan sonra süt salgısı nedeniyle artan kalsiyum gereksiniminin tüketilen yemlerle karşılanmaması sonucu ortaya
çıkan bir beslenme hastalığıdır. Doğumdan önce aşırı kalsiyum tüketimi de süt
hummasına yol açabilir. Özellikle ikinci veya üçüncü laktasyonunu tamamlayan
hayvanlarda süt humması daha sık görülür. Süt hummasının önlenmesi için doğumdan önce kalsiyum bakımından dengeli bir beslenme ve D vitamini takviyesi önemlidir.
Rumen Asidozu Süt ineklerine doğumdan sonra birdenbire ve fazla miktarda yoğun yem verilmesi rumen pH'sını düşmesine ve asidoza neden olur. Kaba yem yetersizliği
Rumen Alkalozu Yüksek verimli süt ineklerinde yüksek düzeyde azotlu bileşikler içeren, nişasta ve sindirilebilir karbonhidratlar düşük rasyonlarla beslenmeleri sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır
Mide Dönmesi. Süt ineklerine yetersiz miktarda kaba yem verilmesi sonucu midede abomasumun yer değiştirmesi sonucu oluşan hastalıktır. Genellikle yüksek süt verimli ineklerde görülür.
Et Sığırlarının Beslenmesi
Yem yönetmeliğimize göre sığır besi yemlerinde ham protein %12 (Yüzde oniki) (en az), ham sellüloz % 14 (yüzde ondört) (en çok) ve Metabolik Enerji 2500 kcal/kg (en az) olmak zorundadır.
Sığır besisinde, yatırılan sermayeden iyi bir gelir sağlamak için gerekli ilkeler nedir?
1. Besi sığırı seçimine dikkat etmek ve uygun özellikteki hayvanları uygun
fiyata almak.
2. Besi sığırlarının konfor ve refahının düşünüldüğü barınaklarda besiye almak.
3. Besi sığırlarını bilimsel yani dengeli ve ekonomik rasyonlarla beslemek
4. Besinin başından sonuna kadar hayvanların sağlığına dikkat etmek
5. Besiyi karkas et fiyatlarının en uygun olduğu zamanda bitirmek ve en az
fire ile pazara sürmek.
Besi performansını etkileyen en önemli faktörler ırk, yaş ,cinsiyet, kondisyon, sağlık, orijin ve besleme düzeyidir.
Yaşa göre besi: - Yağ besisi (semirtme, yaşlı hayvan besisi) - Buzağı besisi, genç sığır besisi, yaşlı sığır besisi - Kısa süreli besi (120 gün ve daha az)
Besi süresine göre: - Orta süreli besi (120-240 gün) - Uzun süreli besi (240 günden fazla) - Yoğun besi (entansif besi, tam besi)
Besleme düzeyine göre: - Sınırlı besi (yarı entansif besi) - Yaygın besi (ekstansif besi) - Mer’a besisi
Yemleme yerine göre: - Ahır besisi - Mer’a + ahır besisi
Yerli ırklar içinde, canlı ağırlık artışına en uygun olan tür Doğu Anadolu Kırmızısı'dır.
Düşük kondisyonlu fakat kavruk kalmamış hayvanlar beside serbest yemleme koşullarında daha yüksek canlı ağırlık kazanmaktadır. Yani, akranlarına göre yetersiz beslenme nedeniyle düşük canlı ağırlık kazanan hayvanların normal besleme koşulları sağlandığında akranlarından daha hızlı canlı ağırlık kazanmaktadırlar. Bu olaya ‘telafi edici büyüme’ adı verilmektedir.
Beside hayvanların sağlığını korumak için;
Besi için satın alınan hayvanlara uygun iç ve dış parazit ilaçlarının uygulanması gerekmektedir. salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı aşılama yapılır.
Besi başladıktan sonrada hayvanların sağlık durumları dikkatle izlenmeli, hasta olan hayvanlar padoklardan çıkarılarak revirde tedavi edilmelidir.
Beside kullanılan kaba ve yoğun yemler, kalite bakımından sürekli denetlenmeli ve küflü yemler hayvanlara asla verilmemelidir.
Gelişme çağında olan genç hayvanlarda et üretimi, büyüme olayından yararlanılarak gerçekleştirilmekte ve bu besiye protein besisi veya et besisi denilmektedir. Büyüme çağında önce iskelet doku gelişmekte, bunu kas doku izlemektedir. Bu dönemde sentezlenen yağ kas lifleri arasına dağıldığından (mozaik yağ) üretilen etin lezzeti ve kalitesi son derece yüksek olmaktadır.
Yaşlı ve gelişmesini tamamlamış hayvanlarda ise büyüme tamamlandığından
bu hayvalarda olan canlı ağırlık artışı daha çok yağdan oluşmakta ve bu
nedenle bu besi yöntemine yağ besisi veya semirtme adı verilmektedir. Yaşlı sığır
besisinde, organizmada çok düşük oranda protein ve mineral madde birikimi olmasına karşın çok fazla yağ birikimi gerçekleştirmektedir.
Besi şekilleri, yaşa göre, besi süresine göre, besleme düzeyine göre ve yemleme yerine göre sınıflandırılır.
Besi sığırlarının beslenmesinde su, kuru madde, ham protein, enerji, makro ve mikro mineraller ve vitaminler gibi çeşitli besin maddelerine ihtiyaç duyulmaktadır.
Besi sığırlarının vitamin ihtiyaçları da mutlaka dikkate alınmalıdır. B grubu vitaminler, işkembede (rumen) mikrobiyal olarak sentezlendiğinden yetersizliği söz konusu değildir. Ancak, Vitamin A, D ve E ihtiyaçları mutlaka karşılanmalıdır.
Besi sığırı rasyonlarında yeterli miktarda iyi kaliteli kuru ot veya silaj gibi yemler bulunduğunda Vitamin A ihtiyacı genellikle karşılanmaktadır. Ancak, sığır besisinde genellikle bu kaba yem kaynakları yeterince kullanılmadığı için rasyonlara Vitamin A ilavesi yapılmalıdır. Açık sistem besi barınaklarında güneşlenebilen ve havada kurutulmuş kuru ot ile beslenen hayvanlar Vitamin D’ye ihtiyaç duymazlar.
Besi sığırlarında vitamin E ihtiyacının rasyonlarla karşılandığı kabul edilmek- tedir. Bu vitaminler, yem yönetmeliği gereği sığır besi yemlerine katılmaktadır. Ancak, bağlı durak sisteminde ve kapalı ahırlarda arpa gibi tek yoğun yem ve saman ile yapılan entansif sığır besisinde vitamin yetersizlik belirtilerinin ortaya çıkma riski bulunduğundan mutlaka mineral-vitamin premikslerinin ilave olarak hayvanlara verilmesi yararlı olacaktır.
gölgelikli barınaklarda besi performansı daha iyidir. Enerji bakımından yeterli yemlerle beslenen sığırlar sıcaklık -17 °C’ye düşse bile tatminkâr canlı ağırlık artışı sağlamalarına rağmen +38 °C’den fazla sıcaklıkta canlı ağırlık artışının durduğu saptanmıştır.
Sığır besisinde kullanılan yemler, kaba ve yoğun (kesif) yemler olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.
Kaba yemler, besin maddelerince fakir, organik maddelerin sindirilme dereceleri düşük ve sellüloz bakımından zengin yemlerdir.
R: Randıman, K: Karkas, C: Canlı ağırlık
X : Çarpma, / : Bölme işareti olmak koşuluyla;Randıman hesabını veren formül R = (K / C ) X 100
- KABA YEM: Saman, kuru ot, mısır silajı, şeker pancarı posası ve bira posası bu yerlerin başlıcalarıdır.
Sığır besisinde, kaba yemler hiç verilmez ya da yetersiz miktarlarda verilirse, işkembede (rumen) yaşayan mikroorganizmalar olumsuz etkilenir ve işkembe pH’sı düştüğü için (pH<5.8) ‘asidoz’ adı verilen bir besleme aksaklığı oluşur. Bu nedenle, besi rasyonlarında kaba yem oranı son derece önemli bir konudur.
Yoğun yem grubuna, tahıllar, karma yem endüstrinde üretilen yemler ve yağlı tohum küspeleri girmektedir. Yoğun yemler, besi hayvanlarının gereksinim duyduğu besin maddelerinin büyük bir kısmını karşılamaktadır. Buna göre, mısır, arpa, buğday, yulaf, çavdar, pamuk tohumu, ayçiçeği tohumu küspeleri yoğun yem örnekleridir
Koyun ve Keçilerin Beslenmesi
Koyunların Beslenme Açısından Özellikleri
Rasyonlarının %90’ı kaba yemlerden oluşan koyunlar, kaba yemi en iyi değerlendiren çiftlik hayvanlarıdır. Ancak, gebelik ve laktasyon dönemlerinde besin madde gereksinimlerinin sadece kaba yemle karşılanması mümkün olmamakta, bu dönemlerdeprotein, mineral ve vitamin yönünden dengelenmişyem karmaları ile karşılanması gerekmektedir
Su gereksinimi, koyunlarda su tüketimi kuru madde tüketiminin yaklaşık 2-4 katı kadardır. Su tüketimi çevre sıcaklığına, su sıcaklığına, rasyondaki protein ve mineral madde düzeyine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Koyunlar için en uygun su sıcaklığı 7-13°C‘dir.
Koyunlar için ek enerji genellikle doğum öncesi gebeliğin son haftalarında ve doğum sonrası laktasyonun ilk haftalarında gerekir. Yaş, canlı ağırlık, gebelik, laktasyon ve büyüme, çevre sıcaklığı, nem rüzgar gibi iklim faktörleri enerji gereksinimlerini etkilemektedir
Protein gereksinimi,koyunlarda süt ve yapağı ile dışarıya atılan veya vücutta biriken protein miktarı ile, yemlerde bulunan proteinden yararlanma oranına göre değişmektedir. Gebelik döneminde ise fötüs ve üreme organlarında biriken protein esas alınmaktadır. Laktasyondaki koyunlar, 1kg süt sentezi için 140 g ham proteine gereksinim duyarlar.
Mineral Madde gereksinimi, koyunlar Na, Cl, Ca, P, Mg, K, S, Co, Cu, I, Fe, Mn, Mo, Se, Zn minerallerine esansiyel olarak gereksinim duymaktadırlar. Merada ve normal yemleme koşullarında bu mineral gereksinimleri genellikle yeterli düzeyde karşılanır ancak, tuz ve P eksikliği gözlenir. Tuz yetersizliği, yem ve su tüketimini düşürdüğü için süt verimi ve büyüme hızı düşer. Düşük maliyetli olan tuz genellikle koyunlar için kaya tuzu şeklinde verilir. Bazı durumlarda ise yeterli tuz verilmesi ihmal edilebilir. Koyun ve kuzular için hazırlanan rasyonların tuz düzeyi yaklaşık %0.5 olmalıdır.
Kuzularda selenyum eksikliğine bağlı beyaz kas hastalığı görülmemesi içinrasyonun yeterli selenyum içermesi gerekmektedir. Aynı zamanda kükürt içeren esasnsiyel amino asitlerin sentezlenebilmesi için rasyonun yeterli düzeyde kükürt içermesi de gerekmektedir.Vitamin gereksinimi, Koyunlar B grubu vitaminleri ve K vitaminini rumende sentezleyebildikleri için genellikle yağda eriyen vitaminlerden A, D ve E vitaminine
esansiyel olarak ihtiyaç duymaktadırlar, ancak, rumeni gelişmemiş kuzular K vitamini ve B grubu vitaminlere de esasnsiyel olarak ihtiyaç duymaktadırlar.
A vitamini yetersizliği koyunlarda gece körlüğüne neden olur.
Üretim sezonu, yetiştirme ve besleme pratiği bakımından koyunlarının beslenmesi genellikle, kuru dönem, aşım dönemi, gebelik dönemi ve laktasyon dönemi olarak dört dönemde incelenebilir.
Kuru dönem besleme, koyunun herhangi bir verimi olmadığı için yaşama payı düzeyinde beslenmesi yeterli olmaktadır. Koyunların bu dönemde tükettikleri kaliteli kaba yemler genellikle besin madde ihtiyacını karşılayabilmektedir. Normal üretim sisteminde bu dönem yaklaşık olarak 16 hafta sürmektedir.
Aşım dönemi besleme (flushing), koyunlarda döl verimini arttırmak amacıyla aşım döneminin 2 hafta öncesinden başlayarak aşım dönemi boyunca yoğun yemle ek besleme flushing olarak isimlendirilmektedir. Koyunları bu şekilde beslemenin amacı, ovulasyon ve gebelik oranını arttırmak, buna bağlı olarak kuzulama oranını yükseltmektir. Flushingin çok uzatılmaması gerekmektedir.
Gebelik dönemi, koyunlarda gebelik süresi yaklaşık olarak 150 gündür ve budönemde vitamin ve minarel madde ihtiyacının artmasının yanısıra besin maddesi gereksinimi tek, ikiz veya üçüz yavru vermelerine göre farklılık göstermektedir. Ağırlık artışı tek yavrulu koyunlarda 10 kg, ikiz ve daha fazla yavrulu koyunlarda ise bunun 2/3 oranında daha fazladır. Besleme yönünden koyunlarda gebelik I. dönem (gebeliğin ilk 100 günü) ve II. dönem (gebeliğin son 4-6 haftası) olarak 2 dönemde incelenmektedir
Laktasyon dönemi, koyunlarınbesin madde ihtiyacı gebelik dönemi ihtiyacından daha yüksektir. Koyunlarda laktasyon genellikle 16 hafta sürmektedir. Ortalama süt verimi 100-150 kg olarak gerçekleşmekte, saf sütçü ırklarda ise bu dönemde 700 kg’ın üzerinde düzeyde seyrederken yerli koyun ırklarımızda süt verimi yaklaşık 50 kg kadardır. Koyun en yüksek süt verimine kuzulamadan 4 hafta sonra ulaşmaktadır. Sonrasında süt verimi düşmeye başlamaktadır. Sütçü ırklarda besin madde ihtiyacı daha fazla olmaktadır.Koyunlarda döl verimi süt verimini etkilemektedir. İkiz doğuran koyunlar tek doğuran koyunlara göre %30-50 daha fazla süt vermektedir. Tek olarak emen kuzular ikiz olan kuzulara göre daha hızlı gelişmektedirler. Süt verimi ilk laktasyondan 3.laktasyona kadar genelde artar. Süt verimi ve bileşimi üzerine genotipin çok büyük bir etkisi vardır. Süt verimindeki artışa paralel olarak süt yağı ve kuru madde oranı düşmektedir.
Genç damızlık koyunların damızlık rasyonları ile beslenmelerine büyütme döneminin sonunda geçilir. Damızlığa ayrılan kuzularda günlük canlı ağırlık artışının fazla olması istenmemektedir. Bu hayvanların günlük canlı ağırlık artışlarının 100-150 g ve 5 aylık yaştaki canlı ağırlıklarının 30-35 kg olması gerekir. Genç damızlık koyunlara 6 aylık yaşa değin yoğun yem karmasının verilmesi zorunludur
KEÇİLER:
Süt keçilerinin beslenmesinde teke katımı, gebelik ve laktasyon dönemleri olarak adlandırılan üç kritik dönem bulunmaktadır. Ele alınan bu dönemlerde süt keçilerine verilecek yemlerin miktar ve kalitesi verimliliği etkiler.
Mineral madde gereksinimi,Keçi beslemede 15 mineral element önemli olup, vücuttaki miktarlarına göre makro mineraller (Ca, P, K,Na, Cl, S ve Mg) ve mikro (iz) mineraller(Fe, Zn, Cu, Se, Mo, Mn, Co ve I) olarak iki gruba ayrılmaktadır. Keçilerde genel olarak kalsiyum, tuz, kükürt, bakır, çinko, iyot ve manganez eksiklikleri daha fazla görülür. Toprakta bu mineraller eksik değilse yetersizlikleri de pek görülmez.Ancak, bitkisel yemlerde sodyum içerikleri düşük olduğundan keçilerin sodyum gereksinimlerinin karşılanması için rasyonlarına mutlaka %0.5 tuz katılmalıdır.
A vitamini eksikliğinde; gecer körlüğü, üreme performansında düşüklük ve epitel hücrelerin keratinize olmasına neden olur.
Et ve süt keçi ırklarının protein gereksinimi %12-16 arasında değişmektedir.
Teke Katım Dönemi Besleme
Teke katım döneminde yapılan ek yemleme (flushing),keçilerde kızgınlığın toplulaşması, çoğuz doğum oranının artması, gebelik oranının yükselmesi ve gebeliğin sorunsuz devam etmesini sağlar.Teke Katım dönemi beslemesi yaklaşık 4-6 haftalık bir süreyi kapsar. Bu süre içinde süt keçilerine günde 1.0-1.5 kg kadar kuru ot ve 250-300 g yoğun yem verilebilir. Aşım döneminde tekelerin de performansının devamını sağlamak için ek yemleme yapmak gerekir.
Gebe Keçilerin Beslenmesi
Keçilerde yaklaşık 5 ay süren gebeliğin ilk dönemlerinde fötüs gelişimi yavaş olduğu için, gebeliğin son 6-8 haftasına kadar ek besin maddesine gerek duyulmamaktadır. Gebeliğin son döneminde artmaya başlayan fötüs ağırlığına bağlı olarak keçilerin besin madde gereksinimlerini karşılamak için verilen karma yem miktarı 100-200 g’dan 500-800 g’a kadar yükseltilebilmektedir.Gebeliğin son iki haftasında keçilerde yem tüketiminin düşmesi nedeniyle, karma yemin protein, enerji vemineral içeriği arttırılmalıdır. Gebeliğin son haftasında keçilere verilecek günlük protein miktarı, yaşama payı gereksinimin iki katı olmalıdır.
Laktasyondaki Keçilerin Beslenmesi
Doğumu izleyen ilk 4-6 hafta içinde keçiler en yüksek süt verimine ulaşmaları nedeniyle verilecek rasyonun besin madde içeriğine dikkat edilmelidir. Doğumdan Sonraki ilk birkaç ay içinde keçilerin süt verimine bağlı olarak bir miktar canlı ağırlık kaybetmeleri doğal karşılanır. Laktasyonun ilk aylarında ılıman iklim kuşağında genellikle mera dönemi de başlamaktadır.
Oğlakların Beslenmesi
Sütten kesim öncesi beslenme, yeni doğan oğlağın kolostrum tüketimi oğlak ölümlerinin azaltılması açısından önem taşır. Yağ içeriği yüksek olan kolostrum iyi bir enerji kaynağı olması yanında, ayrıca protein, vitamin ve mineral bakımından da zengindir. Oğlaklar doğumda hastalıklara karşı bağışıklık ajanlarına sahip değildir. Kolostrum içerdiği immünglobulinler yardımı ile doğumdan sonra oğlakları hastalıklara karşı korumaktadır. Ancak, doğumdan 20-28 saat sonra oğlaklar, immünglobulinleri absorbe etme yeteneklerini kaybettikleri için doğumdan sonra kolostrumun tüketimi önemlidir.
Sütten kesim sonrası besleme, süt emen oğlaklara en kısa sürede sütten kesilmelerine olanak sağlayacak bir yemleme programı uygulanılması önerilir.
Erken sütten kesilmiş oğlakların sınırlı miktarda kuru ot ve serbest düzeyde yoğun yemle beslenmesi sonucu en iyi büyüme sağlanmaktadır.
Damızlık dişi oğlakların beslenmesi, dişi oğlaklar yaklaşık 1. yaşlarında doğum yapacak şekilde beslenmelidir.
Sütten kesimden sonra erkek ve dişi oğlaklar ayrılmalıdır.
Dişi oğlaklar genellikle serbest kaba yem ve 100-500 g arasında değişen miktarlarda %15-18 proteinli yoğun yem ile yemlenirler ve 7 aylık yaşta genellikle ergin canlı ağırlıklarının %70’ine ulaşırlar.
Genellikle keçi ırklarında 7-8 aylık yaşta dişi oğlaklar çiftleştirilen bilmektedir.
Oğlak Besisi Modern keçi yetiştiriciliğinde, doğumdan bir hafta sonra oğlaklara serbest düzeyde yoğun yem ve kaba yem verilir. Böylece 3-4 hafta sonra oğlaklar besin madde gereksinimlerini karşılayabilecek kadar katı yem tüketmeye başlarlar. Bundan sonra o¤-laklara uygulanan besi program› daha kolaydır. Besiye alınan erkek oğlaklar 100 g/gün iyi kaliteli kuru ot ve 2.4-2.6 McalME ve %15-18 protein içeren yoğun yemle serbest düzeyde yemlenmektedir.
Tekelerin Beslenmesi
Tekelerden iyi kaliteli sperma almak ve aşım performans›n› artırmak için yeterli ve dengeli beslenmeleri gerekir. Damızlık tekelerin aşım dönemi kısa sürdüğü için çok yönlü ve yüksek değerli rasyonlarla beslenmelerine özen göstermek gerekir.
KANATLI KÜMES HAYVANLARI BESLEME
Kanatlı kümes hayvanları insanların sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereksinim duydukları beyaz et ve yumurta gibi hayvansal protein kaynaklarının üretilmesinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle yumurta tavuğu ve etlik piliç üretimi ülkemizdeki hayvansal üretim içerisinde oldukça önemli bir paya sahiptir. Hindi, kaz, ördek ve bıldırcın üretimi ise daha azdır. Kanatlı kümes hayvanlarının beslenmesi karma yeme dayalı olarak yapılmakta ve yem maliyeti toplam üretim maliyetinin yaklaşık % 70’ini oluşturmaktadır. Bu nedenle işletmede doğru bir besleme idaresinin uygulanması çok önemlidir. Kanatlı kümes hayvanlarının yaşamlarını aksaksız sürdürmeleri, et ve yumurta üretebilmeleri için ekonomik olarak beslenmeleri gerekir. Bunun gerçekleştirilmesi hayvanın sindirim sistemi ve fizyolojisinin yakından tanınması, beslenmeleri konusunda temel ilkelerin iyi bilinmesi, verim yönü ve özelliklerine uygun beslenmesi ile mümkündür.
Kanatlı kümes hayvanlarının sindirim organları nelerdir?
Kanatlı kümes hayvanlarında yemler ağızda çok kısa süre kalmakta ve tükürükle ıslatılıp yemek borusuna aktarılmaktadır. Mukusca zengin olan tükürüğün temel işlevi ağıza alınan yemin ıslatılması, yumuşatılması ve kayganlaştırılmasıdır. Gaga ile ağıza alınan ve tükürük salgısı ile bulaşan yemler, dilin hızlı bir hareketi ile yutağın alt kısmına gönderilir.
Kanatlı kümes hayvanlarında kursak, yemlerin depolanması görevini yapar. Taşlık dolu olduğu zaman yemler yemek borusu ve kursakta depolanır. Taşlık boş ise, yem partiküllleri kursakta bekletilmeden mideye aktarılır. Kanatlı kümes hayvanlarının kursaklarındaki mukoz bezlerde bol miktarda salgı hazırlanmaktadır. Fakat bu salgı enzim içermez, sadece kursağa gelen yemlerin ıslatılarak yumuşatılmasını sağlar. Kanatlı kümes hayvanlarında uzun iğ şeklindeki bezel mide, küp şeklinde hücrelerden oluşan epitel dokuyla kaplanmıştır ve bol miktarda salgı bezi içerir.
Geviş getiren hayvanların aksine, kanatlı kümes hayvanlarında pepsinojen ve HCL aynı bezlerden salgılanmaktadır. Bezel mideden yemler geçerken bu salgıyla bulaşır ve kısa sürede taşlığa ulaşır.
Memelilerde dişlerin yaptığı öğütme işini, kanatlı kümes hayvanlarında taşlık yapar. Yemlerle birlikte küçük taş ve metal parçacıklarının yutulması, taşlıktaki öğütme işine yardımcı olur.
Bağırsaklar, sindirimin tamamlandığı ve besin maddelerinin kana karıştığı, yani emilimin gerçekleştiği organlardır. Bağırsaklardan salgılanan enzimlerle, karaciğerde hazırlanıp on iki parmak bağırsağına dökülen safra ve pankreas bezinden salgılanarak aynı şekilde on iki parmak bağırsağına ulaşan enzimlerin katalize ettiği kimyasal reaksiyonlar sonunda, yemlerle hayvanlara verilen karbonhidratlar, glukoz, fruktoz ve galaktoz gibi mono sakkaritlere, yağlar yağ asitleri ve gliserole, proteinler ise amino asitlerine dönüştürülürler. Ortaya çıkan bu metabolitler, ince bağırsak epitel hücrelerinin cidarlarından emilerek kana karışır ve dokulara gönderilirler.
Kanatlı kümes hayvanlarının kalın bağırsaklarında besin maddelerinin sindirimi ve emilimi önemsenmeyecek düzeydedir. Buna karşılık kalın bağırsak suyun geriye emilimini sağlar.
Bu sistem içinde yer alan organlar; ağız, kursak, bezel mide (ön mide, proventriculus), taşlık (kaslı mide, pars muscularis), ince ve kalın bağırsaklar ile iki adet kör bağırsaktır. Karaciğer, safra kesesi ve pankreas bezi de sindirime yardımcı organlar olarak kabul edilirler.
Ağız-yemek borusu-kursak-taşlık-ince bağırsak
Memelilerde dişlerin yaptığı öğütme işini, kanatlı kümes hayvanlarında taşlık yapar. Yemlerle birlikte küçük taş ve metal parçacıklarının yutulması, taşlıktaki öğütme işine yardımcı olur.
Kanatlı kümes hayvanları kolay sindirilen karbonhidratlar (nişasta ve mono sakkaritler), protein, makro ve iz elementler ve vitaminlerce zengin yoğun yemlerle beslenirler. Kaba yemler kanatlı kümes hayvanları tarafından yeterince değerlendirilemez.
Bazal metabolizma enerjisi: Optimum çevre sıcaklığında barındırılan mutlak istirahat durumunda olan, hareket etmeyen, belirli bir süre aç bırakılmış, verim vermeyen ve canlı ağırlığı değişmeyen bir hayvanın 24 saatte harcadığı enerjiye bazal metabolizma enerjisi denir. Metabolik enerjiden ısı kayıpları düşüldüğünde net enerji (NE) bulunur.
Bazal metabolizma, istem dışı çalışan organ ve dokuların, solunum, dolaşım, boşaltım, sinir ve endokrin sistemlerin fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için harcanan enerjidir, bireye özgüdür ve değiştirilemez.
Yumurta üretim dönemindeki kanatlı kümes hayvanlarının enerji gereksinimleri canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı ve yumurta üretimine bağlıdır. Kanatlı kümes hayvanları yumurtlama döneminin başlarında büyümelerini sürdürürler. Yumurta tavukları, kuluçkadan çıktıktan yaklaşık 20 hafta sonra yumurtlamaya başladıkları halde, büyümeleri 30-34. haftaya kadar devam eder. Bu nedenle yumurtlama döneminin başlangıcındaki kanatlı kümes hayvanları için enerji gereksinimi belirlenirken, canlı ağırlık artışı için sarf edilen enerjinin de dikkate alınması gerekir.
Kanatlı kümes hayvanlarının protein ve amino asit gereksinimleri, hayvana, yeme ve çevreye bağlı faktörlere göre değişmektedir. Hayvana bağlı faktörler arasında tür, ırk, hat, verim yönü, verim düzeyi, eşey ve yaş önem taşır.Yumurtlama dönemindeki hayvanların protein ve amino asit gereksinimleri canlı ağırlık, yumurtlama dönemi ve hayvanın sağlığına bağlı olarak değişmektedir. Çevreye bağlı etmenler arasında, özellikle iklim etmenleri (sıcaklık ve oransal nem) ile barındırma durumu (yerde ve kafeste barındırma) önem taşımaktadır.Canlı ağırlık arttıkça yaşama payı protein ve amino asit gereksinimi artmaktadır.
organizmada sentezlenen, endogen) adı verilmektedir. Bu amino asitler; alanin tirosin, aspartik asit, sistin, hidroksi prolin amino asitleridir.
Bu amino asitlerin dışındaki bazı amino asitler ise hayvansal organizmada gereksinimi karşılayacak düzeyde sentezlenememektedirler. Organizmada yeterince sentezlenemeyen bu amino asitlere esensiyel amino asitler (organizmada sentezlenemeyen, egzogen) adı verilmektedir. Bu amino asitler; lisin, triptofan, histidin, fenilalanin, arginin, lösin, izolösin, tironin, metiyonin, valin amino asitleridir.
Bazı amino asitler ise yarı esansiyel amino asitler olarak bilinirler. Yarı esansiyel amino asitler hayvanın yaşaması için mutlaka gerekli olmayıp daha ziyade optimum büyüme için gereklidirler. Bunlar ise; glisin, serin, glutamik asit ve prolin amino asitleridir.
Kanatlı kümes hayvanlarının vitamin gereksinimleri tür, ırk, yaş, verim yönü ve düzeyi, hayvanın sağlığı, stres durumu gibi hayvana bağlı faktörler, ısı, ışık, nem, kümes hijyeni, hayvanlara kümeste sağlanan konfor gibi çevresel faktörler ile kullanılan yemlerin özelliklerine ve yem üretimi sırasında uygulanan işlemler ve depolama gibi faktörlere göre önemli farklılıklar göstermektedir.
Vitaminlerin yetersizliğinde hayvansal organizmada ortaya çıkan aksaklığa avitaminoz adı verilir. Avitaminoz belirtileri uzun süren vitamin yetersizliği durumunda ortaya çıkar. Yemlerde, yapıları vitaminlere benzeyen ve metabolik olaylarda vitaminlerin işlevlerini engelleyen bazı kimyasal maddelerin bulunması durumunda yeterli düzeyde vitamin tüketilmesine rağmen yetersizlikler ortaya çıkabilir.
Bu hayvanların suyu, kendi tüketebileceğimiz nitelikte temiz, renksiz ve kokusuz olmalıdır. Organik ve inorganik zehirli maddelerle ve hastalık etmenleriyle bulaşmış olmamalıdır. İçme suyu % 1.5’dan fazla mineral madde içermemelidir. Kanatlı kümes hayvanlarının içme sularında arsenik, kurşun ve civa gibi metaller bulunmamalı, flour düzeyi 3 mg/l’den fazla olmamalıdır. Sudaki tuz düzeyi 4000 ppm’in üzerine çıkmamalıdır.
Yumurtadan çıkıştan itibaren eşeysel olgunluğa kadar süren büyüme dönemi, civciv (yumurtadan çıkıştan itibaren 6-8 hafta) ve piliç dönemi (6-8 haftadan itibaren 18-20 hafta) olmak üzere iki devreye ayrılır. Hayvanların yumurta üretmeye başladıkları dönem eşeysel olgunluğa ulaştıkları yaştır ve bu dönemdeki hayvanlar yarka olarak isimlendirilirler.
Kahverengi yumurtacı genotipler beyaz yumurtacılardan biraz daha ağırdırlar. Bu nedenle büyüme döneminde canlı ağırlığı kontrol etmek amacıyla, 8-12 haftalık yaştan itibaren nicel ve nitel yem sınırlama programları uygulanabilmektedir. Nicel sınırlamalar günlük olarak verilen yem miktarının azaltılması, günlük yemleme süresinin kısaltılması, haftada bir veya iki gün aç bırakma, gün aşırı aç bırakma şeklinde uygulanabilmektedir.
Yumurta tavuklarında yumurtlama döneminin ileriki aşamalarında gözlenen besin maddeleri gereksinimlerindeki düşüşe paralel olarak daha az protein ve esensiyel amino asit içeren yemlerle beslenmeleri önerilmektedir. Bu yöntem aşamalı yemleme olarak isimlendirilir. Böylece yem maliyeti düşürülürken yumurta ağırlığı da kontrol altında tutulur.
Sınırlı yemleme uygulamalarında her hayvanın gereksinimlerini karşılayacak miktarda yem tüketmesine ve mutlaka yeterli yemlik alanının sağlanmasına dikkat edilmelidir. Yemlerin nitelik bakımından sınırlanması ise uygulamada kolaylık sağlamakla birlikte, düşük düzeylerde besin maddesi içeren yemler ile her zaman istenen eşeysel olgunluk ağırlığına ulaşılamamakta, hayvanların tepkileri farklı olmakta ve bunun sonucu olarak sürüde canlı ağırlık bakımından üniformite bozulmaktadır.
Et tipi damızlık tavukların yumurtlamasında pik sonrası dönemde neye dikkat edilmelidir?
Pik sonrası dönemde yumurta veriminin artırılmasından çok verim düzeyinin ve döllülük oranının korunması ile yumurta ağırlığının kontrol altında tutulması gerekmektedir.
Erkek ve dişi damızlıklar aynı yemlikten ve dişilerin gereksinimlerini karşılamaya uygun özellikte yemle beslendiklerinde, erkekler gereksinimlerinden daha fazla yem tüketmekte, hızla canlı ağırlık kazanmakta ve ilerleyen yaşlarda (35-40 haftalar) ayak tabanlarında ve eklemlerde rahatsızlık, bacak kusurları, eşeysel aktivitede gerileme ve aşım sıklığında azalmaya bağlı döl veriminde düşme ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde yaygın olarak kullanılan et tipi damızlık tavukların yumurtlama dönemi sonunda 3.5 kg canlı ağırlığı aşmamaları önerilmektedir.
HİNDİLER
Büyük boy hindiler için kesim yaşı, erkeklerde 20-24. hafta, dişilerde ise 16-17. haftalar arasındadır.
Hindilerde yumurta üretimi 32-33. haftalarda başlar ve hızla yükselerek 36-38. haftalarda pike ulaşır. Bu dönemde yumurta ağırlığı artar.
Erkek damızlık hindilerin canlı ağırlıkları oldukça yüksektir ve bu durum üreme performansını olumsuz yönde etkilediğinden, büyütme döneminde erkek palazlara sınırlı yemleme programları uygulanmalıdır. Serbest yemlenenlere oranla % 30-50 düzeyinde daha az besin maddesi tüketimini sağlayacak bir kısıtlama modeli önerilmektedir
Karkasın besin değeri, su, protein, yağ, mineral madde ve vitamin içeriği iç kalite özelliklerini oluşturmaktadır.karkasta gevreklik, tat ve koku ise duyusal özellikleri oluşturmaktadır.
Karkas ağırlığı ve genel görünüm, iskelet yapısı, deri rengi, göğüs ödemi, kırık kemik parçaları, karkas üzerindeki çürükler, deri üzerinde kalan ince tüyler dış kalite özelliklerini,
Kanatlı kümes hayvanlarının vücudunda, et ve yumurta gibi ürünlerinde diğer elementlere göre daha fazla miktarlarda bulunan elementlere makro elementler denir. Kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, klor ve kükürt makro elementlerdir.
Karma yemlerdeki ham maddeler et kalitesini hangi yönlerden etkiler?
Mısır, renk maddesi (ksantofil) içeriği nedeniyle deri, ayak ve vücut yağı rengini olumlu etkilerken, iç yağını yumuşatmaktadır.
Ayçiçeği küspesi de iç yağını yumuşatıcı etkiye sahiptir.
Arpa ve pamuk tohumu küspesi ise iç yağını sertleştirmektedir. Pamuk tohumu küspesi yüksek düzeylerde kullanıldığında etin tadını ve kokusunu olumsuz etkiliyebilir.
Yulaf ise etin gevrekliğini olumlu yönde etkiler.
Balık unu ve yağının fazla kullanılması (% 6’nın üzerinde) ette balık kokusuna neden olmaktadır.
Kabuk kalitesi için kalsiyumun yemdeki düzeyinin yeterli olması gerekir. Yumurta kabuğunun düzenli oluşturulabilmesi için yemlerle verilen kalsiyum kaynakları dışında, yumurtlayan tavuklara granül formunda istiridye ve midye kabukları gibi kalsiyum kaynakları verilebilir.
Hayvansal organizmada yaşamın aksaksız sürdürülmesi için harcanan vitaminlere ek olarak, büyüme ve yumurta üretimini sağlamak amacıyla da vitamin kullanılmaktadır.
Vitaminler, organizmada sentezlenemediklerinden yaşamın sürdürülmesi, büyümenin gerçekleştirilmesi ve yumurta üretimi için harcanan vitaminlerin yemler ile hayvanlara sunulması zorunludur. Vitaminler, yağda çözünen vitaminler ve suda çözünen vitaminler olmak üzere iki grupta toplanmaktadırlar. Yağda çözünenler; vitamin A, D, E ve K’dir. Suda çözünenler; vitamin B1 (thiamin), B2 (riboflavin), B6 (pridoksin), B12 (siyanokobalamin), niasin, biotin, folik asit, pantotonik asit ve vitamin C (askorbik asit)’dir. Bu vitaminler dışında vitamin benzeri kimi etkicil maddeler de vardır. Bunlar; inositol, vitamin T, vitamin F ve flavonoid’lerdir.
RASYON
İşletme masrafları içinde yemin payı farklı üretim faaliyetleri içinde oldukça yüksektir. Hayvanların dengeli ve ekonomik beslenmesi onlar için dengeli ve sağlıklı rasyon uygulamaları ile mümkündür. Bu bağlamda, rasyon dendiğinde hayvanların bir günlük enerji, protein, mineral ve vitamin gibi besin madde gereksinimlerini karşılayan yemlerin toplam miktarı anlaşılmaktadır.
Hayvanların canlı ağırlığı, fizyolojik durumu ve besin madde gereksinimleri bilinmelidir.Rasyonları oluşturacak yem hammaddelerinin besin madde içerikleri bilinmelidir.Yem hammaddelerinin en yüksek kullanım oranları ve sınırlayıcı özellikleri bilinmelidir.Yem hammaddelerinin güncel maliyetleri bilinmelidir.
Pearson-kare yöntemi, ikiden fazla hammaddeyle karma yem hazırlanmasında kullanılabilir mi?
Bu yöntem sadece basit karışımlar oluşturmak için kullanılabileceği gibi, ikiden fazla hammadde kullanılarak karma yem oluşturmada da kullanılabilir. Bu durumda, hesaplamanın kolaylaştırılması amacıyla yem hammaddeleri ham protein bakımından fakir olanlar ve ham protein bakımından zengin olanlar olarak iki gruba bölünür.
Doğrusal programlama yönteminde önemli olan üç temel konu nedir?
Bunlardan ilki amaç fonksiyon, ikincisi karar değişkenleri, üçüncüsü ise sınırlandırmalardır. En düşük maliyetli yem rasyonlarının oluşturulmasında amaç fonksiyon yemin birim maliyetini içeren eşitlik, karar değişkenleri rasyona girmesi düşünülen yem hammaddeleri, sınırlandırmalar ise yemde bulunması gereken ham besin madde düzeyleri ve yem hammaddeleri ile ilgili diğer değerlerdir.
Rasyon hazırlamada doğrusal programlama yönteminin kullanımı son 20 yılda önemli gelişmeler kaydetmiş ve bilgisayar teknolojisinin gelişimi ile birlikte en ucuz maliyetli rasyonların oluşturulması güncel bir konu olmuştur.
Doğrusal programlama yönteminde;
• Hayvanların ihtiyaçları belirlenir,
• Rasyonda yer alması gereken sınırlandırmalar belirlenir,
• Problem, eşitlikler şeklinde ifade edilir,
• Her bir yem hammaddesi için sınırlandırmalar yazılır,
• Amaç fonksiyonu yazılır,
• Uygun bir doğrusal programlama programı ile problem çözülür,
• Rasyon sonuçlara bakarak hayvan besleme açısından değerlendirilir.
Ruminant hayvanlarda rasyon başarısının önemi nedir?
Üretilecek her kg et ve sütün maliyetinin yaklaşık % 50- 70’i yem giderlerinden oluşmaktadır. Bu nedenle yem giderlerinin sürekli kontrol altında tutulması gerekmektedir. Aksi takdirde işletmenin yönetilmesi oldukça zorlaşacaktır.
Mısır %60 oranında, Yulaf %50 oranında, Soya Küspesi %20 oranında, Pirinç Kepeği %25 oranında, Havuç %30 oranında en yüksek kullanıma sahiptir.
Kanatlı kümes hayvanlarının yemleri hazırlanırken, yumurta ile ilgili dikkat edilmesi gereken husus nedir?
Pamuk tohumu küspesi yumurta tavuklarında kullanılmamalıdır, yumurtanın ak ve sarı kalitesinde bozulmaya neden olur. Yumurta tavuklarında ayçiçeği küspesi en fazla % 25, kanola küspesi en fazla %10 kullanılmalıdır.
Ruminant hayvanlarda faz veya dönem yemlemesi nasıl uygulanır?
Bu yemleme yönteminde hayvanlar (süt sığırı, koyun, keçi) laktasyon süresine göre 3 döneme bölünmekte ve her dönemde ayrı ayrı yemleme düzeyi uygulanmaktadır. Bu yemleme yönteminde kuru dönem de dikkate alındığında tüm dönem 4 farklı faza bölünmüş olmaktadır.
Grup yemlemesi nedir ve nasıl yapılır?
Bu yemleme yönteminde hayvanlar süt verimine göre gruplara bölünmekte ve her grubun gereksinim duyduğu besin maddeleri dikkate alınarak yemlenmektedir. Bu yöntemde hayvanlar, yüksek verimliler, orta verimliler, düşük verimliler ve kurudakiler olmak üzere dört gruba bölünmektedir.
Kanatlı kümes hayvanlarının beslenmesinde, yetiştirme amacı ve eldeki hayvan materyaline göre başlıca iki yemleme yöntemi kullanılmaktadır. Bunlar serbest (ad libitum) yemleme ile sınırlı (programlı) yemleme yöntemleridir.
Kanatlı kümes hayvanlarında serbest yemleme yönteminin dezavantajları nelerdir?
Bu yemleme koşullarında sürüdeki hayvanların bazıları gereksinimleriyle uyumlu miktarlarda yem tüketirler iken, bazıları gereksinimlerinden daha az, bazıları da daha fazla yem tüketebilmektedirler. Özellikle et tipi yarı ağır ve ağır ırklar serbest yemleme koşullarında gereksinimlerinden daha fazla yem tüketirler. Bu hayvanlar obur hayvanlardır ve gereksinimlerinden fazla yem tüketerek hem yemi israf ederler hem de fazla tüketim sonucu yağlanırlar.
Serbest yemleme yönteminde hayvanların yem tüketimlerini, besin maddesi gereksinimlerine ve özellikle enerji gereksinimlerine göre düzenledikleri kabul edilmektedir. Bu yöntemde yemliklerde her zaman yeterli miktarda yem bulunmalı ve hayvanlar gün boyunca her istedikleri zaman, istedikleri kadar yem tüketebilmelidir. Mekanizasyona olanak sağlaması, işçilik giderlerini azaltması ve uygulamada kolaylık yöntemin avantajlarıdır.
Sorgum, tanen içeriği nedeniyle civciv yemlerinde kullanılmamalı, diğer kanatlı kümes hayvanlarının yemlerinde ise en fazla %30 kullanılmalıdır.
Buğday kepeği, bonkalit, razmol vs. değirmencilik artıklarından oluşan yemler, tozumaya neden oldukları için dikkatli kullanılmalıdır. Buğday kepeği % 25’ten fazla kullanılmamalıdır.
Sınırlı yemleme temel olarak iki şekilde uygulanır:
Bunlardan birincisi, belirli yaşam döneminde hayvanların tükettikleri yem miktarının sınırlanmasıdır ve Nicel Sınırlama (Kantitatif Sınırlama) olarak isimlendirilir. Nicel sınırlama uygulamaları iki şekilde yapılabilir. Birinci uygulama yemleme süresinin sınırlanması ikinci uygulama ise yem miktarının sınırlanmasıdır.
Diğer sınırlama yöntemi ise belirli bir yaşam döneminde hayvanlara sunulan yemin niteliğinin sınırlandırılması olup Nitel Sınırlama (Kalitatif Sınırlama) olarak isimlendirilir.Bu sınırlama yönteminde, hayvanlara sunulacak karma yemdeki bir veya birkaç besin maddesinin oranı gereksinim düzeyinin altına düşürülür. Daha çok büyüme dönemindeki genç hayvanlarda uygulanan bu yöntemde, hayvanların beklenenin üzerinde canlı ağırlık kazanarak yağlanmasının önüne geçilebilmektedir. Nitel sınırlama, yemin enerji, protein veya esensiyel amino asit ve özellikle lisin ve metiyonin düzeylerini gereksinim düzeyinin altına çekilmesiyle uygulanabilir.
Bu yöntemde besleme normlarında belirtilen enerji düzeyinden daha düşük düzeyde enerji içeren karma yemler hayvanların serbest tüketimine sunulur. Hayvanların gereksinim duydukları protein, amino asit, mineral madde ve vitamin gibi diğer besin maddeleri gereksinim düzeyinde tutulur. Ancak hayvanlar genellikle düşük enerjili karma yemlerden daha çok tüketme eğilimindedirler. Bu nedenle enerji sınırlaması yönteminde çoğu zaman beklenen başarıya ulaşılamamaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder