TOPRAK VE BİTKİ BESLEME
TOPRAK
1-Taşlı topraklar: İçeriği % 80 taş ve az miktarda topraktan oluşur. Kolay havalanırlar. Fakat su tutma kapasiteleri ve besin ihtiyaçları azdır.
2-Kumlu topraklar: kaba bünyeli % 80 kum ihtiva ederler. İşlenmeleri kolaydır. Su tutmadıklarından bol sulama gerektirirler buda topaktaki besinin yıkanıp gitmesine neden olur. besince fakir ve genelliklede asit topraklarıdır.
3-Tınlı topraklar: yarıdan fazlası kum ve % 30–50 arasıda kilden meydana gelirler. Tava gelmeleri ve işlenmeleri kolay olduğundan tarım için elverişli topraklardır.
4-Killi topraklar: İçeriğinin yarıdan fazlasını kil oluşturur. Su tutma kapasiteleri yüksektir. Bu nedenle geç tava gelirler. Tava gelmeden işlenmesi halinde toprak tekstürü zarar görür. Ağır topraklar olup işlenmeleri zordur. Kurak zamanlarda toprak katı bir hal alır.
5-Marnlı topraklar: İçinde kum, kil, çakıl ve humus bulunur. Bağcılık bakımından uygun topraklardır.
6-Humuslu topraklar: Toprak sadece oluştuğu kayanın mineralleri değil bitkilerin dal kök yaprak gibi kısımlarıda içerirse böyle toprağa humuslu toprak denir. Siyah renkte bir topraktır. Koyu renk olduğu için çabuk ısınıp kolay tava gelirler.su tutma kapasiteleri iyidir. Besin maddelerince zengindirler. Tava gelince kolay işlenirler.
7-Kireçli topraklar: kil, kum humus ve kireç ihtiva ederler. Kalın bir kaymak tabakası bağlarlar. Suyu geçirmezler. Zor işlenen bir toprak çeşididir.
Toprağın işlevleri nelerdir?
• Her şeyden önce çeşitli kirlilik yükleri toprak tarafından giderilip, doğaya geri kazandırılır. Toprak, üzerine gelen kirlilik yüklerini süzer, tamponlar, içindeki kimyasal bileşikler ve canlılar aracılığıyla zararsız, hatta çoğunlukla yararlı duruma getirip, yeniden doğanın hizmetine sunar.
• Canlıların varlıklarını sürdürmede bir yanda üremeleri, diğer yanda ise ölen canlıların toprak aracılığıyla doğaya geri çevrilmesi süreçleri yer alır.
• Yağışlarla yeryüzüne ulaşan suların düzenlenmesi konusunda toprak önemli rol oynar. Taşkın dönemlerinde emilip, çatlak ve yarıklardan aşağıdaki jeolojik depolara iletilen sular, daha sonra pınarlar, kaynaklar aracılığıyla yeryüzüne ulaşır. Böylece yağışlı mevsimlerde taşkın, kurak dönemlerde de susuzluk sorunları hafiflemiş olur.
• Toprak, tuğla, çimento gibi çok sayıda ürünün hammaddesidir.
• Pekmez, zeytinyağı gibi sıvıların durultulmasında öteden beri toprak kullanılmaktadır.
• Kimi antibiyotiklerin üretilmesinde,
• Baraj çekirdeklerinin geçirimsiz duruma getirilmesinde,
• Arkeolojik değerlerin günümüze ulaşmasında, iklim değişikliklerinin izlenmesinde toprağın önemli yeri vardır.
• başlıca işlevlerinden biri de, biyoçeşitliliğin korunmasında doğal gen bankası görevi yapmasıdır.
Mineral, doğal bir inorganik madde olup, kimyasal bileşim, kristal şekli, renk, özgül ağırlık, sertlik, dilinim yüzeyleri, ışığı yansıtma, soğurma, kırma vb optik özellikleri belirli sınırlar içinde değişir. Doğada 4000 kadar mineral bulunmasına karşın, bunların ancak bir bölümü toprak oluşumu açısından önemlidir.
Hasat edilen bitkilerin köklerinin çürümesi, karınca, solucan vb toprakaltı canlılarının kazdığı tüneller, derinlere inen suyun kışın donarak genişlemesi ve taneleri kenarlara itmesi, şişme özelliğindeki toprakların kuruduğunda çatlayıp yarılması gibi süreçler, toprak gözenekliliğini artırır.
%25su%25hava,%47mineral,%3organikmadde,%50boşluk
Topraktaki gözenek sistemi, atmosferle bağlantısından dolayı yarı açık bir kutu gibi düşünülürse, toprak havasında oksijenin ulaşabileceği en yüksek değer % 21 olacaktır.
Hidrasyon, bir mineralin bünyesine su alması olayıdır. Hidrasyon genellikle minerali genişletip gevşetir, bozunmaya, ayrışmaya yatkınlığını artırır. Hidrate mineral suyunu yitirdiğinde, yeniden eski durumuna dönebilir. Örneğin sarımtırak limonit, kuruduğunda koyu kahve hematite dönüşür.
Oksijen, güçlü bir yükseltgen olup, bütün oksitlenme olayları bir yükseltgenme tepkimesidir. Ateşin yanması ve canlıların solunumu, yükseltgenme olayı örnekleridir. Oksitlenme tepkimelerinde dış etmenlere karşı dayanıklılığı düşük, genellikle suda çözünebilir ürünler oluşur.
Yıkanma olayları, daha çok A harfiyle gösterilen üst horizonlarda egemendir.
Normal gübreleme isteği analizleri için yapılacak bir örneklemede yaklaşık olarak kaç kg 1 toprak örneği alınır
Ortam çok kireçliyse kalsimorfik, su baskınına sık uğruyorsa hidromorfik, tuzlar egemense halomorfik topraklar görülür.
Gleyleşme sık sık su baskınına uğrayan, ıslanma ve kuruma süreçlerinin birbirini izlediği yerlerde görülür. Kuruma sırasında topraktaki çeşitli elementler oksitlenerek, yükseltgen forma geçer. Gleyleşmeyi diğer toprak oluşum olaylarından ayıran en önemli özelliği, bu olayda yıkanma ve birikme süreçlerinin olmamasıdır.
Yaşlı topraklar, yağışın fazla, sıcaklığın yüksek olduğu tropikal bölgelerde yaygındır.
Yer kabuğunu şekillendiren olaylar, iç etmenler ve dış etmenler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Volkan püskürmesi, depremler, yer kabuğunun sıkışma, kıvrılma ve bükülmeleri gibi iç etmenler, dağları ve tepeleri, çukurları, vadileri oluşturur, yani yüzey şekillerinin kıvrımlılığını artırırlar. Akarsular, rüzgârlar, dalgalar gibi dış etmenler ise yer kabuğunu aşındırıcı, yani düzleştirici etkide bulunurlar.
Organik madde, kökenine göre hayvansal ürünler, bitkisel ürünler ve mikroorganizmalar olarak üç başlıkta toplanır.
Organik madde mikroorganizmaların temel besini olmasının ve bitkilere besin kaynağı görevi yapmasının yanı sıra, toprakta fiziksel ve kimyasal olayların yürümesinde de etkilidir, görevleri ve yararları sayılamayacak kadar çoktur.
• İyi havalanma,
• Bol su tutma,
• Su ve hava iletkenliği,
• Erozyona karşı direnç,
• Yapının gelişmesi ve işlemenin kolaylaşması,
• Besin maddelerinin bitkilere hazır durumda tutulması,
• Zehirlere ve asitlik-alkaliliğe karşı tamponluk gibi görevlerde organik maddenin payı büyüktür.
Toprak pH’sı
Birtakım bitkiler sağlıklı gelişme için belirli pH aralığına gerek duyar. Toprakta gelişerek bitkiyi hasta eden mikroorganizmaların büyük bölümü, belirli pH aralığında aşırı gelişir. Hastalık yaygınlaşır. Modern tarımda, bu tür hastalıkların önlenmesinde ortamın pH’sını düzenlemek de yer almaktadır.
besin maddelerinin bitkiler için alınabilirliğini doğrudan veya dolaylı olarak düzenlemesidir. Bitkiler, besinlerinin tamamına yakın bölümünü mineral maddelerden sağlar. En önemli bitki besin maddelerinden olan azotun başlıca kaynağı organik maddedir. Yani bitkinin toprakta yararlanabileceği azotu bulmak için organik maddenin ayrışması büyük önem taşır. Bu işi yapacak mikroorganizmalar ise ancak belirli pH aralıklarında başarılı olur. Bitkiye sürekli azot desteği için, toprakta pH değerlerinin 6-7 arasında, yani toprak reaksiyonunun hafif asitle nötr arasında olması istenir.
birçok zehirli maddenin etkisinin artmasına veya azalmasına neden olur. Genellikle asitlik arttıkça bakır, kurşun, alüminyum gibi ağır metaller başta olmak üzere, çözünürlük artar. Böylece ortaya çıkan çözünmüş ürünlerin bir yandan yıkanması, öte yandan bitkilerce alınması kolaylaşmış olur.
Toprak canlıları bitkisel ve hayvansal canlılar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Bitkisel canlılar, çoğunlukla güneş enerjisinden yararlanarak mineral maddeleri organik ürünlere çevirebilen ve kendi besinlerini üretebilen varlıklardır.
Bakteriler, aktinomisetler, mantarlar ve algler mikroskobik bitkisel toprak canlılarını oluşturur. Hayvansal toprak canlıları ise, bir hücreliler (protozoa), halkasız ipliksi solucanlar (nematodlar), halkalı solucanlar, böcekler ve büyük hayvanlar olarak sınıflandırılır.
Toprak canlılarının toprakta üstlendikleri görevler aşağıda özetlenmiştir:
Ana materyalden toprak oluşmasına yardımcı olmak,
Toprak taneciklerinin agregatlaşmasında görev almak, toprağın işlenmesini, ekilip biçilmesini kolaylaştırmak,
Besin maddeleri döngüsünü hızlandırmak,
Besin maddelerini bir formdan bir başkasına çevirmek,
Bitkilerin topraktan besin maddelerini almasına yardımcı olmak,
Topraktaki zehirli bileşikleri parçalamak,
Bitki hastalıklarına neden olmak,
Bitki hastalıklarını azaltmak,
Suyun toprağa girişini artırmak veya engellemek.
• İyi havalanma,• Bol su tutma,• Su ve hava iletkenliği,• Erozyona karşı direnç,• Yapının gelişmesi ve işlemenin kolaylaşması,• Besin maddelerinin bitkilere hazır durumda tutulması,
• Zehirlere ve asitlik-alkaliliğe karşı tamponluk
Güneşin, yağmurun, tozun, rüzgârın, yaprağın ve havanın toprakla buluştuğu A1 horizonu, toprakta en dinamik katmandır.
Çoğu toprakta hiç bulunmaz. Birikme ürünleri, ana materyalle karışmış olup, topraktan ana materyale bir geçiş horizonudur. Kimi zaman BC simgesiyle gösterilir.B3
Türkiye topraklarının yaklaşık % 92’si tın (orta) ve killi tın (orta ağır) bünyelidir.
Horizon oluşumu söz konusu değilse de, ana kayanın üzerinde belirli kalınlıkta bir katman vardır. Bu katmanın ana kayadan ayrılmasıyla, ona C horizonu adı verilir.
Fırında 105°C de kurutulan toprağın nemi sıfır kabul edilir
Plastiklik, toprağın basınç altında şekil değiştirmesi ve basınç kalktıktan sonra bu şeklini koruması özelliğidir
KİL: Killer, toprağa başlıca özellikler kazandıran en önemli inorganik mineral grubudur.
Kil levhaları silisyum (Si) levhası ve alüminyum (Al) levhası biçiminde iki levha grubundan oluşur. minerallere inorganik toprak kolloidi denir. Kolloid tanelerinin basit tanımı, “suda kolay kolay çökmeyip uzun süre askıda kalabilen en iri taneler” biçiminde yapılabilir.
Killer, nemliyken çoğunlukla plastik, kuruyken serttir. Yedi yüz derecenin üzerine ısıtıldıklarında, seramikleşme denen, kalıcı yapısal, kimyasal ve mineralojik değişikliklere uğrarlar.
Tıpta ve yapı işlerinde kullanılmalarının yanı sıra; Seramik, Kâğıt, Kozmetik, Çimento, Endüstriyel filtreleme, Tarım ilaçlarının yapımı gibi endüstriyel amaçlara da hizmet etmektedirler. Kaolin ve attapulgit killeri, günümüzde ishal önleyici ilaçların yapımında kullanılmaktadır.
Genişleme yeteneği olmayan tek kil türü, potasyumca zengin illit mineralidir. Genişleyebilir 2:1 tipi killerin yaygın üyeleri ise montmorillonit ve vermikulittir.
1:1 en görülen Koalinit.
Bir diğer kil minerali grubu da, volkanik küllerde bulunan allofanlardır. Bu killerin kristalleri seçilemediği için, allofanlara şekilsiz (amorf) killer denir. Allofanların yüzey alanları fazla olup, bitki besin maddesi ve su tutma özellikleri yönünden verimli topraklar oluştururlar. Allofanlar ayrıca çok gözenekli (kabarcıklı) ortamlar olduğu için, hacim ağırlıkları normal topraklardan daha düşük, su tutma yetenekleri ise daha yüksektir.
Killerden kaynaklanan önemli toprak özellikleri, tamponluk, plastiklik, agregat oluşturma ve şişme büzülmedir.
AGREGAT: Topraktaki kil, mil, kum fraksiyonlarının organik materyal ile canlı salgıları sayesinde oluşturdukları en küçük doğal toprak parçasına verilen isimdir. Toprak fraksyonlarının bir araya gelerek agregatı oluşturmasına ise agregatlaşma denilir.
HUMUS: Humus, organik maddenin toprak açısından en önemli yapı taşıdır. Humus, toprağa özgü, koyu renkli, ipliksi, suda çözünmeyen ve uzun ömürlü organik bileşikler topluluğudur.
Humusun temel taşlarından biri de azottur.
Marn (kille karışık kireç), tebeşir, kireçtaşı, sönmüş kireç (kalsiyum hidroksit –
özenli kullanılmazsa gözlere ve cilde zarar verebilir), dolomit (kalsiyum, magnezyum karbonat) gibi kalsiyum ve magnezyum içeriği yüksek materyallerden biri veya birkaçı, asitliği fazla olan toprakların kireçlenmesinde kullanılabilir.
Toprakta organik maddenin etkileri, aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Toprak rengini koyulaştırması,
Toprağın yapısını geliştirmesi,
Su tutma ve su geçirgenliği yeteneğini artırması,
Plastikliği azaltması, esnekliği artırmasa›,
Katyon değişim kapasitesini büyük oranda artırması, toprağa anyon değişim yeteneği katması,
Bitki besin elementlerini değişebilir formda veya kendi bünyesinde tutabilmesi, bitkilerin bunlardan yararlanabilmesi,
Asit kökleri dolaysıyla, kimi elementleri minerallerden çözüp, bitkilere sunması,
Toprakta mikroorganizmalar, solucanlar vb. canlılar için başlıca besin kaynağı olması, toprak oluşumunu ve verimliliğini dolaylı olarak etkiler.
Yetiştirilen bitkilerin hasat edilmeden tümüyle toprağa karıştırılmasınayeşil gübreleme denir.
Küçükbaş, büyükbaş ve kümes hayvanlarının dışkı atıkları AHIR gübresi. Ahır gübresinin bir kenarda yığın olarak bekletilmesi ile içindeki elverişsiz asitlik, hastalık etmenleri, parazit yumurtaları vb. olumsuzlukların giderilmesini sağlayan sürece ne ad verilir? Kızışma
Uygun düzeydeki kirecin yararları şunlardır.
Mikrobiyel etkinliklerin düzenlenmesi, mikropların gerek duyacağı besin maddelerinin yarayışlılığı, yararlı mikroorganizma sayısında artış,
Fiziksel özelliklerin düzenlenmesi, toprak tanelerinin paketlenmesi, çimentolaması, yumak oluşumu vb.,
Zehirli bileşiklerin nötrleştirilmesi, yıkanmasının kolaylaşması,
Bitki hastalıklarının azalması,
Bitki besin maddelerinin yarayışlılığının artması,
Toprak reaksiyonunun düzenlenmesi, asitliğin önlenmesi, tamponluk, Dezenfeksiyon.
Fazla kirecin olası zararları aşağıdaki gibidir:
Bitki besin maddelerinin yarayışlılığı sınırlanır.
Bitkilerde madde değişimi (metabolizma) bozuklukları görülebilir.
Toprakta sert katman oluşabilir.
Toprağa tek seferde büyük miktarda kireç eklenirse, bitkiler şoka girebilir.
Kireci az veya yetersiz olan bir toprakta kireçleme yapılacaksa, ekim, dikimden veya bitkilerin kış uykusundan uyanmasından en az bir ay önce uygulama bitmiş ve kireç toprağa karışmış olmalıdır.
Toprak canlıları bitkisel ve hayvansal canlılar olmak üzere iki grupta toplanabilir.
Bitkisel canlılar, çoğunlukla güneş enerjisinden yararlanarak mineral maddeleri organik ürünlere çevirebilen ve kendi besinlerini üretebilen varlıklardır. Bakteriler, aktinomisetler, mantarlar ve algler mikroskobik bitkisel toprak canlılarını oluşturur.
Hayvansal toprak canlıları ise, bir hücreliler (protozoa), halkasız ipliksi solucanlar (nematodlar), halkalı solucanlar, böcekler ve büyük hayvanlar olarak sınıflandırılır.
**Toprak canlıları, toprağa dönen artıkları ayrıştırıp, yeni ürünlere çevirerek, yaşamı sürekli yenilerler. Bu etkinlikler olmasaydı, yeryüzü kısa sürede yaşanamaz hale gelirdi.
Aşağıdaki önlemler, topraktaki yararlı canlılar topluluklarını geliştiren uygulamalardır:
• Toprağa organik madde ekleme,
• Yüzeyde organik malç oluşturma,
• Toprağın kurumasını önleme,
• Toprak işlemeleri azaltma,
• Tarım ilacı kullanımını sınırlandırma, usulüne uygun olarak yürütme,
• Gereksiz yere plastik örtü kullanımından kaçınma
Yapraklar, talaş, posa, meyve, sebze kabukları, biçilmiş çim vb ürünler bir çukura doldurulup çürümeye bırakılır. Başlangıçta ortamın asitliğini gidermek için bir miktar toz kireç serpmek, mikropların daha etkili çalışmasını sağlamak için de azotlu gübre uygulamak daha iyi sonuç sağlar. Yığın arada bir karıştırılarak, yanmaya fırsat verilmez. Kompost denen bu organik gübre, ahır gübresi kadar değerli bir organik madde kaynağı olacaktır.
Sıkışma Belirtileri Üst toprakta:
• Artan keseklilik,
• Yağıştan veya işlemeden sonra keseklerin kalması,
• Tekerlek izlerinde ve traktör dönüşlerinde göllenmeler,
• Tekerlek izlerinin kaygan görünümü,
• Ürün boşlukları, düzensiz bitki gelişimi ve düzensiz olgunlaşma izleri,
Toprak işlemenin hedefleri:
• Toprağın kabartılması, su ve hava girişinin kolaylaşması,
• Kabartılan toprakta tabandan suyla birlikte kılcal yoldan yükselen tuz miktarının sınırlandırılması,
• Artırılan yüzey pürüzlülüğü ile, su ve toprak kayıplarının azaltılması,
• Yüzeydeki kabuk katının kırılması ve çatlakların ortadan kaldırılması, böylece buharlaşma kayıplarının azaltılıp, genç sürgünlerin yüzeye ulaşımının kolaylaştırılması,
• Toprakta suyu tüketen yabancı otların yok edilmesi,
• Kılcal sürekliliğin kesilerek, buharlaşma kayıplarının azaltılması,
• Gübre, ilaç, kireç, jips, toprak düzenleyici gibi girdilerin toprağa karıştırılması,
• Toprakta su ve hava geçişlerini ve köklerin ilerlemesini önleyen katların kırılması,
• Ürünün özelliğine bağlı tohum ve yatağı oluşturma,
• Toprak profilinde sürekliliği bozan, aşırı kumlu, aşırı killi gibi katmanların toprakla karıştırılması,
• Üst topraktaki bitki kalıntılarının toprağa karıştırılması sonucu organik madde ayrışması, bitki besin elementlerinin yararlığının artması.
Toprak işleme araçları elle çalışan çapa, bel, tırmık vb hafif araçlar veya bir güçle çekilenler olmak üzere iki grupta toplanır. Bunlar işlevleri yönünden ele alındığında aşağıdaki gibi dört gruba ayrılır:
1. Devirerek işleyen araçlar: Üst toprağı kabartıp pürüzlü duruma getirerek, havalanmayı ve suyun toprağa giriş oranını artırır. Soklu pulluk, Rus tipi pulluk, döner kulaklı pulluk gibi tüm pulluk türleri bu gruba girer.
2. Karıştırarak işleyen araçlar: Taşlı, sığ, kumlu veya yüzeyinde yoğun bitki artığı bulunan topraklarda iyi sonuç verir. Diskli pulluk, diskli tırmık, tek sıra disk, keçi ayağı ve döner çapa (rotovatör) bu grubun temsilcileridir.
3. Alttan yırtarak işleyen araçlar: Toprağı altüst etmeden, alttaki belirli bir derinlik boyunca kabartan ve otların köklerini kesen bir teknik olarak alttan yırtarak işleme, bitki artıklarını yüzeyde bırakır. Kazayağı, kırlangıçkuyruğu, otyolar, graham pulluğu, Anadolu sabanı ve kültivatör, toprağı alttan yırtarak işleyen araçlardır.
4. Dikine yırtarak işleyen araçlar: Yabancı ot denetimi, tohum yatağı hazırlığı ve buharlaşmanın önlenmesi yönünden uygun olmamakla birlikte, özellikle alt toprakta pulluk tabanı adı verilen sıkışık katmanın giderilmesi veya derinlerdeki geçirimsiz bantların yok edilmesi için kullanılırlar. Bu grubun temsilcileri çizel ve dipkazandır.
Toprak İşlemenin Temel İlkeleri;
1. Toprak, olabildiğince az işlenmelidir.
2. Toprağın her zaman tavında iken sürülmesi, onun özelliklerini korumak, az yakıt ve zaman harcamak ve çevreye en az zarar vermek yönünden en önemli ölçüttür.
3. Eğimli arazilerde tüm işlemeler eğime dik yönde yapılmalıdır.
4. Alttaki sıkışmış katmanı kırma amacı kural dışı kalsa da, her bir toprak işleme, öncekinden daha sığ olmalıdır. Bu uygulama, buharlaşma kayıplarını ve sıkışmayı azaltacaktır.
5. Olanaklar elveriyorsa, her sürümde farklı işleve sahip araçların kullanılması, toprak özelliklerini korumak yönünden yararlı olabilir.
Kullanım Türüne Göre Toprak Yönetimi
Otlak Yönetimi; Otlaklar (meralar), zengin doğal bitki çeşitliliğine sahip arazilerdir.tarım arazisi kazanma, yollar, toprak örtüsünün erozyonla çıplak kayalığa dönüşümü, yerleşim ve endüstri alanları kurulması, baraj gölleri gibi etmenler yüzünden en çok kayıp bunlardadır.
Otlakların daralması, erozyon, millenme ve kuraklık artışı, yalnızca o ülkede veya yörede gelişen endemik bitki türlerinin yok olması, toprakların fiziksel ve kimyasal verim gücünün düşmesi, biyolojik dengenin bozulması, hayvansal üretimin gerilemesi, artan taşkın ve sel tehdidi ve tüm bunların sonucu olarak toplumsal huzursuzluğun artması sorunlarını doğurur.
Sebze Bahçelerinde Toprak Kullanımı: Sebzelerin hemen tamamı tek yıllık bitki olduğu için, her yıl tüm işlemlerin yenilenmesi gerekir. Kıştan önce bellenen veya pullukla işlenen bahçede kışın suyun donması veya don olmayan yerlerde de ıslanan killerin genişlemesi, iri kesekleri parçalar, toprağı ekim veya dikime hazır duruma getirir. Üst toprağın verimliliğinin derinlere inildikçe azalacağı göz önüne alındığında, gereğinden derin sürmenin zararlı olacağı sonucuna ulaşılır. İlkbaharda ekim, dikim öncesi taraklama veya çapalama yapılarak hem yüzey düzlenir, hem de iri kesekler ufalanmış olur. Ekimden önce son bir işlem olarak tapan çekilmesi yarar sağlayabilir.
Meyve Bahçelerinde Toprak Kullanımı: Meyve bahçeleri için çoğunlukla reaksiyonu 5,5-6,5 pH arası olan, derin, iyi havalanan, iyi su tutan, profilinde sürekliliğe sahip topraklar en uygundur. Hafif eğimli arazi göllenmeden oluşacak zararları engeller.
Elma derin, iyi drenajlı, orta bünyeli veya yapısı gelişmiş ağır bünyeli toprakları sever. Armut derin, orta veya yapısı iyi gelişmişse ağır bünyeli toprakları sever. Vişne ve Kiraz iyi drenajlı, derin, orta bünyeli toprakları sever. Erik ortave ağır bünyeli toprakları sever. Üzüm orta veya suyu bol hafif bünyeli, kireçli, organik maddece zengin topraklardan hoşlanır. Turfanda çilek yetiştiriciliğinde kaba bünyeli, kuru, sığ topraklardan yararlanılabilirse de, asıl ürün için orta ağır bünyeli ve organik maddece zengin topraklar yeğlenmelidir.
Ev Bahçelerinde ve Çimlerde Toprak Kullanımı: Bahçede daha çok düz, taşsız, iyi güneşlenen, tınlı topraklar istenir. Çim ekilecek alan yeterince sıkı olmalı, büyük boşluklar içermemelidir. Ancak sert de olmamalıdır. Başka yerde köklendirilen hazır çim serilebileceği gibi, tohum da ekilebilir.
Süs Bitkilerinde Toprak Kullanımı: Süs bitkileri için topraktan önce iklim iyi incelenmelidir. Genelde derin, gevrek, iyi drenajlı, yeterli organik madde içeren kumlu tın bünyeli toprak en uygundur.
Orman Alanlarında Toprak Kullanımı: Fidanlıkta toprak ve arazi özellikleri daha da önemlidir. Böyle yerler hastalıklardan korunmuş, iyi drenajlı, verimli alanlardan seçilmeli ve nitelikli suyla sulanmalıdır. Orman örtüsü altında nem ve verimlilik rejimlerini düzenleyen en önemli etmen süngersi (mull yapılı) organik kattır. Bu kat uzaklaştırılmamalı, toplanmamalıdır. Özellikle nemli toprakta hayvan otlatılması; sıkışma, nem azalması, organik maddenin zarar görmesi, düşük bağıl nem ve daha yüksek toprak sıcaklığı gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Tuzlu topraklarda kesin çözüm onları yıkayıp ortamdan uzaklaştırmaktır. Ancak yeterli hacimde yıkama suyunun olmayışı, yüksek maliyet, çevresel sorunlar veya çıkış ağzı bulunamaması gibi nedenlerle, tuzların yıkanmasına engel olmaktadır. Toprağı derinlemesine yıkama olanağı yoksa araziyi düzlemek ve yüzeyden akışı artırmak yararlı olabilir. Böylece, toprağın derinlerinden suyla birlikte yukarı çıkan ve buharlaşma sırasında orada biriken tuzlar her güçlü yağışta bir ölçüde yıkanabilir.
Sodyumlu topraklara azar azar, sık su verilmesi, yüzeyde olabildiğince uzun süreli bitki örtüsü bulundurma gibi önlemler de yarar sağlayabilir. Sodyumlu toprakların işletilmesi, yüksek alkalilik, sodyumun bitkiler üzerindeki özgül iyon etkileri, geçirimsizlik, toprağın yapıdan yoksun olması gibi nedenlerle daha zordur. Bu toprakların tavında işlenmesine ve ekilmesine özen gösterilmesi ve kışın araziye su aktarıp, orada donmasının sağlanması (suyun katılaşırken genleşmesinden yararlanma) bir ölçüde etkili olabilir.
Alçıtaşı kapsamı yüksek (jipsli) topraklar oluşumları itibariyle diğer topraklara benzer. Onları özel yapan, jipsin suda yüksek erirliğe sahip olmasıdır. Bu nedenle yağışlarla ve sulamayla yıkanıp derinlere inebilen jips, taban suyu yüzlek olduğunda yüzeye yakın yerlerde de birikebilmektedir. Jipsin topraktan yıkanarak uzaklaştırılması, kimi zaman olumlu sonuç verebilen bir uygulamadır. Jipsli topraklar Kızılırmak yayının içinde ve Konya ovalarında yaygındır.
Bor fazlalığı, Anadolu topraklarında oldukça yaygındır. Pancar, yonca, glayöl, ayçiçeği, bakla ve soğan bora dayanıklı bitkiler olarak bilinir.
BİTKİ BESLEME
İnsanlık tarihi ile başlayan gelişmelerin son elli yılında, topraksız tarım, sürdürülebilir tarım, organik tarım ve nanoteknojilerin tarımsal uygulamalarını keşfetmiş bulunuyoruz.
Bitki besleme alanında ilk ölçüme dayanarak yapılan deneysel çalışmalar Belçika’lı fizikçi J.B. van Helmont (1580-1644)’a aittir.
Bitkilerin beslenmesinde, büyüme ve gelişmesinde mineral maddelerin önemi İngiliz bilim insanı John Woodward (1665-1728) tarafından ortaya konmuştur.
İngiliz bilim insanı Stephan Hales (1677-1761), 1727’de yayınlamış olduğu “Bitki Statiği” adlı kitabında araştırmaları ve denemelerinin sonuçlarını tartıştığı kitap bitki fizyolojisi üzerine yayınlamış olan ilk kitap niteliğini taşır.
Joseph Priestley (1733-1804) 1775 yılında nane bitkisi ile yapmış olduğu denemede; CO2’ten arınmış bir ortamda yetiştirildiğinde, ortam havasının karbon dioksit ile bozulduğunu fark etmesi bitkilerin “solunum” yaptığı düşüncesini uyandırdı.
Priestley tarafından oksijenin keşfi, bitkilerde solunum, fotosentez, büyüme ve gelişme gibi o zamana kadar bilinmeyen birçok kapının kilidinin açılmasına yarayan anahtar görevini üstlenmesine yardımcı oldu.
Hollanda’lı bilim insanı Jan Ingen-Housz (1730-1799), bitkilerin yeşil kısımlarının ışığın varlığında oksijeni, karanlıkta da yalnız karbon dioksiti çıkardıklarına dair verileri ortaya koyarak fotosentez için ışığın gerekliliğini ortaya koyan ve solunumun aydınlatılmasında rol oynayan önemli açıklamalarda bulunmuştur. Açıklamalarında bitkilerin yeşil kısımlarından ışığın varlığında dışarıya verilen oksijenin, karanlıkta verilen karbondioksitten daha fazla olduğunu ifade etmiştir.
Jean B. Boussingault (1802-1887)’da bitkilerin humussuz topraklarda gelişebileceklerini deneysel olarak ispatlamıştır.
Kültür bitkilerinin atmosferin elementel N’dan faydalanamayacakları kanısında olan Boussingault, bitki nöbetleşmesi ile ilgili tarla denemeleri kurmuştur. Tarla denemeleriyle ortaya koyduğu sonuçlar nedeni ile Boussingault’a birçok kişi tarafından “Tarla denemecilerinin babası” ünvanı verilmiştir.
Knop’un deneyleri sonucunda, bitkinin büyüme ve gelişmesi için mutlak gerekli besin elemetleri olarak N, P K, Ca, Mg, eser miktarda demir (Fe), kükürt (S), gösterilmiştir.
Nanoteknoloji kelimesini ilk defa kullanan Tokyo Bilim Üniversitesi’nden Norio Taniguchi olmuştur. 1974’de yayınlanan bir makalede Taniguchi “‘Nanoteknoloji’ genel olarak malzemelerin atom atom ya da molekül molekül işlenmesi, ayrılması, birleştirilmesi ve bozulmasıdır.” olarak dile getirilmiştir.
20. yy Özellikle bitki gelişimi ve besin elementleri arasındaki ilişkiyi incelediği için “Gelişim Faktörlerinin Etkisi” adını da alan bu kanun dört önemli esası kapsamaktadır.Mitscherlich’in kanun dört önemli esası Bunlar:
a. Her gelişim faktörü diğerine bağlı olmaksızın ürün miktarını arttırır.
b. Her gelişim faktörünün ürün üzerine olan etkisi, en yüksek düzeydeki ürüne yaklaştıkça azalır.
c. Her gelişim faktörünün üründe sağlayacağı artış, maksimum üründen eksik olan miktarla orantılıdır.
d. Her gelişim faktörünün kendine özgü bir etki değeri vardır ve bu etki değeri koşullar ne olursa olsun değişmemektedir.
Tarımsal üretimde bu teknoloji kullanılarak:
Patojen ve bulaşık maddelerin belirlenmesi,
nano partiküllerle kaplanan tarımsal ürünlerin üretilmesi,
çiftlik hayvanlarının yem rasyonlarında kullanılan nano-partiküllerin patojenleri bünyede zarar yapmadan önce engellemesi,
gıda kalite sensörlerinin geliştirilmesi,
tad, kalite ve besin değerlerinin iyileştirilmesi,
zehir etkisi gösterebilecek maddelerin tarımsal ürünlerden kaldırılması,
toprak özelliklerinin iyileştirilerek tarımsal verimliliğin arttırılması,
ilaç, gübre ve suyun toprakta tutulma veya yıkanmasının sağlanması yönünde çalışmalar ön plana çıkmış durumdadır.
Lawes ve Gilbert, istasyonunun kuruluşundan 2 yıl sonra deneme sonuçlarını aşağıdaki şekilde özetlediler:
Bitkiler P ve K’un her ikisine de muhtaçtırlar, fakat bitki külünün içeriği bitki tarafından alınması gereken bitki besinlerinin miktarlarının ölçüsü olamaz.
Baklagil olmayan bitkilerin toprakta N’a ihtiyaçları vardır. Azot olmayınca, P ve K olsa da bitki gelişemez.
Toprağın verimi kimyasal gübrelerin yardımıyla yıllarca korunabilir.
Nadasın faydası topraktaki organik (azotlu organik bileşiklerdeki) azotun bitki için faydalı forma dönüştürmesidir.
Gübre kullanımı daha yüksek miktar ve kalitede ürün alımını desteklemektedir.
Liebig “Toprakta tüm öteki bitki besin maddeleri optimum düzeyde bulunsalar bile bunlardan birinin noksanlığı ya da yokluğu halinde topraktan kaldırılan ürün miktarını bu minimumdaki besin maddesi belirler”“Minimum Yasası” olarak kabul edilmiştir.
Justus Von Liebig; bu konuda yapılmış çalışmalardan ulaşılan sonuçları bir araya getirdiğinde 6 ana başlıkta toplamıştır:
1. Bitkiler ihtiyaç duydukları karbon dioksiti ( CO2 ) havada alır.
2. İhtiyaç duyulan hidrojen ( H ) ve oksijen ( O )' i sudan alır.
3. Alkali elementlerin meydana getirdiği alkaliliğin bitki bünyesinde oluşan metabolik olaylar sonucunda oluşturulan asitle giderilir.
4. Tohumun oluşması için fosfatlara gereksinim vardır.
5. Bitkilerin kökleri ile rastgele herşeyi topraktan alırlar ancak işe yaramayalar yine kökleri ile atılır.
6. Bitki için gerekli 10 besin elementi olarak karbon ( C ), hidrojen ( H ), oksijen ( O ), azot ( N ), fosfor ( P ), potasyum ( K ), kalsiyum ( Ca ), magnezyum ( Mg ), kükürt ( S ) ve silisyum ( Si ) olarak özetlenebilir.
18. yüzyılın sonu, Senebier’in fotosentezin temel prensiplerine ait sonuçları ortaya koyması,
19. yüzyılın ortaları büyüme ve gelişme için gerekli bitki besin elementleri ve yeterli seviyelerinin tespit edilmesi,
19. yüzyılın sonu da biyolojik N fiksasyonunun temel prensiplerine ait sonuçların ortaya konulması bakımından çok önemlidir.
20. yüzyıl ise toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin ön plana çıkarılarak, mikroskobik seviyede çalışmaların ve tarımda nükleer tekniklerin kullanımının başlaması bakımından önem taşımaktadır.
21. yüzyılda sürdürülebilir, organik, nanoteknoloji, topraksız tarım, iyi tarım öne çıkar.
Yeterli ve dengeli gübreleme programlarının hazırlanabilmesi ve başarılı olabilmesi için toprak ve yetiştirme ortamı koşulları ile ilgili olarak;
Toprağın ve sulama suyunun reaksiyonuna bağlı olarak, bitki besin maddelerinin alınabilirliği,
Uygulanan programlardaki aşırı gübreleme ve toprak özellikleri ile ilişkili tuzluluk problemleri,
Yetersiz organik madde nedeniyle toprağın fiziksel-kimyasal-mikrobiyolojik özelliklerinin olumsuz yönde etkilenmesi,
Bitki besin maddelerinin yapısal özellikleri ve toprakta bulunan diğer besin maddeleri ile etkileşimlerine bağlı olarak mobiliteleri dikkate alınmadır.
Yetiştirme ortamı ile ilgili olarak,
a. Kullanılan ortamlara ait fiziksel ve kimyasal özelliklerin tam olarak bilinmesi ve dikkate alınması,
b. Uygulanan gübreleme programlarının etkinliği ile yetiştirme ortam özelliklerinin birlikte etkilerinin değerlendirilmesi gereklidir.
3. Gübre seçimi ve uygulanacak gübreleme yöntemleri ile ilgili olarak
a. Kültürel işlemlere bağlı olarak doğru gübre formlarının seçilmesi,
b. Gübrelerin suda çözülme oranları ve tuz indeksleri gibi kritik özelliklerinin dikkate alınması,
c. Bitkilerin gelişme dönemlerinin göz önünde bulundurulması,
d. Tahminlenen ürüne ilişkin kaldırılan besin maddesi miktarlarına dikkat edilmesi,
e. Toprakta mevcut besin elementlerinin dengesizlikleri göz önüne alınması şeklinde özetlenebilir.
Neubauer Saksı Denemesi Yöntemi'nin temel esası: Bu yöntemin esası topraktan çok fazla miktarda P ve K sömürme gücünde olan genç bitkilerin bu özelliklerinden yararlanılarak topraktaki alınabilir P ve K miktarını belirlemektir. Az miktar toprak üzerinde çok fazla sayıda bitki yetiştirilmektedir.
İzleme Tekniği Yöntemi; bir bitki besin elementinin bitki tarafından alınırken; topraktan mı ya da gübreden mi alındığının belirlenmesinde kullanılan en iyi yöntemdir.
A Değeri: Fried ve Dean adlı araştırıcıların E ve L yöntemlerini geliştirerek hem topraktaki, hem bitkideki, hem de ilave edilen gübre miktarlarının belirlendiği en iyi sonuç veren yöntemdir. Bu yöntemde izotopik seyreltme söz konusu değildir. Temel prensip; toprağa belirli miktar etiketli gübre ilave etmek ve bitki analiz sonucu, bitkiye standart gübre ve topraktan gelen bitki besin element (B.B.E) miktarı hesaplamaktır.
Kolloid: Yunanca (kolla) tutkal kelimesinden gelmektedir. Moleküler büyüklüğe yaklaşan ancak bu büyüklüğe ulaşamayan çok küçük parçacıklara "kolloid" adı verilir.
Organik ve inorganik olmak üzere iki gruba ayrılan toprak kolloidlerinin, toprak verimliliği üzerine yaptığı etkileri şu şekilde özetlemek mümkündür:
a. Topraktaki bitki besin elementlerini tutarak yıkanmalarına engel olurlar.
b. Toprak çözeltisinde bulunan bitki besin elementlerinin konsantrasyonunu
düzenleyerek, bitki gelişmesi üzerine herhangi bir toksik etki yapmamasını
sağlarlar.
c. Toprak tepkimesi üzerine tampon etkisi yaparak biyolojik etkinliği arttırırlar.
d. Toprakta granülleşmeyi sağlayarak, fiziksel özellikler üzerine olumlu etkilerde bulunurlar.
Bir toprakta kolloidal yüzey üzerinde iyon/katyon değişimini etkileyen etmenler şunlardır:
a. Ortamdaki başat iyon konsantrasyonu ya da sayısı,
b. İyonun hidratasyon derecesi ya da iyonun etrafındaki su tabakasının kalınlığı,
c. İyonun taşıdığı yükün sayısı ve
d. İyonun hareket hızı ya da etkinlik derecesidir.
Tampon etkisi: Toprak tepkimesinin düşmesine neden olan serbest haldeki H+ iyonları, toprak kolloidleri tarafından tutularak yerine Ca++ iyonu verilmekte böylece toprak tepkimesi gerek bitkilerin ve gerekse yararlı mikroorganizmaların istediği düzeye çıkarılmaktadır.Açıklama :
Toprak reaksiyonunun azalmasına veya artmasına neden olan etmenlerin, yıllık yağış miktarı, toprağı meydana getiren materyalin cinsi, ayrışma olayının nitelik ve derecesi, organik maddenin cinsi ve miktarı, yağış sularındaki sızmanın derecesi ile gübreler ve gübreleme olduğu görülür. Bu durumlarda toprakta değişebilir H+ iyonları ile değişebilir bazlar ve özellikle Ca++’ ortamda birikebilir veya azalabilir.
Toprak reaksiyonunun toprağın verimliliği bakımından önemli etkileri aşağıdaki gibi sıralanabilir
a. Toprakta bulunan bitki besin elementlerinin erirliklerini ve böylece bitkilerin bu besin elementlerinden faydalanma derecelerini belirleme
b. Toprağın biyolojik özelliğini meydana getiren toprak mikroorganizmalarının faaliyetlerini sağlama
Toprakta biyolojik aktiviteyi sağlayan mikroorganizmalar çeşitli şekillerde toprağın verimliliğini sağlarlar.
Toprak mikroorganizmaları bitkisel (mikroflora) ve hayvansal (mikrofauna) orijinli olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bakteriler, mantarlar, aktinomisetler ve algler bitkisel gruba girer. Protozoalar, nematodlar ve solucanlar ise hayvansal gruba dahildir.
a. Organik maddeyi mineralize ederler,
b. Biyolojik fiksasyon ile toprağa N kazandırırlar,
c. Toprağın mineral bünyesinde gerekli kimyasal değişiklikleri sağlarlar,
d. Toprağın fiziksel özelliklerini düzeltirler.
Toprakta biyolojik aktiviteyi sağlayan mikroorganizmalar çeşitli şekillerde toprağın verimliliğini sağlarlar.
Toprak Verimliliği ve Topraktaki Alınabilir Bitki Besin Elementleri
Karbon (C), Hidrojen (H) ve Oksijen (O2): Bitkiler gereksinim duydukları besin elementlerinden karbonu (C) karbondioksit (CO2) şeklinde havadan, hidrojen (H) ve oksijeni (O2) de sudan, diğer tüm makro ve mikro elementleri ise topraktan alır Ancak baklagil bitkileri havadaki N'tan da yararlanabilmektedir.
Azot (N): Azot toprakta elementel N, inorganik N bileşikleri ve organik N bileşikleri olmak üzere üç formda bulunmaktadır.
Toprak içerisinde N kapsayan organik maddenin parçalanarak inorganik N bileşiklerinin açığa çıkmasına "Mineralizasyon", inorganik N bileşiklerin organik N bileşiklerine dönüştürülmesine ise "İmmobilizasyon" adı verilir.
Aminizasyon: Protein halinde N kapsayan organik materyaller toprakta bir grup organizmalar tarafından parçalanır. Bunun sonucunda, amino- N'u açığa çıkar.
Amonifikasyon: Amino grup bileşikleri başka bir grup heterotrofik organizmalar tarafından ileri parçalanmaya uğrar. Heterotrofik organizmalar: enerjilerini başka canlıların biokütlelerinde depolanmış enerjiyi kullanan canlılardır.
Nitrifikasyon: Amonyağın bir bölümü, nitrifikasyon bakterileri olarak bilinen bir bölüm önemli mikroorganizmalar için enerji kaynağı görevini yapar. Nitrifikasyon bakterileri ototrof yani enerjilerini basit inorganik tuzların yükseltgemesinden ve C'u da atmosferdeki CO2 sağlayan bakterilerdir.
Topraktan Azot Kaybı:
1. Bitkiler tarafından alınma suretiyle azot kaybı, 2. Yıkanarak azot kaybı, 3. Erozyon ile azot kaybı, 4. Gaz şeklinde azot kaybı
Toprakta Azot Kazancı: Topraklara doğal ve yapay yollarla devamlı olarak N verilir. Bunlar:
1. Toprağa verilen bitkisel artıklarla N kazancı
2. Yağışlarla N kazancı (5-20 kg/ha)
3. Havanın serbest N'unun tutulmasıyla N kazancı; asimbiyotik ve simbiyotik N tutulması.
Fosfor (P): Topraklarda bulunan bitkilerin faydalanabildikleri P bileşikleri ortalama olarak % 0.10- 0.12 civarında değişmektedir.
Toprakta bulunan bileşikler genel olarak inorganik ve organik olmak üzere iki grup altında toplanır.
İnorganik şekilde bulunan fosfor bileşikleri: 1. Kalsiyum kapsayanlar 2. Demir ve alüminyum kapsayanlar.
Organik şekilde bulunan fosfor bileşikleri: 1. Fitin ve fitinden oluşanlar 2. Fosfolipidler ve 3. Nükleik asitlerdir. Çözünebilir haldeki P'un toprak tarafından tutulmasına P tutulması ya da "P fiksasyonu" adı verilir.
Fosfor Fiksasyonuna Etki Eden Etmenler
1. Kilin cinsi, 2. Tepkime süresi, 3. Gübrenin toprağa verilme şekli, 4. Toprak tepkimesi, 5. Toprak sıcaklığı, 6. Organik madde
Topraktan Fosfor Kaybı
1. Bitkiler tarafından alınarak,
2. Yıkanma suretiyle,
3. Erozyon ile
Toprakta Fosfor Kazancı:
Genellikle kültür toprakları P yönünden yoksuldur. Bunun en önemli nedeni yıllar yılı doğal yollarla topraktan kaldırılan P'a oranla yine doğal yollarla toprağa verilen P'un göreceli olarak çok az olmasıdır.
Potasyum (K): Topraklardaki bitkiler tarafından alınabilir halde bulunan K, K'lu minerallere sahip kayaların parçalanıp dağılmaları sonucunda olur. Potasyumlu feldispatlar, muskovit ve biotit alınabilir K'a kaynak olan K'lu mineralleridir. Potasyum topraklarda kil mineralleri halinde de bulunmaktadır. Montmorillonit, illit, vermikulit ve klorit mineralleri gibi.
Potasyumun fiksasyonuna etki eden etmenler
1. Kilin cinsi, 2. Sıcaklık, 3. Donma ve çözünme, 4. Islanma ve kuruma, 5. Toprak pH'sı, 6. Organik madde, 7. Tepkime zamanı olarak belirtilebilir.
Toprakta Potasyum Kaybı
1. Bitkiler tarafından alınmak suretiyle K kaybı,
2. Yıkanma suretiyle K kaybı,
3. Erozyon ile K kaybı Toprakta Potasyum Kazancı Potasyum toprağa bitki artıklarıyla, organik ve inorganik gübreler ile verilir.
Kalsiyum (Ca): Toprakta bulunan bitkiler tarafından alınabilir halde ki Ca, toprağın oluştuğu kayaların parçalanıp, içindeki minerallerin açığa çıkıp dağılmalarından oluşur.
Toprakta Kalsiyum Kaybı
1. Bitkiler tarafından alınmak suretiyle Ca kaybı,
2. Yıkanma suretiyle Ca kaybı,
3. Erozyon ile Ca kaybı Toprakta Kalsiyum Kazancı Toprak bitki artıklarıyla Ca kazanmaktadır. Bitkilerin vejetatif organları Ca'ca zengindir. Organik gübrelerle ve ahır gübreleriyle de toprağa Ca verilmektedir.
Magnezyum (Mg): Topraklarda Mg; suda çözünebilir halde, değişebilir halde, değişik minerallerin bünyesinde bulunur.
Toprakta Magnezyum Kaybı
1. Bitkiler tarafından alınmak suretiyle,
2. Yıkanmak suretiyle,
3. Erozyonla önemli miktarda Mg yok olur.
Toprakta Magnezyum Kazancı
Toprağa bitki artıklarından gelen Mg miktarı yukarıda sözü edilen diğer makro elementlere göre daha azdır. Ahır gübresiyle de toprağa dikkate değer miktarda Mg verilmektedir.
Kükürt (S): Topraklarda S organik ve inorganik bileşikler halinde bulunur. Sülfid, sülfat ve ele- mentel kükürt inorganik haldeki kükürttür. Sülfit, sülfat ve elementel S inorganik haldeki kükürttür.
Mikro Elementler:
Demir (Fe): Demir yerkabuğunun % 5'ini oluşturan yaygın metalik elementlerden biridir. Topraklarda Fe primer ve sekonder minerallerde ve ayrıca limonit gibi sulu oksitlerde ve sülfitlerde de bulunmaktadır. Toprak çözeltisi içinde genellikle oksitler, hidroksitler, fosfatlar, karbonat formlarında bulunmaktadır.
Mangan (Mn): Toprakların toplam Mn kapsamı diğer bitki besin elementlerine göre geniş sınırlar arasında değişiklik göstermektedir. Mangan, pirolusit, braunit, hausmannit ve manganit gibi minerallerde çok bulunur, az miktarlarda da olivin, hornbland ve augitte vardır.
Bor (B): Normal yağış alan yörelerde oluşmuş toprakların toplam B kapsamları genellikle 4-88 mg kg-1 arasında değişir. Yağışlı bölge topraklarında toplam B'un bir bölümü Turmalin minerali ve büyük bir bölümü de organik maddeye bağlı halde bulunur. Dağılıp parçalanmaya çok dayanıklı olan turmalin kurak topraklarda da mevcuttur.
Çinko (Zn): Topraklar gerek toplam Zn kapsamları açısından gerekse bitki tarafından alınabilir Zn açısından farklılıklar gösterebilir. Çinko ferromagnezyum minerallerinde bulunduğu gibi magnetit, biotit ve hornbland içinde de mevcuttur.
Bakır (Cu): Tarım topraklarında toplam Cu 2-100 mg kg-1 arasında değişir. Çoğunlukla topraklarda suda çözünür şekilde yani bitkinin alabileceği faydalı Cu 0.2 mg kg-1 'in üzerinde olması gerekir.
Molibden (Mo): Toprakların toplam Mo kapsamları genellikle 0.5-5.0 mg kg-1 arasında değişir. Verimli topraklarda faydalı Mo=0.1 mg kg-1 civarındadır.
Klor (Cl): Topraklarda Cl genellikle çözünebilir bileşikler halinde 50-500 mg kg-1 arasında değişen miktarlarda bulunabilir. Bitkiye faydalı Cl ise 0-37 mg kg-1 arasında değişmektedir.
Sodyum (Na): Sodyum yer kabuğunda bulunan mineral elementlerin altıncısıdır. Toprakta Na genellikle çözünebilir Na bileşikleri halinde bulunur.
SU
Yaşayan organizmaların yapısında % 60-95 kadar su bulunmakta, dinlenme halindeki tohumda bile bu oran %10-20'nin altına inmemektedir.
Su molekülünde oksijen atomunun iki yanında yer alan hidrojenlerin 103°-106° (ortalama 104.5°) açı yapacak şekilde yerleşmesiyle dipol (polar, iki kutuplu) bir yapı oluşmuştur. Molekülün bir tarafı pozitif (+), diğer tarafı da negatif (-) yük yönünden daha zengindir. Elektriksel yükte var olan bu asimetri, farklı elektriksel yük taşıyan uçların karşılıklı gelerek ve moleküllerin güçlü bağlar ortaya koyarak dizilmelerine zemin hazırlamaktadır. Hidrojen bağı adını alan bu yapı suyun fiziksel ve kimyasal özelliklerini önemli ölçüde etkilemektedir.
Amonyağın molekül ağırlığ 17
Bitki Gelişiminde Mutlaka Gerekli Makro Bitki Besin Elementleri Bitkiler
Azot (N), fosfor (P), potasyum (K) birincil makro besin elementleri ya da temel besin elementleri; kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), kükürt (S) de ikincil makro besin elementleri ya da yardımcı besin elementleri şeklinde değerlendirilir.
Bitki Gelişiminde Azotun Önemin Ve Etkisi Bitkilerin Azot (N)Alımı:
Azotlar iki grupta mevcutturlar birincisi yağışlarla yıkanmayanlar ikincisi ise toprak yüzeyine bırakıldığında özelikle kireçli topraklarda yüzeye bırakıldığında hava sıcaklığının arttığı dönemlerde gaz haline geçerek atmosfere karışırlar. Azot tüm canlılarda temel yapı maddesi görevini üstlenmiştir.
Azot, bitkiler tarafından hangi formda alınırsa alınsın, bitki bünyesinde NH2-(amino grubu) şekline dönüşmekte ve amino asitlerde proteinleri oluşturarak protoplazmanın yapısında rol oynamaktadır.
Bitkilerin Azot İçerikleri: Bitkilerin gelişmesinde ilk dönemde fazla istense de tüm süreç içerisinde yeteri miktarda var olması sağlanmalıdır. Topraktan hasat edilen kısımlarda kalan kısımlardan daha fazla azot içermektedir.
Bitkilerde Azotun Metebolik İşlevleri: Yaprakların gelişimi, protein üretimi ve fotosentez gibi işlevlerde N gereklidir.
Bitki tarafından yeterli alınan azot klorofilin yapısında bulunması koyu renk oluşumunu sağlamaktadır.
Eksikliğinde klorofil yapısının bozulması, bitki gelişimin durması, yaprakların sararmasına neden olur.
Bitkilerde Azot Noksanlığı: Ürün miktar ve kalitesini etkiler.
Yapraklar normal büyüklüğünü alamaz, açık yeşil veya sarıya döner. Kloroz(Sarılık)belirtisi yaprağın her tarafında tekdüze görülmektedir.
Önce yaşlı yapraklarda daha sonra ise genç yapraklarda görülür.
Fotosentezin azalmasına neden olarak önce çiçek açma ve bitki boyunda kısalma, tohum, çiçek ve meyve oluşumunun azalmasına neden olur. Fazlalığında ise hububatta yatmaya, meyve ağaçlarında don zararından fazla etkilenmeye depolama sürelerinin kısalmasına neden olur.
Hastalık ve zararlılara karşı dayanıklılığı azalır.
Bitkilerdeki noksanlık belirtileri, %21 N, %24 S içeren amonyum sülfat [(NH4)2SO4]; %21, %26 veya % 33 N içeren amonyum nitrat [NH4NO3]; %45- 46 N içeren üre; %11 N içeren mono amonyum fosfat [NH4H2PO4] (MAP) veya %18 N içeren diamonyum fosfat [(NH4)2HPO4] (DAP) gübreleriyle giderilebilir.
Ekim nöbeti uygulamalarında: Azot tüketimi fazla olan kültür bitkileri (kolza, mısır, şekerpancarı, patates, pamuk) ile havanın bağımsız N’unun bağlama yeteneği olan baklagiller (fasulye, nohut, mercimek, fiğ, burçak); Derin köklü kültür bitkileri (yonca, üçgül, kolza, şekerpancarı, pamuk vb.) ile yüzeysel köklü bitkiler (tahıllar); Su tüketimi fazla olan kültür bitkileri (çeltik, mısır, pamuk, şekerpancarı, yonca, yazlık sebzeler) ile su tüketimi daha az olan bitkiler (arpa, buğday, baklagiller, patates); Yetiştirme döneminde yavaş gelişen kültür bitkileriyle hızlı gelişme özelliğinde olan bitkiler; Hasattan sonra bitki kalıntısı fazla olan bitkiler
(baklagil yem bitkileri, tahıllar) ile kalıntısı az olan bitkiler (patates, şeker pancarı, soğan) birbirini izleyerek yetiştirilmelidir.
Bitki Gelişiminde Fosforun Önemi Bitkilerin Fosfor Alımı:
Bitkiler için önemli besin maddesi olan Fosfor hareketsiz bir besin maddesi olup, kök etki alanına kitle akımı veya difüzyon ile taşınır. Taşınmasında bitki çeşidi, kök gelişmesine, kök tüylerinin uzunluğuna ve PH a bağlıdır. CA ve kil ile reaksiyona girerse yarayışsız veya az yarayışlı olurlar azlığı durumunda kimyevi gübrelerle takviye edilmelidir. Bitki İletim boruları ile yukarılara taşınırlar.
Bitkilerin Fosfor İçerikleri: Fosforun önemli kısmı gelişmenin erken dönemlerinde alınır. Tohumun çimlenmesinde önemli rol oynar. Genç organlarında daha fazla bulunmaktadır.
Bitkilerde Fosforun Metabolik İşlevleri:
Fosfor bitkinin fotosentez, solunum, enerji transferi, şekeri ve nişastanın taşınması, depolanması,
çiçek ve meyve oluşumu, gelişiminde etkilidir.
Tohum oluşumuna etkili olup, köklerin ve fidelerin daha hızlı gelişmesine yardımcı olur.
Sebze ve meyvelerin kalitesini düzenler.
Bitkilerde Fosfor Noksanlığı:
Organik maddesi düşük, erozyona uğramış topraklar,
yağışlı bölgelerde demir fosfatların bağladığı
kurak bölgelerde ise kireç varlığı ile fosfor uygulanmayan
PH ‘ı 5,5 tan düşük ve 7,5 tan yüksek
kil içeriği yüksek topraklarda eksiklik daha fazla görülür.
Tipik belirtisi alt yapraklarda morumsu kırmızı renktir.
Genç yapraklar küçük kenarlarda kıvrılmalar, dökülme, köklerde zayıflama ve cansızlık, sürgünlerde kısalma, tohum oluşumu ve meyve verimi ve olgunlaşmasında gerilikler görülür.
Asitli topraklarda görülen fosfor noksanlığı kireçleme ile kaybolmaktadır.
TSP, (Triple Süper Fosfat) DAP (Di Amonyum Fosfat) gibi kimyevi gübreler kullanılmaktadır.
Bitki Gelişiminde Potasyumun Önemi Bitkilerim Potasyum(K) Alımı:
Potasyum alımı Azot dışında diğer makro besin elementlerine oranla daha fazladır. Hiç bir kimyasal bileşime girmez ve organik şekilde bağlanmaz. Bitkiler tarafından kullanımı toprak etmenleri, toprağın su içeriği, diğer bitki besin elementleri, toprak havalanması, sıcaklığı ve PH’ına bağlı olarak değişmektedir.
Bitkilerin Potasyum İçerikleri: Toprakta alınabilir durumda bulunan Fosfor bitki türleri gelişme durumu, yaşı gibi çeşitli etmenlerin etkisi altında değişiklik gösterse de bitkiler gereksinim duydukları (K) nın büyük bölümünün vegatatif gelişme döneminde alırlar.
Bitkilerde Potasyumun Metabolik İşlevleri:
Potasyum Bitkilerin hastalık ve zararlılara karşı direncinin artmasında parazitlerin gelişimini ve zararını azaltabilmektedir.
Bitkide tuz-su oranını dengelemek fotosentez hızını yükseltmek gibi önemli işlevi vardır.
Potas bitkinin gelişme döneminde daha fazla su almasını sağlamakta yetersizliğinde ise bitkinin büyüme oranını azaltmaktadır.
Bitkilerde Potasyum Noksanlığı:
Hareketli bir besin olduğundan noksanlık önce alt yapraklarda gözlenir.
Yaprak kenarları ve uçları sararır koyu kahverengi oluşumlar gözlenir.
Noksanlığın şiddetli olması durumunda ise bu kısımlar kuruyarak ölür meyveler belirgin bir biçimde küçülür kabukları çok ince düzgün yüzeyli olur.
Kimi bitkilerde noksanlık belirtileri yaprak yüzeyinde dağınık nekrotik lekeler şeklinde de ortaya çıkabilir.O
Turunçgillerde yeni sürgünler zayıf küçük ileri durumda ise yapraklarda şekil bozuklukları görülür. Bitki bodur büyüme gösterir
pamukta beyaz lekeler yaprakların zamanından önce dökülmesi pamuk kozalarının gelişmeden açılmasına ve kalitenin bozulmasına neden olur.
Potasyum bitkide hareketli bir besin elementi olduğundan, yani yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınabildiğinden noksanlık belirtileri önce alt yapraklarda dikkati çeker.
Bitki Gelişiminde Kalsiyumun Önemi Ve Etkisi
Bitkilerin Kalsiyum (Ca) Alımı: Toprak çözeltisinde bulunan (Ca), genç kök ve uçları tarafından alınmaktadır.Kalsiyum alımı Mg+2, NH4+, K+, NO3- ve toprak pH’sı tarafından etkilenmektedir. Kalsiyum alım hız ve miktarı, anılan katyonlara eşlik eden anyona da bağlıdır. Bitkiler tarafından NO3- (nitrat) anyonu ile en yüksek, SO4-2 (sülfat) anyonu ile en düşük düzeyde alınmaktadır. Ayrıca katyonik iyon olan Na+, K+, Mg+2 ve NH4+ iyonları da Ca alımını olumsuz yönde etkilemektedir.
Bitkilerde Kalsiyumun Metabolik İşlevleri: Ca hücre duvarının şeklini almasını güçlenmesini ve sertleşmesini sağlamakta olup, genç yapraklara meyvelere ve büyüme uçlarına taşınmasında büyük oranda odun boruları tarafından gerçekleştirilmekte olup hareketsiz bir elementtir.
Bitkilerde Kalsiyum Noksanlığı:
Genç yapraklarda ve büyüme noktalarında sararma ve şekil bozulması şeklinde gözlenmekte, ileri aşamalarda yaprak kenarlarında siyah ve kahverengi ölü noktalar, elmada acı benek (Siyah noktalı)ve pütürlü bir görünüm, kerevizde iç kararması, domates ve biberde meyve çiçek burnunda çürümeler en belirgin özelliklerdendir.
Kalsiyum nitratlı gübrelerle takviye edilmesi veya yanmış ve sönmüş tarımsal amaçlı kireç kullanılabilir.Bitkilerin Ca noksanlığı % 15,5 N ve % 26,5 Ca içeren kalsiyum nitrat gübresiyle veya % 26 N ve % 8,2 Ca içeren CAN (kalsiyum amonyum nitrat) gübresiyle giderilebilir. Bitkilerin Ca ihtiyaçlarını doğal yollarla gidermek için ise kalsit, dolomit mineralleri ve tarımsal amaçla yararlanılan yanmış kireç ve sönmüş kireç kullanılabilir.
Bitki Gelişiminde Magnezyumun Önemi ve Etkisi Bitkilerin Magnezyum (Mg)Alımı:
Toprakta değişebilir Mg 50 mg kg-1 in altına inerse bitkilerde noksanlık belirtileri görülmeye başlanır.
Bitkilerin Magnezyum İçerikleri: Magnezyum içerikleri bakımından bitkiler arasında farklılıklar görülmekte olup, baklagil bitkilerinde daha az (Nohut, mercimek v.b.) baklagil olmayan bitkilerde ise daha fazla Mg içerirler. Ayrıca bitkilerin yaprak ve tohumlarında bulunan Mg miktarı diğer organlara göre daha fazladır.
Bitkilerde Magnezyumun Metabolik İşlevleri:
Magnezyum elementinin en önemli görevi bitkiye yeşil renk veren klorofil moleküllerinde merkez atomu yer almaktadır.
Fotosentezde görev alan klorofil pigmentleri bitkinin en önemli enerji kazanma yollarıdır.
Bitki yapraklarında var olan Mg’nin % 6-25’inin klorofil içerisinde bağlanmış olması o bitkinin normal beslendiğini göstermektedir.
Magnezyum eksikliği gösteren bitkiler ışığa karşı hassastırlar.
Kloroz ve nekroz belirtileri ışığın yoğunluğuna göre açığa çıkarlar.
Bitkilerde Magnezyum Noksanlığı:
En yaygın belirgin özelliği olgun yapraklarda kloroz (Sarılık)tır. Mg bitki bünyesinde hareketli bir element olduğundan noksanlık belirtileri önce yaşlı yapraklarda damar aralarındaki sararmış olanlar, ardından kahverengi ve siyah nekrotik lekeler şeklinde kendini göstermektedir. Bu durum yaprağı yenilmeyenlerde sorun yaratmazken yaprağı yenenlerde pazar değerini düşürmektedir. Duyarlılık yönünden marul lahana, karnabahar, havuç, soğan, bezelye ön sıralardadır. kereviz, ıspanak, pırasa, mısır, fasulye Mg noksanlığına az duyarlı bitkiler olarak sıralanmaktadır.
Bitki Gelişiminde Kükürdün Önemi Ve Etkisi Bitkilerin Kükürt (S) Alımı: Bitkiler gereksinim duydukları bu elementin büyük bir kısmını toprak çözeltisinden kökler ile sülfat iyonları şeklinde alırlar.
yaşlı dokulardan genç dokulara taşınmadığı gözlenmektedir. Kök uzunluğunun artması bu iyonları almasında büyük etkendir.
Bitkilerin Kükürt İçerikleri:
Bitkiler için gerekli olan S (kükürt) ün içerisinde proteinler ve uçucu bileşikler mevcuttur.
Kükürt uçucu koku salan bileşikleri ile hardal, soğan, sarımsak gibi bitkilerin yapısına katılarak karakteristik tat ve kokusunun oluşmasını sağlar.
Bitkilerde inorganik kükürt ise sülfatlar şeklindedir ve bazı bitkilerde toplam kükürdün % 65 i sülfatlardan oluşabilmektedir.
Lahana, şalgam ve hardal bitkilerinde yüksek miktarda bulunurlar.
Bitkilerde Kükürdün Asimilasyonu ve Metabolik İşlevleri:
Metabolizma işlevlerinde klorofil, fotosentez, nişasta oluşumu ve şeker dolaşımında gereklidir.
Organik maddenin yapısına giren, enerji, hormon ve bazı enzimlerin sentezinde yer alan kükürt nitrat ve karbonhidrat metabolizmasını hızlandırırken, yüksek tepkimedeki topraklarda PH’ı düşürmek amacıyla kullanılmakta, birçok sebzeye tat verirken, kök büyümesini ve tohum üretiminin ıslahına yardımcı olmaktadır.
Kükürdü bitkiler yağmur suyundan da alabilmektedirler.
Bitkilerde Kükürt Noksanlığı:
Bitkilerde Kükürt noksanlığı Azot eksikliğine çok benzeyen yani; homojen sararma, ve gatatif büyümenin gerilemesi, bodurlaşma, boğum aralarında kısalma, gövde ve dalların ince kalması şeklinde belirtiler gözlenir.
Aralarındaki fark, sararmanın önce genç yapraklarda görülmesidir. Bunun nedeni kükürdün mobil nitelik taşınmasına karşın, çabuk metabolize edilmesi ve açıklanan nedenle yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınamamasıdır.
Zamanla lahana, şalgam, marul, hardal ve benzeri bitkilerin gövde, yaprak sapı ve yaprakları kırmızılaşır ve pembemsi bir renk alır.
Kükürt eksikliği kumlu ve organik maddece zayıf topraklarda daha sıkça görülmekte, bu nedenle meyve olgunlaşması gecikirken, yapraklarda dökülme, tomurcuklarda ölme, buna bağlı olarak verim kaybı artmaktadır.
Noksanlık söz konusu olduğunda Kükürdü Sülfat içeren gübrelerle takviye edilerek ortadan kaldırılacaktır.
Bitki Gelişiminde Sodyumun Önemi Ve Etkisi Bitkilerin Sodyum (Na) Alımı:
Sodyum tepiklemeleri yüzünden Natrofilik ve Natrofobik olarak ikiye ayrılır.
Natrofilik bitkiler Sodyum(Na) seven bitkiler olup, bu elementi kolaylıkla alırlar ve bitki organları arasında düzenli bir şekilde dağıtırlar. (Ladino Üçgülü ve İngiliz Çimi).
Natrofobik bitkiler ise Sodyumu(Na) sevmeyen bitkilerdir. Melez üçgülü ve çayır kelpkuyruğu ve anılan elementin kökte topladığı bitkilerdir.
Bitkiler Na alımlarına göre 4 grup altında toplanmıştır.
Yüksek seviyedeki bitkiler; hayvan pancarı, şeker pancarı, ıspanak ve yemeklik pancardır.
Orta seviyedeki bitkiler; lahana, hindistan cevizi, acı bakla ve yulaftır.
Az seviyedeki bitkiler; arpa, keten, darı, kolza ve buğdaydır.
Çok az seviyedeki bitkiler ise; kaplıca buğdayı, mısır, çavdar ve soya fasulyesidir.
Bitkilerin Sodyum İçerikleri: Baklagil bitkileri Baklagil olmaya bitkilere göre daha fazla Na içerirken, yapraklarda sodyum tohumlara göre daha fazladır.
Bitkilerde Sodyumun Metabolik İşlevleri: Sodyum Kimyasal yönden Potas’a büyük benzerlik göstermekte, şeker pancarı, yulaf, lahana, şalgam, havuç, tahıl ve pamuk gibi bitkilerde kısmen Potas’ın görevlerini yüklenmektedir.
Bitki öz suyunda donma noktasını düşürerek kış ve erken ilkbahardaki donlardan zarar görmesini engeller.
Toprakta çözünemez şekilde bulunan Fosfor’un çözünür şekle geçmesine ve bu şekilde kalmasına yardımcı olur. Bu durum kireçli topraklarda önem taşır.
Lahana ve benzeri bitkilerin renk ve kokuları üzerine sodyum etki yapmakta, bitkilerin hastalıklara karşı dayanıklılığını artırmaktadır.
Bitkilerde Sodyum Noksanlığı: Genelde bitkilerde Sodyum noksanlığı görülmez. Nedeni ise tarım topraklarında yeteri kadar bulunmasıdır. Bitkilerin Sodyum gereksinimleri kimyasal gübrelerle ve ahır gübresiyle olduğu kadar bitkisel ve hayvansal kökenli atıklarla karşılanabilmektedir.
Mikro Elementler
Yapılan araştırma ve çalışmalar neticesinde bitkilerde verim ve kalitenin artırılması için mutlaka gerekli görülen “iz elementler” veya “mikro bitki besin elementleri” olarak isimlendirilen elementler :
demir (Fe), mangan (Mn), bor (B), çinko (Zn),bakır (Cu) ve molibden (Mo)’dir. Bunların dışında klor (Cl), kobalt (Co), selenyum (Se) ve nikel (Ni) elementleri de enzim faaliyetlerinde görev alan iz elementler olarak belirlenmiştir.
Bitki Gelişiminde Demirin (Fe) Önemi ve Etkisi
Demir bitki kökleri tarafından iyonik formda (Fe+2, Fe+3) absorbe edilebildiği gibi karmaşık organik tuzlar (şelat/kileyt) şeklinde de alınabilmektedir.
Toprakta havasız koşulların oluşması durumunda Fe+2’nin çözünürlüğü artar. Özellikle suyla kaplı alanlarda yetişen çeltik bitkisinde toksisiteye neden olabilmektedir.
Buğdaygil bitkilerinin toprak çözeltisi içerisindeki Fe+3 ile kileyt oluşturmak için kökleriyle salgıladıkları maddeye Fitosiderofor deni.Mugineik ve avenik asitler gibi protein olmayan amino asit formundaki yapılara denir.
Bitki Çeşidi |
Bitki Organı |
Mısır |
Toprak üstü organları |
Pamuk |
Yeşil gövde |
Şeker Pancarı |
Yaprak |
Tütün |
Gelişimi yeni tamamlamış yaprak |
Lahana |
Sarılmış yaprak |
lİMon meyvesiz yaprak
Rizosfer: Bitkilerin kökleri ile toprak çözeltisi arasında yoğun etkileşimlerin ve reaksiyonların olduğu alana denir.
Toprak çözeltisinden Fe’i yeterince alamayan ve strese giren buğdaygiller dışındaki çift ve tek çeneklilerin daha fazla kök tüyü oluşturarak Fe alınımlarını artırdıkları bilinmektedir. Bu bitkiler Fe-etkin bitkiler olarak adlandırılırlar.
Demirden daha fazla yararlanabilmek için geliştirdikleri mekanizmaya “strateji l” denilmektedir.
Strateji l mekanizmasına sahip olmayan ve Fe eksikliği gösteren bitkilere de “demir etkin olmayan” bitkiler denmektedir.
Bazı buğdaygil bitkileri ise “strateji ll” olarak isimlendirilen bir mekanizmaya sahiptir.
Bitkilerin demir kapsamlarıyla ilgili olarak;
a. Toprak tepkimesi b. Toprağın kireç içeriği c. Toprak sıcaklığı d. Bitkinin türü ve yaşı e. Topraktaki ağır metallerin cin ve miktarı f. Topraktaki P kapsamı etki yapmaktadır.
Bitkilerde noksanlık durumunda yaşlı yapraklardan genç yapraklara Fe taşınamadığından ilk Fe eksikliği belirtileri genç yapraklarda görülür. Fe eksikliği neticesinde yapraklar önce sarı, ilerleyen süreçte beyaz renk alır.
Demir eksikliğinin giderilmesi amacıyla Fe preparatlarının püskürtülerek yapraktan gübreleme ya da sulama suyuna karıştırma yoluyla yapılması tercih edilmektedir.
Bitki Gelişiminde Çinkonun (Zn) Önemi ve Etkisi
Zn elementi, karbonhitrat, protein ve oksin metabolizmasında rol aldığı gibi birçok enzimin yapısında da yer almakta ve aktive etmektedir.
Rizosferde pH asit yöne doğru değiştiğinde, bitkiler tarafından Zn alımı artarken, alkali yöne doğru değiştiğinde ise azalır. Ayrıca ZnxP interaksiyonu nedeni ile P’ca zengin topraklarda Zn alımının azaldığı ve bunun sonucunda Zn’un bitkide metabolik işlevlerini yerine getiremediği bilinmektedir.
Zn noksanlığında :
bitkilerin klorofil içerikleri azalmakta
mezofil ile destek yapı hücrelerinin kloroplastlarında anomalilere neden olmaktadır.
bitkilerde bodur büyüme
küçük yaprak oluşumu meydana gelmektedir.
Büyüme azalır, sürgün uçlarında boğumlar arası kısalır,
rozet yaprak oluşur, ayrıca orak şeklinde yapraklara da rastlanır.
Gübreleme toprağa uygulama şeklinde, püskürtülerek ya da tohuma bulaştırılarak yapılabilir.
Bitki Gelişiminde Manganın (Mn) Önemi ve Etkisi
Organik yapılı, kireçli alkalin ve kumlu topraklar ile drenajı kötü olan alanlarda Mn noksanlığına çok rastlanır.
Manganın bitkide su içeriğini düzenleyici görevi vardır.
Mn miktarı yeterli bitkilerin su ihtiyacı az olur.
Mangan’ın bitki köklerinin etkileri ile alınabilir forma dönüşmesi aşağıdaki mekanizmalarca açıklanmaktadır;
a) Kök yüzeyindeki H+ iyonları ile toprakta değişebilir formda bulunan Mn yer değiştirebilir.
b) Kök salgılarıyla veya ölü hücre ve dokuların mikrobiyolojik ayrışmalarıyla
c) Mangan oksitlerin indirgenmeleri ile oluşan Mn+2 bitki kökleri tarafından alınabilir
Mangan noksanlığı görülen bitkilerde,
bitki köklerindeki çözünebilir karbonhidrat miktarında da önemli ölçüde azalış görülmektedir.
bitkilerde büyüme geriliği,
bodur büyüme,
genç yapraklarda damar aralarında sararmalar en sık görülen eksiklik belirtileridir.
Buğdaygillerde alt yapraklarda gri benekler görülürken
baklagil bitkilerinde ise nekrotik lekeler önemli eksiklik belirtilerindendir.
Meyve ağaçlarının ve narenciyelerin genç yapraklarında damar arası renkler sarıya dönüşür.
Buğdaygil bitkilerinin Mn hareketliliği çift çenekli bitkilere göre çok daha yüksektir.
Mn noksanlığı neticesinde Bitkilerde mangan eksikliğini gidermek amacıyla organik ve inorganik bileşikler içeren manganlı gübreler kullanılmaktadır. Gübreler doğrudan toprağa uygulanabileceği gibi püskürtme yöntemi ile de uygulama yapılmaktadır. Kireçli alkalin topraklarda püskürtme yapılması daha etkili olu
Bitki Gelişiminde Bakırın (Cu) Önemi ve Etkisi
en az gereksinim duyar.
Bakır içeren enzimlerden polifenol oksidaz bitkiler için çok önemli olup aktivitesinin azalması durumunda çiçeklenme ve olgunlaşma süreci olumsuz etkilenir.
Bitkilerde Cu’ın metabolik işlevleri;
a. Canlı yaşamı için temel olan bazı metabolik işlevlerin gerçekleştirilmesinde görevli enzimlerin yapısında bulunur (plastosiyanin, superoksit dismutaz, sitokrom oksidaz, askorbat oksidaz, fenol oksidaz vb)
b. Karbonhidrat, N ve lipid metabolizması üzerine etkilidir.
c. Düşük molekül ağırlığına sahip organik bileşikler ve proteinlerle kompleks
oluşturur.
d. Tohum ve meyve gibi çeşitli oluşumlardaki etkiler.
Bakır elementi noksanlık belirtileri
ilk olarak bitkinin genç yapraklarında başlar.
Bodur büyüme, yaprakların kıvrılıp ölmesi en tipik belirtilerdendir.
Tahıl ve benzeri bitkilerde kardeşlenmenin gerilemesi, başak ve salkım oluşumlarının görülememesi, bodur büyüme ile birlikte uç yaprak sararmaları görülmektedir.
Ayrıca bitkiler çalılaşmış görünüm alır, hastalıklara karşı dayanıklılık azalır.
Meyve ağaçlarında ise, Cu noksanlığı olduğu zaman uç tomurcukların gelişimi azalır, yapraklar küçülür ve rozet şeklini alır,
meyvelerde ise çatlamalar ve erken dökülmelere rastlanır.
Bakır noksanlığının giderilmesinde organik ve kimyasal gübreler kullanılır. Gübrelemeyi toprağa uygulamak yerine banda ya da yapraklara püskürterek uygulama daha etkili olabilmektedir.
Bitki Gelişiminde Borun (B) Önemi ve Etkisi
metal olmayan tek elementtir.
Bitkinin bor alınımını, bitkisel yapı farklılıkları, toprak özellikleri(kil tipi)ve iklim gibi faktörler etkilemektedir.
Bor bitkilerde, generatif gelişme üzerinde, meritematik dokuların gelişiminde, polen tüplerinin büyümesinde, polenlerin gelişme ve çimlenmesinde çok önemli görevlere sahiptir.
Bor bitkilerde, şekerlerin taşınmasında, hücre duvarı sentezinde ve duvar strüktürünün oluşumunda, karbonhidrat metabolizmasında, RNA, fenol ve IAA metabolizmasında, solunumda, lignifikasyonda ve biyolojik membranların yapısal
ve fonksiyonel özellikleri üzerinde önemli ve etkin görevler üstlenmiştir.
Bitkilerin bor içerikleri en fazla yapraklarda en az da kök, meyve ve tohumlarında bulunur. Tek çenekli bitkilerin B alımı az, çit çenekli bitkilerin Balımı daha yüksektir.
Bor noksanlığında
genç yapraklar kalınlaşır ve koyu yeşil renge dönüşür, yaprak kenarlarında büzülme ve kıvrılmalar görülür.
B eksikliğinin ilerleyen aşamalarında büyüme noktaları ölür, tomurcuk çiçek ve meyve oluşumunda azalmalar olabilir.
Yaprak sapları ve gövde kalınlaşır, gövdede çatlaklar oluşur, zamk akıtma gibi bozukluklar ortaya çıkabilir.
Yumru köklü bitkilerde “öz çürüklük” olarak belirtilen anomaliler görülebilir.
Toprağa verilecek B miktarı belirlenirken, yetiştirilecek bitkinin çeşidi, gübrenin uygulanma şekli, toprağın kireç durumu, bünyesi, yağış faktörü dikkate alınmalıdır. Çok yıllık bitkilerde gübreleme yaparken püskürtme şeklinde uygulama yapılması daha etkili sonuç alınmasını sağlar.
Bitki Gelişiminde Molibdenin (Mo) Önemi ve Etkisi
Yüksek miktarda Mo içerdiği bilinen çayır mera bitkileri ile beslenen geviş getiren
hayvanlarda rastlanan toksisiteye “Molibdenoziz” denir.
Molibden (Mo), 1778 yılında İsveçli kimyacı Carl Wilhelm Scheele tarafından keşfedilmiştir.
Bitkilerin Mo içerikleri,
toprak çözeltisindeki alınabilir formdaki Mo miktarına,
toprak pH’sına,
toprak çözeltisinde bulunan diğer elementlerin cins ve miktarına,
bitkisel etmenlere ve mevsime bağlı olarak değişir
Nitrat ile beslenmeye bağlı olarak bitkilerde oluşan Mo noksanlığının hem büyümeye hem de bitkinin askorbik asit ve klorofil içerikleri üzerine etkisi olmaktadır. Bu etkiye bağlı olarak yapraklarda “kırbaç kuyruk” adı verilen noksanlık belirtileri görülür. Polen oluşumu, polen çapı ve çimlenme gücü üzerine de etkili olan Mo’in noksanlığında polen tanelerinin küçük olduğu, invertaz enzim aktivitesinin azaldığı ve nişasta içermedikleri saptanmıştır.
Mo noksanlığında
önce yaşlı yapraklar sararır,
yapraklar küçük ve kenarları içe doğru kıvrıktır,
yaprak yüzeyleri kahverengi nekrozlarla kaplıdır.
Bodur büyümenin yanında yapraklarda solgunluk, çiçeklenme ve kök gelişiminde azalma görülmektedir.
Mo noksanlığı kimyasal gübreler kullanılarak giderilmektedir. Gübreleme doğrudan toprağa uygulandığı gibi püskürtülerek ya da tohuma bulaştırılarak da yapılabilir.
Bitki Gelişimindeki Diğer Elementler
Önemli bir element olan Ni yüksek bitkilerde üreaz ve hidrogenaz gibi enzimlerin yapılarında bulunmaktadır.
Nikel, Yeterli düzeyin üzerinde Ni içeren bitkilerde klorofil sentezi ve yağ metabolizması olumsuz etkilenmekte ve diğer besin elementlerinin alımı da azalmaktadır.
Klor, bitkiler için önemli diğer bir elementtir.
Bitkiler ihtiyacı olan Cl’u topraktan, sulama suyundan, yağışlardan, gübrelerden ve atmosferden karşılayabilmektedir.
Cl bitkilerin su düzenini sağlayarak kuraklığa karşı dayanıklılığını artırır.
Klor, bitki kökleri ile alındıktan sonra simplast ile iletim borularına taşınır.
Simplast: Bir bitkinin protoplastları, plazmodezmlerle müşterek bir yapı oluşturmasına denir.
Cl noksanlığı olan bitkilerin: olgun yapraklarında solgunluk, yüzey alanında küçülme görülür.
Kobalt elementi önemli bitki besin elementlerinden biridir. Aşırı yıkanmış kumlu topraklarda, püskürük kayalardan oluşmuş topraklarda ve organik topraklarda Co noksanlığı görülür.
Kobaltın bitki tarafından alınabilirliğini etkileyen faktörler topraktaki Mn oksitler ve toprak pH’sıdır.
Kobalt baklagil bitkileri üzerinde ortak yaşam bulan Rhizobiyum bakterilerinin büyümeleri ve daha fazla N2 fikse etmeleri için önemlidir. B12 vitamini ve koenzim kobalamin üzerine de olumlu etkiye sahip olduğu bilinmektedir.
Selenyum elementinin bitkiler için gerekliliği tartışılmakla birlikte insanlar ve hayvanlar için mutlak gerekli olduğu bilinmektedir. Bitkiler Se’u yetiştikleri ortamdan almaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder