PEYZAJ ÇEVRE VE TARIM

ÇEVRE VE İNSAN

PEYZAJ: insanlar tarafından algılandığı şekliyle, karakteri tabii veya insani unsurların eyleminin ve etkileşiminin sonucu olan bir alan anlamına gelir.

Peyzaj mimarı ünvanı 1863 yılında kabul görmüştür.

Ekoloji kelimesi ilk olarak 1866 yılında kullanılmıştır.

Canlıların diğer canlılarla ve cansız çevre ile olan ilişkilerine ekolojik ilişkiler adı verilir. Cansız çevre faktörlerinin canlı üzerindeki etkilerine aksiyon, canlıların cansız faktörler üzerindeki etkilerine reaksiyon, canlıların birbirleri üzerindeki etkisine ise koaksiyon denir.

Peyzaj mimarlığının etkileşim içinde olduğu meslek disiplinleri, mimarlık, şehir ve bölge planlama, ekoloji, botanik, jeoloji, toprak, coğrafya, hortikültür, ormancılık, ziraat, güzel sanat dalları, sosyoloji gibi disiplinlerdir.

çevre psikoloji’sinde insan ve çevre olgularını açıklamak üzere birbiriyle yarışan kuramlar: KONTROL, UYARICI, DAVRANIŞ ORTAMLARI, ENTEGRAL

Biyosferdeki tüm kimyasal maddeleri, canlılara gereklilikleri açısından dört sınıfa ayırmak mümkündür:

Yaşam için önemli miktarlarda gerekli maddeler.

Yaşam için az miktarda gerekli maddeler. Demir, magnezyum, bakır, çinko, bor, sodyum, molibden, klor, vanadyum ve kobalt gibi elementler ve bileşikleri, canlı dokular da önemli miktarlarda bulunmamakla birlikte, biyokimyasal rolleri açısından ve bazı vitamin ve enzimlerin çatısını oluşturmaları nedeniyle gereklidirler.

Yaşam için gerekli olmayan, fakat doğal olarak çevrede bulunan maddeler.

Yaşam için gerekli olmayan sentetik maddeler.

  • Canlı varlıkların yaşamlarının en az bir döneminde onları doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal veya biyolojik olmak üzere ortamın her elemanına, çevre elemanlarının her birine, çevre faktörü veya ekolojik faktör denir.

  • Yapay çevre kısaca, bir bölgenin ekonomik, sosyal ve fiziki yönden mevcut olan doğal çevreyi olumsuz olarak etkilemeyecek, çevre kirliliği oluşturmayacak şekilde planlanması demektir.

  • Toplumsal değerler, sosyokültürel yapı, yaşam biçimi, teknoloji, nüfus yapısı, ekonomi, ulaşım dokuları, kentsel politikalar doğrudan kentsel biçimlenmeyi ve kent makro formunu belirleyen faktörlerdir.

  • Park alanları için gerekli standartları belirleyen etmenler; nüfus, kentin boyutu, coğrafi konumu, iklimi, kullanım mesafesi ve yoğunluğudur.

  • Azot ve fosfor döngülerinin insan etkisiyle bozulması sonucu başlıca su kirlenmesi sorunlarından biri olan ötrofikasyon

  • Fauna: Belli bir bölgede doğal olarak yaşayan hayvanların listesidir.

  • Flora: Bir bölgede doğal olarak yetişen bitkilerin listesidir.

  • İnsanın kendisi dışında kalan doğa ile ilişkisinin nasıl olması gerektiği üzerine kafa yoran ve birey-toplum-doğa ilişkilerinde kurulacak denge çerçevesinde doğru eylem ve yaşam biçimlerinin seçilmesine ÇEVRE ETİĞİ denir.

  • Kentsel yaşam kalitesi fiziksel çevre, sosyal çevre ve ekonomik çevre kalitesine yönelik bileşenlerden oluşmaktadır.

  • Ekonomik çevre kalitesi yaşam maliyeti ve alım gücü gibi özellikler ile tanımlanırken;

  • sosyal çevre kalitesi yaşam biçimi, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim, örgütlülük ve gönüllülük esasına dayalı toplumsal faaliyetler, güvenlik, bir yerde topluma ait olma duygusu, kimlik, yerellik vb. özellikler ile tanımlanabilir.

  • Fiziksel çevre kalitesi açık ve yeşil alan varlığı, ulaşım ağı, ulaşım türü, toplu taşıma, altyapı ve belediye hizmetleri, iletişim, sosyokültürel aktiviteler, doğal ve tarihi değerlerin korunması, konut ve yaşam çevresinin planlı olması, konut tipi ve kalitesi, çalışma alanlarının çevresel etkilerinin azaltılması, rekreasyon alanlarının varlığı gibi özellikler ile tanımlanabilir.

  • Bahçe kentin öncüsü Ebenezer Howard kırsal ve kentsel yaşamın iyi yönlerinin kentte toplanmasını amaçlar.

  • Bir bitki türünün bilimsel adı; cins adı ve türü tanımlayan bir EPİTET adından oluşur.

PEYZAJ TARİHİ

  • İsviçre’de bulunan St. Gall Manastırının şematik planında dini yapıların geometrik olarak düzenlenmiş meyve ve sebze bahçelerinin içinde yer aldığı görülmektedir.

  • Bilimsel bir terim olarak peyzaj, ilk kez 1900’lü yıllarda Alman coğrafyacı Alexander Von Humboldt tarafından tanımlanmıştır.

  • Ekolojinin bir alt disiplini olan peyzaj ekolojisi terimini de ilk olarak 1938 yılında Alman biyocoğrafyacı Carl Troll kullanmıştır.

  • Babil kralı Nebuchadnezar II tarafından M.Ö. 6. Yüzyılda yaptırılan Isthar Kapısı, kentin koruyucu tanrılarını temsil eden boğa ve aslan gibi hayvan figürleri ve palmiye ağaçlarının geometrik stilizasyonundan oluşan figürlerin simetrik düzeni ile bezenmiştir.

  • Ziggurat’lar yeryüzü ve gökyüzündeki ilahların sembolik birleştiricisi olan yapay bir ‘dağ’dır. Bu bölgedeki insanlar için ziggurat’ın dikey aksı kutup yıldızının yeryüzündeki karşılığı olup cenneti temsil eder. Bu kozmolojik inanış bölgede yaşayan ve farklı zamanlarda hükmeden Sümerler, Akadlar, ve Babilliler tarafından sürdürülür.

  • İmparator Hadrian tarafından Roma yakınlarında bulunan Tivoli kentinde M.S. 2. Yüzyılda yaptırılan ve Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan görkemli imparatorluk kompleksi Hadrian Villası, yaklaşık 1 kilometrekare alanda yer alan 30 kadar bina ve peyzaj düzenlemelerinden oluşmaktadır.

  • Fransa’da bulunan Lascaux Mağarasının duvarlarında tarihöncesi döneme ait resimler bu dönemde insanın doğa tasvirlerini yansıtmaktadır.

  • LOMSTELD- CENTRAL peyzaj mimarlığının babası., PAXTON-VİCTORİA İNG.

  • Güzel kent öncüsü Burhnam barok bahçe düzenlemesinden etkilenmiştir.

  • Militarist planlamaya duyulan tepkiyle beraber Amerika ve Avrupa’da gelişen geçmişin estetik değerlerini canlandırmayı hedefleyen akımlar ve kentleşme sorunlarına mevcut kentlere dokunmadan radikal çözümler üreten ‘model kent’ akımların görülmeye başladığı yıllardır. Bu dönemdeki önemli akımlar Bant Şehir, Güzel Kent, Bahçe Kent, Tony Garnier’in Sanayi Kenti ve Amerika’daki Peyzaj mimarlığı akımıdır.

  • Kaldırımlar ve metro durakları “kentsel mekan tasarımları”, tarihi kent çevresi “kent içi alanlarda planlama”, mesire yerleri “kent içi veya yakın çevresinde küçük ölçekte peyzaj tasarım konuları” ve tren istasyonları “tekil yapı düzenlemeleri” nin kapsamına girmektedir.

UNESCO Dünya Miras Listesi kapsamında kültürel peyzaj alanları insanların doğal çevreyi yapaylaştırma derecelerine göre 3’ ayrılır.

İnsan Tarafından Bilinçli Olarak Tasarlanan ve Yaratılan Peyzaj Alanları

Organik Olarak Oluşmuş Peyzaj Alanları

Birleşik Kültürel Peyzaj Alanları:Doğal elemanların güçlü dini, sanatsal, kültürel niteliklerle buluştuğu alan

Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) ise;

Kültürel peyzaj Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından “kültürel ve doğal kaynakları ve bu bağlamda yaban hayatı ve evcil hayvanları içeren, tarihi bir olay ve bir etkinlikle birlikte olan ya da çeşitli kültürel ve estetik değerler sergileyen coğrafi alanlar” olarak tanımlanmaktadır.

Açıkça Tanımlanabilen Peyzaj Alanları (insan eliyle düzenlenen park ve bahçeler ve bu alanların içinde yer aldığı kamusal ya da dini yapı grupları) Bu tür genelde kamusal nitelikte yapı gruplarını içerebilmektedir. Dünyaca bilinen bir örnek Versay Sarayı ve bahçeleridir. Bahçecilik sanatında bir dönüm noktası olan saray bahçeleri gerek kültürel gerek politik gerek sosyal yönden dönemin mimari ve sanatsal akımlarının bir aynası durumundadır.

Organik Olarak Gelişmiş Peyzaj Alanları

i. Jeolojik miras-fosil-kalıntı peyzaj alanları: Canlılığını yitirmiş fosil alanları ve artık kullanılmayan eski maden ocakları.

ii. Sürekliliği olan peyzaj alanları: Bu tür alanlara örnek ekonomik ve geleneksel canlılığını eski çağlardan bu yana hala koruyan ve sürdüren kırsal yerleşimler olabilir.

iii. Yardımcı kültürel peyzaj alanları: Bu tür alanlara dini, artistik ya da kültürel motiflerle bütünleşmiş doğal oluşumlar girebilmektedir. Frig vadisindeki Yazılıkaya buna örnek gösterilebilir.

Kentsel yeşil alanlar ekolojik işlevine göre ise dört grupta incelenebilir.

  1. ekolojik değer ve işlevi kent için önemli olan “geniş yeşil alanlar” kent içindeki koruluklar, tarihi bahçeler, kenti saran yeşil kuşaklar, sulak alanlar ve doğal alanlar gibi alanlardır. İzmir kuş cenneti İzmir’in Çiğli ilçesi Çamaltı tuzlasında bulunan çok önemli bir doğal ve sulak alandır. Orman genel müdürlüğü tarafından koruma altında olan alan aynı zamanda 1982 yılında Su Kuşları Koruma ve Üreme sahası olarak tescillenmiştir. Aynı zamanda arkeolojik sit alanı olan Kuş Cenneti 1985 yılında da birinci derece sit alanı ilan edilmiştir. Her yıl 50 000 üzerinde kuşun ziyaret ettiği alan kuşların göç yolları üzerindedir.

  2. İkinci grup yeşil alanlar kent içerisindeki biyolojik türlerin yetişmesine katkıda bulunan park, mezarlık, kent içi tarım alanları gibi “küçük yeşil alanlar” a işaret eder. Bu gruba örnek vermek gerekirse İstanbul’daki tarihi Yedikule Bostanlarını gösterebiliriz. 1500’lü yıllardan beri kent içi tarım alanı özelliğini sürdürebilmiş bostanlar ülkemizin çok önemli kentsel kültürel peyzaj alanlarıdır.

  3. Ekolojik işlevine göre ayrılmış yeşil alanlardan üçüncüsü “koridor yeşil alanlar”dır. Bu alanlar yeşil sistem içerisinde büyük ve küçük yeşil alanları birbirine bağlayan doğal ya da yapay, özel ya da kamusal olabilen yeşil alanlardır. Bu gruba vadiler ve tampon işlevi gören yeşil bantlar girebilir. Son grup yeşil alanlar ise tampon bölgelerdir. Önemli yeşil alanların çevresinde koruma amaçlı alanlar olarak bulunurlar.

rsal peyzajda dört temel kriter belirleyici olmaktadır. Bunlar arazi kullanımı ve faaliyetler, mekânsal organizasyon örüntüleri, doğal çevreye yaklaşım ve kültürel gelenekler olarak ifade edilebilir.

Peyzaj düzenlemesinin ana unsurunu oluşturan bitkiler, çok genel olarak olmak üzere başlıca 2 büyük grup altında toplanır.

  1. tohumsuz bitkiler (Cryptogamae)”

  2. tohumlu bitkiler (Spermatophyta)”Tohumlu bitkiler adından da anlaşılacağı üzere, neslini devam ettirebilmek için tohum üretebilen bitkilerdir. Tohumlu bitkiler ise temel olarak

Açık Tohumlu Bitkiler (Gymnospermae)”

Kapalı Tohumlu Bitkiler (Angiospermae)” olmak üzere 2 grup olarak değerlendirilir. Açık tohumlu bitkilere bu ismin verilmesinin nedeni, tohumlarının açıkta bulunmasıdır. Bütünüyle odunsu olan bu bitkilerin otsu üyeleri bulunmaz.

Kapalı tohumlu bitkilerde ise, tohumlar oluşturulan bir meyve yapısı içerisinde korunmaktadır.

Açık tohumlu bitkiler 3 sınıfa (classis) ayrılmaktadır. Cycadopsida, Coniferopsida ve Gnetopsida. İlk iki sınıfa ait bitkiler, filogenik olarak daha eskidirler. Gnetopsida sınıfına ait bitki türleri ise gösterdikleri bazı morfolojik özellikler nedeniyle Açık tohumlu bitkiler ile Kapalı Tohumlu Bitkiler arasında geçiş grubu olduğu düşünülmektedir.

Bir bitkinin ağaç olarak tanımlanması için:

Boyu 5 m’den daha fazla olmalı, • Gövde, taç ve boy büyümesi yapmalı, • Dal, sürgün ve yapraklarını tek bir gövdede taşımalıdır.

Tohumlar, stık çamı (Pinus pinea) hariç kanat içermektedir.

Habitus: Herdem yeşil, iğne yapraklı, gençken yuvarlak, ileri yaşlarda ise şemsiye şeklinde taca sahip bir Akdeniz iklimi bitkisidir. Bu karakteristik özelliği sayesinde tanınması kolaydır. 20 ile 25 m’ye kadar boylanabilir. Genç sürgünler ince, yeşilimsi sarı, kalın dallıdır. Başlangıçta düz olan kabuk, bitki yaşlandıkça kalın, derin ve boyuna gri kırmızımsı çatlaklı dır. Halk arasında Çam Fıstığı olarak bilinen tohumu ekonomik olarak değerlidir. Ayrıca odunundan reçine elde edilir. En geniş yayılışı Türkiye’de olup, vatanı Güney Avrupa ile birlikte Türkiyedir.

G inkgo bilobaL. (Çin mabed ağacı), günümüzde yaşamakta olan tohumlu bitkilerin en eski ve en yaşlı üyesi olarak kabul edilir. Fosil kayıtları bu bitkinin yaklaşık 180 milyon yıl kadar önce dünya üzerinde oldukça geniş bir yayılış alanı olduğunu göstermektedir.

  • Genellikle topraküstü organlarının odunlaşmayıp yumuşak kaldığı, diğer formlara göre çok daha kısa ömürlü hatta çoğunlukla tek yıllık (tek vejetasyon dönemlik) gelişim gösteren bitkilere ot adı verilir.

  • Dalları çevresel, karşılıklı veya nadiren almaşlı dizilen, yaprakların kısa sürgünler üzerinde demetler halinde veya uzun sürgünler üzerinden tek tek çıktığı ve sürgün üzerinde çevresel dizilişli olduğu familya Cycadaceae Pinaceae (Çamgiller).

  • Bitkiye karşıdan bakıldığında görülen morfolojik yapı “habitus” olarak isimlendirilir. Habitus bitki türlerinin tanınmasında ve adlandırılmasında son derece önemlidir. Başka bir ifadeyle, bir bitki türünün belirli bir habitattaki dik, yatık, yarı yatık, yuvarlak, piramit vb. formda olması, dallanması ve köklerinin toprak içerisinde dağılışı gibi genel morfolojik görünüşüne habitus adı verilmektedir.

  • Mazı; pulsu yapraklara sahip, tek evcikli, herdem yeşil ağaç ve ağaççıktır. Dünya’da bugün Çin, Kuzey Hindistan, Kore, Japonya ve İran’da doğal olarak yayılış göstermektedir. Yüksek ekolojik hoşgörülükleri nedeniyle dünyanın pek çok yerinde park ve bahçelerde peyzaj düzenleme sırasında kullanılmaktadır. Ülkemizde doğal olarak yayılış göstermemesine rağmen, Biota orientalis (doğu mazısı) sıklıkla park ve bahçelerde çit bitkisi ya da rüzgar perdesi olarak kullanılmaktadır

  • Karaçam, İç Anadolu böl­gesinin klimaks vejetasyo­nunu oluşturan ana bitki olması nedeniyle ayrıca önemlidir.

Monopodiyal dallanmada, ana gövde hakimiyeti söz konusudur ve gövde devamlı olarak terminal (uç) tomurcuğun etkinliği ile gelişmektedir. Bu tarz dallanma sonucunda genellikle sedir (Cedrus) bitkisinde olduğu gibi yukarıya doğru daralan piramit/ koni biçimli sivri ağaçlar oluşmaktadır.

Cedrus libani A. Richard (Katran Ağacı) Habitus : Herdem yeşil, boyu 30 ila 50 m boya kadar ulaşabilen, piramit formunda, dalların gövde ile dik açıya yakın bir açı yaptığı ağaçlardır. Odunundan katran elde edildiği için katran ağacı adı da verilir. Katran kokulu olup özellikle güve benzeri böcekleri kovmak için kullanılan bir kimyasaldır. Bu nedenle mobilya ve ev eşyaları yapımında kullanılmaktadır. Odununun sağlam ve dayanıklı olması nedeniyle ayrıca antik çağlarda özellikle gemi yapımı sırasında kullanılmıştır.

Taxus baccata L. (Adi Porsuk): İçerdiği taxin adı verilen alkoloit nedeniyle yaprak, tohum ve sürgünler zehirlidir. Sert ve dayanıklı odunu nedeniyle mobilyacılıkta terih edilen bir bitkidir.

KAPALI TOHUMLULAR

Gül dik otsu gövde; çilek stolon (sürünücü) gövde; zeytin dik odunsu gövde; nilüfer ise toprak altı gövdelerinden rizom gövde tipine sahip bitkilerdir. Özellikle kurak bölgelerde yaşayan bitkilerin su tutmak için gövdelerini metamorfoza uğratmaları sonucu oluşan etsi (sukkulent) gövdelere en tipik örnek kaktüslerdir.

Kambiyum dokusu bitkilerde sürekli bölünerek bitkinin enine kalınlaşmasını sağlayan dokudur. Eğer bir bitkide kambiyum yok ise o bitki hiçbir zaman odun yapısına kavuşamaz, ömrünün sonuna kadar hep otsu olarak kalır.

Çift Çenekli Bitkilerin Genel Özellikleri

Genellikle odunsudur, yaprakları geniş parçalıdır, yaprakları ağsı damarlıdır, tohumda çift çenek bulunur, Kambiyum bulunur, iletim demetleri düzenlidir, kazık ve yan köklerden oluşur, gövde kalındır. Bu gruba çevremizdeki ağaç ve çalıları örnek olarak verebiliriz. 

Toprak Üstü Gövdeler: Sarılıcı gövdeler, Stolon (Sürünücü) gövde, Dik otsu gövde, Dik odunsu gövde, Yapraksı gövde, Kısa gövde, Kanatlı gövde, Diken gövde, Sülük Gövde, Etsi (Sukulent) gövde, Otsu gövdeler, Rizom gövde, Tuber (Yumru) gövde, Soğan (Bulb) Gövde, Korm (Tunik) Gövde.

Bitkilerin bazı organları, bitkinin özelliğine, ihtiyacına veya yaşadığı yerin özelliklerine göre alışılmış yapılarından çok farklı bir yapıya dönüşürler buna metamorfoz denir.

Soğan (Bulb) Gövde: Bu gövde tipinde tabla, disk veya çok incelmiş yassı-konik bir gövdenin etrafı besin ve su bakımından zengin etli-pulsu yapraklar ile sarılır. İşte bu yapıya soğan ya da bulb adı verilir. Bulb gövdenin alt kısmında aşağı doğru ipliksi kökler verirken yukarı doğru ise yaprak ve çiçekleri taşıyacak toprak üstü sürgününü verir. Zambak, soğan, çiğdem bunlara örnek olarak verilebilir.

Yapraksı gövde; Gövde üzerinde yer alan yapraklar herhangi bir nedenle köreldiğinde gövde metamorfoza uğrayarak yassı-yapraksı bir yapıya dönüşür ve bu yapı bitkinin gövdesi olur. Kaktüs buna en tipik örnektir.

Bitkilerde Üretim Teknikleri

  1. Generatif Üretim Teknikleri: Kısa zamanda çok sayıda bitki elde edilebilen bu üretim tekniği aynı zamanda çok ekonomik bir yöntemdir. Generatif üretim tohum ile üretim ve spor ile üretim olmak üzere iki tiptir.

Çiçek oluşturan tüm bitkiler için geçerli olan tohumla üretim, genel olarak fazla miktarda bitki üretilmek istendiğinde yapılır. Ayrıca sağlıklı aşı yapılabilecek anaçların üretimi için de tohumla üretim yapılmaktadır. Bununla birlikte vejetatif üretim için yeterli anaç bitkinin olmaması, yüksek çimlenme yeteneğine sahip tohum sağlama ve hastalıklardan arınmış bitki yetiştirme gibi durumlarda da tohumla üretimden faydalanılabilmektedir. Tohumla üretim genel olarak tek yıllık otsu bitkilerin üretimi için kullanılır.

İlkel damarlı bitkilerden olan eğreltiler, atkuyrukları ve kibritotları ise tohumla değil sporla üremektedirler. Döllenme özelliği olmayan üreme hücresine spor denir. İlkel damarlı bitkilerden olan eğreltiler, atkuyrukları ve kibritotları sporla ürerler. Sporlar spor kesesi içinde bulunurlar ve spor keseleri olgunlaştığında açılarak sporları yayarlar. Sporlar uygun ortam oluştuğunda çimlenirler. Özellikle nem çok önemlidir. 20-24°C sabit sıcaklıkta yaprak oluşana dek alttan sulanır. Daha sonra zaman içerisinde öbekler halinde şaşırtılarak genç bireyler elde edilir.

İçsel nedenlerle tohumda ya da bitkinin diğer organlarında gelişme görülmemesine dormansi denir.

Tohumların çimlendirildikten sonra belli bir süre düşük sıcaklık derecelerinde tutulma işlemine vernalizasyon denir.

Döllenme sonrası olgunlaşan tohum taslağı ve içerisindeki embriyodan meydana gelen yapıya tohum denir.

  1. Vejetatif Üretim Teknikleri: Vejetatif üreme bitki üretiminin temelini oluşturur. Kök, gövde, yaprak, yumru gibi vücut organlarını kullanarak farklı yöntemlerle bitkilerin üretimi sağlanır. Bu üretim tekniğinde elde edilen birey anaç bitki ile birebir aynı karakteristik yapıya sahiptir. Vejetatif üretimde başarı, anaç bitkinin iyi seçimine bağlıdır. Anaç bitkilerin iyi bakılmış ve herhangi bir hastalığı olmaması gerekmektedir.

Vejetatif üretim 4 şekilde yapılır; • Çelikle üretim • Aşı ile üretim • Daldırma yöntemi ile üretim • Diğer vejetatif üretimler

Tek bir bireyden eşeysiz üreme yoluyla üretilmiş, genetik yapısı birbirinin tıpatıp aynı olan canlıya klon denir.

Çelik ile Üretim: Yeni bir birey elde etmek için anaç bitkinin kök, gövde ve yaprakları gibi organlarından bir parça alınarak uygun ortamda köklendirilmesi işlemine çelikle üretim denir.

  • Kök Çelikleri: Kök sürgünün verebilen bitkilerde uygulanabilen bu yöntem genel olarak kökün besin maddeleri yönünden zengin olduğu kış ile ilkbahar mevsimleri arasında yapılır. 5-10 cm ebatlarında kök çelikleri alınarak harç üzerine yatırılır ve üzeri 2 3 cm toprak ile örtülür. Çelik alınırken üst tarafları düz alt tarafları ise yan kesilir. Bazı bitkilerde kök çelikler dikey olarak da yerleştirilir. Bu tip üretimde çeliğin üst yüzeyi toprakla aynı seviyede olur ve üzeri 1-2 cm kum ile kapatılır. Nem düzeyi sürekli olarak kontrol edilir.

  • Gövde Çelikleri: En çok kullanılan çelikle üretim yöntemidir. 3 tip gövde çeliği yöntemi vardır; • Yumuşak (Yeşil-odun) gövde çeliği • Yarı odun gövde çeliği • Odun gövde çeliği

  • Yaprak Çelikleri: Alınan çelik üzerinde göz olup olmamasına göre iki şekilde yapılır. • Gözlü yaprak çelikleri • Gözsüz yaprak çelikleri

Üretilmek istenilen bitkiden alınan ve üzerinde uyur gözler bulunan kısma kalem veya göz denir.

Aşı ile Üretim: Aşı ile üretim, üretilmesi istenilen bir bitkiden alınan bir parçanın, kökünden faydalanılmak istenilen bitki ile kaynaştırılarak tek bir bitki haline getirilmesi tekniğidir.

Genel olarak ilkbaharda yapılır.

Damarlı bitkilerde iletim demetleri arasında yer alan ve ikincil büyümeyi sağlayan bölünür dokuya kambiyum denir.

2 şekilde yapılır. • Kalem aşısı • Göz aşısı

Kalem Aşısı: Odunlaşmış ve 1 yaşında olan sürgünlerden üzerinde birkaç göz bulunan kalem, yeni kesilmiş anaçla kambiyumları denk gelecek şekilde aşılanır. Kalem aşısı farklı yollarla yapılabilir;

  1. Yarma Aşı: Genel olarak bitkilerin tepe kısmına uygulanan bu aşıda anaç bitki yaşlı ve kuvvetli olmalıdır. Çeşit değiştirmeleri için bu yöntem düzgün ve uygun odun dokusuna sahip türlere uygulanabilir.

  2. Bindirme Aşı: Bu aşıda kalem ile anacın çapları aynı olmalıdır. Anaç ile kalem birbirine tam uyumlu olacak şekilde eğimli olarak kesilir. Eğimli yerler birbirine tam yapışacak şekilde yerleştirilerek aşı bandı ile sarılıp macunlanır.

  3. Dilcikli Aşı: Küçük anaçların aşılanmasında kullanılan bu yöntemde yine anaç ile kalem çaplarının aynı olması gerekmektedir.

  4. Yanaştırma Aşı: İki ayrı bitkinin köklerini muhafaza edecek şekilde gövdeleri yapıştırmak suretiyle yapılan aşıdır. Kabuk Aşısı: Kolay bir yöntemdir. Çok kalın dallara yapılabilir. Anaç baharda faaliyete başladıktan sonra kabuğa boyuna çizik atılır.

  5. Kakma Aşı: Bu aşı yönteminde anacın tepesi düzgün bir şekilde kesilerek kenarından “V” şeklinde bir çentik açılır. Üzerinde birkaç göz olan kalem yine aynı şekilde anaçtaki çentiğe uyacak şekilde hazırlanır.

Göz Aşısı: Üzerinde göz ya da tomurcuk bulunan kabuk parçası kalem olarak kullanılır. Bu yöntemle değerli türlerin üretilmesi çok ekonomiktir. Göz aşısının birçok faydalı yanları vardır. Çok ince anaçlara uygulanabildiğinden zaman kazandırır.

Göz aşıları yapıldığı mevsime göre sınıflandırılırlar.

Erken sürgün göz aşısı • Durgun göz aşısı

İlkbahar ve yaz başlangıcında yapılan göz aşılarına erken sürgün göz aşısı denir.

Yaz sonu ve sonbahar başında yapılan göz aşılarına ise durgun göz aşısı denir.

Yapılış şekillerine göre göz aşıları 3 tiptedir;

• “T” göz aşısı • Yama göz aşısı • Yongalı göz aşı

T” Göz Aşısı: Özellikle meyve fidanı üretiminde kullanılır. Hem erken hem de durgun göz aşısı şeklinde uygulanabilir. Anaç bitkinin kabuğu T şeklinde kesilir.

Yama Göz Aşısı: Genellikle kalın kabuğa sahip türlerde yapılan bu aşı durgun göz aşısı tekniğiyle yapılır.

Yongalı Göz Aşısı: Anaç bitkinin kabuğunun kolay ayrılmadığı zamanlarda yani erken ilkbaharda gözler uyurken veya yaz sonu-sonbahar başında yapılır. Genel olarak bağcılıkta kullanılan bu aşı tipi asmalarda yaşlı dalları çevirmek için kullanılır.

Daldırma Yöntemi ile Üretim: Küçük çaplı üretim ve çelikle üretiminde zorlanılan bitkiler için kullanılan yöntemdir. Anaç bitkinin üzerinde sürgün bulunan herhangi bir dalının toprağa daldırılması ve köklendirilmeye çalışılması üzerine bulunmuş bir yöntemdir. Daldırma yöntemi ile üretim farklı şekillerde gerçekleştirilir,

Adi daldırma yöntemi • Tepe daldırma yöntemi • Hava daldırma yöntemi • Uç daldırma yöntemi • Hendek daldırma yöntemi

  1. Adi Daldırma Yöntemi: Daldırma işlemi yapılacak dallar o yılın sürgünü olmalı ve anacın kolay bükülebilen, esnek alt dallarından alınmalıdır.

  2. Tepe Daldırma Yöntemi: Bu yöntem adi daldırma yapılamadığı durumlarda uygulanır. Anaç bitki dinlenme dönemindeyken, tepeleri toprak yüzeyinin üzerinden kesilir.

  3. Hava Daldırma Yöntemi: Anaç bitkinin dal ucundan 20-30 cm altından bilezik şeklinde kabuk alınır ya da yarılır veya çizik atılır. Daha sonra bu bölge harç ile kaplanarak sarılır ve nemli kalması sağlanır. Süreç sonunda köklenme meydana gelir.

  4. Uç Daldırma Yöntemi: Sürgünün ucundaki 10 cm’lik kısım toprağa daldırılır ve uç kısmının dışarıda kalacak şekilde toprakla örtülmesiyle yapılır. Kısa sürede köklenme meydana gelir.

  5. Hendek Daldırma Yöntemi: Anaç bitkideki dallarda budama yapıldıktan sonra dallar veya tüm anaç gözlerin altları çizilerek toprakta açılan bir hendeğe yatırılır ve üzeri 10 cm toprakla örtülür.

Diğer Vejetatif Üretimler: Özelleşmiş vegetatif organlardan soğanlar ve soğanımsı gövdeler gibi doğal olarak ayrılabilen kısımlardan yararlanan çoğaltma işlemine ayırma, bitkinin rizomlar, gövde ve kök yumrularında olduğu gibi, kesilerek parçalara ayrıldığı durumlardaki çoğaltmaya ise bölme adı verilir.

  1. Soğanlıların Üretimi: Soğan tek çenekli bitkilerde görülen, etli ve depo görevi gören toprak altı gövdesidir. Tek çenekliler genellikle toprak üstü bölgesi tek yıllık olan bitkilerdir. Toprak altı gövdeleri genel olarak çok yıllık olurlar.

  2. Rizomlu ve Yumruluların Üretimi: Rizom toprak altında, çoğunlukla yatay olarak gelişen ve üzerinde pulsu yapraklar ve kökler taşıyan gövdelerdir. Rizom, alt yüzeyinden kök verir, toprağın üst kısmına doğru yaprak ve çiçek sürgünlerini uzatır. Rizomların bölme işlemi, büyüme mevsiminin başında veya sonunda yapılmalıdır. Yumru ise depo besin maddelerinin toplanmasıyla şişmiş olan toprak altı gövdesidir.

Süs Bitkilerinin Bakım Teknikleri

Sulama • Çapalama ve yabani ot temizliği • Gübreleme • Solan veya kuruyan kısımların alınması • Budama • İlaçlama

Bitki besin elementlerini içeren gübreler organik ve inorganik olmak üzere iki grupta yer almaktadır.

  1. Organik gübreler: Ahır gübresi, yeşil gübre, kompost, kan ve kemik unu gibi bazı organik kökenli artıklardır.

  2. İnorganik gübreler: Besin elementlerini tek veya kombine olarak yüksek dozlarda içerirler ve bitkinin ihtiyaç duyduğu elementin eksikliğinin giderilmesinde kullanılırlar.

Bitkilerin gübrelenmesinde temel bitki besin maddeleri içeren Azot-Fosfat ve Potasyum kompoze gübreler ve ihtiyaç duyulması durumunda ise mikro elementleri içeren (Kalsiyum, Kükürt, Magnezyum vb.) gübreler kullanılır.

Çiçeklenme noksanlığında ve yaprak kurumasında fosfor eksik.

Gübreleme iki şekilde yapılır;

  1. Gübre direkt toprağa verilerek yapılır. Toprak gübre verilmeden bir gün önce nemlendirilmeli, daha sonra gübre serpilerek, bol sulama yapılmalıdır.

  2. Gübre belirli oranlarda suda eritilerek verilir. Sulama suyu olarak çiçek ve yapraklara gelmeyecek şekilde verilir

Budama amaçlarına göre sınıflandırıldığında;

  1. • Bakım budamaları; bitkinin sağlıklı bir gelişim göstermesi amacıyla yapılan budamalardır

  2. • Şekillendirme budamaları; bireyin iyi bir görünüm kazanması yani peyzaj değerini artırmaya yönelik şekil veya form budamalarıdır. Burada estetiklik ön plandadır.

  3. • Çiçek ve meyve verimine ve kalitesini artırmaya yönelik budamalar şeklinde sınıflandırılır.

  • Kış aylarında özellikle yaprağını döken yapraklı ağaçlar budanır.

İlaçlama: Bitkiler tüm canlılar gibi hastalanırlar. Hastalık nedenleri çok değişkenlik gösterir. Bitki hastalığına bakteriler, mantarlar, virüsler ve böcekler veya çevreye bağlı yahut çevreye bağlı olmayan uygunsuz durumlar sebep olabilir. Bazen bu hastalık besin noksanlığı ya da fazlalığından ortaya çıkarken bazen de sulama, tohum gibi faktörlerin etkisiyle kendini gösterir.

Bitkilerde hastalık ve zararlılarla mücadelede aşağıdaki yöntemler kullanılır.

  1. Mekanik mücadele; hastalık veya zararlının bulunduğu bitki organı kesilir ve uzaklaştırılır. Bu yöntem sayesinde yeni oluşacak enfeksiyonlar azaltılmış veya önlenmiş olur.

  2. Biyolojik mücadele; uzun bir süreç alan bu yöntemde bitkilere sorun oluşturan böcek, bakteri, mantar vb. canlıların düşmanı olarak bilinen başka canlıların kullanılması ve sorun olan hastalık-zararlı etmenlerinin ortadan kaldırılması ya da kontrol altına alınması işlemidir.

  3. Kimyasal mücadele; bitkilerde zararlı popülasyonun çok yükseldiği, zararın hızla arttığı ve diğer yöntemlerle önlenemediği durumlarda başvurulan ve kimyasal ilaç kullanılarak yapılan mücadele yöntemidir. Kullanılacak ilacın cinsi, dozu ve uygulama zamanı iyi seçilmelidir.

Bitkilerin Yaşam Formlarına Göre Sınıflandırılması:

Bitkiler, yaşam formlarına göre ağaçlar, çalılar, sarmaşıklar ve yer örtücüler olarak gruplandırılır.

Ağaçlar: Genellikle toprak üzerinden itibaren çapı en az 7,5 cm ebadında tek bir perenniyal (çok yıllık) odunsu gövde ve bu gövde üzerinde bir taç oluşturan, yetişkin bitki boyu en az 4 metre civarında olan bitkilerdir.

Çalılar: Toprak üzerinden itibaren her birinin çapı en fazla 7,5 cm ebadında birden fazla çok yıllık odunsu gövde oluşturan, en fazla 4 metreye kadar boylanabilen, zemine dik veya yatayda gelişebilen bitkilerdir.

Sarmaşıklar: Odunsu sarmaşıklar, çok yıllık gövdelere sahip olan, başka bitki veya cisimlere tutunarak toprak üzerinde yükselen veya zemin üzerinde yayılan bitkilerdir.

Yer örtücüler: Genellikle otsu bitkiler olup zemini kaplayan yayılıcı bitki türleridir.

  • Bitkilerin, özellikle ağaç ve çalıların sınıflandırılma yöntemleri, bu sınıflandırmalar kapsamında verilen ölçü ve tanımlamalar literatürde farklılık gösterebilmektedir. Özellikle ağaç ve çalıların ayrımında kesin bir bilimsel tanımlama mevcut değildir. Ağaca benzeyen çalılar ve çalıya benzeyen ağaçlara sıklıkla rastlanmaktadır.

  • Hortikültür: Bilim ve sanatı birleştirmesiyle diğer botanik ve bitki bilimlerinden ayrılan, bitki, çiçek ve sebze üretimi, yetiştirilmesi, pazarlaması ve kullanımıyla ilgilenen bilim ve sanat dalıdır.

Bitkilerin Gövde ve Yaprak Yapısına Göre Sınıflandırılması:

Gövde yapısına göre bitkiler otsu ve odunsu bitkiler olarak sınıflandırılabilirken, yaprakları açısından yaprak döken, yarı herdem yeşil (yaprak dökmeyen) ve herdem yeşil bitkiler olarak ayrılabilmektedir.

Odunsu bitkiler sert, sağlam ve dayanıklı gövdeleri olan, gövdesi kabukla kaplı ve genellikle kahverengi ve tonlarında kalın gövdeler oluşturan çok yıllık bitkilerdir.

Herdem yeşil bitkiler yaz-kış yapraklarını dökmeyen bitkilerdir. Yaprak yapısına göre bitkiler geniş yapraklı, dar yapraklı ve iğne yapraklı bitkiler şeklinde de sınıflandırılmaktadır.

Peyzaj tasarımının amacı, bu alanlarda ekolojik, l, ll LLC lllll ll popüler oyunlarını ilolp ve estetik ilkel

Temel Tasarım Elemanları ve İlkeleri

Peyzaj tasarımını etkileyen başlıca faktörler:

  1. Müşteri talepleri /ihtiyaçlar, Yasal gereklilikler /sözleşmeler,

  2. Tasarım alanının ve çevresinin özellikleri,

  3. Peyzaj mimarının bilgi ve tecrübesi, Peyzaj plan kararları,

  4. Peyzaj tasarım elemanları ve ilkeleri.

Nispi oran, bir objenin diğer objelere bağlı olarak büyüklüğünü ifade eder.

Mutlak oran ise, o objenin ölçeği veya büyüklüğüdür.

Görsel ağırlık, belirli özellikleriyle bir bitkinin veya bitki grubunun, tasarımda daha fazla önem arz etmesini, ön plana çıkmasını ifade eden bir kavramdır. Büyük ölçüler ve kaba dokular, değişik yapıdaki formlar, parlak renkler yüksek görsel ağırlık oluşturur.

Düşük görsel ağırlık ise, yatay çizgiler, küçük formlar, ince dokular ve mat renklerde bulunur.

kırmızı-mavi-sarı renklerinin zıt renkleri YEŞİL-TURUNCU-mor

Düşey formlar, yükseklik etkisi yaratırken; yatay formlar ortamın daha geniş algılanmasını sağlar.

İnce dokulu bitkiler mekanın daha büyük algılanmasına etki ederler.

Soğuk renkler dinlendirici etkiye sahip olmalarının yanı sıra uzaklaştırıcı etkiye de sahiptir­ler. Bu nedenle daha pasif aktivitelerin (dinlenme, rahatlama vb.) önerildiği mekanlarda kullanılabilir­ler ve kullanıldıkları yerlerde mekanın daha büyük algılanmasını sağlarlar.

Sıcak renkler daha hareketli ve eğlence içeren mekanlara (çocuk bahçesi, eğlence parkları vb.) yönlendirme sağlamak amacıyla tercih edilebilirler. Sıcak renkler yakınlaştırıcı etki yapıp mekanın daha küçük algılanmasına neden olurlar.

  • Konutların gü­neybatı bölümlerine ve konuttan yaklaşık 4.5-6.0 metre mesafede dikilen, yüksek ve geniş taç yapı­sına sahip yaprak döken ağaçlar yazın iç mekan­larda sıcaklığın düşürülmesinde, kışın ise dökülen yaprakları sayesinde güneş ışınlarını yoğun olarak geçirmelerinden dolayı sıcaklığın yükseltilmesinde önemli faydalar sağlarlar.

tasarım sürecinde peyzaj tasarım eleman ve ilkeleri önemlidir.

  • Nokta, çizgi, odak noktası, form, doku, renk ve görsel ağırlık gibi unsurlar peyzaj tasarım elemanları olarak adlandırılmaktadır.

  • Peyzaj tasarım ilkeleri ise tekrar, çeşitlilik, denge, ritim, vurgu, ölçek, uyum, zıtlık, simetri ve sekans gibi unsurlardan meydana gelmektedir.

Bitkilerin mevsimlere, yıllara göre gösterdiği değişimler sahip oldukları özelliklerin ve görsel etkilerin de farklılaşmasına neden olur.

Gövde, form, yaprak, renk ve ölçek vb. özellikleri değişir. Bu değişimler göz önüne alınmadan yapılacak bitkisel tasarımlar başarısız sonuçlar doğurur.

GÜNEŞ: Güneş ve gölgenin hangi durumlarda, hangi kullanımlar için arzu edileceği ve ne şekilde değerlendirileceği alanın kullanım amacına, iklimsel ve mevsimsel koşullara bağlıdır.

Gölge ağaçlarının bazı faydaları aşağıda verilmiştir:

Gerek iç gerekse dış mekanlarda ısıtma ve soğutma maliyetlerinin azalmasını sağlarlar.

Yaz sıcaklıklarını 10 °C’ye kadar düşürebilirler.

Sert zeminlerden yansıyan ısı miktarını azaltırlar.

Yapıların ve canlıların sıcaktan korunmasına yardımcı olurlar.

Yaban yaşamını cezbeder ve sürekliliğini sağlarlar.

Bulundukları mekana estetik ve değer katarlar.

Toprak erozyonunu önlemeye yardımcı olurlar.

Oksijen üretimini artırıp, karbon emisyonlarının azaltılmasına yardımcı olurlar.

Rüzgar: Özellikle kışın esen sert ve soğuk rüzgarlar ile kar fırtınalarına karşı koruma sağlanırken, yazın esen ılık ve hafif rüzgarların yapılan uygun yönlendirmelerle ortamı serinletmesi arzu edilir.

En temel kural, rüzgar perdesinin rüzgar yönüne dik ve sürekli sıralar şeklinde tesis edilmesidir.

Rüzgar perdesi tasarımında dikkat edilecek konular aşağıdaki gibidir: • Rüzgar yönü ve perdenin yönelimi • Bitkilendirme sıklığı, mesafesi ve yüksekliği • Bitki seçimi

Rüzgar perdesi tasarımında dikim yaparken aynı sıradaki ağaçların taçlarının üst üste bineceği bir mesafe gözetilmelidir. Orta boylu ağaçlarda 3-4, küçük ağaçlarda 2-3 metrelik bitki dikim aralığı genellikle yeterlidir. Bitki sıraları arasında da benzer bir aralık uygulanabilir.

Yağış: Peyzaj tasarımında yerel iklim şartlarına ve yağış düzenine uygun bitkilerin seçilmesi gereklidir.

  • Yerel bitkiler, bulundukları alandaki mevcut iklim şartlarına adapte olmuş türler olduklarından haricen sulama gerektirmez ve su kaynaklarını ihtiyaçtan daha fazla tüketmezler.

  • Yerel türler haricinde tercih edilecek türlerin de fazla sulama ve bakım gerektirmeyen bitkiler arasından seçilmesi önemlidir.

  • Peyzaj tasarımında sert zemin yerine mümkün olduğunca çakıl benzeri geçirgen zeminler oluşturmak ve drenaj çözümleri geliştirmek yüzey akışını azaltarak yağışla gelen suyun toprak tarafından emilmesine yardımcı olacaktır.

  • bİTKİLER yağışın yüzeye geliş hızını da azaltarak suyun aşındırıcı etkisini önemli ölçüde giderirler.

Mevcut Bitki Varlığı: Bitkilerin kaynakların etkin kullanımını sağlamak, ekonomik, ekolojik ve fonksiyonel çözümler oluşturmak konusunda sayısız faydası bulunmaktadır. Bitkisel uygulama yapıldıktan sonra proje ile hedeflenen görsel ve işlevsel sonuçlara ulaşabilmek için belirli bir zaman geçmesini beklemek gerekmektedir. Bu noktada çalışma alanındaki mevcut bitkiler çok kıymetli kaynaklardır. Uygulama sırasında da mümkün olduğunca mevcut bitki varlığının korunmasına gayret edilmelidir. Mevcut bitki çevrelerinde yapılacak kazı ve dolgulara dikkat edilmelidir. Özellikle ağaçların taç izdüşümleri boyunca bitkilerin korunacağı alanlar oluşturulmalıdır.

İç Mekan Bitkilerinin Sınıflandırılması ve Faydaları

  • İç mekan bitkileri yapraklarını dökmeyen herdem yeşil türlerden tercih edilir.

  • Bitkilerin yapraklarının formu, yapısı, renkleri ile çiçeklerin rengi, çiçeklenme zamanı ve süresi estetik amaçlı kullanımlarda önemlidir.

Foot-candle (fc): Türkçe’de ayak-mum olarak ifade edilen bir ışık yoğunluğu birimidir. Yaklaşık 33 cm uzaklıktaki bir mumun verdiği ışık üzerinden yapılan bir değerlendirme yöntemidir.

İç mekanlara kattıkları estetik değer ötesinde hem kullanıldıkları mekanlar hem de insanlar için başka birçok fayda da sağlamaktadır.

  • Hava Kalitesinin İyileşmesi ve Havanın Temizlenmesi

  • İnsan Sağlığı Üzerindeki Olumlu Etkiler

  • İç Mekan Konforunun Artması

  • İş Üretkenliğinin Artması

  • Estetik ve Fonksiyonel Çözümler Sağlanması

  • Mekanların Değerinin ve Tercih Edilme Düzeyinin Artırılması

  • Çevreci ve Doğa Dostu Bir Bilinç Oluşturulması

İç mekanlardaki hava kalitesini ve nem miktarını yükseltmeleri, toz ve diğer kirleticilerin miktarını azaltmaları sayesinde iç mekan bitkileri insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler yapmaktadır. Mide bulantısı, baş ağrısı, öksürük gibi sağlık sorunlarının azaltılmasında, soğuk algınlığına yakalanma riskinin % 30 oranında düşürülmesinde iç mekan bitkileri faydalıdır. Aynı zamanda hastalıkların daha hızlı iyileşmesine de etki ettikleri bildirilmektedir.

İnsan sağlığı için tavsiye edilen nem miktarı % 30-60 arasındadır.

İç Mekan Bitkilerinin Ekolojik İhtiyaçları ve Bakımı

  • İç mekan bitkilerinin sağlıklı gelişmesi ve arzu edilen estetik ve fonksiyonel faydaları sağlayabilmeleri için ihtiyaç duydukları toprak, ışık, sıcaklık, su, besin maddesi ve nem koşulları temin edilmelidir.

  • İyi bir havalandırma önemlidir.

  • Ayrıca bitkilerin kök ve üst aksamlarının gelişimine uygun saksı ve kaplar tercih edilmeli, bitkinin gelişimine uygun olarak gerektiğinde saksı ve toprak değişimi yapılmalıdır.

Bazı iç mekan bitkilerinin farklı koşullara karşı toleransı yüksek, bakım istekleri düşük ve yetiştirilmesi kolaydır.

Philodendron scandens (fil kulağı), Dracaena marginata (Madagaskar dragon ağacı), Sansevieria trifasciata (paşa kılıcı), Chlorophytum comosum (kurdele çiçeği), Spathyphyllum cochlearispathum (barış zambağı/yelken çiçeği), Agloanema commutatum (aglomena), Epipremnum aureum (salon sarmaşığı), Kalanchoe daigremontiana (aşkın gözyaşları), Aspidistra elatior (salon yaprağı) ve birçok kaktüs türü bunlara örnek olarak verilebilir.

Sarkıcı formlu bitkiler mekanın olduğundan daha alçak algılanmasına yardımcı olurken sütun formu, piramidal bitkiler ise mekanın daha yüksek gösterilmesine yardımcı olur. Chlorophytum comosum (kurdele çiçeği), Nephralepsis exaltata (aşk merdiveni) sarkıcı formdaki; Sansevieria trifasciata (paşa kılıcı), Dracena warneckii sütun formlu iç mekan bitkisi örnekleridir.

Phaeleonopsis (orkide), Saintpaulia (Afrika menekşesi), Hydrangea (ortanca), Cyclamen (sikla­men), Azelia (açelya), Fuchsia (küpe çiçeği), Hibis­cus rosa sinensis (Japon gülü), Clivia (kafir zambak), Schlumbergera (yılbaşı çiçeği) vb. türler genellikle çiçekleri için tercih edilen bitkilere örnektir.

Dief­fenbachia (difenbahya), Calathea (dua çiçeği), Pho­enix (palmiye) ve Croton (kroton) türleri ise çoğun­lukla yaprak güzelliği ile ön plana çıkan iç mekan bitkilerindendir.

Phaeleonopsis türü orkideler ve jerberaların (Gerbera jamesonii) da içinde bulunduğu bazı bitkiler geceleri de oksijen üretmeye devam ettiklerinden uyuma mekanlarında, yatak odalarında kolaylıkla kullanılabilmektedirler.

  • Tropikal kökenli iç mekan bitkilerinin neredeyse tamamına yakını 18° C ile 24° C arasındaki sıcaklıklarda iyi bir gelişim göstermektedirler.Terrarium için uygun.

Toprak: e, iyi bir saksı toprağının gözenekli, fazla suyu kolaylıkla drene eden, su tutma kapasitesi yüksek, steril, içindeki çözünür tuz oranı düşük ve hafif olması arzu edilir. Hazır saksı topraklarının yaklaşık 2/3’ü hindistan cevizi lifleri, perlit ve vermikülit gibi malzemelerden, geri kalanı kumlu topraktan meydana gelmektedir.

Vermikülit; toprağın havalanmasında, nem tutma kapasitesinin arttırılmasında, ortam pH’ının düzenlenmesinde, bitki besin maddelerinin tutularak bitkiye yavaş yavaş verilmesinin sağlanmasında faydalıdır.

Vermikülit: Volkanik kökenli, inorganik, uzun ömürlü, steril, hafif ve geçirgenliği yüksek bir mineraldir. Kuvvetli bir kök gelişimi sağlar.

Perlit: İnorganik, hafif, steril, uzun ömürlü bir malzemedir. Toprağın havalanmasını ve ısı izolasyonu sağlar.

Işık: bitkilerin fotosentez, solunum ve transpirasyon yapmaları için önemli bir kaynaktır. Çimlenme, yaprak ve dal oluşturma, çiçeklenme ve meyve verme gibi olaylar birçok bitki türü için maruz kaldığı ışığın yoğunluğu ve süresiyle ilişkilidir. Işığın yoğunluğu bitkide gövde ve sapların uzunluğu, yaprakların boyutu, rengi ve çiçeklenme üzerinde etkilidir. Uygun bir gelişim için karanlık ortam da kesinlikle şarttır. Özellikle yaz mevsiminde bitkilerin direkt güneş ışığından korunması gerekir.

  • İç mekanlarda güney cephe pencereleri dış mekan ışığını en yoğun şekilde alan ve en sıcak olan yerler­dir. Doğu ve batı bakılı pencereler güney bakılar­daki ışık yoğunluğu­nun % 60’ına, kuzey bakılı pencereler ise % 20’sine sahiptir.

  • Elektromanyetik spektrumun kırmızı dalga boyuna yakın aralıklarda ışık sağlayan ampuller (sıcak beyaz floresanlar) bitkilerde büyük, ince ve açık renkli yaprakların oluşmasına neden olur.

  • mavi dalga boyuna yakın spektrumda ışık veren ampuller (soğuk beyaz floresanlar) kısa boylu, sağlam yapılı ve koyu yeşil yapraklara sahip bir bitkisel gelişim sağlar.

Nem: Nispi nemin düşük, ortam ısısının ise çok yüksek olduğu bazı durumlarda bitkiler aşırı su kaybına uğramakta ve yaprak uçlarında yanıklar meydana gelebilmektedir. Bu durum yaprak dökülmeleriyle de sonuçlanabilmektedir. Nispi nemin bitkinin tolere edebileceği değerin üzerinde olması durumunda ise bitkide enfeksiyonlar meydana gelebilir.

Bitkinin ihtiyacından fazla toprak nemi köklerin çürümesine, az nem ise kurumasına neden olur.

Su ve çakıl taşı dolu sığ kaplar kullanılarak suyun buharlaşması ve ortamın nemlendirilmesi, uygulanan bir yöntemidir.

Sıcaklık: Ani sıcaklık değişimleri, bitkilerin yapraklarında sararmalara ve yaprak dökülmelerine neden olabilir. Ortam sıcaklığı düştükçe bitkinin su ve besin maddesi ihtiyacı azalır.

Besin Maddesi: gelişim dönemlerine uygun takviye yapılmalıdır.

İç mekan bitkileri için en sık tercih edilen bitki besinleri suda çözünenlerdir. Besin maddeleri tuz içerirler ve saksılı bitkilerde tuz birikimine neden olur. Saksıların dışında oluşan beyaz ve sarı tortulanma ve lekeler tuz birikiminin bir işaretidir.

su: Su­lama, bitkinin içinde bulunduğu toprağın yapısıyla son derece ilişkilidir. Sulama yaparken suyun oda sıcaklığında olması bitki köklerinin olumsuz etki­lenmemesi açısından önemlidir. Su tutma kapasi­tesi yüksek toprak karışımları toprağın ve köklerin uzun süre nemli kalmasını sağlayacağından bu bitkiler için ihtiyaçtan fazla sulama yapılması bir süre sonra bitki köklerinin çürümesine ve bitkile­rin kaybedilmesine neden olur. Fazla sulama, ay­rıca, yaprakların yavaş büyümesine, çiçeklerin ise kısa sürede solup düşmesine, yaprakların solmasına ve dökülmesine neden olabilir. Bununla birlikte çiçeklenme dönemi boyunca bitkilere çiçeksiz dö­nemlerine kıyasla daha fazla su verilmeli, bitkilerin dinlenme/uyku dönemlerinde sulama miktarı azal­tılmalıdır. Düşük sıcaklıklarda ve ışık koşullarında bitkinin su ihtiyacı daha az olacaktır. Ayrıca nispi nemin yüksek olduğu durumlarda bitkinin terle­mesi ve buharlaşma olayı daha azdır. Dolayısıyla nemin yüksek olduğu ortamlarda bitkinin su ih­tiyacı düşük nispi neme sahip ortamlara göre daha az olacaktır.

Bitkinin türüne, bitkinin içinde bulunduğu döneme (çiçeklenme, uyku vb.), büyüme devresi­nin uzunluğuna, ortam koşullarına, toprağın ve saksının özelliklerine uygun bir sulama planı ya­pılmalı ve yeteri kadar su verilmelidir. Fazla suyun toprakta kalmasının mutlaka önlenmesi gereklidir. Bunun için bitkinin içinde bulunduğu toprağın ve saksının fazla suyun drene olmasını sağlayacak ni­telikte olmasına dikkat edilmelidir. Az sulama so­nucunda yapraklarda kahverengi noktalar ile ince, kolay kırılan veya bozuk kenarlı yaprak oluşumu sıklıkla görülür. Yeteri kadar su alamayan bitkilerin tomurcukları çiçeklenemeden dökülür.

Saksı Değiştirme: küçükse 1 yılda, büyükse 2.

Hastalıklar ve Zararlılar: İç mekan bitkilerinde görülen yaprak yanıkları, benekler, lekeler, çürümeler ve küfler, tuz birikmeleri çeşitli sorunların ve hastalıkların göstergesidir.

İç Mekanda Bitkisel Tasarım

Bitkilerin mekânsal tasarım süreçlerinde kullanılmasındaki amaç, temel tasarım ilkelerini (oran, ölçek, denge, tekrar, uyum, zıtlık, çeşitlilik, vurgu vb.) ve tasarım elemanlarını (odak noktası, form, doku, renk vb.) göz önüne alarak iç mekan tasarımının amaçlarını yerine getirmektir

İç mekanda bitkiler; mekânsal organizasyon, çevresel şartların kontrolü; estetik değer yaratma amaçlarına yönelik kullanılmaktadırlar.

Renk: Şüphesiz bitkiler söz konusu olduğunda en hakim renk yeşildir. Yeşil, insanlar üzerinde rahatlama yaratan ve huzur veren bir etkiye sahiptir. Çiçekli bitkiler de renkleriyle mekana çeşitlilik katar; monotonluğu kırar ve odak noktası oluştururlar.

Ölçek: İç mekan bitkileri; yer örtücüler, küçük alt bitki örtüsü, büyük alt bitki örtüsü, yüksek boylu bitkiler, sarılıcılar ve sarkıcılar olarak farklı ölçeklerde olabilir. Bitkiler mekanın ölçüsüne uygun ölçülerde seçilmelidir.

Bitkisel kompozisyonun mekanın farklı yönlerinden görülebilmesi durumunda en yüksek bitkilerin grubun merkezinde konumlandırılması, daha alçak boylu bitkilerin de ön sıralara doğru yerleştirilmesi gereklidir.

Form: Bitkiler değişik formlarda olabilirler. İç mekanda özellikle büyük bitkilerin formu budama suretiyle kontrol altına alınmaktadır. Bitkilerin formukadar içinde bulundukları saksıların formu da önemlidir.

Doku: Doku, bitkinin genel yapısı, formu ve görüntüsüyle meydana gelen bir unsurdur. Özellikle tropikal kökenli iç mekan bitkileri çok farklı yapı ve dokuya sahiptir.

Yapraklar dokuyu meydana getiren başlıca unsurdur. Yaprakların büyüklüğü, şekli, kenarları, kalınlığı, miktarı bitki dokusunun oluşumunda önemlidir.

Gövde, dal ve sürgünler de dokuyu oluşturan diğer bitki aksamlarıdır. Bitkiler genel olarak kaba, orta ve ince dokulu olabilirler.

  • Kaba doku yakınlaştırıcı, ince doku uzaklaştırıcı etkiye sahiptir. Dolayısıyla kaba dokular mekanın olduğundan daha küçük, ince dokular ise büyük algılanmasında kullanılabilirler. Örneğin; Aspa­ragus sprengeri (batıcı kuşkonmaz), Radermachera sinica, Dizygotheca elegantissima (parmak aralya), Adiantum pedatum ince dokulu olup mekanların daha büyük algılanmasında kullanılabilir. Ficus lyrata (keman yapraklı kauçuk), Monstera deliciosa (deve tabanı), kaba dokuları sayesinde yakınlaştırıcı etkiye sahiptir ve mekanların daha küçük algılan­masına yardımcı olurlar.

  • Farklı dokulardaki bitki­lerin bir arada kullanılması iç mekanlarda tropikal bir atmosferin yaratılmasını sağlar.

  • Bir alanda, çok fazla benzer tipte/dokuda yapraklara sahip bitki­nin bir arada kullanılması sınır etkisi yaratır.

  • İlgi çekici bir etki yaratabilmek için küçük yapraklı ve büyük yapraklı bitkiler ile dar ve geniş yapraklı bit­kiler birlikte kullanılabilir.

  • Bitkilerin kullanıldıkları mekandaki mimari objelerin doku ve özellikleri de önemli bir kriterdir. Yoğun dokulu bir duvarın ön planında yine yoğun dokulu bitkileri kullanmak rahatsız edici bir etki bırakabilir. Böyle bir durum­da ortamda oluşacak kaosu önlemek için orta do­kulu, fazla renkli olmayan bitkiler seçilebilir.

İç Mekanda Özel Bitkisel Uygulamalar

Yeşil duvar: dikey yüzeyler yoğun bir şekilde yaprak dökmeyen bitkilerle kaplanır. Böyle bir cephe iç mekanda şüphesiz son derece dikkat çekici olacak ve iyi bir odak noktası oluşturacaktır.

En kolay uygulama yöntemlerinden biri kafesler ve sarmaşıklar için oluşturulan duvarlardır.

Şişe Bahçeleri (Terrarium): Şişe bahçesi uygulamaları kavanozlardan farklı ölçek ve formdaki fanuslara kadar birçok cam kap kullanılarak gerçekleştirilebilmektedir. Şişelerin kapaklı olması durumunda kapalı şişe bahçesi, kapaksız olması durumunda açık şişe bahçesi elde edilir.

Askıda Bitkiler: sarkıcı, tırmanıcı ve dikine büyüyen bitkiler, kaktüs ve sukkulentler, şişe bahçeleri, soğanlı çiçekler gibi sayısız türde bitki uygun kaplarda ve malzemelerle duvarlara asılabilmekte, tavandan veya taşıyıcı kirişlerden sarkıtılabilmektedir. Bu bitkiler özellikle iç mekanlardaki cansız, kullanışsız monoton alanların güzelleştirilmesinde, köşelerin değerlendirilmesinde, arzu edilen noktalara vurgu yapılarak ve odak noktası oluşturularak kullanıcının yönlendirilmesinde, çoklu kullanımlarla farklı amaçla kullanılan mekanlar arasında sınır oluşturulmasına, hatta belirli güzergahlar boyunca tekrarlanan askıda bitki kullanımları ile sirkülasyonu yönlendirmeye yardımcı olurlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçsel Pusula: KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME SANATI

TARLA BİTKİLERİ

Tabağından Ruhuna: Bütünsel Bir Arınma Ritüeli